Kürdler, Din, Politika ve Kawakibi

653

Aso Zagrosî

Kürdler, farklı din ve mezheplere sahip, farklı devletler arasında bölünmüş ve sömürgeleştirilmiş bir ülke de yaşıyorlar.
Tarih boyunca Kürdlerin dinsel olarak bu çok sesliliği Kürdlerin Ulusal Kurtuluş mücadeleleri üzerine çok negatif etkide bulundu.
Farklı din ve mezhepler Kürdlerin genel bir ortak hareketliliğinin önünde engellerden biriydi.
Aslında Kürdlerin dinsel ve mezhepsel çeşitliği tarihsel bir zenginlik olmasına rağmen, sağlıklı bir şekilde ele alınmadığından dolayı bir handikap durumuna getirildi.
 Kürd düşmanları Kürdlerin Ulusal bir istem temelinde harekete geçtikleri tarihsel momentlerde diğer farklılıklarının yanında bu dinsel ve mezhepsel çeşitliği kaşımaya başladılar.
21. yüzyıla girdiğimiz bu aşamada dahi bu handikap aşılmış değildir.
Sünni Kürdlerden bir kesiminin dinsel nedenlerden dolayı, kendi ulusal varlıklarını inkar ederek yada dinsel inançlarını önplana çıkararak Türk ve Arap ırkçılarının kuyruğuna takılmaları bunun açık bir örneğidir. AKP’nin Kürdistan’da ve Kürdler arasında sahip olduğu destek bu açıdan irdelenmeli.KawabikiYine Alevi Kürdlerden bir kesiminin Kürd ulusal kimliğinin karşısına „Aleviliği“ çıkarmaları, Kemalizmi Kürdistan’a taşımaları da bu tarihsel handikapın bir başka örneğidir.

İnanç dilleri Kürdçe olmasına rağmen Êzîdî Kurdlerin bir kesimi kendilerini Kürd olarak değil „Arap“ yada ayrı bir millet olarak görüyorlar.
Şii Kürdlerin saflarında da aynı handikap yaşanıyor. Onlarında bir kesimi Farsların peşine takılmış.

Kürdistan’da asırlara yayılan sömürge-sömürgeci ilişkilerinin beraberinden getirdikleri tüm tahribatlar dinsel alanlara da ciddi bir şekilde yansımıştır.

Kuzey Kürdistan’da yaşıyan Alevi ve Êzîdî Kürdleri ulusal baskının yanında dinsel baskı altındalar. 
Doğu Kürdistan’da Sünni Kürdler de hem ulusal ve hemde dinsel baskı altındalar.
Güney Kürdistan’da  ortam değişmesine rağmen Şii, Yarsan ve Êzîdî Kürdlere  karşı   ön yargılar  hala  mevcut.

Asırlara yayılan soykırımlar, baskılar, asimilasyon politikaları beraberinde sömürgeci sistemlerin istemleri doğrultusunda gelişmeleri de sağladı. Yüzbinlerce  ve hatta milyonlarca Kürd süreçler içinde asimilasyona uğradılar ve ulusal kökenlerinden uzaklaştılar. Bugün bu kesimler kendilerini Türk, Arap ve Fars olarak ifade ediyorlar.

Sömürgecilerin Kürdistan’daki sömürgeci statülerini devam ettirmek için Kürdlerin sahip oldukları dinsel ve mezhepsel farklılıkları kullanma girişimlerinin önüne geçmek ve aşmak Kürd devrimci ve ulusal hareketinin önünde en önemli görev olarak duruyor.

Aktüel olarak geldiğimiz aşamada Alevilik, Sünnilik, Yarsanlık ve Êzîdîlik adları altında bilinen dinsel yapılanmalar Kürdlerin gerçeklikleridir. Kürdlerin sahip oldukları bu dinsel gerçekleri silmek, ortadan kaldırmak, dıştalamak, yadsımak veya inkar etmek beraberinden Kürdleri ya da Kürdlerin bir parçasını yadsımayı getirir.
Kürdler bu dinsel farklılıklarıyla aynı ortak kaderi paylaşıyorlar.
Sömürgeci Türk devleti(aynı şey Kürdistan’ı sömürgeleştiren diğer devletler içinde geçerlidir) tüm devlet kurumlarını harekete geçirererek ve bu kurumlara milyonlarca dolar sunarak Kürdler arasında mevcut olan dinsel farklılıkları dinsel düşmanlığa çevirmeye çalışıyor. Türk devleti bu girişimleriyle farklı dinsel gruplardan elde ettiği insanları Kürd davasından uzaklaştırıyor ve hatta Kürdlere düşman konumuna sokuyor.
Eğer Kürdler tarihlerinde ders almış olsaydılar Türklerin bu eski oyunlarının farkına varır ve deşifre ederlerdi. Ne yazık ki, Kürdlerin bir kesimi hala bu oyunlara geliyor.

