KÜRDÜN İLACI MİLLİYETPERVERLİKTİR

872

Ahmet Zeki Okçuoğlu

Milliyetperverlik, milletin katalizörüdür. Sosyolojik millet (etnisite), milliyetperverlik vasıtasıyla siyasi millete (millet-devlet) dönüşür. Milliyetperver bir siyaset izlemeden millet-devlet kurulamaz. Kurulu bir millet-devlet bile milletperverlik olmadan varlığını sürdüremez. Başka bir deyişle milliyetperverlik millet-devletin ideolojisidir. Millet-devlet sistemi yürürlükte olduğu sürece milliyetperverlik de var olmaya devam edecektir.

Milliyetperverliğin ihtiyaç olmaktan çıkması için millet-devlet sisteminin yerini, millet eksenli olmayan yeni bir devlet sistemine bırakması ya da insanlığın devlet denen organizasyona ihtiyaç duymadığı yeni bir sosyal boyuta geçmesi gerekir. Her iki ihtimal de ufukta görünmüyor. Bu da, zaman içinde bünyesel bazı değişimelere uğrasa da, millet-devlet sistemi ve milliyetperverlik, şimdiden öngörülemeyecek kadar uzun bir süre daha varlığını koruyacak demektir.

Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra milletlerarası sistem, millet-devlet esası üzerinde yeniden inşa edildikten sonra, evrimini tamamlama imkanını bulamayan sosyolojik milletler önünde iki yol bulunuyor: ne yapıp edip karşı karşıya bulunduğu engelleri aşarak evrimini tamamlamak ve dünya siyasi milletler ailesi içinde yer almak ya da dahil edildighi devlet-millet içinde erimek.

“Milliyetperverlik kötü” mü?

Bazı çevreler, halklar arasında rekabete, hatta çatışmaya neden olduğu gerekçesiyle, millet ve milliyetperverliğin “kötü” olduğunu söylüyor.

Bu doğru bir söz değil. Rekabet sadece milliyetperverliğe mahsus bir durum değil: hayatın her alanında mevcut… Doğadan gelen bir özelliktir bu.

Ayrıca rekabet sosyal dinamizmin can damarıdır. Rekabeti yok ederseniz (ki bu pratik olarak mümkün de değil) sosyal dinamizmi öldürmüş olursunuz. İnsanlık kazanımlarını rekabete borçludur. Sosyal hayatın tüm birimleri kendi içinde rekabet ediyor. Fertler, aileler, cemaatler, milletler, dinler, ideolojiler, fikirler sürekli rekabet halinde…

Sadece günlük hayatta ve siyasette değil, bilimde, teknikte, sanatta, edebiyatta, sporda ve akla gelebilecek her alanda rekabet insanın başta gelen motivasyon kaynağıdır. Başarıya insanı rekabet götürüyor.

Bu sözlerimin, her türlü rekabeti onayladığım anlamına gelmemektedir. “Iyi rekabet” ve “kötü rekabet”i ayırt etmek gerekir: birincisi, geliştiricidir; ikincisi, yıkıcıdır.

Nitekim yasa iyi ve kötü rekabeti birbirinden ayarak, iyiyi teşvik ediyor, kötüyü de yasaklıyor.

Sadece rekabetin değil, her inancın, ideolojinin, fikir akımının iyi ve kötü versiyonları var…

Sınıflar ve insanlar arasında eşitlik tesis etmek isteyen sosyalizm adına 20 yüzyılda ne büyük vahşet örnekleri sergilendiğine pek çoğumuz bizzat tanık oldu. Buna rağmen, “Sosyalizm kötüdür!” demek doğru bir tutum olur mu?

