Kürt Aşiretlerinin Ankara`daki Basın Açıklaması Üzerine

1890

Haci Artos

30 Eylül 2016`da Ankara`da biraraya gelen bazı Kürt aşiretlerin ileri gelenleri, emekli Albay Hasan Atilla Uğur`un “Kürt aşiretleri İngilizlerden para alıyor” iddiasıyla tepki gösterdi. Albay Atilla Uğur`un böyle bir şeyi dile getirmesindeki amaç, TC tarafından geçmiş dönemde çıkarılan “Tehcir Kanununun”  12. Maddesinde açıkça belirtilmektedir.

“Madde 12: Kürtler ufak tefek kafilelere ayrılıp, silahlarından arındırılarak değişik bölgelere gönderilecek ve orada genel nüfusun (köyün, ilçenin, vilayetin) yüzde beşini geçmeyecektir. Kürt reisleriyle, molla ve nüfuz sahibi kişiler diğer kişilerle birlikte sevk olunacak ve orada bunlar, diğer kişilerle ilişkide bulunmayacak şekilde ayrılacak ve hükümet gözetimi altında bulundurulacaktır” (Göçmenler Genel Müdürlüğü Tehcir Kanunu)“ Tehcir Kanunu TC tarafından, Kürdistan`da hep yürürlükte kalan ve uygulanan bir yasaydı.

a) Kuzey Kürdistan`ın Demografik yapısını değiştirmek

b) Kürt halkına karşı başlatılan topyekûn savaşın, Kürt aşiretlerine (işbirlikçi aşiretler dahil) kadar inmesi ve Kürtlerin bir daha topluca katliamdan geçirilip sürgün edilmesini amaçlamaktadır

c) Kürdistan`in Kürtlerden arındırılması ve yerlerine Suriye`den veya başka yerlerden getirilen Arap, Türkmen ve Türklerin yerleştirilmesi. Kürdistan`da yakılıp yıkılan yerleşim alanlarının yeniden iskân edilmesi için, daha çok Kürdün sürgün edilmesini gerektirmektedir. Türk devletinin Kuzey (buna Rojava`yı da dahil etmek istemektedir) Kürdistan`daki coğrafya üzerinde kendi işgal ve ilhak hegemonyasını daha da pekiştirmek ve sağlamlaştırmak için Kürtleri değişik yollarla sürgün etmek istemektedir. Kürtlerin, Cizre`den Silopi`ye veya Nusaybin’den İdil`e geçici olarak gitmeleri Türkiye devleti için hala tehlike arzetmektedir.

Büyük Kürt sürgünleri 19. 20. ve bugün 21. yüzyılda olan sürgünlerdir. Birinci Dünya savaşı sırasında (1914-1918) gerek Ermenilere gerekse Kürtlere yapılan yapılan soykırım ve açlık, milyonlarca Kürdün Kürdistan`ı  terk ederek Türkiye`ye, Suriye`ye, Lübnan`a ve başka bölgelere sürgün edilmeleri ve yolculuk boyunca Osmanlı askerleri tarafından sistemli olarak, tecavüz, aç bırakma, işkence yapma ve katletme biçiminde, insanlığın belki de ilk defa karşılaştığı trajik bir durum oluşturmuştur.

Devletin tarih boyunca „böl yönet politikasıyla“ Kürtlerin arasında oluşturduğu, nifak, kan davaları, İngilizlerin veya başka ülkelerin ajanlığıyla suçlayıp katlederek sürgün etmesi , “Takrir-i sükûn Kanunu”  (Huzurun sağlanması kanunu, 3 Mart 1925`te Türkiye meclisinde kabul edilen ve sömürgeci Türk devletine olağanüstü yetkiler veren kanun. 13 Şubat 1925`te başlayan Şeyh Sait ayaklanmasını bastırmak için çıkarılmıştı) bugün var olan OHAL gibi ve ayni amaç için çıkarılmıştı. 1925 yılında Şeyh Sait ulusal Kürt ayaklanması sırasında çok geniş kapsamlı sürgün olaylarında bir milyondan fazla Kürt Türkiye`ye ve Trakya`ya kadar sürgün edilmiştir.

Kürt aşiretlerinin buna tepki göstermeleri haklı bir durumdur, ancak Meclisin önüne giderek 1516 Yavuz Sultan Selim döneminden dem vurmaları ve 1921 Anayasasasını savunup, TC`ye bağlılıklarını 6 Madde halinde basın açıklaması ile duyurmaları, bazı Kürtlerin sömürgecilerine ne kadar aşık olduklarının bir kanıtıdır.

Bu aşiretlerin şunu bilmeleri gerekiyor. TC`ye yaranarak bir yere varamazlar. Geçmişte Mustafa Kemal`e yardım eden bütün Kürt aşiretleri bile katliama uğramış ve sürgüne gönderilmişlerdir. Türkler bugün bile aynı zihniyettedirler ve bunu yine yapacaklardır. Geçmişte olduğu gibi yine Kürt davasının karsısında yer alan bu aşiretler, bu tavırlarından vazgeçip Kürdistan davasına hizmet etmelidirler.

02 çirî 2016