Alevi, Şafi, Êzîdî, Yarsan veya diğer Kürd dinsel yapılarını bir bütün olarak hedefleyen, karalayan ve 
hakaret eden kesimler, Kürd toplumunun sahip olduğu bu kültürel zenginleri Kürdlerin ulusal birliğine karşı zehirli hançer haline getirmek istiyorlar.

Çünkü, bu dinsel yapıların hiç biri kendi içinde homojen değildir. 
Kürdlerin tüm soykırımlara rağmen hala millet olarak tarih sahnesinde yer almaları Kürdlerin sahip oldukları bu dinsel yapılanmalarından gelen insanlarının direnişlerinin sayesindedir.
Burada din alimlerinin oynadıkları rol inkar edilemez.

Bu açıdan yüzyıllarca süren ve Kürdçe olan Yarsan yazılı edebiyatı, Soran yazılı edebiyatı, ve Kurmanci yazılı edebiyatı irdelenmelidir. 
Yüzyıllarca Kürd din adamları Kürd dilini ve edebiyatını yaşatılar. Sultan Suhak, Nali Şarezori, Mela Qasi ve Ahmedê Xanî farklı Kürdçe lehçelerinden bir çok eser veren birkaç Kürd din alimi olarak örnek olarak verilebilinir.
Hala da Güney ve Doğu Kürdistan’da Kürd din adamları dil ve edebiyat alanında ciddi bir rol oynuyorlar.

Aynı şey Kürdistan ulusal direnişlerinde de söz konusudur. Kürd din adamları önemli roller oynadılar. Şeyh Ubeydullah Nehri, Qazi Muhamed, Şeyh Abdulselam Barzani ve Şeyh Said örnek olarak verilebilinir.

Kürd din alimlerinin Kürd dili ve edebiyatı ve Kürd ulusal direnişlerinde oynadıkları roller Kürd Ulusal Kimliğinin birer parçaları haline gelmiş durumdadır.
Geçmişte Kürd din alimlerinin oynadıkları pozitif rol Kürd kimliğinin oluşumunda önemli bir tarihsel miras olarak yerini aldı.

Kürdistan’da var olan bu dinsel ve mezhepsel farklılıkları bir arada tutmak ve barış içinde birlikte yaşamlarını garantilemek için biricik yol din ile devlet işlerini birbirinden ayırmak, düşünce ve dinsel özgürlükleri garanti altına almaktır.

Son dönemlerde Güney Kürdistan’da aydınların büyük bir tepkisini alan din ve devlet işleriyle doğrudan ilişkili bir olay yaşandı.

Kürd şairi Qubati Celizade’nin 8.diwanı olan „Sityani Befr Pire le Rişole“2011 yılının başında Aras Yayınları tarafından basıldı.
Kitap hala piyasa sürülmeden önce Aras Yayınlarında çalışan biri kitabın bir nushasını Mela Meshud Kani Kurdiye veriyor.(Aras Yayınları yaptığı açıklama kitabın bir çalışanları tarafından çalındığını ve Mela Mesud’a verildiğini söylüyor. Bundan dolayı da mahkemeye baş vurmuş.)
Mehemed Fewzi Camisinin imamı olan Mela Mesud Kani Kurdiye 7 Ocak 2011 tarihindeki Cuma hutbesinin Qubadi Celizade’nin kitabına ayırıyor. Mela Mesud yüzlerce insanın önünde minberde Celizade’nin „ Xuda deyewi pişû bedat“ adlı şiirine atıfta bulunarak, şaire saldırıyor ve „Allaha hakaret“ ettiğini söyliyerek Cuma namazına katılan kitleyi şaire karşı kışkırtıyor.
Mela Mesud’un bu konuşması Hewlêr basınına yansıyor.

11 Ocak 2011 tarihinde Kürdistan Parlementosunun Diyanet İşlerinden Sorumlu Komisyonu Başkanı Mela Beşir, Kürdistan Din Alimleri Birliği ile birlikte Qubadi Celizade’nin divanını yasaklama kararını çıkarıyor. Bazı Kürd kaynaklarına göre Mela Beşir Diyanet İşleri Komisyonun diğer üyeleriyle danışmadan bu kararı alıyor.