Liberalizm de öyle… Liberalizm hürriyetperverlik demektir. Bunun yanında faşizm gibi bir vahşetin liberalizmin bağrından türediğini de unutmamak gerekir. “Faşizmle birlikte liberalizmi de yasaklamak gerekir” diyebilir misiniz?
Saydığım ve sayamadığım örneklerde olduğu gibi milliyetperverlik için de iyi-kötü ayırımı yapmak gerekir… Milliyetperverliğin, Avrupa’da bazı üçüncü dünya devletlerinde yaşanan ırkçı ve faşist örnekleri yanında, onun meşruiyet prensibine sıkı şekilde bağlı, demokratik çok sayıda örneği de mevcut…

Kişiler ve kurumlar arasında rekabet gibi milliyetperverlikler arasında rekabet de meşruiyet sınırlarına riayet ettiği sürece iyi ve geliştirici bir şeydir; teşvik edilmesi gerekir. Unutmamalıyız ki insanlık, tarihinin en büyük vahşet örneklerinden biri olan kolonilerin büyük ölçüde tasfiye edilmesini milliyetperverliğe borçludur.

Tüm milliyetperverlikleri aynı kefeye koyarak onun her türünün kötü olduğunu söyleyenlerin ileri sürdüğü bir iddia da şudur: “Bugün iyi dediğimiz tahakküm altında bulunan bir milletin milliyetperverliğinin yarın emperyal karakter almayacağı ne malum?”

Elbette böyle bir ihtimal mümkün. Bu sadece milliyetperverlik değil, yukarda da örneklerle ifade ettiğimiz gibi her şey ve herkes için geçerli bir durum… Başkalarının haklarına saygılı ve normal bilinen bir insanın, ona buna saldıran, gözünü kırpmadan başkalarını öldürebilen bir canavara dönüşmesi gibi bir şey bu…

Bu gibi durumlarla ilgili önceden hüküm vermek imkansızdır. Ayrıca her şey zıddına dönüşür diye kesin bir prensip de yok.

Bir milliyetperverlik, bașka bir millet-devletin sınırlarına tecavüz ettiği an meşruiyetini yitirir. Ondan önce milliyetperverlik hakkında bir hüküm vermek hem mümkün, hem de caiz değildir.

Milliyetperverlik silaha benzer… Silah gibi onu da hem meşru, hem de gayrı meşru amaçla kullanabilirsiniz.

İnsan, kendisini ya da bir yakınını ya da mensubu olduğu sosyal grubu vaki etkin bir silahlı ölüm tehdidi karşısında silah kullandığında bu meşru müdafaa hali olarak kabul edilir ve suç sayılmaz. İnsan silahı başkalarını mağdur etmek amacıyla kullanırsa, bu gayrı meşru ve suçtur.

Yukarıdaki örnekte görüldüğü gibi, silah saldırganın elinde “suç aleti”, ona karşı direnen kişinin elinde de “savunma aleti”dir. Iki halde de silah kötüdür denebilir mi?..

Milliyetperverlik de öyle: kolonyalistin elinde suç, ona karshii direnen koloni insanının elinde de savunma aletidir.

Modern tıbbın kurucularından Paraselsus, “ilacı zehirden ayıran dozdur” diyor. İçinde zehir barındırıyor diyerek ilacı yasaklayabilir misiniz?

Meşru milliyetperverlik, gayrı meşru milliyetperverlik.

Milletin ve milliyetperverliğin hakimiyet alanı, bir başka milliyetperverliğin hakimiyet alanının başladığı yerde sona erer.

Milletlerarası hukuk bu prensibe göre, millet ve milliyetperverliğin sınırlarını net bir şekilde tespit etmiştir.

Milliyetperverlik, bir başka milletin haklarını ihlal etmediği sürece meşrudur. Aksi halde gayri meşru olur.

Meşru milliyetperverlik, kendisi gibi başka milletlerin de hakkını gözetir. Diğer millyetperverliklerle ilişkisinde meşru müdafaa sınırını aşmaz.

