KÜRDLERİ SÖMÜRGECİ KENDİNE KATMANIN TARİHSEL ARKA PLANI

1361

Bahoz Şavata

 

 

 

  • Osmanlı Devleti Özerk Kürd İdarelerin Tasfiyesi Dönemi

 

1800 sonrası Kürd Özerk Beylik ve Sancakların idari haklarına Osmanlı Devleti yönetimince el konulması ve bu özerk idari yapıların tasfiyesi sonucu 20. yüz yılın başlarında bölgesel/ülkesel Kürd milli dinamizmi gelişim arz etmişti. Kürdistan’da önceleri “Beylik” hakları olarak görülen özerk idarelerin ortadan kaldırılması yerlerine Osmanlı Devleti merkezi vilayet (kaza ve nahiye) sisteminin konulması, 1890’da Hamidiye Alayları’nın kurulumu sonrası Türkçe Eğitim ve Öğretim ile bölgede başlayan asimilasyon politikası sonucu Osmanlı Devleti’nin yeni idari tarzı Kürdistan’da yerleştirilmişti. Bu süreçte Osmanlı Devleti, Kürd Beylik sistemini tasfiye ederken kendisi için yarattığı yeni imtiyazlı işbirlikçi Kürd ağaları ve güçlü din adamları ile hareket etmişti. Osmanlı Devleti Kürdistan bölge ve çeperinde iç ve dış tehditler oluştuğunda ise Kürdleri kendine katmanın bir yolu olarak, Kürd Aşiretlerini kullanarak Hamidiye Alayları’nı Kürdistan’da teşkilatlanması yoluna gitmişti.

Hamidiye Alayları öncesi ve sonrası Kuzey Kürdistan’da Ermenilerin ve Asurilerin toprak ve mallarına el konulması bir kısım Kürdlere yeni imkânlar sağlamıştı. Osmanlı Devleti kendisi ile birlikte hareket eden bu Kürdleri, aynı dönemde kendine payanda yapacak daha sonra bölgede oluşacak olaylarda onları işbirlikçi güçler olarak sürekli kullanacaktı.

Osmanlı Devleti’nin 19. Yüz yılı aynı zamanda Ön Asya’da batıdan doğuya doğru halklara yayılan milliyetçilik rüzgârından da beslenen bir süreçti. Kürd özerk yapılarından Botan-Cizre Hükümeti Beyleri Bedirxan ailesi, bu milli bilinçle ilk tanışan aile olmuştu. Mısır valisi Mehmet Ali Paşa İsyanı, onları milliyetçi fikirler ile Nizip Savaşı’nda buluşturmuştu. Nitekim ilk Kürd milliyetçilerinin Bedirxan ailesinden gelmesi bir sürpriz değildir. Yine Kürd Teali Cemiyeti ve ilk Milli Kürd Cemiyetlerin kurucularının eski Kürd özerk idaresi sahibi Bey aile çocuklarının oluşu da bu şekildedir.

Fakat Kürd milli uyanışı, işbirlikçi karaktere de sahiptir. Hıristiyan azınlıklara karşı önceleri Osmanlının politikalarına ayak uyduran Kürd ileri gelenleri, sonraları kendi çıkarlarını koruma durumunda milli kimliklerine sarılacaktır. Nitekim Kürd ileri gelenlerinin önemli bir kesiminin 1. Dünya Savaşı ve sonrasında Osmanlı Devletinin yenilgisi kesinleşince, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin oluşumunda olası Ermeni tehdidine karşı Ankara Hükümeti ile işbirliği politikaları tesadüf değildir. O halde Kürd ileri gelenlerinin bu ikircikli kimliğini göz ardı etmemeliyiz.

 

B-Türkiye Cumhuriyeti Asimilasyon Dönemi

Kuzey Kürdistan’daki TC dönemini dört bölüme de ayırabiliriz. Birincisi: TC’yi oluşturma süreci, İkincisi; merkezi idareyi hâkim kılma, üçüncüsü; T.C. Devletinin asimilasyon politikalarını K. Kürdistan’da hâkim kılması ve dördüncüsü; Kürd siyasi yapıları vasıtası ile Kürdistani siyasi yapıları “Türkiyelileştirme” projesidir.

