KÜRTLERİN “TÜRKİYECİLİK”LE İMTİHANI (1)

301

Ahmet Zeki Okçuoğlu

Tek parti döneminde Kürtler bir bütün olarak sistemin dışında tutuldu. Mustafa Kemal, “Kürt isyanı” gerekçesiyle Kürdistan’da yaptığı askeri operasyonlarda kendisini destekleyen aşiretleri bile “tehcir” ediyordu.

Demokrat Parti (DP), bu politikanın Kürtleri isyana zorladığını, ayrıca asimilasyon politikasına hizmet etmediğini söyleyerek, onları belli şartlarla sisteme dahil etme cihetine gitti ve 1950’de meclise taşıdı. Meclise giren Kürtler arasında Kürt milliyetçileri de vardı.
Ancak DP’nin yaklaşımı, Kürt varlığını zımni bir kabulden ibaretti. Başka bir ifadeyle DP, Kürt ve Kürdistan gerçeğini kabul temelinde bir çözüm projesine sahip değildi. Bunun için de Kürtlere havuç-sopa politikası uyguladı. Kürt milliyetçisi DP milletvekili Mustafa Remzi Bucak, CHP döneminde Kürdistan’da işlenen cinayetlerin ortaya çıkarılması konusundan bir grup arkadaşıyla birlikte yürüttüğü faaliyetlerden rahatsızlık duyan eski ittihatçı Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın bir resepsiyonda kendisini ölümle tehdit ettiğini söylemektedir. 1958 yılında önde gelen Kürt aydınlarının tevkif edilmesi yine bu politikanın bir uygulamasıydı.

Buna rağmen Kemalist Kürt varlığını inkar ve imha politikasını sürdürmekten yana olan asker ve bürokrasi, Kürt milliyetçiliğinin gelişmesine hizmet ettiğini ileri sürerek, DP’nin bu politikasına karşı çıkıyordu. Askerin 1960’ta DP Hükümeti’ne karşı yaptığı darbenin bir gerekçesi de, bu partinin Kemalist Kürt politikasını uygulamamasıydı. İktidarı ele geçirir geçirmez askerlerin ilk icraatlarından biri geleneksel Kemalist Kürt politikasını yürürlüğe koymak oldu: 150 “Kürt ağası” sürgün edildi; 2000 DP mensubu Kürt tutuklandı. Ancak bu politika uzun süreli olmadı.

Askerler, yeni bir Demokrat Partisi vakıasıyla karşılaşmamak için, onun yerine iki parti (Adelet Partisi ve Yeni Türkiye Partisi) kurduracak ve bu kontrollü ikinci demokrasi denemesinide daha önce DP’de yer alan Kürt eşrafı ve bazı “Kürt milliyetçileri”nin YTP içinde yer almasına izin verecekti. Muhtemelen bu ABD/NATO’nun Türk yönetiminden istediği bir şeydi.

Ancak Kürtlerin “liberal” YTP’yle bu balayı da uzun ömürlü olmadı.
CHP Genel Başkanı İsmet İnönü’nün başbakanlığında kurulan koalisyon hükümetinde Yusuf Azizoğlu’nun Kürt olarak sağlık bakanı mevkiine atanması, “mahrumiyet bölgesi” Kürdistan’a sağlık hizmeti götürmesi, Kürtler arasında büyük bir gurur ve takdir vesilesi olmuş ve onu lider konumuna yükseltmişti. Bu da, bir liderlik altında Kürtlerin bir araya gelmesinden rahatsız olan Kemalistleri korkutuyordu. Kemalistler Kürt lideri Azizoğlu’nu ezmek ve onun şahsında Kürtleri aşağılamak için bir senaryo tertipledi ve Hıfzı Oğuz Bekata, Azizoğlu’nu mecliste “Kürtçülük”le suçlayarak bu senaryoyu sahneye koydu. Bu Kemalistlerin daha önce de başarıyla sahneye koyduğu bir tertipti.

İçişleri Bakanı Hıfzı Oğuz Bekata’nın Azizoğlu’nu Kürtçülükle suçlaması üzerine, senaryonun gereği olarak hemen mecliste bir “Tahkikat komisyonu” kuruldu.

O günlerde bu mesele sadece meclisin değil, kamuoyunun da gündeminin başta gelen konusuydu.

Bekata susmak bilmiyordu…

Azizoğlu’ndansa ses çıkmıyordu…

Bekata, onun suskun kalmasından aldığı cesaretle meclis kürsüsüne çıkarak, “Yusuf Azizoğlu kalksın bu kürsüden ‘ben Türküm’ desin evvela” dedi.

Herkes, Bekata’nın bu sözü karşısından Azizoğlu’nun ne diyeceğini merak ediyordu…

Azizoğlu suskun kalmaya devam mı edecekti…

Yoksa her şeyi göze alarak göksünü gere gere “Ben Kürdüm!” mü diyecekti?..

Kürtlerin lider olarak gördüğü Azizoğlu kürsüye çıkarak herkesi hayal kırıklığına uğratan şu konuşmayı yaptı:

“Öz be öz Türk biziz, Doğu’da yaşayanlardır. Türklüklerinden şüphe edenler varsa sayın İçişleri Bakanı gibi devşirmelerdir.”
Sadece Azizoğlu’yla kalmadı bu, Kürt milletvekilleri birer birer kürsüye çıkarak Türklüğe biat etti. Biat eden milletvekilleri arasında, bu olaydan bir yıl sonra Kürtçe Gramer kitabını yayınlayan ve Türkiye Kürdistan Demokrat Partisi’nin (TKDP) kurucusu Kemal Badıllı da vardı…

Kemal Badıllı Meclis kürsüsünde yaptığı konuşmanın sonunda “Yaşasın Türkiye! Yaşasın Türkiyelilik!” diyordu.

Kemalistlerin yaptığı tertip böylece amacına ulaşmıştı…

Bunun üzerine Hıfzı Oğuz Bekata Tahkikat Komisyonu’nda verdiği ifadede, “Azizoğlu’nu Kürtçülükle suçlamadım” diyecek ve soruşturma sona erdirilecekti.

Mecliste sergilediği bu korkak ve teslimiyetçi tutumdan sonra Yusuf Azizoğlu Kürtler arasında itibarını yitirdi.

YTP, Kürtlerin ilgisini yeniden çekmek için Yusuf Azizoğlu’nu genel başkan yaptı. Kemal Badıllı Kürtçe Gramer yayınladı, ama bunlar Kürtlerin yeniden YTP’ye yönelmesini sağlamak için yeterli olmayacaktı.
07 şubat 2017