KÜRDİSTAN KUVVETLERİ MUSUL’A!

669

M.MAMAŞ

Tarihin Tesadüfle İlişkisi

Yakındoğu’nun tarihsel geçmişine bakıldığında,4-5 bin yıllık uzun zaman kesitinin Aryan kavimleri ile Sami kavimler arasında durduraksız bir savaş ve egemenlik kavgasıyla geçtiğini belirtmek mümkündür. Burada tek istisna Yahudilerin de “Aryanik muamele” görmüş olmalarıdır, onların ülkeleri de yağmalanarak Asur tarafından getirilip Habur çevresine yerleştirildiler.

Bugünkü adı Musul olan Ninova/Nineva’nın güneyi bu kavimlerin coğrafik olarak egemenlik sınırını oluşturmuştur. Sami kavimlerin bu bölgedeki başat gücü Asur imparatorluğudur ve günümüz Toros dağlarına kadar kan dökmediği bölge yok gibidir. Bizzat Şalmanaser, “Guti halkının kanı, Urartu’dan Kemuhi’ye kadar uzanan büyük bir alanda sular gibi aktı” diye belirtmiştir.

Çoğunlukla Kürdistan ve sınırlarında yerleşik olan bugünkü Keldanilerin Sami ataları olan Aramiler de Asur’un uzantısı ve tamamlayıcısı gibi davranmışlardır. Kürtler yüzyıllarca bu köleci ve barbar kavimlerle mücadele etmiş olmanın yanında aynı şekilde işgalci ve barbar Batılı ve Kuzeyli kavimlerle de savaşmak zorunda kaldılar. Tarihin çoğu dönemlerinde Toroslardan Zagroslar’a büyük kitlesel geri çekilmelerde bulundular. Benzer biçimde Güney’den de bu doğal korunağa sığınmak zorunda kalmışlardır. Fırsatını buldukları her an çekildikleri bu topraklara yeniden yayılarak hâkimiyetlerini kurmuşlardır. Tarih bunun sayısız tekrarı ile doludur.

İnanın, amacım tarih dersleri vermek değil!

DAİŞ/IŞİD güçlerinin Kürdistan’a saldırısı nedense bana tarihin 4-5 bin yıllık bu kanlı akışının, tıpkı fizikçilerin evrenin genişlemesinin devam ettiğini belirtmeleri misali devam ettiğini hatırlatmaktadır. Musul (Ninova) yine her zamanki haliyle bir egemenlik çizgisini pratik değere dönüştürmüş durumdadır. Med atalarımız Ninova’yı ele geçirip burçlarında özgürlük ateşini yaktıkları için bizler 21.Yüzyıla kadar varlığımızı taşıyabildik belki de! Ve belki de özgür ve bağımsız bir Kürdistan devletiyle geleceğe yürümemizin güncel anlamda yine Ninova’ın (Musul) Kürtler tarafından alınmasına bağlı olması sadece bir tesadüftür!

Yine Kürdistan’da yerleşik olan Arap nüfusun ekseriyetle Aramiler örneğinde olduğu gibi DAİŞ/IŞİD’le işbirliği yapmaları da sadece bir tesadüftür!

Keza Asur dönemi Yahudilerin “Aryanik muamele” görmüş olmaları gibi günümüz İsrail’inin yaşadığı Arap kuşatması da bir tesadüftür!

Tesadüfleri sevmez misiniz?

Tesadüfler tek başına anlam ifade etmezler, biliyorum. F.Engels’in ifade ettiği gibi, “tesadüfler zorunlulukların eseridirler”.

Keyakser’in/Kawa’nın bu zorunluluğu göğüslediği tarzda 21.yüzyılın Kürtleri de bu özgürlük ve bağımsızlık manifestosunun çağrısını yerine getirebilecek miyiz?

Ehmedê Xani’nin düşündeki prensi tarihe armağan edebilecek miyiz?

Yeni egemenlik çizgisini kim çizecek?..

Emin olun, Kürtler Musul’u alıp bağımsızlık ilan ederlerse, burada çizilen hattın Selahattin’in Lazkiye’ye bakan kalesi ile tarihsel simetrisini kurabileceğiz. Buradan Akdeniz’e ne var ki? 150 km. mesafe…Belki de Selahattin Kalesi’nin Selahattin Limanı olmasını yalnız biz istemiyoruzdur…

Belki  bir tesadüfü de biz yaratmalıyız…

Tarihle modern çağın akidi yoktur ama bağıtı vardır. İşte bunu tarihsel akıl ve irademiz belirliyor…

Bazı Akitler ve Bağıtlar

Roma’dan beri Yakındoğu tarihiyle Avrupa tarihi iç içe geçmiş bir tarihtir ve genellikle Batı güçlerinin şekillendirdiği bir alandır. Kapitalizm dönemiyle beraber,15.yy.’dan 19.yy.’a kadar eski dönemin temsilcisi olarak varlığını sürdüren Kutsal Roma İmparatorluğu Otuz Yıl Savaşları olarak tarihe kaydolan Protestan-Katolik ayrışması ve din savaşları sonucunda ortadan kalktı. Aslında pratik anlamda 1648 yılında yapılan Westphalia Anlaşması ile hükmünü kaybetmiştir ve bu anlaşma modern ulus devletlerin mutlakiyetçi monarşiler vasıtasıyla oluştuğu bir akittir.

