Kürdistan’da Kan Banyosu, Ankara’da Kriz Kurtarmak

514

M.MAMAŞ

7 Haziran Seçimleri sonrası HDP’nin yüzde 13 oy alarak 80 vekille TBMM’ine girmesi ve AKP’nin tek başına hükümet kurma çoğunluğunu kaybetmesi sonrası oluşan iyimser beklentilerin uzun sürmeyeceğini yazılarımda ifade ettim. Ortaya çıkan mevcut siyasi tablonun; liberal çevrelerin “seçmen uzlaşı talep etti” söyleminin aksine, “ verilen oyların toplumsal krokisi doğru okunursa esasında toplum denilen ‘bütünlemenin’ sadece Kemalist totalciliğin ‘bitiştirmesi’ sonucu bu günlere zoraki taşınmasıyla artık eski tarzda ayakta kalamayacağını ve bu seçim vesilesi ile kendini üçe ayırmış olduğunu ifade etti: Kürtler, Türk sağı ve Türk modernistleri.

İster bu haritayı define haritası gibi görüp yorumlayın, ister toplumsal fay hattı olarak değerlendirin, isterse de seçim tazelemekle yamalarız diye bakın, her halükarda 7 Haziran seçimlerindeki bu ayrışma çok barizdir. Bana göre mevcut seçim partileri bu çatırdamanın anlaşılması için bir göstergedir. Ne HDP, ne AKP, ne CHP toplumdaki bu kırılmayı durdurabilecek kapasitede değildir. 13 yıllık iktidarında AKP’nin kurulu statükoyu değiştirmek yerine kendine göre yontarak eşleştiği, Gezi Hareketi ile modernistlerin tepkisini CHP’nin nötralize ettiğini ve Kürdistanlıların yüzyıllık boyunduruktan kurtulma mücadelesinde ilk defa 80 vekille Meclise dahil olan HDP faktörünün Türk egemenlik sisteminde tatmin edici bir değişim yaratmakta başarılı olamadığı, aynı zamanda bunun programına da sahip olmadığı realitesi var.

Realiteyle toplum beklentisinin zamanlama açısından uyuşmazlığının dikkate alınmadığı ise ayrı bir handikaptır. Yüzde 13 oy alarak 80 vekil çıkarmış olan HDP’ye KCK’nin eylemsizlik kararını bozarak bu siyasi gücünü kullanmasına fırsat vermemesi, bu siyasi güç üzerinden dünyaya “meşruiyet” dayatması politikasını zorlamaması konunun kendi bağlamı içinde önemli bir hatadır ve zamanlaması da yanlış seçilmiştir. Nasıl bakarsanız bakın, PKK’nin politikalarına mesafeli ama HDP’li olan önemli bir insan kitlesinin mevcudiyeti gözden kaçırılmamalıdır. Aynı şekilde HDP politikalarını benimsemeyen ama KCK’nin hinterlandında olan önemli bir HDP’li insan kitlesi mevcut.

Kantarın topuzu kaçtı mı?

Bütün haklı gerekçeleriniz momentum’un yanlış kurulumu ile sakatlanabilir.

HDP ise, kendisini AKP’nin “çözüm süreci” mitosuna ziyadesiyle kaptırdı. MİT-Öcalan görüşmelerine büyük paye biçerek kendisine nötral veya yarı-nötral bir siyasi alan yaratarak kalıcılaşabileceği zehabına düştü. Bütün toplumsal desteğe rağmen “kriz yaratmayacağız” demeleri ortalama insana hoş bir seda gibi gelebilir ancak zaten ortada yüzyıllık bir sömürge Kürdistan sorunu var ve tüm krizin anası da babası da bu. HDP’nin krizden anladığı şey AKP’nin hükümet kurma-kuramama krizi midir? Kürtlerin anadilde eğitim merkezli kültürel haklarına ve iktisadi sorunlarına da bigâne kaldığı ve oy oranı arttıkça aktifleşmesi gereken yerde hantallaştığı görülmektedir.

Bu ahval içinde savaş kararı alan KCK ve buna karşı şehir ve kasabaları yakıp yıkarak kan deryasına çevirmekte tereddüt etmeyen TC’nin başlattığı kampanya karşısında HDP’nin ciddi bir  alternatif sunacak imkandan uzak olduğunu belirtmek mümkün. AKP, devlet içinde statükosunu güçlendirmek için “çözüm süreci” mitosunu geliştirdi ve şimdi ise ‘savaş hükümeti’ bayrağıyla seçime gitmektedir. Bu ‘savaş hükümetini’ ‘seçim hükümeti ambalajıyla kabul edip havuç bakanlıklarına ‘evet!’ diyen bir HDP hem seçmeninde duygusal kırılmalara yol açacak hem de AKP’ye sunî teneffüs yaptıracaktır. Kürdistan kan deryasına dönüştürülürken Meclisteki tiyatroya dahil olmak etik açıdan da siyaseten de meseledir…

KCK açısından da şunları söylemek mümkün; hala resmi olarak “Türkiyelileşme” programı yürürlükteyken, bunun içinde çerçevesi net olarak belirlenmemiş bir “özyönetim” ilanı,üstelik askeri ve idari olarak muhafaza edilemeyen bu ilan; hedefleri ve amacı net olarak belirtilmemiş, teknik donanım olarak kısıtlı olanaklarla yürütülen ve TC’nin halkı katlederek göçettirmesini engelleyemeyecek bir savaş taktiği gerçekten sürdürülebilir durumda olamaz. Sadece AKP’den kurtulma eğilimli bir savaş,TC içinde AKP’yi tasfiye etmek isteyen bir klik dahi güçlü anlamda ortada yokken herkesin kafasında acaba Kürtler üzerinden devlette bir dizayn mı yapılıyor kuşkusu yaratmaktadır. AKP bugün devletle bütünleşik bir durumdadır. Buradan bir çatlak yaratmak ise kısa vadeli bir kampanyayla başarılacak halde değildir. Topyekün kolonyalist sistemi karşısına almayan bir bakışım geliştirilmeden bu devran böyle sürdürülerek gider…

Ankara’da Meclis tiyatrosu reddedilmeden hiçbir “öz yönetim” özünü bulabilir mi?

Ankara’da “geçmişi unutabiliriz” diyen hafıza kırımcı bir siyaset varken, parçalı bölüklü bu durumumuzla elde edebileceklerimiz sadece harabeye çevrilen şehirlerimiz, köylerimiz ve toplumsal yapımız olacaktır.

28.08.2015