Kürdistan Davası, İhanet ve Yenilgi

864

Bawer Zîrek

“Eğer yenilmişsek, yapmamız gereken tek şey, baştan başlamaktır”(Engels)

Yüzyıllardır Kürdistan yabancıların istilası, işgali ve sömürgeci egemenliği altındadır. Kürdistan halkı vargücüyle buna karşı direnmektedir. Büyük bedeller ödemesine rağmen, geçici zaferler kazanılsa da Kürdistan halkı ulusal özgürlük ve bağımsızlığını elde edememiştir. Bugünden bakarak Kürdistan tarihini değerlendirenler uzun yıllara dayanan direniş tarihinin zafere ulaşamamasını ihanet olgusu ile açıklarlar. A kişisi ihanet etmiştir ve onun ihaneti sonucu hareket yenilmiştir. Ya da sömürgecilerin bizde oluşturduğu “biz Kürdler adam olmayız”, “Kürdler birlik olamaz”, “Kürdlerin ihanetçisi çoktur.” türden algı ve değerlendirmeler aslında karşı karşıya olduğumuz sorunu izah etmemektedir. Bunun günümüzde bir yansıması olmasa, sadece tarihte olup bitseydi es geçebilirdik. Günümüzde de benzer sorunlarla karşı karşıyayız.

Yenilgiyi hazırlayan iç ve dış koşulları irdelemeksizin hareketin içinde bulunduğu bilinç seviyesini, iç zaafları, örgütlenmedeki eksik ve aksaklıkları tahlil etmeksizin sadece ihanet olgusuyla açıklamak bize doğru gelmemektedir. Eğer bir yerde ihanet varsa bu ihaneti besleyen maddi ve manevi toplumsal koşullar vardır. Bu koşullar var olduğu sürece ihanet de varolacaktır. Dolayısıyla ihanet olgusu sadece sebep değil, aynı zamanda sonuçtur.

Engels’in ‘Almanya’da Devrim ve Karşı Devrim ‘ adlı eserinde 1848-49 Alman devriminin sonuçlarını eleştirirken, devrimin öncülleri, gelişmesindeki temel aşamaları çeşitli sınıflar ve partiler tarafından takınılan tavrı tarihsel-materyalist açıdan tahlil ederken bize de ışık tutmaktadır.

Yenilginin nedenlerini, “önderlerinden bazılarının rastgele çabaları, yetenekleri, kusurları yanılgı ve ihanetleri içinde değil, ama genel toplumsal durum ve allak bullak olan ulusların herbirinin varlık koşulları içinde aranması gereken nedenlerin irdelenmesi.” (Bkz Seçme Eserler Cilt 1 Sayfa364-365 Marx,Engels Aralık 1976 Ankara Sol yayınları)

Birden bire patlak veren bir toplumsal hareket, “tek tek bireylerin işi değil, azçok açık bir biçimde anlaşılmış, ama tüm ülkelerde birçok sınıf tarafından çok farklı bir biçimde duyulmuş ulusal zorunluluk ve gereksinimmelerin kendiliğinden, karşı-konmaz gösterileri oldukları genellikle kabul edilen bir olgu; nedir ki, karşı-devrimin başarı nedenlerini aradığımız zaman, her yerden filanca bay ya da falanca yurttaşın halka “ihanet” ettiği hazır yanıtını alırsınız. Bu yanıt, duruma göre, doğru ya da yanlış olabilir; ama hiç bir durumda hiç bir şeyi açıklamaz ve “halk”ın nasıl olup da kendisine böyle ihanet ettirdiğinin anlaşılmasını bile sağlamaz. Ve tüm ağırlık olarak, sadece şu ya da bu yurttaşın güvene değer olmadığının bilgisinden başka bir şeyi bulunmayan bir siyasal partinin geleceği ne kadar içler acısıdır!” (bkz. Adı geçen eser)

Bu bakış açısıyla meseleye bakarsak, her somut tarihsel olayı dönemin kendi iç ve dış koşulları içinde değerlendirmemiz gerekir. Sadece bir “ihanet edebiyatı” ile sorunu aydınlatamayız ve çıkış yolunu bulamayız.

Ben burada “ihaneti” kaçınılmaz kaderimiz diyerek nesnelliğe teslim olalım, “ihanetçiyi” de “koşullar zorlamıştır” hoş görelim demiyorum. Bir sorunu analiz ederek teorik sonuçlarına varmanın daha doğru olacağını düşünüyorum. Burada dünün ya da bizi yakan bugünün acil sorunlarını analiz edecek durumdan öte sadece bir bakış açısı vermeye çalışıyorum. Birkaç örneğe yüzeysel değindikten sonra yazıya nokta koyacağım.