Burada, Almanya ve İtalya belirgin biçimde onlarca ayrı prensliğe bölündü ve Almanya 1870’lerde Prusya Kralı Bismarc tarafından, İtalya da Guiseppe Garabaldi tarafından birleştirildi.

Bu geç uluslaşma, westphalia akitinin çözülmesini ve 1.Dünya Savaşını hazırlayan koşuları olgunlaştırmakla kalmamış, belki de bu iki ülkede faşizmin iktidara gelmesinin ve devamla 2.dünya savaşının da koşullarını hazırlamıştır.

Westphalia ile kurulan denklem Kutsal Roma İmparatorluğunu sona erdirmekle aynı zamanda Osmanlı gibi dini-feodal imparatorlukları da çözmüştür. Bu, tarihsel üretim ilişkilerinin çözülmesidir de. Osmanlı bu çözülmenin hızlanmasıyla Balkanları birkaç ay içinde kaybetti.1.Dünya Savaşı yenilgisi ile ulus devlet tanzimini yaşamak zorunda kaldı. Bolşeviklerin Rusya’da iktidara gelmeleri Sevr Anlaşmasında öngörülen ulusal tanzimin Lozan’da ilga edilmesini ve Azınlık Hakları’yla takas edilmesini sağladı ve Türk Devleti bu dengeyi katliamlar ve asimilasyonla kendi lehine kullandı.

2.Dünya Savaşı sonrası ise dağılan Westphalia bağıtının yerine Birleşmiş Milletler(BM) yapısıyla başını Sovyetler Birliği’nin ve ABD’nin çektiği iki kutuplu dünya dengesi kurulmuş oldu. Bu, yeni bir uluslararası denklemdir ve 1990’larda Sovyetler Birliğinin çökmesiyle bu denklem de bozulmuş oldu. Bu tarihler arasında haritalar ekseriyetle değişmemiştir.1980’ler ile 1990’lar arasında yaşanan milli sorunlar “micro milliyetçilikler” olarak görülmüş ve örneğin Avrupa Birliği(AB) gibi bölgesel  bir yapılanmada “Kopenhag Kriterleri” şartnamesi ile buna çare aranmıştır ama bu da tıpkı Lozan’da olduğu gibi Azınlık Haklarına tekabül etmiştir ki Türk Devleti  buna bile çekinceler koymuştur.

Şimdi,BM’nin kuruluşuyla oluşturulan uyum 1991 Körfez Müdahalesi ve Yugoslavya’nın dağılmasıyla pratik değerini kaybetti.Eski Sovyet cumhuriyetlerinin çoğu,Yugoslavya devletinin tüm bileşenleri bağımsız devletler oldular.Doğu Timor ve Güney Sudan da bağımsız devletler oldular.Hatta 300 bin nüfuslu Kiribati adası da BM’ye üye oldu vs..vs..Pratikte yaşanan bu gelişmelerin Kürdistan,Batı Sahra ve Belucistan’da ve belki de İran’daki Azerbaycan’da yaşanmaması ihtimali var mıdır? Hele ki Hazar Havzası ile Ortadoğu’nun enerji bölgelerinin birleştirilmesine karar verilmişken…

Zamanın ruhu böyle ilerliyorken, bizim bir fantazyadan ileri gitmeyen “özerklik”, “kanton”,”konfederalizm” gibi sürrealist kavramlarla enerjimizi tüketmenin ne yeri ne de zamanıdır. Yakındoğu tarihi, sümer’den Asur’dan beri ne bir konfederalizme ve ne de bir özerkliğe tanıktır. Romantik “kanton” fikri ise Kürdistan realitesine uygun değildir.

Kavramsal Kargaşada Kurtarılan Üniterlik

Özerklik, Azınlıklara mahsus bir statüdür, uluslara değil. Ulusal sorunların ara çözümü federasyondur. Özerklik “ara çözüm” dahi değildir. Bunu ana çözüm gibi sunmak büyük bir yanılgı ve çarpıtmadır. Bir defa kimden özerksiniz ya da kimden özerk olmak istiyoruz? Ülkemizi sömürgeleştirmiş olan bir devletten istesek bile özerk olamayız ki. Çünkü O ülkemizi sömürgeleştirmiş olduğu için bizimle askeri, iktisadi, ulusal, kültürel ve insani açıdan her daim savaşıyor olacaktır. Bunlardan feragat etmesini beklemek ise sömürgecilik ilişkisine terstir. Velev ki dil-kültür haklarımızı tanıdıklarını varsayalım. Sömürgeciliğin ekonomik ve askeri tasallutu asla hafiflemeyecektir. Kürtler devamlı Türk’ün kapısında yoksul ve çağın gelişmemiş toplumu olmaya mahkum bırakılacaktır. Özerklik ancak Bağımsız Kürdistan cumhuriyetinin kendi içindeki özgünlüklerini dile getirmeye yarar. Gerisi sömürgeciliğin devamını koşullar…

