Kürdistan’daki Felaket karşısında HDP’nin Tavrı

1347

Mahmut Kılınç

Halkların Demokrasi Partisi’nin (HDP) Kürdistan’daki bazı şehirlerde ilan edilen sokağa çıkma yasakları ve bu şehirlerin büyük oranda tahrip edilmesi, yüzlece insanın katl edilmesiyle ilgili aldığı siyasi ve örgürsel tavrı, Kürd toplumunun çeşitli kesimlerince sorgulanmaktadır.

Sûr’da, Cizîrê’de, Nisêbîn, Ferqîn, Îdîl ve diğer şehirlerde taşın taş üstünde bırakılmadığı, yüzlerce insanın katledildiği ve hatta katledildikten sonra yakıldıkları günlerde HDP’nin TBMM’de olması; komisyon ve genel kurul çalışmalarına katılması, özellikle Kürd kamuoyunda pek çok soruya neden olmaktadır.

Üstelik sokağa çıkma yasakların uygulandığı yerleşim yerleri, son seçimde bu partiye çok büyük oranda oy vermiş ve aynı zamanda, yapılan gösteri ve mitinglerle destek vermiştir.
Göçetmek zorunda kalan, evleri başlarına yıkılan, katledilen ve topluca yakılan insanlar bu partinin seçmen kitlesidir.

Sadece onlar değil, akraba çevresi, şehirlisi, köylüsü, bu yerleşim yerlerinde bulunan esnaf, işçi, ev kadını, çalışanı ve diğerleri HDP’ye destek veren kesimlerdir ve bu sayılan kesimler, saldırı ve felakete maruz kalmışlardır.

Kaldı ki, bu partinin üzerinde şekillendiği, siyaset yaptığı siyasi gelenek ve çevrenin acılı bir geçmişi bulunmakta ve pek çok bedeller ödenerek bügünlere gelinmiştir.

Her ne kadar bazı milletvekileri ve parti yöneticileri tarafından kabul edilmese de HDP, Halkın Emek Partisi’nin (HEP) başlattığı ve bugüne ulaşan siyasi gelenek ve potansiyel üzerinde kurulan ve aynı kitleden destek alan bir partidir.
HEP’le başlayan bu siyasi geleneğin yüzlerce çalışanı katl edildi ve hala akibeti bilinmeyen, kayıp kimseler bulunmaktadır.

Yine, HDP’nin üzerinde örgütlendiği zemini hazırlayan ve bugüne ulaştıran pek çok parti kuruldu ama, her defasında bu partiler “terör” veya “terör odağı” olmakla suçlanarak kapatıldılar.

Bu partilerde görev alan pek çok kimse siyasi yasaklara maruz kaldı, sürgün oldular, yıllarca başka ülkelerde yaşamak zorunda kaldılar, hala sürgünde olanlar var, milletvekilerin dokunulmazlıkları kaldırıldı ve hayatlarının en verimli yıllarını cezaevlerinde geçirmek zorunda bırakıldılar.

Yine bu partilerin çalışanları ve milletvekilerinden bazıları silahlı saldırıya uğradılar, bu saldırılardan birinde Mardin Milletvekili Mehmet Sincar Batman’da katl edildi.

Bütün bunları yazarken amacım, bu siyasi geleneğin bugüne gelinceye kadar ne zorluk ve baskılar gördüğünü, ama yılmadığını özellikle belirtmek içindir.
Bu siyasi geleneğe emeği geçenler bu baskılara gögüs gerdiler ve yılmadılar, çünkü mazlum ve mağdur edilmiş bir halkın ulusal ve demokratik haklarını savunuyorlardı.

Kürd Halkı’nın siyasi mücadelesi devam etmekte, hem de bugün daha güçlü ve kitlesel bir aşamaya ulaşmış bulunmaktadır.
Güçlü ve kitlesel bir güce ulaşmış olmasına karşın, özellikle HDP’nin siyasi stratejisinde, özellikle siyasi tavrında bir belirsizlik bulunmaktadır.
Öyle görülüyor ki, HDP’nin yöneticileri ve TBMM’deki grubu “ne serden ve ne de yardan” olmak istemektedirler.

HDP’nin, çatışmaların olduğu şehir merkezlerine küçük gruplar halinde ulaşmak istedikleri ve ancak güvenlik güçlerinin buna engel olduğu kamuoyunca bilinmeketir.