Bu gelişmelerden sonra Asayiş Güçleri Hewlêr’deki tüm kitap satıcılarında bulunan kitabı topluyorlar.

İşin ilginç yanı Kürdistan Parlementosunun Diyanet İşleri Komisyonun ve Kürdistan Din Alimlerinin bir kitabı yasaklama yetkileri yok. Yasal olarak bu yetki yargıya aittir.

Bu gelişmelerin ardından 1300 kişiden oluşan Kürdistanlı gazeteciler, parlamenterler, sanatçılar ve yazarlar ortak bir açıklama yaparak Celizade’nin divanına ilişkin yaşanan gelişmeler protesto edildi.

1300 kişinin imzaladığı metinde „Cami, Sanat ve Kültür“ ilişki ve konumları konusunda bir yasa önerisinde bulunuyorlar.

Ortak açıklamada „ 1993 tarihinde çıkarılan 10. sayılı Kürdistan Bölgesi basın yayın yasasının ve 2007 yılında çıkarılan 35.nolu gazetecilik ilgili yasaların güncelleştirilmesi“ isteniyor.
 Ayrıca imzacılar bu yasalar güncelleştirilirken „ basın yayın suçlarında yalnızca Kürdistan Bölgesi yasası uygulanır“ maddesinin eklenmesini istiyorlar.

Ortak açıklamada basın, yayın sanat ve kültürel eser ve etkinlikleri için yapılan yargılamalar için özel mahkemelerin kurulması isteniyor. Bu mahkemelerde hukuk adamlarının dışında kültür, sanat ve estetik gibi alanlarda uzman kadroların yer alması ve onlara danışılması gerekiyor deniliyor.

Yine bu ortak açıklama da „Cuma hutbelerinin bir kanuna tabii tutulması, mollaların camilerde yaptıkları konuşmalar, kutsal bir söylem olarak değil, bir görüş olarak değerlendirilmesi“ gerektiği söyleniyor.

Bu ortak açıklamada din adamlarının camilerde yaptıkları konuşmalar için bir yasanın çıkarılması gerektiğini ve din adamlarının camileri kullanarak sanat, edebiyat, yazar ve çizerlerin eserlerini değerlendirmemeleri gerektiğini vurguluyor.
Ortak açıklama din adamları sanat ve edebiyat uzmanı değiller. Onların ilgilenmesi gereken kendi özgül alanları vardır deniliyor.
Açıklamada din adamlarının özgül alanı hakkında da bir hayli bilgiler veriliyor.

1300 kişiden oluşan Kürdistanlı gazeteciler, parlamenterler, sanatçılar ve yazarların yaptığı açıklama bir hayli yankı yaptı.
Metine imza koyanlar Kürd toplumunun farklı kesimlerinden geliyorlar.

Din ve devlet ilişkileri konusu eskiden beri tartışılan bir olaydır. Avrupa’da yaşanan gelişmeler biliniyor.
İslam ve devlet konusunda da tartışmalar yeni değildir.
Yukarıda da sözünü ettiğim gibi tarihsel süreç içinde yüzbinlerce ve hatta milyonlarca Kürd asimile edildi.

Bunlardan biri de Kawakibi’dir.

Kawakibi’nin yaşamı, eserleri, siyasal ve dinsel duruşu

Kawakibi’nin yaşamı hakkında bilge vermeden önce Araplar içinde asimile olmuş, Arap dil ve edebiyatına büyük hizmetleri dokunmuş bazı Kürd asılı şahsiyetlerine kısa bir vurgu yapmak gerekiyor.
Yine kendisi de Kürd kökenli olan Muhamed Kürd Ali’nin bir Arap arkadaşına yazdığı bir mektuptan kısa bir bölüm vereceğim.