Kanton fikri ise özerklikten daha geri ve ona içkin bir modeldir. Genişletilmiş Belediyecilikten öte değildir. Kaldı ki Bağımsız Kürdistan Cumhuriyeti kurulmadığına göre hangi sömürgeci devletin kantonuyuz. Ortada resmi bir özerklik olsa bunu yine anlamak mümkün. Ama Rojavaya Kurdistan’ın her şehri DAİŞ/IŞİD ve benzeri işgalci barbarlar tarafından baklava dilimi gibi bölünmüşken bu yetmiyormuş gibi bir de kendi elimizle Kanton diye bölmenin ne hikmeti var!

Varsayalım ki, evet İsviçre çok güzel ve Kantonları da pek yakışmış. Kantonlarda asgari ücretin belirlenmesinden tutalım da ev kiralarının belirlenmesine kadar neredeyse her sorun hakkında halkoylamasına gidiliyor. Peki, siz hangi konuda numune bazında dahi olsa halkoylamasına gittiniz? Kendi dışınızdaki yapılara karşı tahammülünüz dahi yokken, tek parti rejimli  BAAS diktatörlüğü ile yönetilen Suriye sömürgecisinin egemenliğinde kantonun yeri olabilir mi? Kürdistan’ın dörde bölünmüşlüğü yetmezmiş gibi, ulusal olarak bizi kırk parçaya bölmüş olmaları yetmezmiş gibi,baklava dilimleri gibi bölmeleri yetmezmiş gibi sanki ne ala dercesine kendimizi de yeni parçalanmışlıklara sürüklememiz hak mıdır!

Bütün bunları ideolojik amentülere dönüştürüyoruz ama bütün sömürgeci devletlerin üniter yapılarını da kutsuyoruz. Onların toprak birliğine saygılıyız diyoruz. Kendi aramızda tartışmaya kapalıyız ama sömürgecilerimizin denetimindeki sürece müzakere diyoruz. Üstelik tüm bunlara engin hassasiyetler olarak bakıyoruz.”Sessiz olun, içeride bebek uyuyor” tarzında “aman ha süreç zarar görür” gibi nezih bir yaklaşımımız var. “Süreç” dediğimiz şey içeride uyuyan bir bebek sanki. İki zaman noktası arasındaki olaylar dizisi olarak tanımlanabilecek olan “süreç”, Kürdistan’ın sözümona kaderinin noktalanacağı uyum projesi olarak sunuluyor ve bunun sessiz sedasız geçiştirilmesi bekleniyor.

Sebahat Tuncel Hanıma Not

Türk Devletinin, hatta paçavraya dönmüş Irak’ın ve Suriye’nin dahi üniter yapısı kutsanıyor ama Kürdistan’ın üniter yapısını sual eden yok. HDP Vekili Sebahat Tuncel hanım, “biz ulus devlete karşıyız, Barzani ulus devlet kuruyor, Amerikancıdır” dediniz ya, soruyorum; Türk devleti etnik arındırma ile müteşekkil bir ulus devlettir, buna niçin karşı değilsiniz? Karşı iseniz niçin milletvekili mazbatasını taşıyorsunuz? Barzani’yi Amerikancılıkla suçlayacağınıza vekili olduğunuz Türk Devletinin her askeri üssünün Amerikan üssü olduğunu ve NATO üyesi olduğunu bilmiyor musunuz? IŞİD yapımcısı bu devletin Amerikancılıkla suçlayan bir vekili olmanız dramatiktir. Ulus devlete karşı iseniz BM’ye üye 210 devleti iptal etmeniz ve en başta da Kürt katliamları ile sabıkalı Türk devletini iptal etmeniz gerekmez mi?

“Çözüm Süreciniz” bu mu? Kendimizi çözdüğümüz ama Türk devletinin üniterliğini garanti ettiğimiz bir  yaklaşımla politika icra etmek ne menem bir şeydir ! ….

Sonuç; Yakındoğu tarihin en vahşi coğrafyalarından biridir. Egemen olan yaşamıştır. Entegre olan da kaybolup gitmiştir. Modern zamanlara değin bu şekilde taşınmış bir tarih var. Modern zamanımızda da Küresel güç merkezlerinin hakimiyet kurma mücadelesi belki de yeni bir dünya savaşına doğru ilerlemektedir.Burada bağımsız iradeleri ile varlık gösteremeyen halkların varolma şansı zayıftır.Kürtler öncelikle kendi içlerinde entegrasyona gitmeli,sömürgecilerini dışlamalıdırlar. Bu konu kavram kargaşasıyla örtülemeyecek bir konudur. Zira kavramlar gerçekliği tanımlamak için vardırlar, gerçeği uydurmak için değil…

05/01/2015