KÜRDISTAN’IN ROJAVA’SINDA GENEL DURUM VE PYD’NIN SINAVI!

1524

Mehmet Müfit

Suriye’deki savaş yeni bir aşamaya kapı aralayarak farklı boyutlar kazanmaktadır. Başında İran’ın bulunduğu «Şii bloğu» ile ittifak içinde olan Rusya’nın yönlendirdiği bu savaş, şayet ABD ve müttefiklerinin yeni bir hamlesi gündeme gelmezse, kanlı Beşar kliğinin bir dönem daha iktidarda kalmasını sağlayacaktır.

Güçler ilişkisi ve dengelerinde değişikliğe yol açacak olan bu durumu iyi gözlemlemek ve iyi anlamak gerekiyor. Savaşan bütün güçler, siyasetlerinde değişikliklere gideceklerdir. Rusya ve müttefikleri, yürüttükleri imha savaşıyla askeri planda «İslami muhalefeti» ve destekçilerine geri adım artırmayı başardılar. Türk devleti, Batının güvenilmez «müttefiki» konumunda Suriye’ye ilişkin tecrit olmamak için Rusya ile dirsek temasını sürdürmektedir ve Kürdistan ulusal kurtuluş hareketini engellemek için her şeyini satmaya hazırdır. Suudi Arabistan ve temsil ettiği «Sünni blok» ise şimdilik gelişmeleri geriden izlemek konumunda kalmaktadır.

Rojava Kürtlerini bekleyen asıl sınav şimdi başlıyor; Başar el-Esat kliğinin kendisine karşı olan muhalefeti büyük kanlar dökerek bastırmakta olduğunu haber veren «Halep savaşı» sonrasında, ayağı yer tutar tutmaz Rojava Kürdistan’ına yöneleceğini tahmin etmek için «müneccim» olmaya gerek yoktur. Bu bakıma, Da’eş’e karşı Rojava Kürtlerinin yürüttükleri ve bütün dünyanın saygısını kazanan kahramanca savaşın ikincisine hazırlıklı olmak gerekiyor. Kendi ülkesini yerle bir ederek halkını büyük katliamlardan geçiren bir güruhun Kürtlere karşı daha da acımasız davranacağı açıktır. Üstelik bunun için, Türk devletinin gönüllü cellatlığını da yanına almaktan çekinmeyecektir.

Bu durumda ne yapılmalıdır?

Şimdiye kadar, öyle ya da böyle işleri nispeten «rast giden» Rojava Kürtleri, Batı dünyasıyla, özellikle ABD ile ilişkilerini, kazanımların korunması ve güvenliğini sağlamlaştırmak için bir üst aşamaya çıkarmaya çalışmalıdır. Muazzam eşitsiz ilişkiler sözkonusudur ama Batı koalisyonunun Suriye’de dayanacağı ve güvenebileceği örgütlü tek tutarlı güç de Kürtlerdir. Rojava Kürdistan’ın elini bu durum güçlendirmektedir ve zaten başka bir seçeneği de yok gibidir. Yani karşılıklı çıkarlar aynı mecrada yol almaktadır. Önemli olan, hata yapmadan bu durumdan, öyle sanıldığı gibi kolay olmayacağı bilinciyle hareket edip yararlanma becerisini gösterebilmektir.

Bu ilişkiler aynı zamanda, Rojava Kürdistan’ını Türk devletinin kirli emellerine karşı koruma kalkanı görevini de görmektedir. Ne var ki, yapılacak herhangi bir hata çok pahalıya mal olabilir; bir eli Batı koalisyon güçlerinde bir eli de Başar el-Esad kliğinde olarak yürünemeyeceğini önceden bilmek gerekiyor. Asıl ulusal kurtuluş savaşı bundan sonra, ya Şam’daki kliğe karşı yürütülecektir ya da ulusal taleplerden vazgeçilecektir. Oysa ki Rojava’nın esas olarak işgalden kurtarılmış haliyle artık geriye dönülmez bir aşamaya gelinmiştir, geriye adım atılamaz. Gerçi Suriye’de gelişmelerin daha ne sonuçlar doğuracağı belli değildir; Başar el-Esad kliğiyle savaşa tutuşmak eğer kaçınılmaz bir hale gelirse düşünülebilir, aksi taktirde Türk devletinin doğrudan tehlikesi dizginlenmediği müddetçe, «savaştan kaçınmak» siyasetini izlemek daha mantıklı olacaktır.

