MESUT BARZANİ KÜRTLERİ YENİ BİR FELAKETE Mİ SÜRÜKLEYECEK?

1887

Ahmet Zeki Okçuoğlu

Mesut Barzani, iki yıldan beri içerde sürdürdüğü gerilimi dışarıya da taşıdı. İç gerilimin hedefini Goran oluşturuyordu. Dış gerilimin hedefinde de Irak ve Amerika var… Her iki gerilimin nedeni aynı… Barzani önce referandum, sonra da parlamento seçimi diyor. Goran da, referandum parlamentonun işi, bunun için de önce parlamento seçimi, sonra referandum yapılmasınını savunuyor. Irak ve Amerika yönetimi de Goran’la aynı görüşte; bu yüzden Barzani’den, “bağımsızlık referandumu”nun, 25 Eylül yerine Mart 2018’de yapılmasını istiyor…

Spekülasyona mahal vermemek için yorum yapmadan önce Barzani medyasının önde gelen gazetesi Rudaw gazetesinde, France24’ün Mesut Barzani’yle yaptığı röportajla ilgili, “Başkan Barzani: Kanlı bir savaş çıkar!” başlığı altında yayınlanan haberde (22.06.2017) konuyla ilgili iki ibareyi nakletmek istiyorum;

“Referandumun geciktirilmesi ya da engellenmesine yönelik her türlü girişimin kaos ve kanlı bir savaş getireceğini vurgulayan Başkan Barzani, ‘Kürdistan yönetimi olarak meselenin diyalog ve karşılıklı anlayışla çözüme kavuşması için çok çaba sarfettik. Çünkü Erbil, Bağdat arasında iyi bir komşuluk ilişkisinin olmasını istedik.’ dedi.

Barzani, Irak Başbakanı Haydar Abadi’nin anlaşmaya çalıştığını ancak gelinen aşamada görüşmelerin açık olmadığını söyledi.”

“ABD Başkanı Donald Trump referandumu Irak’ın Mart 2018 tarihine bırakılmasına dair talepte bulundu mu?’ sorusuna Barzani, ABD’nin böyle bir düşüncesinin olabileceğini, konuyla ilgili kendi düşüncelerinin ise belirlenen zamanda gerçekleştirilmesi yönünde olduğunu belirterek, ‘Referandumdan hiçbir şekilde geri adım atılmayacak’ yanıtını verdi.”

Anlaşılan Barzani, referandum konusunda sadece Irak yönetimiyle değil Amerikan yönetimiyle de köprüleri atmaya hazır…

Diyeceksiniz ki, “Beş ay önce, beş ay sonra ne fark eder, Barzani neden referandumun altı ay sonra yapılmasına karşı bu kadar sert tepki gösteriyor?..

Kürtler bakımından bir sakıncası yok. İki yüzyıldır Kürtler bağımsızlığı bekliyor. Varsın altı ay daha beklesinler. Üstelik referandumdan hemen sonra Barzani’nin bağımsızlık ilan etmek gibi bir niyeti de yok.
Acelesi olan Barzani…

Barzani’yi rahatsız eden referandumun ertelenmesi değil, parlamento seçiminin referandumdan önce yapılması…

Referandumun parlamento seçimlerinden sonra yapılması halinde Barzani’nin kapattığı parlamento yeniden devreye girecek. Bu da Barzani’nin parlamentoyu kapatarak kurduğu diktatörlük rejiminin yıkılması demek…

Parlamento açılır açılmaz Barzani, iki yıldan beri zorla işgal ettiği başkanlık koltuğunu (yeni başkan seçilinceye kadar) parlamento başkanına bırakmak zorunda kalacak. bu da Irak Kürdistan Bölgesinde esas alınan anayasa taslağına göre Barzani’nin bir daha o koltuğa oturmaması demektir.

Bu teklifi kabul etmekle Barzani, sadece kendisinin değil, bir başka Barzani’nin de o koltuğa oturma ihtimalini de tehlikeye atmış olur, ki bu da Barzani hanedanlığının altmış yıllık iktidarın son bulması demektir.
Barzaninin “bağımsızlık referandumu” konusunda bu kadar ısrarlı olmasının birinci nedeni, başkanlık meselesi yatmaktadır.

Barzani, parlamento seçimlerinden önce muhalif partilerin de desteğiyle “bağımsızlık referandumu” yapmakla iki şeyi başarmış olacak: birincisi, iki yıl parlamentoyu kapatarak kendisini yeniden başkan ilan etmesi suretiyle yaptığı darbeyi onlara onaylatmış olacak; ikincisi, halkın çok yüksek oranda vereceği “evet” oyları için, “Kürtler verdiği bu oylarla aynı zamanda benim başkanlığımı da onayladı.” diyerek, “kaydı hayat” başkanlık koltuğunda oturmaya devam edecektir.

Başkan kalabilmek için Adalet Bakanlığına bağlı Yüksek Adelet Komisyonu adında hiçbir yasal dayanağı olmayan bir şey kurarak kendisini “meşru başkan” ilan ettiren Barzani, pekala bunu da yapar, ki yapacaktır da.