Gayrı meşru milliyetperverlikse emperyal emeller peşinde koşar; hak hukuk gözetmeden bulduğu her fırsatta başkalarına saldırır. Gayrı meşru milliyetperverlikler milletinin mutluluğunu, başka milletlerin mutsuzluğunda görür; haliyle diğer milletlere düşmandır, onları hakimiyet altına almaya çalışır, direnenlere şiddet, hatta katliam ve soykırım uygular.
Meşru ve gayri meşru milliyetperverlik arasında farkı somut olarak görmek için Kürt ve Türk milliyetperverliği oldukça uygun iki örnek…
Kürt milliyetperverliği ezilen bir halkın milliyetperverliğidir: özgürlükçü, barışsever ve meşruiyetten yana.

Kürt milliyetperverliğinin siyasi hedeflerini şöyle sıralayabiliriz: Kürdistan’ı kurmak ve kendisini yok etmek isteyen Türk, Arap ve Fars milliyetperverliğinin aksine onlarla (Kürtlerin selfdeterminasyon hakkının tanınması şartıyla) barış yaparak iyi komşuluk ilişkisi içinde yaşamak; Kürtlerin modern medeniyet seviyesine ulaşmasını sağlamak.

Kolonyalist bir kültürün ürünü olan Türk milliyetperverliğiyse tam aksine ırkçı, zorba ve emperyalisttir. Ona göre diğer tüm milletler düşmandır. Hakimiyeti dışında milletleri “dış düşman,” hakimiyeti altındakileri de “iç düşman” olarak görür. Başka milletlerin haklarını gasp etmek ve onlara soykırım uygulamayı kendisi için doğal bir hak olarak görür. Türk ırkçılığı son yüzyıl içinde, Kürt, Ermeni, Grek, Süryani milletini soykırıma tabi tuttu: Kürtler yüzyıldan beri aralıksız olarak soykırıma tabi tutuluyor; şimdiye kadar on milyonlarca Kürd katledildi ya da zorla tehcir ve asimile edildi; Kürtlere ait tüm değerler yağmalandı ve Kürdistan yakıliip yakiildii. Son bir yıl içinde Türk ırkçılığı, Kürdistan’da bir dizi Kürt şehri yerle bir etti. Arap ve Fars ırkçılığı hakeza…

Milliyetperverlik Yerine Vatanperverlik Kolonyalizmin Kürtlerin içine soktuğu ya da onlardan devşirdiği misyonerlerin yaptığı propagandanın etkisi altında kalan bazı “Kürt aydınları, ”milliyetperverlik yerine “vatanseverlik” tabirini kullanmanın daha uygun olacağını söylüyor.

Bilindiği gibi vatanperverlik, Fransız ihtilalıyla siyasi terminolojiye girdi. Bu tabir siyasi tarihte bir kez de, İkinci Dünya Savaşı’nda Nazi işgaline karşı Sovyetler Birliği ve Avrupa’da komünistlerin öncülük ettiği partizan savaşları döneminde öne çıktı. Sözde milliyetperverliği red eden Avrupa Komünist Partileri ve Sovyetler Birliği, farklı milletleri Nazi saldırısına karşı aynı cephede savaştırmak için, aslında milliyetperverlik terminolojisine ait olan “ortak anavatan” ve “vatanperverlik” tabirlerine sarılıyordu. Kuşkusuz vatanperverlik bir nevi milliyetperverlikti, ama komünistler için başka da yapacak bir şey yoktu. Halkı harekete geçirmek için komünist sınıf mücadelesi teorisi işe yaramıyordu.

Vatan, milletle irtibatlı bir tabirdir; millete bağlı olarak anlam kazanır. Milletin üzerinde yaşadığı topraklara vatan denir. Millet ve milliyetperverliği red ediyorsanız, “vatan” ve “ortak vatan”ı da red etmeniz gerekir. Sosyalist vatan “ruyi zemin”dir.

