Kürdistan’ın Güneyindeki Kriz Referandumla İlgili Değildir!

184

M. MAMAŞ

Kürdistan’ın güney parçasında yaşanmakta olan kriz, referandumla ilgili değildir. Çeyrek yüzyıllık iktidar deneyiminin başarısızlığı sonucu bu aygıtın ve işletiş tarzının yozlaşarak halka yabancılaşmasının serencamıdır.

Siyasal partiler arasındaki rekabetin yarattığı bir krizden öte, özünde bir burjuvalaşamama krizidir ki siyasal partilerin rekabeti ancak bunun görünürdeki yansımasıdır. Bu sınıfsallaşamama sancısı , ülke kaynaklarının bir avuç üst tabaka insanı tarafından talan edilmesiyle kangrengleşerek toplumsal dinamiği çarpıtmış ve petro-dolar odaklı oligarşik bir yapının oluşmasına neden olmuştur.

1991 Devriminin milli demokratik gerekleri yerine getirilmediği gibi, PDK-YNK arasında yaşanan iç çatışma sürecinde Halepçe katliamından daha fazla insanımız katledilmiş ve Devrimi yıllar yılı omuzlamış olan kitlelerin inancı ve heyecanı da devrimin ilk körpe kuşağıyla birlikte imha edilmiştir. BAAS Rejiminin yaptıklarının benzerini Kürt güçlerinin de birbiriyle savaşırken yaptığını görmek halkta korkunç travmalara ve yıkımlara yol açtı.

Ülke kaynaklarının parti ve aile oligarşisi merkezli kullanılması, bu ikili paylaşım koalisyonundan birinin diğerinin payını ihmal etmesi ve bu yolla siyasi iktidarını diğerinin aleyhine tahkim etmeye çalışması (bu genellikle sömürgeci devletlerin dürtüklemesiyle başladı) iç savaşa neden oldu. Devrimin taze ruhu ve filizleri parti ve aile çıkarları uğruna acımasızca ezildi. Bunun en önemli nedeni kimin daha çok pay alacağı konusuydu. Petro-dolar balyalarını kimin daha çok istifleyeceği kavgasıydı. Sonuçta Halepçe katliamından daha fazla insanı katlettikleri gibi, BAAS rejiminin karbon kopyası yöntemlerle tüm kirli savaş yöntemlerini kullanmaktan da geri kalmadılar…

Sonuçta ABD devreye girdi ve ciddi baskılar uygulayarak bu melun iç savaşı durdurdu. Ama talan felsefesi ve ikili soygun mekanizması yerli yerinde kaldı. Yeniden bir çatışmaya sebep oluşturmayacak biçimde düzenlenerek “kardeşçe paylaşma” esasına oturtuldu. PDK-YNK ülke kaynaklarını fiilen ve kanunen kendi aralarında yağmalamaya karar verdiler. Buna “stratejik ittifak” dediler. Siyaset sahnesini buna uygun tanzim ettiler.

Öyle bir “stratejik ittifak” ki bu, her partinin kendi pêşmerge ordusu, kendi istihbarat teşkilatı, kendi adalet mekanizması, kendi maliye ve dış politikası olabildi. İki gücün hakimiyet alanı mutlaklaştırıldı. Dergele sınır kapısı iki gücün arasında bir “utanç duvarı” olarak kaldı. “stratejik ittifak” dedikleri, aslında her iki gücün bu rüsva duruma saygı duymalarıydı. Sömürgecilere karşı değil, kendi halkına karşı kurdukları bir ittifaktı, bu…

PDK-YNK arasındaki bu “stratejik ittifakın” esas amacının milli demokratik devrimin tasfiyesi olduğu bugün daha iyi anlaşılmaktadır. Sömürgecilikten en çok etkilenen yoksullar ve emekçiler lehine işletilmesi gereken siyasi iktidar, büsbütün aristokrat tabaka lehine kullanılarak devrimin esas sahibi olan yoksullar bunun mağduru haline getirildiler.

Petro-dolar parti kasalarına aktıkça bir avuç dolar milyoneri tüm ekonomik-siyasi hayata hükmetmeye başladı. Böylece yoksullar sistemin dışına itildiler. Eski toplumsal yapıyı çözecek üretici güçlerin oluşmasına bu biçimde izin verilmedi. Sorun yaratmasınlar diye aile başına birkaç yüz dolar para veya aylık iaşe yardımı yaptılar. Böylece ‘özgür vatandaş’ yerine ‘devlet kulu’ yaratılması siyaseti benimsendi. Ama belli ailelerin ve parti yönetiminin kasaları hiçbir milli denetim mekanizmasına tabii olmadan şişmeye devam etti. Kürdistan’ın güneyinde parti kasalarının milli hazinenin kaç katı olduğunu bilen yok. Ve işte tüm bunlar PDK-YNK’nin “stratejik ittifakının” doğrudan sonuçlarıdırlar.