Birincisi: TC’yi oluşturma süreci; özellikle İttihat-i Terakki’nin bir kolu olan Atatürk ve ekibinin çeşitli kurumlar vasıtası ile de Kürd çevreleri “özerklik” yönetim vaatleri ile oyaladıkları Lozan Antlaşması öncesi dönemdir. (Şark-ı Müdafii Hukuk Cemiyeti, Erzurum-Sivas Kongreleri, Osmanlı İstanbul Hükümetleri ile Kürdlere karşı yürütülen paralel politikalar ve Kürd ileri gelenlerine verilen sözler vs.)

İkincisi; Merkezi İdareyi Kürdistan’a egemen kılma dönemi; batıda Koçgiri Hareketi ile başlayıp Şeyh Sait, Ağrı-Zilan ve Dersim Soykırımı ile tamamlanan Kuzey Kürdistan’da Türkiye Devleti’nin askeri hâkimiyetinin sağlandığı dönemdir.

Üçüncüsü; Kürdleri asimilasyon ile kendine katma süreci; Kürdlerin Türkleştirilmeye, Alevi ve Ezidi Kürdlerin Müslümanlaştırılmaya çalışıldığı dönemidir.

Dördüncüsü; Kürd siyasi yapıları Türkiyelileştirme projesi dönemi ise; bir yerde Türkiye Devleti’nin ve Türk milliyetçilerinin Kürdler ile son çatışması olan yakın dönemin projesidir, diyebiliriz. Diğer yandan Güney Kürdistan’da oluşan Bölgesel Kürd Hükümetini Türkiye’nin kısa vadede kendine bağımlı kılma projesidir.

Türkiye Devleti bu savaşımda Kürdlere karşı top yekûn savaşım konumundadır. Milli talepleri olan Kürdler ise bu politikalara karşı tıpkı ilk oluşumlarında olduğu gibi ikili siyasi karakterlerini (İşbirlikçi-reformist ve Milliyetçi yapılarını) korumaktadırlar. Kuzey Kürdistan’da bir kısım Kürdler geleceğini çok cüzi kültürel haklar karşılığında Türkiye ile birlikte görmekte, bir kısım Kürdler ise Kürdistani haklarının bu politikalar ile gelişebileceğini sanmamaktadırlar. Kürdlerin bu geri konumlanmasının nedeni, Türk devletinin sömürgeci kendine katma projeleri karşısında Kürd halkının karşı koyuşlardaki güçsüzlüğünün ve yenilgilerinin bir sonucudur. Ayrıca Türk Devleti son otuz yılda yoğun yeni asimilasyon politikalarını hayata geçirmiştir.  Halklar arasında geçmiş ortak tarihi kader birliklerini, dini birliktelikleri kullanmaktadır. Türkiye hudutları dâhilinde seyahat ve mal edinme özgürlüğünü Kürdler için önemli bir imkân olarak tanıtmaktadır. Taşımalı eğitim sistemi ile ana okullardan itibaren Türkçe eğitim ve öğretim ile asimilasyon eğitimlerine gerekli ağırlık verilmektedir. Kürd siyasal çevreleri ise; TBMM zemininde kullanılıp, işbirlikçi kimliklerde biçimlendirilmektedirler.

Diğer yandan Türk Devleti yalnız umumi asimilasyon projeleri ile yetinmemektedir. Kendine karşı oluşmuş anti-sömürgeci siyasal yapıları da bu dönemde ilk defa doğrudan yönetmeye muktedir olmuştur. Nitekim 1995 sonrası, bir yerde PKK önderliği vasıtası ile onlara “Türkiyecilik” projesini benimsetmiştir. (Bu doğrultuda BDP yapılanmasını lağvettirdi, yerine HDP’yi kurdurttu.) Türk Devleti, Türkiyecilik projesi ile ideolojik olarak yaratılan asimilasyon ve entegrasyon ile kendine muhalif Kürd nüfusunun milli bilincini de bu sayede kırmayı başardı.