Yukarda de belirttiğim gibi, milliyetperverlik ya da milli savunma yanlışsa, vatanseverlik ve vatan savunması da aynı nedenle yanlıştır.
“Mademki ikisi aynı kapıya çıkıyor, o halde milliyetperverlik yerine vatanperverliğin kullanılmasına neden karşı çıkıyorsun?” diyebilirsiniz.
Bu nedeni şöyle açklayabiliriz:

Vatanseverlik ya da vatan savunması kavramı dardır: milletin vatan olarak kabul ettiği topraklara karşı dış bir müdahale söz konusu olduğunda gündeme gelir ve bu durum sona erdiğinde gündemden çıkar. Milliyetperverlikse, insana öncelik veren ve vatanı da içinde barındıran, daha geniş bir anlama sahiptir.

Toprak ilişkisinde öncelikli olan insandır. Yukarıda da değindiğimiz gibi toprak, üzerinde yaşayan insanlarla anlam kazanır. O nedenledir ki vatan olarak adlandırılan her toprak parçası onun üzerinde yaşayan milletin adıyla anılır: Kürdistan, Arabistan, Bulgaristan, Yunanistan… “Vatanperverlik” kavramındaysa ise öncelik toprağa verilmiştir. Hatta vatanın yanında insana yer yoktur. Vatan savunmasında insanın görevi onun için savaşmak ve gerektiğinde ölmektir.

Milliyetperverlikte öncelikli olan o toprağa hüviyetini veren insandır. Toprak ondan sonra gelir.

Kolonyalizm sadece toprakları değil, o topraklar üzerinde yaşayan insanların sahip olduğu tüm değerleri kolonize eder. Bunun için sadece “vatan”ı değil, kolonize edilen tüm değerleri kolonyalizmin etkisinden arındırmayı hedef alan bir programa sahip olmak gerekir, bu da milliyetperverlikle tarif edilebilir ancak…

Milliyetperverliğin milli değerlerle evrensel değerleri karşı karşıya koyduğu ve farklı milletler arasında ilişkinin gelişmesine zarar verdiği görüşü de bir o kadar saçmadır.

Modern milliyetperverlik, milli değerlerle evrensel değerleri karşı karşıya koymaz, aksine ikisi arasında uyum sağlar. Japonya ve Hindistan bunun çok başarılı iki örneğidir.

Günümüzde kendisini Kürt aydını, Kürt siyasi partisi, Kürt siyasi hareketi olarak tarif eden hiçbir kişi ya da grup, milliyetperver bir politika izlemiyor. Kürtlerin şu anda içinde debelenip durduğu siyasi krizin başta gelen nedeni budur.

Milliyetperver olmadan millet olunmaz, millet olmadan da devlet olunamaz. Örneğin Kürtler, milliyetperver olmadan artık Kürt olarak bile kalamaz. Milliyetperverlik, Kürdün temel ideolojisi olmalıdır; din, siyasi ve başka ideolojik tercihler ancak ona bağlı olarak anlam ifade eder. Kürdistan parçaları içinde milli bünyenin en çok hasar gördüğü yer Kuzey Kürdistan’dır. Bu nedenle de Kürt milliyetperverliğinin en yüksek seviyede yaşanması gereken yer de bu bölgedir.

Kolonyalist Misyonerler

Bir halkın milliyetperver refleksler göstermeye başlaması, siyasi millet olmaya aday olduğunun göstergesidir. Bunun için kolonyalizm, kolonize ettiğini milleti milliyetperverlikten uzak tutmak için iki yönteme başvurur: şiddet ve beyin yıkama.