Rojava Kürdistan’ında devletleşmeye doğru evirilen ve gittikçe gelişen «de facto» bir otorite var. O bakıma, bu aşamadan sonra PKK’nin devletleşmeye ve «ulus-devlet»e karşı bayatlamış diskurlarını tekrarlamanın hiçbir manası ve kıymeti harbiyesi yoktur. Her şeyden önce bu diskurlar fiili pratikle uyuşmuyor, tezat oluşturuyor; «kanton» siyaseti aşılarak «federasyon» talep edilmektedir. Bu daha da ileri bir siyasettir. Var olan gerçeklikten dolayı, PYD yöneticilerinin her fırsatta oldukça çelişkili, realiteden uzak, hatta inkârcı açıklamaları ve çıkışları oldukça yanlış olmasına rağmen bunu esas alıp Rojava’ya verilmesi gereken destekten geri kalınamaz. Sonuçta pratik icraat belirleyicidir. Ben kendi payıma yanlış ve rahatsız edici bu tür açıklamalara fazla önem verilmemesi gerektiğini düşünüyorum.

Tarihten öğrenme

PYD önderlerinin bilinen söz konusu açıklamalarını, Selahattin Eyyubî döneminde Kürt Mirlerinin izledikleri siyasete benzetiyorum. Son derece öğretici olduğunu düşündüğümden dolayı bu örneği paylaşmak istiyorum.

Bilindiği gibi, İran ve Kürdistan’ı işgal eden Selçuklu Türklerin Musul’daki artıklarından, Güney Kürdistan’ın önemli bir kısmı, Mardin bölgesi ve Suriye’yi kapsayan coğrafyada «Zengi» isimli bir Türk 1127 yılında otonom bir hanedanlık kurmuştu. Daha sonraları bağımsız bir devlete dönüşmesine karşın Selahattin Eyyubî tarafından varlığına son verildi. Çıkarmamız gereken ders, Selahattin’in, «Zengi» diye bilinen Türkler ve sultanları «Nurettin» ile olan ilişkileriyle ilintilidir.

Türk sultanı Nurettin, Mısır’ı işgal edip kendi topraklarına katması için başında Selahattin’in babası Eyub ve amcası Şerko’nun bulunduğu ordusunu gönderir. Mısır işgal edilerek sultan adına Kürtler tarafından yönetilir. Ne var ki; Türk sultanı Nurettin, Kürt Mirlerine güvenmediğinden dolayı Mısır’a saldırmak istiyor. Kürtler, henüz güç olarak zayıf ve yabancı bir ülkede olduklarından çatışmayı göze almazlar. Öncelikle, Türk sultanından gelebilecek bir saldırı ihtimali karşısında savunmaya uygun sığınabilecekleri bir yer ararlar ve Yemen’i bunun için işgal ederler. Ardından, Nurettin’e bağlılık hutbelerini camilerde okuturlar ve sultana bağlılık mektubuyla birlikte kendisine kıymetli hediyeler gönderirler. Türk sultanı yine de güvenmez Kürtlere ve birkaç sene sonra yeni saldırı planlarına girişir. Selahattin ve diğer Kürt Mirleri, yine kendisine büyük hediyeler ve bağlılık mektubu gönderirler ve camilerde hutbe okutarak onu oyalama siyasetini güderler. Bu arada, Nurettin’e başkaldıran birçok bölgedeki isyanları bastırmak için her seferinde ondan para ve silah alırlar. Bir müddet sonra Türk sultanı Nurettin’in parası ve silahlarıyla güçlenen Selahattin ve şürekâsı, Suriye seferine çıkarak Şam şehrini ele geçirirler ama yine de Türk sultanına bağlılıklarını ilan etmekten geri kalmazlar. Akabinde, ilk fırsatta Halep şehrini alarak Musul üzerine yürüyerek Zengi Türklerinin iktidarlarına son verirler. Selahattin Eyubî ve kendisiyle beraber hareket eden diğer Kürt Mirleri, Türk sultanının askeri yardım, parası ve silahlarıyla kendisini devirmişlerdir. Siyaset aynı zamanda budur.

«Siyaset sabrın okuludur». Bu bakıma, PYD yöneticilerinin ikide bir Şam’daki El-Esad kliğine ilişkin yaptıkları açıklamaları değerlendirmemizde esas almamalıyız. Yukarıda belirttiğim gibi, diskurlarının ve açıklamalarının içeriği son derece yanlıştır ve Kürdistan olmakla bağdaşmıyor. İster bilinçli ya da şuursuzca olsun söylevlerinin fazla bir önemi olduğunu düşünmüyorum. İcraatları önemlidir; askeri ve siyasi güç olmaları ve işgali kırmaları iyi bir gelişme olmakla birlikte, söz ve düşünce özgürlüğünü yasaklamaları, diğer siyasi örgüt ve partilerin varlıklarını tanımamaları ise son derece büyük hatayı oluşturmaktadır. Ulusal kurtuluş hareketinin demokratik yanı hiçe sayılmaktadır. Ne var ki, her şey bir tek çizgi üzerinde yürümüyor. Bundan dolayı, ulusal dava için sürdürülen mücadele desteklenmelidir ama anti-demokratik yanı ise eleştirilmelidir. Söyleyeceğim şudur ki, Rojava Kürdistan’ında bir takım yöneticilerin absürd konuşmalarına dayanıp ulusal kurtuluş hareketini mahkûm etmek son derece kolay olacaktır. Rojava’da hakim olan siyasetin gösterdiği zaafların başında PKK’den kalan alışkanlıklar geliyor.

