KURMACA TARİHLE DONATILMIŞ “BARIŞ” TALEBİ, BÜYÜK BİR KOMPLODUR!

672

M.MAMAŞ

Osmanlı İmparatorluğu, savaş meydanında en ön cepheye yerleştirdiği askerlerini düşman askerlerinin üzerine sürerken, onların arkasına da geri dönenleri öldürmeleri için diğer bir grup askerini yerleştirirmiş. Bu nedenle, en öndekilerin ölmek veya öldürmek dışında bir şansı olmazmış. İşte bu askerler, “Azap Askerleri” olarak adlandırılmış.

Türk Devleti’nin Kürdistan’da uyguladığı sömürgeci siyaseti, Kürt halkını farklı bir versiyonuyla aynen Osmanlı’da olduğu şekilde  “Azap Askerleri”ne dönüştürme savaşındadır. Örneğin, Kobani’ye IŞİD/DAİŞ barbarlarını üç taraftan saldırtıp 200 bin Kobanili Kürt insanının sınıra dizilmiş tankların namluları ve paletlerin huzurunda köklerinden sökülmüşçesine kabulüyle büyüklen ve hem de korkunç azametini Kürd’e ispatlamış ol! “Tavşan kaç, tazı tut!” hikayesindeki gibi.

Türk Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, “Kobani’de insan yok ki, 200 binini biz kabul edip barındırmaktayız zaten, orada sadece 2 bin silahlı güç var DAEŞ’le onlar savaşıyor, bunun için mi kıyamet koparılıyor…” dedi ya! Aynen böyle; ‘İnsanlar burada, oradakiler de insan sayılmayacağına göre müsaadenizle IŞİD onları öldürsün’ diye tercümesiz konuşmaktalar…

Türk Devleti nazarında, modern zamanımızın “Azap Askerleriyiz”… Başur Kürdistan’ında da aynı senaryoyu kurdu ancak bir “ulu irade”nin olaya el koymasıyla rüzgar değişti.

Bir diğer cephe, Öcalan tarafından empoze edilen ve kurmaca tarihin mistifikasyonuyla renklendirilen“Türkiyelileşme” siyasetidir ki bu gün siyasi temsilini HDP yapmaktadır. Kürdistan sorununu, sömürge-sömürgecilik konusu olarak görmeyip Türk Devleti’nin demokratikleştirilmesi temel gayesiyle “üniter devlet sınırları içinde” kimlik sorunu olarak değerlendirerek teritoryal(toprağa bağlı) bağımsızlık temelinden koparan “Türkiyelileşme” siyaseti ve HDP; 15 yılı aşkın zamandır Türk Devletini 8 kişilik Kürtçe öğretmenin atanması dışında “demokratikleştirmeyi” başaramadılar ve üstelik bu diplomalı mamostalarımız da diplomalarını ismi “Artuklu” olan üniversiteden aldılar ama bu bile sorgulanmıyor.

Başur ve Rojava Kürdistan’ında yaşananlar ve Türk devletinin IŞİD’li tutumu “Türkiyelileşme” siyasetini İsaac Newtoon tastikli yasayla Kürdistan arzında yere çalmasına rağmen ve Kobani için huruç eden Kuzey Kürdistanlıların, her hali “Kürdistanlılaşma” olan serhildanıyla 42 şehit veren halkımızın bu duruşuna rağmen hala “Türkiyelileşmeye” iman etmiş olan TBMM yeminli vekillerin “Azap Askerlerinden” farkı var mıdır! Yalın haliyle, mesela, Türk okullarında her sabah çocuklarımıza okutulan “varlığım Türk varlığına armağan olsun” Ant’ı, Türk varlığını korumaya “namusum ve şerifim üzerine ant içerim” şeklinde TBMM kürsüsünde bağırtılarak okutulan Milletvekili Yemini’nden daha masumdur. Çünkü birincisini okuyanlar masum varlıklarımız olan çocuklarımızdı, hiçbir şeyin farkında değillerdi; ikincisini okuyanlar da diplomalı mesleki kariyerleri olan “büyüklerimizdir” ve her şeyin farkındadırlar. Bu yemin bir kimliksizleştirme seansıdır ve bunu kabul ettiğiniz an orada bu halkın kimliğini ve ulusal taleplerini savunma şansını kaybedersiniz. ”Azap Askerlerine” dönersiniz. Kaldı ki, Türk Parlamentosu sorunların çözüleceği yer değidir, belki de dönemsel olarak sorunların dile getirilerek teşhir edileceği yer olabilir ancak ki ilk başlardaki yaklaşımlar bu çerçevedeydi. Ancak, günümüzde bu alan mazbata hevesiyle kavrulan bir rant ve ikbal kapısı haline getirilmiş bulunmaktadır. Bu vesileyle, Türk solunun gardıroplarında eskitilmiş kim varsa getirip Kürdistan halkının canı ve kanıyla yarattığı değerlere çullandırılarak vekil yapılmış veya mazbata koklatmak suretiyle çoğu Kürt politikacısı“Türkiyelileşme” projesinin havariliğine tevdi edilerek Kürdistan Milli Kurtuluş Davası çürütmeye tabi duruma getirilmiştir.