Tüm bunlara burjuvalaşamama ya da sınıfsallaşamama diyoruz. Feodal arkaik toplumsal yapının çözülmesi ve modern toplumsal dinamiklerin açığa çıkarılması için üretici güçlerin gelişeceği bir altyapının kurulması şarttır. Böylece modern sınıfların eskimiş toplumsal düzeni çözerek hayat bulmasının zemini yaratılmış olur. Ancak petro-dolar istiflenerek, daha ziyadesiyle aristokrat üst tabaka güçlendirilmiş ve yeni üretici güçlerin ilerlemesine set vurulmuştur. Oligarşik karakter kazanan bu durum sosyal yaşamı tamamen sıkboğaz ederek milli mutabakatın çatlamasına ve krize girmesine neden oldu. Egemen tabaka burjuvalaşamıyor, zira burjuvazi de en nihayetinde üretime dayalıdır ve zenginliğini “emek sömürüsüne” borçludur. Bu nedenle ‘özgür emeği’ feodaliteyi çözerek açığa çıkarmakla mükelleftir. Aynı zamanda bu misyonuna uygun belli değer yargılarının ve kültürün de taşıyıcısıdır. Bunu üretici güçlere yaslanarak yapar.

Oysa Kürdistan’ın güneyinde yolsuzluk, hırsızlık ve ülke gelirine elkoymak üzerinden ailesel-kişisel kasalarındaki doları ençoklaştırarak sınıfsallaşma veya burjuvalaşma aşamasına yükseldiklerini sanıyorlar. Dünya’da emek sömürüsü üzerinden burjuvalaşmanın yaratıldığı malum, ama çalarak ve ve gaspederek sınıfsallaşmanın mümkün olmadığı da biliniyor. Burjuvalaşmanız için bizi “sömürmeniz” lazım (bunun için bizi üretici pozisyonuna sevketmeniz şart), soymanız değil! Bu çarpık anlayışla konuya yaklaşıldığı için aile ve parti oligarşisi yarattılar ve toplumsal dinamikleri boğdular. PDK ve YNK’nin “stratejik ittifakı”, bu çarpık tablonun sürdürülebilirliğinin koalisyonudur.

Ancak halkta yoğun tepki ve itirazların yoğunlaşması, bu kaynayan sorunu GORRAN Hareketi’nin formüle ederek öncülükte bulunması ve de siyaset sahnesine taşırmasıyla bu kirli denklem deşifre edilerek bozulmaya başladı. GORRAN Hareketi’nin bu sorunun çözüm merciî olup olmayacağından bağımsız, böyle bir cerahatı patlatmış olması ve yeni toplumsal arayışı ve sorgulamayı açığa çıkarmış olması önemlidir. GORRAN, PDK ve YNK’nin çeyrek asırlık yozlaşan idaresinin siyasi aynasıdır. Dolayısıyla yaşanmakta olan rekabet GORRAN’la PDK arasındaki irade yarıştırmacılığının ötesinde, bastırılmış toplumsal güçlerle yozlaşmış siyasal iktidar erki arasındaki bir hesaplaşmadır. Bu yüzden parlamento dahil bütün siyaset zeminleri yara almaktadır.

“Bağımsızlık Referandumunun” bu oligarşik sultayı sürdürmenin aracı olarak değerlendirildiği kuşkusunun halkta hasıl olmasının ve karar alma biçiminden, sunuş tarzından ve hukuksal altyaısından kaynaklı sorgulamalardan sebeple deyim yerindeyse ‘karakolluk’ olmasının nedeni de budur.

Her halükarda çürüyen bir iktidarla karşı karşıya olduğumuz gerçeği yadsınamaz bir gerçektir. Bu yapı ve anlayışla bağımsızlığın neden ve nasıl sakatlandığını anlamak zor değil…

Kürdistan’ın güneyinde yeni toplumsal dinamiklerin modern tarzda siyaset alanına çıkarak bağımsızlığı ilan edeceklerine inanıyorum. Bu da ayrı bir yazının konusu olsun…

Saygıyla…

24.08.2017