“Kuzey Suriye Federasyonu” Kürdistan’ın İnkârı mıdır?

4816

M.MAMAŞ

Güneybatı Kürdistan liderliğinin ilk başlarda Afrîn, Kobanê ve Cizîr olarak üçlü “Kanton Yönetimi”  ilan etmesi ben dâhil birçok insanın itiraz ettiğimiz bir konuydu. Bu üç bölgemizin arasında DAİŞ işgali bulunuyordu. “Kanton” bu fiziki durumdan ileri gelen pratik bir sorun ve çözümdü de.  Bu realiteyi dikkate almadan kafamızdaki ideallerimizin bir an önce karşılık bulmasını bekliyorduk. Bu idealist bakış açımız pratik gerçeği okumamızı engelledi.

“Kanton” tabiri hoşumuza gitmemişti…

Zamanla birçok bölgede DAİŞ işgali sonlandırılıp Kobanê ile Cizîr birleştirildiğinde bu defa  “Rojava Federasyonu”  ilan edildi ve Kantonal idareden daha gelişkin bu idare biçiminin benimsendiğini görmekle bir ölçüde rahatladık.

“Rojava” kavramı hoşumuza gitmese de, en azından bunun ‘Kürdistan’ın Rojavası’ olduğunu biliyorduk ve sömürgeci devletler bile bu ifadelendirmeyi zımnen de olsa kabullendiler.

Şimdi ise “Kuzey Suriye Federasyonu” ilan edilmesi ile yine kafamızdaki idealizm ile gerçeğin arasında yeni bir çatışma başladı; bunu ‘Kürdistan’ın inkârı’ olarak okuyan bir hayli insanımız var.

Hakikaten durum böyle mi?

Yoksa gerçeğin göremediğimiz bir tarafı mı var, neden böyle nahoş şeyler yaşıyoruz diye kendimize sorup durmakta değil miyiz?

Önce verili durumu okumaya çalışalım;

  • Güneybatı Kürdistan, yaklaşık 3 milyon Kürt nüfusuna sahip parçamız.
  • Bu nüfusun takribi 500 bini Şam ve çevresinde yaşamaktadır.
  • 500 bin civarı da Afrîn’de yaşamaktadır ki Halep’teki Kürtler de buna eklidir.
  • Bu nüfus hâlihazırda Kobanê tarafıyla coğrafik olarak bağ kuramıyor, zira arada halen DAİŞ işgali ve TC devletinin Carablus’taki kuvvetler engel durumundadır.
  • Dolayısıyla coğrafik bütünlüğü sağlanmış bölgelerde 2 milyon civarı nüfusumuz var.
  • Bu nüfusun da 500 bin dolayındaki bir kısmı ya Güney Kürdistan’a ya da Türkiye’ye intikal etmiştir. Kalan birbuçuk milyon nüfus var şu anda.
  • Bu nüfusun yüzde 30 kadarı da orada yaşan Arap, Süryani, Çerkes vd. halklar var. Ve bu Araplar Baas rejimi tarafından geçmişte buralara yerleştirilen, ki BAAS’a da bağlı bir kitledir.

Tablo kaba hatlarıyla böyledir ve artı olarak Kürdistan toprağı olmayan birçok yeni bölge YPG/DSG tarafından DAİŞ’ten alınmış ve kendi yönetimine dâhil edilmiştir. Buralar da Arap’tır…Kürtlerin yönetmesinden de hoşnutlar. “Kuzey Suriye Federasyonu” bu yeni bölgelerin de dâhil edildiği, şu anda coğrafik olarak birleştirilmemiş olan Afrîn ve Halep’in bir kısmını da içeren bir önermedir. Bu önermenin sebebi bu demografik dengenin,  fiziki engelin ve oluşan yeni uluslararası denklemin doğrudan bir yansımasıdır. Pek doğal olarak hoşumuza gitmese de mevcut realiteyi anlamamıza da engel olmamalıdır. Burada belirleyici olan salt kendi irademiz değildir, çok daha güçlü iradelerin varlığı ve sayısız değişkenle karşı karşıya kaldığımız bir yerde her şey bizim arzuladığımız tarzda gelişmeyebilir.

