Kürdistani Köklere Dönüş

889

Fırat Behrewan

Kürdistani bireyler açısından politika mevcut durumlardan ötürü büyük bir öneme sahiptir. Bu yazıda, Kürdistani bireylerin politika ile şekillenen hayatlarına ve değişen dönüşen politik evrimlerinden örneklerle söz edeceğim. Bu politik evrilme, kabaca üç aşamadan oluşmaktadır.

İlk aşama, bu bireylerin Türk olarak hayata göz açmaları ile başlar. Hayata devşirme bir kimlikle bakış… sosyalite ve kişiliklerinin devşirme bir kimlikle şekil alması aşamasıdır. Uzun süre bu etkiyle yaşanılır. (Milli şuur ve kültürden uzak) zamanla devşirme kimlik kalıbına sığmayan bu bireylerin bazıları sol hareketler içerisinde kendilerini ifade etme, var olma mücadelesine girişirler. (2. Aşama) Burada kendilerini ifade edecek bir zemin bulurlar fakat yine birşeyler eksik gelecektir onlara… Eksik olan şey aslında kendileridir. Kendileri olamamalarıdır aslında. Burada kendine daha çok yabancılaşan birey “Türk solunun” asimilasyonun bir başka versiyonu olduğuna karar verecek ve eksik olan noktaya doğru teşhisi koymuş olacaklardır… O dakikadan sonra bu bireylere, ulusal kültürden öte köy gözükmeyecektir. 2. Aşama burada son bulacak ve öze dönüş bu noktadan sonra başlayacaktır…

Üçüncü aşama ise, iki aşamanın birikimiyle kültürel karargâhlara dönme gerekliliğini anlayan bireylerin, milli kimliklerine sıkı sıkı sarılmalarıyla son bulur. Bu evrimi bizzat yaşamakla birlikte uygun örnek olacağını düşündüğüm üç değerli Kürdistan kahramanının öyküsü ile durumu somutlaştırmak istiyorum. Örnekler sırayla; Dr. Şivan, Yılmaz Güney ve Ahmet Kaya…

Dr Şivan, Dersimli bir doktor… ilk başlarda politikayla pek ilgilenmez sonraları kaçınılmaz olarak kendini siyasetin içinde bulur, TİP’e katılır. (Türkiye İsçi Partisi) orada kendi sorunlarını dile getiremez. Sonraları “Türk solu asimilasyonun başka versiyonudur” der ve TİP’ten ayrılır. Daha sonraları Şivan’lar TİP’li Kürtleri “kimlik” konusunda partide katı tavır almaları konusunda örgütler ve Kürt sözcüğü kullanılır. TİP kapatılır. (Kapatılma nedeni Kürt kimliği vurgusudur) Şivan’ların bu tutumu, Türk solu içerisinde faaliyet gösteren ‘Kürdistani’ bireylere güzel bir örnek olmuş ve Türk solu içerisindeki Kürdistani bireyleri kimliklerini vurgulamaları konusunda cesaretlendirmiştir. (Nitekim sol hareketlerdeki kısmi Kurdistani hassasiyetin temelinde Şivan’ların bu faaliyeti yatar) TİP macerasından sonra sosyopolitik evrimini tamamlayan Şivan, TKDP’yi kurar ve mücadeleyi ulusallaştırır. Güney Kürdistan’a inerek Pêsmerge saflarında gönüllü mücadele verir. Tarihe “birakuji” (kardeş katli) olarak geçen Barzani MİT işbirliği komplosuyla, yoldaşları ve Sait Elçi ile birlikte 1971’te infaz edilir… Onca sene geçmesine rağmen mezarlarının yeri KDP tarafından gizli tutuluyor. Bu ayıbın aşılamaması hepimizin sorunudur. Ve bu konuda KDP’ ye baskıda bulunulmalı. Ruhları şad olsun…

Bir diğer örnek Altın Palmiye Ödül’lü Yılmaz Güney ve sosyopolitik evrimi… Y. Güney, sinema kariyerine klasik Yeşilçam filmleriyle başladı. Mafya filmleri, kabadayılık vs… Sonraları yoksulluk, töre, işçi işveren, hapis, sömürge gibi konulara yöneldi. Bu topraklarda sistem eleştirisine güzel örnekler sundu. Filmlerini izleyenler bilir, kronolojk olarak gittikçe ulusallaşan bir evrilme göze çarpıyor… Bu evrimi başarıyla gerçekleştirmiş ve bedelini de ödemiş bir Kürdistan bireyidir yılmaz güney.

Son örneğimiz olan Ahmet Kaya, Türkçe özgün müzik üretti. Yıllardır dillerden düşmeyen, her kesimden insanın ruhuna dokunan şaheserleri hâla güncelliğini koruyor. Sosyopolitik evrimini başarıyla tamamlamış bu cesur insan, kendi dilinde müzik yapma arzusunu korkmadan dile getirdi ve bedeli ne ise ödemeye hazır olduğunu gösterdi. Şüphesiz onun arkasında bıraktığı onurlu miras, bugünkü ulusal dönüşümün güzel bir örneğini oluşturuyor.

Örneklere baktığımızda bu evrimin nasıl ve ne şekilde olursa olsun “mutlaka” gerçekleştiğine tanık oluyoruz. Nitekim bu dönüşümün bedeli de ağır oluyor. Sömürgeci akıl bu aşamalara doğrudan müdahale etmekle kalmayıp kaçınılmaz evrimi başarıyla gerçekleştiren bireylere yaptırım uygular. Cezalandırır, en temel hak istemine suçluluk duygusuna kapılmasına neden olur falan… Sömürgeci akıl, böyle insanları tehlike olarak görür. Böyle fidanlar boy verdikçe de sistematik olarak bunları keser, kırar, incitir. Ama biz biliyoruz ki, “Ölüm alsa da çicekleri çiçekte tohum bitmez”. Dolayısıyla kırdıkça’da mirası, “dönüşümünü tamamlamış” yeni nesiller alıyor. Bunlar, devraldıkları miras sebebiyle haklar konusunda en küçük tereddütü olmayan, bilinçli, cesur bireylerdir. Bu da birşeylerin değiştiğini ve değişeceğinin bize habercisidir.