Güney Kürdistan Bölgesel Devletinin oluşumu tüm Kürdistan’da KUKM’lerine şevk ve yeni heyecanlar verdi. Fakat diğer yandan PKK dışı, diğer muhalif Kürd partileri de Türkiye Devleti tarafından kollanan Güney Kürdistan Bölge Hükümetine sahip olan KDP vasıtası ile dolaylı olarak kontrol edilmeye başlandı. Ayrıca sömürgecilerin kontrolü dışında kalan olası anti-sömürgeci milli muhalif aydın ve örgütsel oluşumların da gelişimlerini bir şekilde engellendi.

Kürd aydınlarının sorgulaması gereken Kürd siyasal yapılarının problemleri bunlardır.

 

KÜRDİSTAN MİLLİ MÜCADELESİNİN YENİLGİLERİNİN SEBEPLERİ

Bu soruya Lozan Antlaşması sonrası bakarak cevaplar sunacağım.

Kürdler uluslar arası alanda Sovyet Devrimi nedeni ile yalnız kalmışlardır. 1919-1923 yılları arasında 1. Dünya Savaşı’ndan çıkan gelişmiş batılı ülkeler, dünyanın diğer yarısındaki egemenliklerini koruma kaygısı ile Sovyetlere karşı bölgede “tampon devletlerin” oluşumuna gitmişlerdir. Bu türden devletler olan; Türkiye, İran ve Afganistan devletleri bu paylaşım sürecinde oluşmuştur. Kürdistan dört parçalı yeni bir konuma sokulmuştur. Kürdistan’ın bu konuma sokulmasının en önemli sebebi Kapitalist yapılanmaya karşı SSCB’nin oluşumu gelişimidir.

Ayrıca Kürdler bu karmaşık süreçten faydalanamamışlardır. Bunun sebebi; Kürd topraklarının tartışmalı konumudur. Eski Hıristiyan unsurların Kürdlerin denetiminde kalan toprak sorunudur. Diğer bir gerçek; Kürd Milli Güçlerinin TC devleti karşısında maddi ve kadrosal yetersizliğidir.

1940’lara kadar ortaya çıkan Kürd milli direnişlerinin yenilgi sebepleri ise; Kürdlerin milli dayanışmalarının olmayışı. Kürdistan’ın diğer parçaları arasında birliği sağlayamamalarıdır. Eldeki lojistik imkânların yetersizliğidir.  Kürd milli isyancı güçlerinin mevcut silah gücüne göre savaş yöntemlerine sahip olmayışlarıdır. Savaşan yapıların, arkaik/geri (Aşiretsel yapılanmalar) sosyal yapılara dayanmasıdır. En önemlisi ise; isyancı Kürderin uluslar arası yalnızlıklarıdır.

1950-1976 yılları arasında Kürdistan’da yeni aydınlanma süreci yakalanır. Kuzey Kürdistan’da 68 sonrası en ileri düzeyde Dr. Şıvan (Sait Kırmızıtoprak) öncülüğünde ilk milli savaşım politikaları inşa edilir. 1976 sonrası ise; Dr. Şıvan perspektifli hareketler oluşur. Fakat bu yapılar Kürdlerin uluslar arası yalnızlık sorunlarının ideolojik olacağı yanılgısı ile hareket ederler. Kürd siyasal yapıları ekseri “sol-sosyalist” ideolojiler ve sol çevreler ile ittifaklar peşinde koşarak bu milli yalnızlıklarını gidermeye çalışırlar. Oysa tüm dünyada cepheleşmeler ideolojik olmaktan çok, çıkar birliklerine yaslanmaktadır. Uluslar arası kamplaşmalarda bu türden yapılaşmalardır. Bu gerçekliği Kürd sosyalistleri tespit edememiştir. Bu teorik gerilik, Kürd sosyalistlerin kendi tarihsel gerçeklerine bigâne kaldıkları; bir çocukluk dönemidir, diyebiliriz. Nitekim Kürd siyasal yapıları, bu sürecin katı gerçekliğini 12 Eylül Askeri Darbesi ile yaşarlar. Askeri darbe karşısında hiçbir savunma planı olmayan Kürd siyasal yapıları, kendilerini Türkiye Cezaevlerinde bulurlar.

Uluslara arası imkânlardan çok parçacılık politikaları zemininde kalan ve bu doğrultuda bölge devletlerine yaslanan konumlanmayı benimseyen PKK hareketi, 1984’de Gerilla Savaşını örgütlemeyi başarır. Fakat bu yapılaşma beraberinde yeni sorunları Kuzey Kürdistan’a taşıyacaktır.