Bütün bu karmaşaya Moskova’da TC-İran-Rusya arasında imzalan mutabakat da eklendiğinde yukarıda izah etmeye çalıştığım tablo ışığında bakıldığında Kürtlerin daha da dezavantajlı olduğu yeni bir olgu karşımıza çıkmaktadır. Şimdiye kadar Esat’la cepheden savaşmayan, hatta doğrudan desteğini arkalamış da diyebileceğimiz PYD/YPG/DSG güçleri, Türkiye’nin Carablus ve çevresini işgal etmesinin ötesinde Moskova mutabakatı üzerinden Esat’ı devirme planından vazgeçmesi, Rusya’nın politikalarına ram olmasının pek tabiî karşılığı Kürtlerin statüsüz bırakılması karşılığındadır. Henüz Rusya’nın Kürtlerle ilgili politikası açıklık kazanmış değildir. Esat da bu denklemi Kürtleri geri bir statüye razı etme aracına dönüştürecektir. Kürtler de henüz ABD ve Batı ittifakının kendilerine dair teminatlarını net olarak alamadıklarından dolayı, şu kritik zamanda hem Rusya’yı karşısına almamak, hem Esat’la vuruşmamak ve hem de Türkiye’nin basıncını zayıflatmak için bu “Kuzey Suriye Federasyonu” önermesini geliştirdi gibi. Burada geri adım ve taviz olarak görünen şey, aslında duruma uyarlı yeni korunma refleksidir. Trump’ın görevi devralması sonrası kazanımlarını ön plana çıkararak daha ileri bir aşama elde etmelerinin güçlü bir olasılık olduğunu düşünmekteyim.

Moskova mutabakatında ABD yoktur, özellikle de istenmemiştir. Planlanan Astana görüşmeleri de bu minvaldedir. ABD’nin dahil ve garantör olmadığı hiçbir anlaşmanın bu bölgede yaşama şansı var veya yok, Güneybatı Kürdistan’a kalıcı üsler kurarak yerleşen ABD’nin Kürtleri ‘harcatacağı’ ihtimali bana göre yoktur. Ne Esat tek başına o kadar güçlü, ne Rusya Kürtleri kaybetmek ister ve ne de TC kendi kudretiyle denklem kurabilecek güçtedir. ABD ve Rusya eninde sonunda ortak bir çözüm geliştireceklerdir. Moskava mutabakatı ve Astana görüşmeleri yeniden Cenevre’ye dönderilir. Fakat, ABD TC’nin bu fırdöndü tutumlarıyla kendisine fazla itibar etmeyecektir. Bunun yanında, başından bugüne değin Suudi ve Katar’la ortak hareket etmiş olan Türkiye’nin bu ittifakının da çatladığını ve bunun negatif yansımalarını yaşayacağını da belirtmek lazım. İran inisiyatif alanını güçlendirdi ki bu da yeni sorunlar demektir. Aynı zamanda İsrail faktörü de önemli, Moskova mutabakatında “Suriye’nin toprak bütünlüğü” şeklindeki vurguya, İsrail, “Suriye’nin bütünlüğünü koruması mümkün değildir” çıkışıyla tutumunu açıkladı.

Bunca farklı irade ve değişkenin ortasında hiçbir şey hesaplandığı gibi yürümez. Kaldı ki tek başına Güneybatı Kürt hareketinin bu dinamikler ve realiteyle ‘bağımsızlık’ ilan etmesi de olanaklı değildir. Henüz süren bir mücadele var ve süren bu mücadele içinde yeni gelişmelere binaen devam eden bir politik kurulum var. Şunlar önemlidir; Kürtler politik idare, ordu, ekonomi, eğitim vb. alanda hâkimler mi değiller mi? Topraklarını karış karış kendi hâkimiyetlerine alıyorlar mı almıyorlar mı? Eğer böyleyse, bu kazanımların ezdirilmeyeceği uluslar arası bir garantiye kavuşturmak lazım. Ben PYD’nin bu alandaki çabasını başarılı bulmaktayım. Son derece soğukkanlı ve emin adımlarla ilerleyen bir politika icra etmektedir. Bu kadar sınırlı imkanlarla mucizevi bir başarı yarattılar. Yapılması gereken en önemli şey, bu kritik dönemde Rojava ile Başur’un birleştirilmesi için proje geliştirmektir.

“Gerisi Şam’da kayısı..”