Şu ana kadar görüldü ki Türk Parlamentosunda, seçim arifeleri hariç, “Anadilde Eğitim Hakkı” dahi sistematik olarak talep edilememiştir. Dolayısıyla Türk Parlamentosu bir “hiçleştirme” ve “kimliksizleştirme” merkezidir diyoruz. Geçmişte taktiksel bir alan olarak görüldüyse de şimdi stratejik bir alan haline getirilerek Kürdistan mücadelesine pranga yapılmıştır.

Nitekim Türk parlamentosundaki vekillerin tutum ve davranışlarından nasıl bir çarpılmanın yaratıldığı net olarak anlaşılmaktadır. En son, “Sokağa çıkın” diye halka çağrıda bulunan HDP Eşbaşkanı S.Demirtaş bey, manzarai Kurdiye gerçeğiyle “Türkiyelileşmenin” çökmesinden endişelenen aktörler tarafından prese alındığından, bu defa göstericileri “kendini bilmez maskeli iki soytarı” diye aşağıladı ve bu çağrı için neredeyse tövbeye zorlandı; ”Çağrı bana ait değil MYK’ya aittir” gibi telaşlı acuzetlere bile başvurdu ve elbette grup toplantısındaki o kan-ter içindeki konuşması klasik olmayı çoktan hak etti. Ve ardından KCK Yürütme Kurulu Üyesi Mustafa Karasu tarafından Özgür Politika gazetesindeki makaleyle yapılanların “gaflet ve hatta ihanet” olarak addedilmesi de manidardır. (HDP vekillerinin, “biz bağımsız Kürdistan fikrini çoktan çöp sepetine attık(Hatip Dicle),kendimi Atatürk büstünün önünde siper ederim (S.Süreyya Önder),Türk bayrağı ortak bayrağımızdır (S.Demirtaş)” ve en son Atatürk hayranlığıyla muzdarip Aysel Tuğluk’un AKP’ye blöf babından, “seküler kesimi”(laikleri), sanki yüzyıldır onlar tarafından katledilmiyormuşuz gibi ortak mücadeleye çağırması gibi küçük bu derleme dahi türbülansın şiddetini anlamaya yeterlidir.)

Kürt’ten oluşma Türk’e dönüşme olarak tanımlanabilecek bu “Türkiyelileşme” politikası Kürdün Kürdistan’dan koparılarak kimliksizleştirilmesinden başka bir şey değildir. Salt Kendi başına HDP vekillerinin, TC-İmralı-Kandil ve Kürt Milli Talebi karşısındaki gelgitli tutumu nasıl da  “Azap Askerlerine” dönüştüklerini göstermektedir. Ayrıca, demokratik olma ihtimalini sevdirmeye çabaladıkları Türk Devleti; Cumhuriyet tarihinden beri normali olmayan; sıkıyönetimler, Olağanüstü Hal’ler, darbeler ve muhtıralarla ömrünü yaşamış ve günümüzde hala “Derin Devlet”ti, “Susurluk”tu, “Jitem”di,”Ergenekon”du,”Paralel devlet”ti vs. sabıkalarıyla sizin de başınız dönmüyor mu hiç? Kendileriyle barışamayan bu devlet ve toplumsallığıyla “barış” ve “çözüm” nasıl mümkün olabilsin! Bu devletin yüzyıllık güncesinden katliamlar, soykırımlar, tehcirler, işkenceler, zindanlar, asimilasyon ve sürgünler fışkırmaktadır. Bunları hangi “demokratiklikle” örtebilirsiniz ki!

Türk devletinde Kürd’ün “Azap Askerleri” olmak dışında bir statüsü olabilir mi?

Büyük yalan ve tahrifatlarla donatılmış “Barış” talebi sadece büyük bir komplodur. Bu komplonun arkası büyük tarihsel kurmacalarla doldurulmuştur.

Örneğin, bu kurmacalardan biri ve “Türkiyelileşme” komplosunun arka fonu yapılan “1071 Malazgirt Savaşı”dır. Sözüm ona 40 bin kişilik Alpaslan ordusuna Kürt kardeşleri 35 bin kişilik askerle katılarak Bizans’ı yenip Anadolu’yu yurt edinmişiz. Tamamıyla kurmaca, oyalı bir güzelleme,Türk çiniciliğinin bir çalışmasıdır. O tarihte Kürtler hem Türk barbar akınlarıyla, hem Arap ve hem de Bizans’la savaşarak kadim topraklarını savunuyorlardı. Türklerle bir ittifak bırakalım yapmış olmayı, aksine onlarla savaşılmıştır ama yenildiğimiz içindir ki hala onların sömürgesiyiz.