Somut öneri

Rojava Kürdistan’ında, bütün Kürt halkının katıldığı bir ulusal kurtuluş hareketi yürütülmektedir. Tekrarlarsak, çelişkili olmasına, düşünce özgürlüğü ve demokrasiyi tanımayan siyasi hatalarına rağmen bu hareket desteklenmelidir. Geniş uluslararası askeri desteğe sahip olan bu hareket, gittikçe devletleşmeye doğru adım atmaktadır. Fakat iki ciddi çelişkiye ve siyasi hataya sahiptir «Rojava» Kürtlerinin hakim olan kesimi; birincisi, demokrasi konusunda ciddi zayıflıklar göstermesidir. İkincisi ise, kendi halkına bile kan kusturan Şam rejimiyle olan ilişkileridir. Gerçi bu ilişkiler, Kürdistan’ı, rejim tarafından katliamlardan geçirilmesini engelleyerek yıkımlardan kurtarmıştır. İşin bu yanını da görmek gerekiyor.

Ne var ki; ulusal kurtuluş hareketi iki yönlü bir siyasete sahip olmak zorundadır: Da’eş’e karşı direnmesi ve Kürdistan’ın onlardan temizlenmesi sadece işin bir yanını oluşturuyor. İkinci yan ise, Şam rejimine karşı günü geldi mi ulusal kurtuluş hareketine devam etmesi olacaktır. Suriye’deki savaşın nereye evirileceği daha belli değildir. O bakıma «Rojava» Kürtleri son derece ihtiyatlı olmak zorundadırlar; hem Da’eş’a karşı -ki bu savaş, Türk devletinin Kürdistan ulusal kurtuluş hareketine ve Kürt halkına karşı savaşıdır- hem de Şam rejimine karşı iki cephede savaşamazlar. Savaştan olası bir çıkış, bir takım bölge devletlerine ve bilhassa uluslararası güçlerin bu savaşı nasıl sonlandıracaklarına bağlıdır.

Bu süreçte, «Rojava» Kürtlerinin, ileride Güney Kürdistan’da olduğu gibi olası iç çatışmalar ve bölünmeler yaşamaması için yeni bir siyaset oluşturmaları gerekiyor. Birincisi, bütün siyasi oluşumların varlığını tanıyarak demokratik davranmalıdır. Söz ve ifade özgürlüğünü kanunlaştırmalıdır. Akabinden, «Rojava Peşmergesi» diye tanınan askeri oluşuma kapıları açarak YPG güçlerine katılması ve bütünleşmiştirilmesini sağlamalıdır ya da ortak yeni bir askeri oluşuma gidilmelidir. «Rojava» Kürtlerinin çıkış yolu ve selameti buradan geçmektedir. Kürtlerin bilinen acılı tarihi hataları Rojava’da tekrarlanmasına izin verilmemelidir. Bir tek ordu yaratılmazsa şayet, her iki taraf da başkalarının özellikle de düşman devletlerin her türlü manipülasyonlarına uğrayabilirler. Kullanılmaları ve Kürtlerin birbirlerine karşı savaştırılmaları olasılıklarına karşı şimdi, yarın çok geç olmadan bugün tedbirler alınmalıdır. Birleştirici devrimci siyasetler yaratılmalı ve uygulanmalıdır.

Muhtemel gelişmelerden Kürdistan’ın payına ne düşebilir?

Ortadoğu tarihi bizlere göstermiştir ki, son derece kaygan ve güvenilmez zemin ortamında kurulan ve geliştirilen ilişkiler kalıcı değildir. Yarının ne olacağını hiç kimse bilemez. Fakat Irak’ta olduğu gibi Suriye’de de artık geriye dönülemez; fiili olarak bu devlet bölünmüştür. Rojava Kürdistan’ı işgalden esas olarak kurtulmuştur. Ve büyük ihtimalle, büyük güçlerin müdahaleleri sonucu Suriye federasyonu kurulacaktır. Bunun önündeki tek engel sadece Başar el-Esad kliği değildir; İran ve özellikle Türk devlet faktörü en büyük engeldir. Son derece dikkatli ve aceleye getirilmeyen sabırlı bir siyaset izlenmelidir. Bundan dolayı, «Batı koalisyonu», bilhassa ABD ile olan ilişkiler ihtiyatla sürdürülmelidir. Büyük çıkarlar ve antlaşmalar için her an yalnız kalınabileceği de hesaplanmalıdır. Bu bakıma, Rojava Kürdistan’ında sağlam durmak için en önemli gelişme, ulusal birliğin gerçekleşmesi olacağından öncelikle bunun gerçekleşmesi sağlanmalıdır.

10.12.2016