Kürdistan Ülke Gerçeği ile Barışma Sorunsalı…

813

Necat Demirci

Kürdistan nerededir sorusu Kürtler dışında en çok işgalci-sömürgeci-soykırımcıları rahatsız eden ve fakat çok da ilgilendikleri bir konu. Kürtlerin ulusal varlığının artık resmi tarih ve ideolojiler ile örtülemediği, yok sayılamadığı, tartışma götürmediği bir gerçek. Peki, Kürdistan ülke gerçekliği, toprak sorunu ulusal varlığımız, tarihimiz ve dilimiz kadar neden gündem teşkil etmiyor, en çok da barışı, birlikte yaşamı, kardeşliği diline pelesenk etmiş olanlar tarafından.

Türk devlet egemenliğinin ulusal varlığımızı yok etmek için, tüm kurumsallığını seferber ettiğini görüyoruz. Savaşın sürdürücü, derinleştirici gücünün de Türk devleti olduğu herkesin malumu. Tüm savaşın neden sonuç ilişkisi, rölavitesi Kürdistan ülke gerçekliği ve şekillendiği ülke topraklarıdır.

Artık Kürdistanlılar için ulusal varlıkları, değerleri, tarihleri Kürt ulusal bilinci egemen Türk devletinin kontrolünden çıkmış, biribirinden farklı, birçok siyasi yapının gövdesi ve öznesi haline gelmiştir. Tüm bu gövde üzerinde, sömürgecinin yapraklarının olması ise, yüz yıllık egemen ulus tahribatı ve onun ideolojik sonuçlarıdır. Ve fakat, gövdesinde barınamayacak denli, cansız yapraklardır. Yaprak diye tariflediğim, Türkiyeliliğe, kimisi İslam kardeşliği, kimisi de Anadolu’daki halkların kardeşliği, kimisi daha modern bir tarifleme ile yurttaşlık bağı olarak ifade ediyor. Ve Kürt ulusal gerçekliği, tüm bu ideolojik yanılsamalar ile paralel bir şekilde, siyasi – politik bir dinamikle, Kürdistan’da yürütülen savaşın gölgesinde doğru-yanlış mücadele veriyor. Ve en çok tartışılan konu ise Kürt ulusal birliği, Kürdistan’da bir olmak talebi, isteği…

İşte tüm bu tarihsel süreci, savaşı, soykırımı, işgali, sömürüyü ele alırken, belki de tahribatın en büyüğünün yaşandığı konu: Kürdistan ülke – toprak meselesidir. Kürt dilinin Kürt ulusunda hakim dil olmaması, ulusal meselelerin ana dilde konuşulmaması, işgalci-sömürgecilerin en başarılı olduğu diğer bir tahribattır. Ancak en başarılı oldukları konunun Kürdistan ülke gerçekliği konusu olduğu ise, su götürmez bir gerçektir.

Kürdistan’ı tariflerken, işgalci ve sömürgecilerin egemenlik alanına düşen toprakları ve yine Kürt ulusal iradesi dışında çizilmiş, emperyalist paylaşım savaşı ile parçalanmış topraklar olarak tariflemeliyiz. Oysa Bakur, Başur, Rojhılat, Rojava, ve elbette Kurdistana Sor, diye tariflediğimiz gibi, bir de Kuzey, Güney, Doğu, Batı diyerek de tarifliyoruz. Tüm bu bölgesel adlar bize işgalciler ve sömürgeciler ile dayatılmış olan tariflemedir. İşte Kürdistan’da bir olmak ile ilgili tarihsel tespitlerimizi bu kadar yalın, açık, ve teorik tartışmalara girmeden, işgalci sömürgeci egemen devletlerin tüm varlıklarını ve kurumsallıklarını, ideolojilerini yer ile yeksan edeceğimiz gerçekliğimiz ile kurduğumuz aidiyet ilişkisi ile yani Kürdistan ülke gerçekliği ile aşabiliriz.