M. Kürd Ali, Arap asılı Arabist Faris El Çuri ile yakın ilişki içindeydi. Arkadaş olan iki entellektüel haz ve latifeleri aralarında paylaşıyorlardı. Muhammed Kürd Ali bir ara ünlü Arabisti ‘çölden ve Karif köyünden geldiğini’ söyleyerek bir kelime oyunu içine çekti. M. Kürd Ali’nin bu söylemine karşı, El Çuri Muhammed Kürd Ali’yi ‘vahşi Kürd’ diye niteledi. Bu sefer Muhammed Kürd Ali söyleneni  ciddi ve düşündürücü olarak alıp 03.11.1926 tarihli bir mektupla Çuri’ye cevap verdi. Bu mektubun Kürdçesi 1970 yılında Bağdat’ta çıkan “Defteri Kurdewari” adlı dergide yayınlandı..M. Kürd Ali mektubunda: “Kürdlere vahşi sıfatını vermene çok memnun oldum. Sen haklısın. Eğer vahşilik, Kürd Selahadin’in İslam dünyasının topraklarından düşmanları uzaklaştırmaksa,Eğer kabalık, Kürd Muhammed Abdu’nun gerçekleştirdiği dinsel reformlar ise;Eğer vahşilik, Kürd Qasim Emin’in islam dünyası içinde kadınların hakları için yaptığı kavga ise;Eğer vahşilik, Kürd Ahmed Şewqi’nin Arap şiirini en üst boyuta taşıması, tüm şairleri ve muharir taslağını yenilgiye uğratmasıysa ;Eğer vahşilik, Kürd Ahmed Teymur’u harekete geçirmesi ise- herkes onun Arap dili üzerindeki otoritesini bilir-Eğer vahşilik, Kürd Abbas Mahmud Aqqad’ı harekete geçirip Arap edebiyatını eski elbiselerinden özgürleştirerek, olağanüstü modern bir edebiyat haline getirmekse;  EVET…Kürdler vahşi ilan ediliyor, çünkü Kürdler adaletsizlik karşısında sessiz kalmazlar. Kürdler, zorbalığa karşı sessiz kalmazlar. Allah bize bu vahşiliği daha daha ihsan eylesin!!! Allah senin uyruğunun hepsinede bu vahşiliği bahşetsin!!Ben inanıyorum, eğer insanlar bir gün kendi cürümlerine bir tokat atsalar ve kendilerine hesap sorma kapasitesine ulaşsalar, o gün hiç bir milletin ulaşmadığı mertebeye Kürd milleti ulaşacaktır.” diyor.

Abdulrahman Kawakibi 9 Temmuz 1855 tarihinde Halep’te bilim ve dinsel çalışmalarıyla tanınan bir aileden dünyaya geldi.
Abdulrahman Kawakibi’nin babasının dedesi Mesud Kawakibi’ydi. Dedesinin ismi Muhamed ve babasının ismi ise Şeyh Ahmed Bahayi’ydi. Kawakibi ailesi 14.yüzyıldan itibaren Halep şehrine yerleşmiş.
Abdulrahman Kawakibi eğitimini dedesi tarafından inşaa edilen Ommayade Cami’sinin medresesinde babasından alıyor.
 Abdulrahman Kawakibi bu medrese de hukuk, tarih ve teoloji alanlarında eğitimini yapıyor. Bu arada Türkçe, Farsça ve Arapça dillerini öğreniyor. Sosyal bilimler Kawakibi’nin ihtiyaçlarına tam cevap vermeyince tabi bilimlere yöneliyor ve bu arada fizik ve matematik alanlarında eğitim alıyor. Kawakibi eğitiminin bir kesimini de Antakya’da yaşayan dayılarının yanında devam ediyor.

Kawakibi çok genç yaşlarda Osmanlı devleti tarafından resmi olarak çıkarılan „El Firat“ gazetesine makaleler yazıyor. Yaklaşık olarak 5 yıl boyunca Kawakibi sözkonusu gazete ile birlikte çalışıyor.
Bu arada Kawakibi avukat olarak Halep’deki ekonomik durumları iyi olmayan fakir kesimlerin davalarına karşılıksız giriyor, Baba Ali’ye şikayetleri olan kesimlerin ihtiyaçlarını karşılamak için bir büro açıyor. Kawakibi bu büro aracılığıyla tam bir arzuhalci rolünü oynuyor.( daha geniş bilgi için Sarif Mahir, Salam Kawakibi, Le Courant Reformiste Musulman et Sa Reception…… 2003, Damas, Suriye, sayfa 9-22)

Bundan dolayı Kawakibi „Abû El Mahrûmîn“( Fakirlerin Babası) diye nam salıyor.
Kawakibi „El Firat“ gazetesinden ayrılıyor. Çünkü, bu resmi gazetede kendi düşüncelerini yayma imkanını bulamıyor.
Kawakibi, 28 Nisan 1877 tarihinde Halep’te „Al Şahba“ adı altında bir gazete çıkarıyor. Fakat, gazetenin ömrü kısa oluyor. Gazete 16.sayısından itibaren Osmanlı idarecileri tarafından kapatılıyor. Daha sonra Kawakibi yasaklamalara takılmamak için isminde de anlaşılacağı gibi 25 Temmuz 1879 tarihinde „Al Itidal“( Ilımlılık) adı altında bir gazete çıkarıyor. „Ilımlılığın“ da ömrü uzun olmuyor. Kawakibi bu gazeteden ancak 10 sayı çıkarabiliyor. Gazete Osmanlı devleti tarafından kapatılıyor.