Referandum adı altında Barzaniyle ittifak yaparak onun diktatörlüğünü meşrulaştıran hiçbir muhalefet partisi ya da parlamento onun ve hanedanlığının “kaydı hayat” başkanlık yapmasına artık karşı çıkamaz.
Bu sayede Barzaniler, hanedanlık iktidarını sürdürmekle kalmayacak, iktidar zırhına bürünerek, başta Mesut Barzani olmak üzere, hanedanlığının tüm mensuplarının gırtlağına kadar battığı hırsızlık ve yolsuzluklar nedeniyle Kürt halkına hesap vermekten de kurtulmuş olacak…

Barzani’nin “bağımsızlık referandumu” adı altında kurmaya çalıştığı “kaydı hayat başkanlık”la, Erdoğan’ın kurmaya çalıştığı tek adam rejimi ne kadar da benziyor… İkisinin de gittiği yol hileli…

Erdoğan referandumda evet oyu almasa en iyi ihtimalle kendinini (hanedanlığının tüm mensuplarıyla birlikte) ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası talebiyle hakim karşısında bulurdu.

Aynı ihtimal Barzani ve hanedanlığı için de geçerli…

Bu nedenle şahsi kanaatim Barzani’nin “bağımsızlık referandumu”nu istediği şekilde yapmak için her şeyi göze almış durumda.

Barzani, Amerika’yı bile karşısına alacak bu cesareti kimden alıyor? sorusuna gelince…

Tabii ki Ankara’dan…

Irak Kurdistan Bölgesi’inde Arap kolonyalizmi, 1991’de fiilen, 2003’te de hukuken Irak kolonyalizmi sona erdi. Kürtler kendi iradesiyle yeni Irak Devleti’ne katıldı. Başka bir ifadeyle Irak Kürdistan bölgesi kendi iradesiyle federal bir statü altında yeniden Irak devletine bağlandı. Bu artık kolonyalist bir ilişki olarak nitelendirilemez. Geriye kalan “ihtilaflı topraklar”ın çok büyük kısmı, IŞİD savaşından sonra fiilen kolonyalist sistemin dışına çıktı.

Irak Kürdistan Bölgesi her ne kadar şu anda hukuken Irak Devleti’ne bağlı federal bir devlet statüsüne sahip bulunuyorsa da hem ekonomik, hem de siyasi olarak o kendisini fiilen TC devletine bağlamış bulunuyor. Son yıllarda Irak’ta Araplarla Kürtler arasında yaşanan krizin başta gelen nedeni de zaten Kürdistan bölgesinin bu ikili tutumu…

Ayrıca birkaç yıldan beri Kürdistan Bölgesi’nde yaşanan iç krizin büyük ölçüde bölge yönetiminin Ankara’yla yürüttüğü kirli ilişkilerin ürünüdür. Dahası bu kriz Ankara’dan yönetilmektedir.

2019’da TC’de başkanlık sisteminin tam olarak yürürlüğe girecek olmasıyla Erdoğan Yeni Osmanlı Devleti’ni kurarak, Barzani vasıtasıyla Irak Kürdistan Bölgesi’ni (muhtemelen Barzani bölgesiyle sınırlı) ilhak cihetine gideceği konusunda ciddi emareler bulunuyor. Barzani’nin cebindeki bağımsızlık kartı bu ilhakı kolaylaştıracak…

Misak-i Milli adına Erdoğan’ın planladığı Güney Kürdistan’ı ilhak projesi, Batı Kürdistanı da kapsamaktadır. Bir yandan Mesut Barzani Güney Kürdistan’ı Yeni Osmanlı Devleti’ne katma hazırlığını yaparken, diğer yandan Abdullah Öcalan ve PKK Başkanlık Konseyi alttan alta Batı Kürdistan için aynı çabayı yürütmektedir.

Bilindiği gibi ittihatçı Mustafa Kemal’in Misak-i Milli’ye dayanarak yaptığı “el Cezire” projesi de Kürdistan’ın bu iki parçasını kapsıyordu. Türkler kendisine bağladığı Kürt liderleri vasıtasıyla bu iki bölgeyi TC devletine bağlamak istiyordu.

Neo ittihatçı Tayyip Erdoğan’ın Dicle-Fırat Projesiyle ittihatçı Mustafa Kemal’in El Cezire Projesi aynı…

El Cezire projesinden söz açılmışken makaleyi, 1920’li yıllarda Güney ve Batı Kürdistan’da yaşanan gelişmelerle ilgili bir kaç şey söyleyerek
tamamlamak istiyorum;

El Cezire projesinde ihtilaf Türklerle İngiltere ve Fransa arasındaydı.
Fırat-Dicle projesinde ihtilaf Türklerle Amerika, Avrupa ve İsrail arasında…

1920’li yılların başında Türkler, Fransa’nın kurduğu Halep Devleti’ne karşı (ki bu örtülü bir Kürdistan Devletiydi) Kürt aşiretleri vasıtasıyla yürüttüğü vekalet savaşı sonunda bu devlete ait toprakların 2/3’ünü aldı. (Bu aşiretlerin başını Mir Dengir Fırat’ın dedesi Bedir Ağa liderliği altındaki Rişvan/Rêşwa/Reşan aşireti çekiyordu.)

Türkler aynı yıllarda Güney Kürdistan’da ikinci bir vekalet savaşını da Şeyh Mahmut Berzenci üzerinden yürüttü.

Türkler, Şeyh Mahmut Berzenci için minik bir Kürdistan Kırallığı da kurdular.

Türkler, Kürdistan’ın bu iki parçasını kendisine bağlamak için bugün de yine Kürtler üzerinden aynı şeyi başarmaya çalışıyor.
Her halükarda “bağımsızlık referandumu” Kürtler için bir dönüm noktası olacak.

22 Haziran 2017