KÜRDİSTAN BAĞIMSIZLIĞININ DÜĞÜMÜ KERKÜKTÜR!

301

H.Hüseyin Yıldırım

Kerkük’e yaklaşım Kürd/Kürdistan sorununa yaklaşımdır. Kimin bu konuda samimi veya ikircikli olduğunun mihenk taşıdır. Kiminin yurtseverliğini tescil ederek, kiminin ise maskesini düşürerek turnusul işlevi görecektir.

Mele Muftafa Barzani; “Kerkük Kürdistan’ın kalbidir’’ demişti.

Celal Talabani: “Kerkük Kürdistan’ın Kudüs’südür, Kürt meselesinin çözüm anahtarı Kerkük’tür, yalnızca Kerkük’tür, tek bir Kürd kalana kadar Kerkük Kürdistan’ın şehri olarak kalacaktır“ demişti.

Fakat sömürgecilerimiz, Kerkük’ün Kürdistanlığını yok etmek için akla hayale gelmeyen planlar uyguladılar. Jenosit dahil, göçerttirme, asimilasyon ve kendi halkını getirip yerleştirme (kolonileştirme) vb uygulamalarla şehrin demografisini değiştirmeye çalışmışlardır…

Araplar “Kerkük Irak şehridir“ derken, Türkler, “Kerkük Türkmen şehridir“ politikasını itinayla sürdürdüler. Bu politikalarından bugün de vazgeçmiş değildirler.

Bugün Kerkük üzerinde yaşanan kavga salt başına Kürdistan bayrağının asılmasıyla sınırlı değildir. Öyküsü uzun. Ama işin özü Kerkük’ün milli kimliği üzerinedir. Düşman güçler ile Kürdler arasında Kerkük’ü sahiplenme dünden bugüne ağır bedellerle gelmiştir. Irak iktidarları Kerkük dışında Kürdlere “otonomi“ vermeyi kabul etmiş ama Kürdler Kerküksüz bir Kürdistan statükosunu kabul etmemişlerdir. ‘Kerkük Kürdistan’dır diyerek uğruna ölümüne savaştılar. Bu mücadelede sonuçta zaferle çıkmışlardır. Kim ne derse desin bugün orada iktidardırlar.

Saddam Hüseyin ve Baas iktidarı tasfiye edilince Kerkük dahil birçok Kürd yerleşim birimi “tartışmalı bölgeler“ olarak tanımlanmış, sorunun çözümü için Irak Anayasası’nın 140. Maddesi kapsamında referanduma gidilmesi ile çözülmesi kararlaştırılmıştır. 2005’ten beri 140. Madde’nin uygulanması gerekirken Irak merkezi hükümeti oralı olmamıştır. Aslında bir an önce nüfus planlaması yapılacaktı ve 2007 yılında referanduma gidilecekti. Fakat Merkezi Hükümetin sorunu savsaklamanın ötesinde bu yönlü bir bağıtlık politikası özellikle ve mahsus olmadı.

Bunun üzerine Kerkük İl Yönetimi harekete geçti.

Önce göndere bayrak çekti. Şimdi referanduma gitmek için hazırlık yapıyor. Bunun nasıl seyredeceğini önümüzdeki süreçte göreceğiz.

Irak Merkezi Hükümeti, anayasada olmakla birlikte “Tartışmalı Bölgeler“de referandum yapılmalı kararını o günden bugüne gündemine almamıştır.

Kürdler de soruna ciddi olarak eğilmedi ve ısrarcı davranmadılar. Bunun ötesi Irak Yönetimi tarafından sonradan Kerkük’e yerleştirilen Arapların geldikleri yere geri gönderilmesi gerekirken Irak-KDP ve YNK’nin bazı yöneticileri zengin Arapları Kerkük’e taşıyarak arazi dahi satmışlardır. Bunlar belgeleriyle internet dünyasına düştü. Kerkük İl Yönetimi’nin bu gelişmeler hakkında ne gibi bir işlem yaptığını bilmiyorum.

Kerkük şu an ‘özgün’ bir modelde yönetilmektedir. Zengin petrol yataklarına sahip bir bölgedir. Petrolü Irak merkezi ve Hewler Hükümetleri tarafından satılmaktadır ama bütçede belirtilen ‘Kerkük payı’ ödenmemektedir. Kerkük Yönetimi bunu sürekli dile getirmesine karşın her iki hükümet de oralı olmamıştır. Bunun ötesi Kürd milletinin düşmanları birçok senaryo ile hem Kerkük’e ve hem de petrole sahiplenmeye yüklendi. Bir kısmını Irak Merkezi Hükümeti, bir kısmını Irak-KDP-Türkiye olarak satışa koydular. Fakat para asıl sahiplerine dönmedi. Bu sorun henüz çözülmeden bu kez 20 Şubat’ta 2017 tarihinde İran ve Irak arasında, Kerkük’teki petrol ve doğalgazın yeni bir petrol boru hattı ile İran üzerinden taşınmasını içeren bir ön anlaşma imzalandı.

İran’a karşı politikasını sertleştirmeye hız veren ABD bunu sineye çekemezdi.

Misilleme olarak 2 Mart 2017 tarihinde YNK peşmergeleri vasıtasıyla Kerkük’teki Irak merkezi hükümetine bağlı Kuzey Petrol Şirketi’ne baskın düzenletti.

YNK tarafından Kuzey Petrol Şirketi’ne yapılan operasyon sırasında, Necmettin Kerim’in ABD’de olması bir tesadüf olmasa gerek.