Diğer bir kurmaca, Çaldıran’da Safavilerle yapılan savaşta İdrisi Bidlisi liderliğinde 16 Kürt Beyliği ile yapıldığı ileri sürülen Peymandır. Bu da tahrifatlardan biridir, burada da Türk Ebruli sanatının bir eseriyle hipnotize ediliyoruz. Oysa ki orada yapılan şey Kürt Alavileri ile Sünnilerinin ayrıştırılmasıdır ki “Kasr-ı Şirin”le Kürdistan’ın ilk parçalanması olayı gerçekleştirilmiştir. Böylelikle de Kürt beylikleri, Osmanlı’nın “Uç Beyliklerine” dönüştürülmüştür.

Yine, “Çanakkale Zaferi” de bir “Kader Birliği” olarak lanse edilerek “Kürt-Türk” kardeşliğinin amentüsüne dönüştürülüyor. Tüm nakkaşlar nakış gibi işliyorlar bunu. Birincisi, Çanakkale Savaşı zafer değil, yenilgidir. Eğer zafer ise, İngiliz ordusu İstanbul’u nereden geçerek işgal etti? Diğer şey, orada Kürtler her zaman olduğu gibi metazori olarak oradadırlar ve de “Azap Askeri” statüsündedirler zira hiçbir şekilde Osmanlı idaresi ve sarayında “ortaklık” sahibi değillerdir.

Sonuçta, Osmanlı yenildi ve İngilizler İstanbul’u, İtalyanlar Antalya’yı, Fransızlar Çukurova-Maraş, Urfa ve Antep’i İşgal ettiler. İstanbul beş yıl işgal altında kaldığı halde işgale karşı hiç bir direniş yoktur; Antalya’da direniş yoktur; Çukurova’da direniş yoktur ama Kürdistan’da büyük direnişler yaşanmıştır. ”Kardeşlik ve kader birliğinden” bahsedenler neden “Gazi İstanbul” denilmediğini, “Şanlı Antalya”(3 defa TBMM’ne dilekçe vererek ‘bizim kurtuluş günümüz hangisidir?’ diye resmi başvuru yapmıştır)  veya  “Kahraman Adana” niçin yoktur iyi düşünmelidirler. Bunu düşünmeyenlerin Kobani’deki veya Şengal’deki gerçeği anlaması mümkün mü?

Evet, Sevr Anlaşması’nda Bir Kürdistan öngörülmüştür ve M.Kemal’in Kürtlere özerklik/Muhtariyet düşüncesi bu teslimiyet ikliminin ürünüdür. Ancak, Bolşeviklerin Rusya’da iktidarı almaları dünya denkleminin yeniden kurulmasını zorunlu kıldığı için, İngilizler Sevr’i Lozan’la takas ederek Ortadoğu’daki petrol kaynakları için tampon devletler kurmaya karar verdiler ve Türk Devleti de bu tamponlardan birisidir. Türkiyelileşmecilerin, “Şêx Seit İsyanı olmasaydı Cumhuriyet demokratik olacaktı, bu yüzden oligarşik oldu(A.Öcalan)” söylemi “Sol Kemalistlerin” tedrisatından devşirilmiştir ve gerçeklikle alakası bulunmamaktadır. ”Türkiyelileşme” projesi ile işte bu diyet de Kürtlere ödetilmektedir ki bu da “Azap askeri” olarak koşturulmak istendiğimizin göstergesidir.

TC Devleti’nin kurulması buradan da anlaşıldığı üzere sadece bir sözleşmedir ve günümüzde bu sözleşmenin ömrü dolmuştur. Sözleşmenin nasıl yenileneceği de henüz meçhuldür…

Tüm bu ve benzeri kurmaca tarih ve tahrifle “de ja vu” etkisi yaratılarak “Türkiyelileşme” siyasetine ve  “Kürt-Türk İttifakına” sac ayakları oluşturulmaya çalışılıyor.

“Azap Askeri” mi olacağız yoksa kendimiz mi?

Kürdistansız Türk Devleti ne olur bilemem ama Bağımsız Kürdistan’ın geleceği güneşlidir. Tıpkı ala rengîngibi…

“Türkiyelileşme” siyaseti asimilasyondur, durdurulmalıdır! Ve yerine “Kürtsel Dönüşüm Projesi”konulmalıdır.

06.11.2014