Buna karşın HDPli bazı milletvekillerin, çalışmalarına dikkat çekmek gerekir; örneğin, Cizre ve Şirnak’daki çatışma, saldırı ve bombalamarı yakından izleyen Faysal Sarıyıldız’ın emeği taktire şayandır.

Söylenmek istenen, böyle tek veya bir grupun yaptıkları fedekarlık değil, istenen ve hatta beklenen, bu saldırı ve katliamlar karşısında partinin alması gerekli siyasi tavrıdır.

Evet, HDP Grubu üstüne düşen görevi tam olarak yapmamış ya da yapamamıştır.
Nitekim, Cizîrê’den bir yurttaş bunu açıkça dile getirmiş ve haklı olarak, “HDP’nin kendilerini yalnız bıraktığını” söylemiştir.

Oysa Parti Grubu, bir bütün olarak, Kürdistan’da kendisine uygun seçtiği bir yerde toplanıp, grup toplantısını orada yapıp ve siyasi bir tavır alarak, çatışmaların sonuna kadar meclis çalışmalarına katılmayacağını açıklayıp orada bekleyebilirdi.

Bu yer Amed olabilirdi, Sûr’a giremeyen grup, surların hemen dibinde yada başka bir yerde geniş bir çadır kurarak tavrını Türkiye ve dünya kamuoyuna bu şekilde duyurabilirdi.

Bütçe ya da başka bir komisyonu katılıp, birkaç kelimelik çıkış yapmaktan daha iyi bir sonuç elde edilebilinirdi.

Bir kere parti grubunun topluca Kürdistan bölgesine geçmesi ve Amed gibi bir şehirde yerleşmesi ve grup olarak tavır alması, başlı başına bir siyasi tavır olacaktı ve ayrıca, dünya kamuoyu ve basının da dikatini çekecekti.

Eğer birileri grubun böyle bir siyasi karar ve tavra uygun olmadığını söylüyorlarsa, bunun günahı da yine bu partinin yöneticilerinin omuzundadır.

Durumu anlamak için tanık olduğum, içinde bulunduğun 1992 yılı Newrtoz katliamı dönemini anlatmak isterim.

1992 Newrozunda yine Şirneq, Cizîrê ve Nisêybîn’de güvenlik güçleri kitleye saldırmış ve yüzün üstünde kimse katledilmişti.

İşin üzücü tarafı ise biz HEP’li milletvekileri de bunu yapan hükümetin koalisyon ortağı olan Sosyaldemokrat Halkçı Parti’nin (SHP) hala içinde bulunmaktaydık ve o hükümete güvenoyu vermiştik.

Tabi bazılarımız bu durumu anlamakta zorlanmaktaydı, grupta bulunan bir takım milletvekileri de hala siyasi bir tavır alıp ayrılmaktan yana değillerdi.

Bunların bazıları zaten dönmeyeceklerdi, ama bazıları da bakanlık, komisyon başkanlığı yada benzeri beklentilerle hareket ediyorlardı, bunların, kendilerini aday gösteren çevre ve merkezleri da bu yönde bilgilendirdikleri de uzak bir ihtimal değildi.

Kısaca, Kürdistan’da katliam yapılıyor ve bizim gelişmeleri önlemek için hiç bir etkimiz olmuyor, üstelik siyasi bir tavır alıp hükümet ortağı SHP’den de ayrılmıyoruz, bu anlaşılmaz durum hem bazılarımızı ve hem de seçmen nezdinde pek çok soruya neden olmaktaydı.

Bugün yine tutarlı bir siyasi tavır alınamamaktadır.

Mutlaka bunun bizim bilmediğimiz nedenleri vardır.

Ama şunu söyleyebiliriz, Sûr’a, Cizîrê’ye giremiyorsunuz, grubu topluca Kürdistan bölgesine çekip, meclis çalışmalarına katılmayıp, siyasi bir tavır alarak kamuoyuna açıklayabilirdiniz.

Kuşkusuz bu güçlü bir siyasi mesaj olurdu ve belki katliamların önünü alırdı.

Özellikle Kürd kamuoyunun beklentisi buydu/ hala budur.

Mahmut Kilinc
06.03.2016