Kürdistan topraklarında şekillenen savaşların sürdürücüleri, kararvericileri Kürt ulusu değildir. Kürtler sadece Kürt olmaklıkları, ve Kürdistan’da doğmuş olmakları ile bu savaşın bir tarafıdırlar. Kendilerine dayatılmış yakıcı gerçekliğin orta yerine doğmuşuz, tek sorumluluğumuz budur.

Kürdistanlılara barış dayatan tüm egemenlerin, bunu bizim ülke gerçekliğimizi de karartarak yaptıklarını yüksek sesle dile getirmeliyiz. Kürt ulusal varlığını artık ne onların devletleri, ne de yapay ideologları, ne de finanse ettikleri tarih kurumları, dil kurumları inkar edemiyorlar. Savaşı sürdürmelerinin ve derinleştirmelerinin tek sebebi ise, Kürdistan ülke gerçekliğidir. Sistematik olarak, sürekli Kürt ulus ülke gerçekliği diye bu tarihsel sorunu ele alma sebebimiz de bu olmalıdır. Artık Kürt ulusunu, onların varlığını ve topraklarını sömürmek için, savaştan çok daha fazlasına ihtiyaç duydukları, egemen çaresizliğine ve faşizmin kurumsallığının çatırdadığına şahit oluyoruz. Bu onları yendiğimiz anlamına gelmiyor. Bu onların yürüttüğü haksız savaşın sadece bir sonucudur. Kürdistanlıları pogrom ile, soykırım ile, topraklarından sürmüş olan işgalci sömürgeci güçler, değiştirdikleri demografinin altında, ulusal gerçekliğimiz ile kalıyorlar. Çünkü örneğin zaten yapay olan Türk ulusal değerleri, Kürtlerin varlığı ile de tehdit altındadır. Artık sadece Kürdistan’da işgal sorunları değil, Türkiye’de de Kürt azınlığı sorunu vardır. Ve bu sorunların sebebi Kürt ulusu ve onların işgal altındaki ülkeleri değil, 100 yıllık işgal ve soykırımdır.

Dün ‘Akil Adamları’ eli ile aydınları, yazarları ile, Kürtlerin gözlerinin içine bakarak ”barış” pazarlayanlar ile, bu savaşı yürütenlerin gerçeklikleri ve yaslandıkları kurumsallık aynıdır: İşgalci sömürgeci soykırımcı varlıkları. Kürt siyasal hareketi içinde de, barış en fazla kullanılan kavramken, Kürdistan’da savaş, en yakıcı gerçeklik olarak iliklerimize işlemiş durumda. Ve bu savaş ile tek ilgimiz doğmuş olmamız, Kürt ulus ülke gerçekliği.

Kürdistan’da siyaset yapan – politika yürüten tüm partilerin de bilmesi gereken ve en azından parti programlarına koyması gerektiği tek gerçek vardır: Kürt ulus ülke gerçekliği. Çünkü hangi parti olursa olsun, siyaset yaptıkları, örgütlendikleri, politik mücadele verdikleri gövde, Kürdistan gövdesi, bizim işgal edilmiş ülke gerçekliğimizdir. Ve üstünde mutabakata varılması gereken, yani herkesin sürekli dile getirdiği ”birlik” ideolojik birlik değil, bu sorunu tariflediğimiz politik dilde, Kürdistan gerçeğine rölavitesine tarih bilinci ile yaklaşıp, Kürdistan ulus ülke gerçekliği diyebilmemiz ve bir daha masa kurulursa, egemenler barış ile yüzümüze bakarlar ise, hangi gerçeklikle, hangi tarih bilinci ile karşı karşıya olduklarını da, aydınları, devrimcileri, şairleri, gazetecileri, tarihçileri, dil bilimcileri egemenlerine bir zahmet anlatıverirler. Çünkü sorunu tariflediğimiz realite ne olursa, çözümü de bu sorunu tariflediğimiz ulus ülke gerçeğimiz, yani işgal edilmiş, sömürge Kürdistan’da, soykırıma uğramış Kürt ulusu ile barış ve çözüm diye masaya koyar  ve kim kimin ile nasıl ve ne ile barışacak ise, oturur barışır.