Kawakibi’nin çıkardığı bu gazeteler boşuna kapatılmıyor. O, “Al Itidal”( Ilımlılık) gazetesini çıkardığı zaman yazdığı başyazıda çıkış nedenlerini açık bir şekilde ortaya koyuyor.

Gazetenin eğitici olacağını, politik ve sosyal gelişmelere ilişkin gerçekleri anlatacağını, eğitime ve bilgi dağarcığını genişletmek için araştırma ve eğitici makaleler yayınlayacağını…haksızlıklara karşı çıkacağını, halka dayanacaklarını, devlet memurlarının Avrupa milletlerinde olduğu gibi kamu çıkarları için hareket etmeleri için baskı oluşturacaklarını ve basını kamuya hizmet eden bir kurum haline getireceklerini beyan ediyordu.

Kawakibi kendi döneminde dünyadaki gelişmelerden haberdardı. İstanbul, Kahire, Şam ve hatta Avrupa basın ve yayınları takip ediyordu.

Dr. Kemal Mazhar’ın anlatımlarına göre Kawakibi: „geniş düşünen, gelişmelere açık, eşitlik ve kardeşlik yanlısı, despotizme ve despotlara düşman bir olan bir adamdı“(Dr. Kemal Mazhar, Çend Laperek Mejuy Geli Kurd, 2001, Hewler, Kurdistan, sayfa 462)

Dr. Kemal Mazhar’ın Muhamed Kurd Ali’den aktardığına göre „Müslümanlar, Hıristiyanlar ve Museviler hepsi aynı oranda içtenlikle Kawakibi’nin toplantılarına katılıyorlardı“(Dr. Kemal Mazhar, age, sayfa 463)

Muhamed Kurd Ali, Kawakibi ile aynı dönem yaşamış ve yakın arkadaşıydı.
Kawakibi’nin Müslüman olmayan kesimlere olan dostluğu ve yakınlığı o dönem Osmanlı yetkililerinin tepkisini çekiyor.
Kawakibi’nin çıkardığı „Al Şahba“ gazetesinin Osmanlı yetkilileri tarafından kapatılmasının esas nedenlerinden biri Osmanlı despotizmine karşı oluşu, diğer bir nedeni ise Hıristiyan topluluklarına karşı toleransıydı.

Örneğin Osmanlı- Rus savaşı sırasında 6 Ermeni Antep’te Rusya’ya karşı savaşmak askerlik ocağına başvuruyorlar. Oradaki Osmanlı askeri yetkilileri bu gönülü Ermenilerden isimlerini değiştirip Müslüman isimlerini almaları taktirde cepheye göndereceklerini söyler. Ermenilerde bu istemlerinden vazgeçiyorlar.
O dönemler Antep idari olarak Halep’e bağlıydı.

Kawakibi bu gelişmeyi duyar duymaz „Al Şahba“ gazetesinde Antep’deki Osmanlı yetkililerini eleştiren bir yazı kaleme alıyor.
Halep Valisi Kawakibi’nin bu tavrını sebep göstererek „Al Şahba“ gazetesini kapatıyor ve Kawakibi hakkında dava açıyor.
Halep Valisi Kawakibi 6 ay boyunca uğraştırıyor, fakat o tavrını değiştirmiyor.
Hatta Osmanlı yetkilileri Kawakibi üzerine baskı yaparak haberin kaynağı olan kişiyi öğrenmek istiyorlar.
Daha sonra yeniden gazetenin yayınına izin verdiklerinde Kawakibi yeniden Antep Ermenileri meselesi üzerine duruyor, „haber kaynağını vermediğini ve gazeteciliğin şerefini koruduğunu“ yazıyor.(Kemal Mazhar, age, sayfa 467-468)

Osmanlı devleti, Kawakibi’nin Halep’deki gazetecilik faaliyetlerine son verdikten sonra, Kawakibi kendisini kitap çalışmalarına veriyor. Bu arada bazı gazetelere ve özellikle Kahire basınına sahte isimlerle makaleler yazıyor.
Bilindiği gibi o dönemler Mısır farklı bir özelliğe sahipti. Osmanlı devletine muhalif bir çok aydın Kahire’ye yığılmış durumdaydı.. Miqdat Bedirxan’ın çıkardığı ilk Kürd gazetesi „Kurdistan“ve Salih Bedirxan’ın çıkardığı Masonik gazete „Umud“ Kahire‘deki kısmi özgürlükçü ortamında gün yüzü gördüler.