KÜRDİSTAN BAĞIMSIZLIK REFERANDUMU

457

M.MAMAŞ

Kürdistan Bölgesel Yönetimi (KYB) 25 Eylül 2017 tarihinde Başkanlık, Parlamento seçimlerinin ve Bağımsızlık Referandumu’nun bir arada yapılacağını ilan etti. Orta Doğu’da önemli alt-üst oluşların yaşandığı bir dönemde alınan bu kararın 25 Eylül’den sonra kararlı bir siyasi iradeyle gereklerinin yerine getirilmesi Kürdistan Ulusal Kurtuluş Mücadelesi’ne tarihi değerde bir ivme kazandıracaktır. Fakat bu karar parlamento bünyesinde alınmadığı için belli zafiyetler içermektedir.

Kürdistan Parlamentosunun pratikte lağvedildiği, İkinci büyük parti olan GORRAN ve kitlesinin dışlandığı, daha ziyade PDK ve YNK’nin ikili ayrıcalıklarını sürdürmek için kafa kafaya vererek, millet iradesi demek olan parlamentoya danışmadan, parlamento protokolleri bypass edildiği halde aldığı bu karara, herşeye rağmen GORRAN ve diğer tüm kesimlerin kitlesini bağımsızlık için ‘evet’ oyu kullanmaya seferber edeceklerini duyurmaları değerli bir tutumdur, yine de…

Gönül isterdi ki böyle bir karar parlamento zemininde alınsın. Böyle iki kafadar partinin ‘biz karar aldık hadi siz de buyrun’ dediği bir zeminde, zaten hiç kimsenin bağımsızlığa karşı çıkmayacağı bilindiğinden demokratik bir hakkı anti-demokratik bir yöntemle kendi dışındaki güçlerin önüne koymak en azından eleştirilmelidir. Millet iradesi demek olan parlamento işletilmeden böyle hayati bir karar almak, iki kafadar partinin kendini millet iradesi olarak sunması demektir. O halde parlamento nedir ve neyi temsil eder? Parlamentosuz bağımsızlık ilanı gerçekte mümkün müdür!

Etkisizleştirilmiş parlamentonun toparlanıp işlevselleştirilmesi ve YNK ile PDK arasında askeri ve idari açıdan iki münhasır idarenin birleştirilmesi yolunda merkezileşme çabalarının nasıl bir aşama katedeceği referandumun kaderini hayati ölçüde etkileyecektir. Sonuçta bu parçalanmışlık ve toplumsal bölünme orta yerde duruyorken referandumdan çıkacak ‘evet’ sonucunun pratikte uygulama zorluğu siyaset zeminimize tüm ağırlığıyla oturacaktır.

Gerçek manada bağımsızlık beyanı milli birliğin sağlanmasıyla elde edilen kararlılıktan ve bunun örtüştüğü ulusararası zeminden doğar. Aksi durumda referandumdan baskın çoğunlukta ‘evet’ alınması bile bunun gereklerini yerine getirmekte yeterli olmayacaktır. Tıpkı 2005 yılında yapılan ‘bağımsızlık referandumunda’ yüzde 98 onay alındığı halde şimdikiyle tazelemek ihtiyacı duyulduğu gibi. Eğer referandum halkın emri ve iradesi ise 2005 yılında bu emre neden uyulmadığının nedenlerinin veya özeleştirisinin sunulması lazım. Ve bu neden ve engeller halen hiçbir düzeyde giderilmediyse 25 Eylül’deki refrandum sonrası ne sürpriz yaşanabilir?

İşin gerçeği sömürge ülkelerin bağımsızlık sorunu referandumla sorgulanmaz. Daha çok demokratik sistemi gelişkin devletlerde gönüllü ve yarı rızalı birlikteliklerin yaşandığı yerlerde uluslararası hukuk kuralları işletilerek ya da iki taraflı anlaşmayla refrandum seçeneğine başvurulur (Çek ve Slovakya’nın ayrılması ve en son İngiltere’de İskoçyalıların yaptığı referandum örnekleri böyledirler). Irak gibi bir devlette bunun aranmayacağı malumken, Kürdistanlı yapıların bağımsızlık referandumunu ‘güven tazeleme’ ve ‘niyet beyanı’ anlamında algıladıklarını belirtmek yanlış olmaz. Daha karar alınmadan evvel ve şimdiden bazı üst düzey yetkililerin “referandumdan evet çıkması bağımsızlık ilan edileceği anlamına gelmez, Irak’la ve hatta İran ve Türkiye ile müzakere edilmesi de lazım” türünden demeçler vermesi pişmiş aşa su katmak değilse nedir!

Bağımsızlık konusunun bu tür yaklaşımlarla sulandırılması tehlikelidir. Gereklerinin yerine getirilmemesi ise bu idealin yozlaştırılmasına hizmet edecektir. Bu gerekleri sandıklar açıldıktan sonra ‘bağımsızlığı hemen ilan edin’ şeklinde de algılamamak lazım. Bunun en önemli adımı parlamentoyu çalıştırmak, iki münhasır idareyi hukuk temelinde birleştirmek ve şeffaf bir ekonomi politikası geliştirirek ülke gelirinin halka adil biçimde dağılımını yasal garantiye kavuşturmaktır. Demokratik hak ve özgürlüklerin hakim olduğu bir idarenin zeminini güçlendirmektir. Bahşeden değil, hak bilen demokratik bir yönetim inşaa etmektir.

Hal böyleyken ve Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin 24 yıldır aşamadığı bu sıkıntıları 25 Eylül’de toptan çözüme kavuşturacağını beklemek hoş bir iyimserliktir ancak. Ayrıca ‘bağımsızlık referandumunu’ sadece mevcut iktidar çevresinin statükosunu korumak için oyalama ve muhalefetin sırtında bir kızılcık sopası olarak kullanma tehlikesi de yok değildir. Eğer “referandumda evet çıkması bağımsızlık ilan edileceği demek değilse”, o zaman bu referandum Başkanlık ve Parlamento seçimlerinin enstrümanı mıdır? Böyle elastiki ve yüzer gezer tutumlarla bağımsızlık hakkı tartışılır kulvarlara kanalize edilemez, edilmemelidir.

Bağımsızlık mı: Kayıtsız koşulsuz evet! Bu noktada ‘istiyor musun?’ diye sormak bile abestir. Ancak bu hassas duyguları ve duyargaları harekete geçirip bunun zeminini de durmadan yaralayan, milli birliğini ilerletmeyen ve milli demokratik devrimi yoksullar lehine işletmeyen politikaların da bağımsızlığın en önemli engelleri haline geldiğini hatırlatarak…

Bağımsızlık bir ‘seçim’ ve ‘seçilim’ değil, evrensel bir haktır. Milletlerin Kendi Geleceğini Tayın Etme Hakkıdır. Devredilemez ve ertelenemez evrensel meşru bir haktır. Hukuk haktan gelir, güç ve irade uygulanmadan bu hukuk işletilemez. Bağımsızlık her zaman hakkımızdı ama bunun hukukunu oluşturmayı başaramadık. Umarım bu kara talihi değiştirmeye gücümüz yeter…

09.06.2017