1990’lar “Körfez Krizi” nedeniyle Güney Kürdistan’da “Bereye Kürdistan’a” (Kürdistan Cephesi) yeni bir nefes alma kapısı olurken, bölgedeki diğer Kürdistan parçaları için umutlanılan yeni bir oluşum oldu. Fakat diğer yandan bu yeni oluşumun varlığı, yeni geri bir siyasal süreci zorluyordu. Çünkü oluşan Kürdistan Bölge Devleti’nin varlığı, bir yerde diğer Kürdistan parçalarında KUKM’nin geri çekilmesini dayatıyordu. Güney Kürdistan’ın çıkarlarına öncelik vermek elzem hale de gelmişti. Bu politik dayatmalar, özellikle I-KDP ve YNK tarafından diğer parçaların Kürd örgütlerine yansıtılmıştı. Nitekim 1993’de PKK’nin ateş-kes sürecine dâhil olması bu nedenle gelişmişti. Bizler bu süreçte “Her Kürdistan parçasının esnek mücadele tarz ve yöntemleri ile diğer parçalara destek olan tampon politikalarını” savunuyorduk. Gelinen yerde Güney Kürdistan Bölge Devleti hala aynı konumdadır. Kuzey,  Batı ve Doğu Kürdistanlı birçok hareketi kontrol etmektedirler. Bu nedenle geriletilen ve kontrol altındaki bu Kürd yapıların sömürgecilere karşı basit, sivil siyasi mücadele direnişleri de görülmemektedir.

Bu politikaların dışında kalmasına rağmen PKK yapılanması, aynı dönemde Türkiye Devleti ve AKP hükümeti ile pazarlık sürecine girdi. PKK, mücadele sahasında Gerilla Savaşı yönteminden ileri seviyedeki “Ordulaşma” tarzı bir savaşımı gerçekleştiremeyince ve uluslar arası komplolar sonucu önderini, TC’ye kaptırınca, bu güçsüzlüğünü gidermenin arayışı içindeydi. Nitekim PKK, 2012 yıllarında AKP Hükümeti ile önderi Aptullah Öcalan’ın İmralı’da geliştirdiği “Çözüm Süreci” şeklinde bir uzlaşma projesine kendini kaptırdı. AKP Hükümeti’nin ve A. Öcalan’ın geliştirdiği “Türkiyelileşme” projelerini benimsedi.

Fakat PKK’nin daha çok kontrolünde olan HDP’nin 7. Haziran Seçimleri sonucu aldığı yüksek oy, yine PKK uzantısı Rojava’daki PYD/YPG’nin başarıları Türkiye Devletini oldukça sarsmıştı. Nitekim HDP temsilcilerinin “Çırağan Sarayı Mutabakatı” üzerine yaşanan gelişmeler; Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Çözüm Süreci’nin kapandığını belirtmesi ve PKK ile herhangi bir mutabakatın yapılmadığının açıklaması ile AKP Hükümetinin HDP ile sürdürmekte olduğu ikili mutabakat görüşmelerini birden kesintiye uğrattı. PKK, önce bölgede bazı kasabalarda “Özyönetim” ilan etti ve daha sonra üzerine gelen kolluk kuvvetlerine karşı silahlı savaşıma karar verdi.

Özellikle PKK, “Hendek Savaşımı” tarzı ile şehirlerde savunma direnişlerini örgütlemeye çalıştı. Bu savaşım yöntemi ve tarzı ise, halk yığınları tarafından benimsenmedi. PKK tarafından Hendek Savaş alanına sokulan Kürd şehirleri ve mahalleleri, TC’nin yıkımına uğradı ve evleri ellerinden alınan ve can güvenliği kalmayan bölge Kürdleri yeni göçlere zorlandı. Diğer yandan devlet tarafından yeniden siyasal alanda da otoriter yönetimin inşası yoluna gidildi. Ayrıca bu doğrultuda, HDP milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılması baskıları ile HDP’nin lağvedilmesi girişimleri devreye sokuldu. Bütün bu olumsuz gelişmelere rağmen PKK yapılanmasının yenilgilere ve halkın benimsememesine rağmen Hendek Savaşı’nda hala ısrarlı oluşu dikkat çekicidir. Üstelik bu konumlanmanın hatalı olduğunu birçok PKK yöneticisi belirttiği halde!