Beyin yıkama işlemi, sosyal ve siyasi bilimin gerçeklerin çarpıtma sonucunda imal edilen bir takım yalan yanlış bilgilerin propaganda yoluyla koloni aydınının beynine zerk edilmesi suretiyle yapılır. Mensubu olduğu halkın, sahip çıkılacak değerde bir tarihi, kültürü, dili olmadığı… Koloni halkının, sosyoloji ve siyaset ilminin tarif ettiği millet vasıflarına sahip bir toplum olmadığı… Ayrıca insanlığın millet-devlet safhasını çoktan aşmaya başladığı… Millet-devlet sistemin zaten insanlık için çok kötü bir tecrübe olduğu…

Bu sahte bilgiler eğitim, sistemi ve misyonerler aracılığıyla koloni insanının beynine, sahte bir din, sınıf bilinci ve hümanizmayla sarmalanarak zerk edilmektedir. Zerk işlemi yapılırken sık sık “kardeşlik” ve “barış” kelimeleri kullanılır. “Bunun yanında “eşitlik”ten asla söz edilmez.

Kolonyalistin hiçbir zaman yerine getirmeyeceği vaatlerdir bunlar. Buna rağmen, kolonyalizmin doğruyla yanlışı ayırt edemeyecek hale getirdiği, her türlü güvenlikten yoksun ve sefalet içinde yaşamaya, çaresizliğe ve çözümsüzlüğe mahkum ettiği koloni insanı her defasında, onun bu içi boş sözlerinin cazibesine kapılmaktan kendisini alı koyamaz. Başka bir tercihte bulunma onun hakkı da yoktur zaten… Üstelik bu ilk de değildir… Kolonyalist daha önce pekçok defa aynı vaadlerde bulunup yerine getirmemiştir… Koloni insanı buna rağmen ona inanır. Çünkü o buna kurguludur.

Günümüzde Kürtler arasında Türk kolonyalizminin misyonerliğini yapmak, Türk ajanlarla sınırlı kalmıyor. Kolonyalizmin temsilcileri tarafından beyni yıkanan ya da satın alınan, “Kürt aydını, Kürt siyasetçisi, Kürt bilgesi” yaftasıyla taltif edilen Kürtler de aynı şeyi yapıyor.

Kolonyalist misyonerler, Kürtleri milliyetperverlikten uzak tutmak için sürekli ezenle ezlen millet arasında “ortak değerler”den söz eder…

“Ortak değerler” dedikleri de efendi-köle ilişkisidir.

Kürdistan gibi vahşet ortamında kolonyalistle koloni insanı arasında, bırakın din, sınıf ya da evrensel fikirler, insanlık bile ortak değer değildir.

Milli His ve Milliyetperverlik

Çoğu insan milliyetperverlikle milli hissi karıştırır. Oysa ikisi çok farklı şeylerdir. Milli his psikolojiktir; insanın, mensubu olduğu millete aidiyeti ve onun diğer mensuplarına karşı yakınlık hissini ifade eder.
Milli his, ideolojik ve politik bir perspektiften ve bu nedenle de milli baskıya karşı direnme dinamiğinden yoksundur. İnsan, milli hislerle en fazla oturup mensubu olduğu milletin başarıları için sevinir, felaketle karşı karşıya kaldığında da onun için oturup ağlar, en fazla onun için merhamet dilenir.

Milliyetperverlikse siyasi dünya görüşüdür. Milliyetperver, belirli bir millete mensubiyeti varlık nedeni olarak görür; baskı karşısında ağlamaz, merhamet dilenmez, milletine zarar verene karşı ölümü göze alır ve hakkını koparıp alıncaya kadar direnmekten bir an için bile vazgeçmez. Milletin ağır baskı ve yok edilme tehdidi altında bulunduğu durumlarda milliyetperverlik ister istemez militer bir karakter kazanır.

Milliyetperverlik antibiyotik gibidir. Antibiyotik sağlıklı bünyeye zarar verir, hasta bünyeyi iyileştirir. Bütün mesele onu yerinde, zamanında ve dozunda kullanmasını bilmek…

Ayrıca antibiyotiğin dozu, hastalığın niteliğine ve derecesine göre belirlenir. Antibiyotik hafif hastalara düşük, ağır hastalara yüksek dozda verilir.
30 Temmuz 2016