MEMUR TOPLUM DEĞİL, KENDİSİ İÇİN ÜRETEN TOPLUM KAZANIR

234

Ahmet ÖNAL

Türkiye’de memurluktan atılan, işi olmayan Kürt ve devrimci demokrat arkadaşlara! ..

Siz memur oldunuz, ama sizin köylerinizi şehirlerinizi yıktılar, yaktılar. Hakkınızı ve halkınızı ayaklar altına aldılar. Siz KPSS sınavlarına hazırlanırken, sizin memur olmak istediğiniz devlet sizin köklerinizi kurutmaya hazırlanıyordu. Yaylalarınızı, ormanlarınızı ateşe veriyordu… Yeşil alanlarınızı yakıp çöle çeviriyor, çıırıl çıplak bırakıyordu.

Bu sanki annelerinizin, kardeşlerinizin çırıl çıplak, üryan edilip ortaya bırakmak gibi geliyordu bizlere! Ama memurlar ve memur olmak isteyenler, bu hali “ekmeğimden olmayayım” diye görmek istemedi, görmedi, devletin kapısında kalmaya ve suskun ‘vıdı vıdı bıdı bıdı’ etmenin ötesine geçmedi, şimdi devlet ‘vıdı vıdı bıdı bıdı’ edeni, “Ben Kürdüm, insanda ihsan olsun!” diyen memuru bile kapısında istemiyor.

Niye istesin?

Devlete sadık, onun icraatlarını yerine getiren, icabet eden memur lazım. Biz bu lazıma uygun değiliz. Köylerimizi yakıp, evlerimizden attıkları gibi devlet kendi kapısında “şüpheli Kürd”ü bile bırakmıyor ve atıyor.

Bu atma, evi yıkıp, insanları baba, dede ocaklarından atmaktan daha kötü değildir.

12 Eylül 1980’den sonra Kürt kazanımları en dibe çekildi, Diyarbakır, Elazığ, Malatya ve umumi zindanlarında hawarımız, sesimiz boğulmak istendi.

Ama beceremediler…

Şimdi becermeye çalışıyorlar. Kazanılmış haklara ve insanı yaşama tahammül edilmiyor, dağıtmak istiyorlar. Ekonomik olarak bitirmek istiyorlar. Ama biz söndüren ocaklarımızı, kıraç olan tarlamızı, virane olan memleketimizin yeniden canlandıramazsak, yurtsuz yuvasız, ülkesiz kuşa döneriz. Dede baba ocaklarımızı çiftlik, tarlalarımızı bağ, ağıllarımızı besi ve süt hayvanları ile doldurabiliriz. Tavuklarımız, arılarımız, yaygın olan obezite hastalığımıza derman olabilir.

Böylece Köylerimizi canlandırabiliriz.

Bizi açlıkla terbiye etmek istiyorlar, biz üreterek ve kendimize sahip çıkacak binlerce yol bularak açlıktan ve devletin memurluğundan da kurtularak yapabiliriz. Yeter ki düşün durgunluğumuzu, asalak ruhumuzu yenmeyi, uyarmayı bilelim. En kralından ticaret de yapabiliriz. Dünyanın her tarafında ekonomik ve diplomatik girişimler geliştirebiliriz. Yeter ki şu ölü toprağını üstümüzden atalım, modern toplum olmayı becerelim, kendimize, evimize, yaylamıza, köyümüze, kıt olanaklarla kendimize sahip olmaya kararlı olalım.

Gerisi gelir…

Kardeşiniz, amcalarınız, babanız, yakınlarınız öldü, öldürüldü. Şimdi tüm yaşananlardan sonra dirilmenin var olmanın vesilesi olarak, memur olmak için okumayalım! Aydın olmak için, kendimiz olmak için, toplumumuzu aydınlık geleceğe hazırlamak için okuyalım. Dostu ve dost olmayanın farkındalığında olmak için okuyalım. Dünyadaki insanlık değerlerini algılamak için okuyalım. Bilinçli toplum, geleceğini planlayan toplumdur. Bilinçli toplum, istibdada dilenmez, yalvarmaz ve geleceğini kendisi planlar, yaşar ve kazanır. Bilinçli birey sevmediği devletin kapısında memur olmayı değil, kendi kapısında hamal olmayı seçer.

Ben böyle düşünüyorum ve sözümü Seyid Riza’nın oğlu Şêx Hesen’e yaptığı nasihat ile bağlamak istiyorum: “Oğlum, devletin kapısında, onun ekmeği ile beslenenlerin yürekleri boş, zihinleri zehirlidir!” der. (Lajcê min kamu ki çeverê hukumatî de nonî di boro, vijdanî dina talo, fikrî dîna jî zehîro) Bu sistemin Kürt’ü istihdam etme derdi yoktur, Kürt’ü bitirme derdi vardır.

Bunu anlamak bu kadar mı zor!

Memur toplum değil, kendisi için çalışan toplum kazanır.

İyi çalışmalar, sağlıklar diliyorum.