Aslında PKK’nin kendisini sorgulaması gereken meselesi: Çözüm Süreci nedeni ile benimsedikleri “Türkiyecilik” tezleridir. Çünkü bu tezler tarihin ve hayatın gerçekliği içinde silahlı savaşımla dahi savunulması gereken tezler değildir. Türkiyecilik tezleri; Kürdlere, Türkleşmekten başka bir yol bırakmaz. Nitekim AKP Hükümeti ile yapılan pazarlıklarda, Kürdlere sunulan şeyler; Kürdlere sunulmuş grupsal haklar bile değildir. Bireysel ve idari, biraz da PKK yapılanmasını okşayıcı sunumlardır. Bu görüşmelerde oluşan benzer tutumlar ve siyasi yaklaşımlar geçen dönem partiler ile yapılan Yeni Anayasa Hazırlık Komisyonlarında ki görüşmelerde de ortaya çıkmıştı. Ve sonuç alınmamıştı. Türk siyasal partilerin ve TC Devleti’nin Kürd Sorununda demokratik yollardan herhangi bir açılıma müsait olmadığı görülmüştü.

Oysa Kürd sorunu, pazarlık edilemez, Kürd sorunu; milli haklar ve ülke/toprak sorunudur! Peki, PKK neyin savaşını vermektedir? Ya da PKK kendi tarafını belli etmelidir. Hala Kürdistani bir hareket mi, yoksa Türkiye demokrasisini hedefleyen bu uğurda mücadele gösteren parti midir? Her neyse, sorunun yanıtı verilmelidir.

Bizce, PKK, hala Kürd çevreleri için büyük bir muammadır! Açık olan Kürdlerin ve Kürdistanlıların kaybetmekte olduğu acı gerçeğidir! Türkiyelileşmesidir.

 

ÖNERİLER

Farklılıklarımız göreceli ve geçicidir, Kürdistan ve Kürd milleti bakidir. Kim ki bu zeminde kalıyorsa yani “Kurd û Kurdistan”, önerilerimizi bu insanlara sunacağız. Bu zeminde yer alan insanlar ile Kürdistan’ın ve Kürdlerin standart ülkesel, ulusal ve birey olarak insani haklarını savunacağız. Kürdlerin ve Kürdistan halklarının her hakkı bu zeminde herkesin en insani ve grupsal haklarıdır.

Düşün özgürlüğümüz, meşru insani ve grupsal haklarımızdan öte bir şey değildir. Bu uğurda meşru mücadele haklarımız demokratik zeminde ifade ettiğimiz taleplerdir.

En medeni sosyal ilişkiler demokratik zeminlerde gelişir. Bu nedenle her Kürd yapılanması katılımcı ve özgürlüğün sağlandığı koşulları herkese sunması gerekir. Kürd milli hareketleri İslamcı, Alevici, Liberal, Sosyalist, Kapitalist, Aşiretçi, Cinsi her sınıftan insanları vs. hem niteliği hem niceliği ile Kürdi oluşumlarda yer almalıdır. Kürd organizasyonları üyelerin nicelik ve niteliklerine uygun düşen özgürce ilişkilere sahip olmalıdır.

Kürdler, Ön Asya’da yaşanan dini kimlikli savaşımlarda; laik kimlikleri ile dünya insanlığının medarı iftiharları olmuşlardır. Bu laik kimlik korunmalıdır!

Kürd aydınları “Türkiyelileşme” projesinin yeni sömürgeciliği organize ettiğini tanımlamalıdırlar.

Kürd aydınları ve siyasal yapıları için anti-sömürgeci mücadele meşrudur. Hiçbir mücadele biçim ve yöntemleri onlar için mutlak değildir.

Kürd aydınları, Kürdlerin birlikleri yerine, Kürd milli birliklerini destekleyen konumları olmalıdır.

Kürd aydınları ve siyasal yapıları her Kürdistan parçasını diğer Kürdistan parçası için tampon ve birbirlerine destek konumunda görmelidir. Bağımsız Birleşik Kürdistan şiarını hedeflemelidirler.

06.05.2016/MELETİ