Tarihimizde bazı örnekler verecek olursak, Bedirxan ayaklanmasını başarıya ulaşmamasını yeğeni Yezdanşer’in ihanetiyle açıklarız. Doğrudur, Yezdanşer dengesiz biridir ve ihanet etmiştir. Osmanlıların vaatlerine kanan Yezdanşer, Bedirxan hareketine karşı Osmanlılarla aynı safta savaşmış hareketin yenilmesinde rol oynamıştır. Yezdanşer’i ihanete götüren sebepler ne olabilir? Onu bu davranışından caydıracak bir çabanın içine girildi mi? Bu ihanet olmamış olsaydı hareketin başarı şansı ne kadardı? Bunlar önemli sorular. Peşinden kendisi Osmanlılara karşı ayaklanmıştır ama aynı akıbete uğramıştır.

Dersim Kürd soykırımı karşısında bazı aşiretler direniş güçleriyle birlikte davranmamasına rağmen yine de soykırıma uğramışlardır. Raiber Alişer ile eşinin başını kesmiş TC’ye teslim etmiştir. Bu bağışlanmaz bir ihanetttir. Bu ihanet olmasaydı Alişêr yaşayabilir, yeniden hazırlıklar yapabilir hareketin sürekliliğini sağlayabilirdi. Ama o dönemin koşulları içinde Dersimdeki Kürd ulusal hareketinin başarı şansı yok denecek kadar zayıftı. Dersim’den önce Ağrı Ayaklanması başında İhsan Nuri Paşa gibi deneyimli bir komutan olmasına rağmen, yerel kalması iç ve dış ittifakların sağlanamaması vs düşmanın güçlü olması karşısında başarıya ulaşamamıştır.

Şeyh Mahmut Berzenci kuvvetlerinin İngilizler karşısındaki yenilgisini bazı Kürd tarihçiler yıllarca Muşir Heme Süleyman Hemewendi’nin ihanetine bağladılar. Daha sonraki araştırmalarda durumun yanlışlığı ortaya çıktı. O adamın yenilgide belirleyici bir rolü yoktu. Ama Şeyh Mahmut’la birlikte olsaydı kuşkusuz hareket güç kazanırdı. Ama birlikte olmayışı Şeyh Mahmut’un hareketi örgütlerken o aşiretin gücünü değerlendirmeyişi ve ona göre konumlandırmamasıdır.(Bkz Aso Zagrosi’nin “Ajan, Hain edebiyatı…”Kürdistaname web sayfası)
Kısacası hareketi örgütlerken ittifaklar meselesi keyfi bir mesele değildir. Düşman karşısında ulusal birliği sağlayacak, kazanılması gereken bütün güçleri kazanacak, tarafsızlaştırılacak bütün güçleri tarafsızlaştıracak ve düşmanı müttefiklerinden yalıtacak, yalnız bırakacak politikalar geliştirilmelidir. Falanı destek vermedi, falanı ihanet etti mantığıyla izah edilemez.

Kürdler hem geçmiş tarihlerini yazarken, hem de bügünkü tarihlerini yaparken olayları sadece birilerinin ihaneti ile bir toplumsal hareketi değerlendiremezler.

Kürd ulusal güçleri arasında ideolojik, politik ve taktik farklılığı karşısında o hareketin çizgisini tümden ihanetle suçlamak ya da damgalamak düşmanla aynı kategori içerisinde değerlendirmek doğru değil. Bu gidişatı düzeltmenin bir yolu ve yöntemi bulunmalıdır. Sözkonusu hareketin “ihanete” varan ya da varmayan hatasından alıkoyacak uyarıları yapmak, doğru bir strateji ve taktik üzerinde güç oluşturarak doğruyu egemen kılarken, yanlışı boşa çıkarmak doğru tutumdur.

Kürd tarihi ile ilgili değerlendirmelerde ihanet olgusuna vurgu yaparken, halkı dostunu ve düşmanını tanımaya, ulusal uyanışa ve milli devrimci harekete katılmaya teşvik amacıyla bir propaganda işlevi olarak doğru yer ve zamanda kullanılırsa bir işlev görür. Aksi taktirde ulusal saflarda bölünmeye, ufalanmaya, moral bozukluğuna, dağınıklığa yolaçar ve ulusal birliğe hizmet etmez.

Ancak bazı değerlendirmeler “Kürd tarihi ihanet tarihidir” gibi bir uç noktaya savruluyorlar. İhanetler yaşamakla birlikte Kürdistan tarihi, Kürd tarihi esasta direniş tarihidir. Bu direniş içinde Kürd kimliği şekillenmiştir. Bu direnişi zafere taşımak günün görevi ve maharetidir.