YNK bununla kalmadı…

Merkezi bir kararla Kerkük Yönetimine Newroz’da tüm devlet kurumlarına Kürdistan bayrağının asılmasını istedi. Bu kararı Vali N.Kerim, Kerkük İl Meclisi’ne bir yazı göndererek, Newroz kutlamaları dolayısıyla Kerkük’teki tüm kamu kurum ve kuruluş binalarına Irak bayrağının yanı sıra Kürdistan bayrağının asılması talimatı verdi.

Kerkük yönetimi bunu emir olarak telakki edip 28 Mart 2017 tarihinde aldığı karar gereği Kerkük’ü Kürdistan bayraklarıyla donattı.

YNK tarafından gerçekleştiren bu iki hamle Irak-KDP, Türkiye, İran ve Irak’a karşı önemli hamlelerdir. Bu hamlelerle Kürdistan bağımsızlık meselesini daha güçlü gündeme getirmeye de yol açtı.

Bu tarihi hamlelerle birlikte tüm taraflar sahaya indi. Irak, İran, Türkiye’nin buna cevabı “infial hezeyanı“ misali oldu. Irak-KDP ummadığı bu gelişmeler karşısında zikraklar çizerek yol almaya çalışmaktadır. Direkt olarak Kerkük’te Kürd bayrağının asılmasına karşı çıkmak işine gelmemektedir ama Türkiye ile ilişkilerinin bozulmasını da istememektedir. Milli bir tavır koyamamaktadır. Barzanilerin içine düştüğü bu acıklı durumu onlar adına “kardeş, dost ve stratejik müttefiğimiz“ dedikleri Türk Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu şöyle dile getirmektedir: “Barzani yönetimi bu tuzağa düştü. Türkmenleri hiçbir zaman yalnız bırakmayız. Barzani yönetimini herkes ile arasını bozma girişimidir. Bu işin mimari Talabani’nin partisidir. Böyle bir referandum olmaz, bu Barzani’ye bir tuzaktır. Irak-Suriye’nin toprak bütünlüğü önemli” dedi.

Ne demezsin!

Barzanilerle ‘al gülüm ver gülüm’ deyip durdunuz. Böyle gideceğini mi sandınız! Fakat o meşum hesabınız Kerkük’te bozuldu. Artık Barzani’ye mi, size mi “tuzak“ pek önemli değildir, bu. Önemli olan Kürd karşıtı planlarınızın bozulmasıdır.

Bayrak kararının Kerkük İl Meclisin’de çıkması sonrası Irak-KDP ve Türk yetkililer arasında yoğun bir telefon trafiği yaşandı…

Kararın ikinci günüydü. Sabahleyin kalkıp kompütürümü açtım. Mesaj bölümüne baktım. Şöyle bir not düşmüştü mesaj kutuma;

“İki gündür Mesrur Barzani ile Berat Albayrak tam 5 kere telefonla konuştular. Mesrur Barzani, Berat Albayrak’a ‘Kekkük’te asılan Kürdistan bayrağına karşı çıkamayız. Yoksa tecrit oluruz. Bunu hoş karşılayın“ demiş.

Berat Albayrak’ da; “sorun değil. Sıkıntınızı anlıyoruz. Sorun yapmayacağız. Bu arada bizimkiler üst perdeden mesaj verecekler. Bunlar ilişkimizi etkilemeyecek. Biz işimize bakalım. Petrolü satıyor muyuz? Evet. Sıkıntı yok“ demiş.

Irak-KDP-Türkiye ilişkileri bu düzeyde seyretmektedir…

Buna göre, Irak-KDP’nin “Referandumda bağımsızlık da çıksa bağımsızlık ilan etmeyeceğiz, Irak’a karşı koz olarak kullanacağız“ mantığının da nereden kaynaklandığı açığa çıkmaktadır.

Tekrar o güne dönersek, Kerkük Valisi Necmedin Kerim, 1991 Mart ayında başlayan Raperin’in yıldönümü ve Newroz bayramı vesilesiyle, Kerkük’te tüm kamu kurumlarına Irak bayrağının yanı sıra Kürdistan bayrağının asılmasını ve resmiyette Kürdçe dilinin kullanılmasını içeren bir talimat yayımladı. Bunun için Kerkük İl Meclisi’ni karar almaya çağırdı. İl Meclisi 28 Mart 2017’de toplandı. 7 Türkmen üye boykot etti. 8 Arap oturuma katılmadı. 41 kişilik İl Meclisinde 26 üyenin onayı ile Kürdistan bayrağının Kerkük’te, tüm resmi dairelerde asılması kararını onadı.

Kerkük İl Meclisi’nin kararı onaylamasının ardından basın açıklaması yapan Kerkük İl Meclisi Başkanı Rebwar Talabani; “Kürdistan bayrağının Kerkük’te göndere çekilmesi Irak anayasasına aykırı değildir. Kürdistan bayrağı sadece bir ulusun bayrağı değil Kerkük’teki tüm kesimlerin bayrağıdır“ dedi.

Kararın ardından Meclis binası önünde ve birçok yerde Kürdistan bayrakları göndere çekildi. Meclis binası önünde kararı kutlayan halka hitap eden Kerkük Valisi Necmettin Kerîm, “bu karara verdiğiniz destekten dolayı size teşekkür ediyorum“ dedi.

Irak merkezi Hükümeti toplanıp konuyu tartıştı…

Arap milletvekillerinin oylarıyla “Kerkük’e asılan Kürd bayrağının derhal indirilmesi“ kararı alındı.

Kürd milletvekilleri bunu protesto edip meclisi terk etti.

Kerkük Yönetimi, “Irak meclisinin aldığı karar bizi bağlamıyor, bayrak inmeyecek“ dedi.

Merkezi Irak Parlementosunun oy çoğunluğuyla Kerkük’te asılan Kürdistan Bayrağı’nın indirilmesi kararı alması üzerine Gorran Hareketi Irak Parlamentosu millitvekili Bestun Fayık; “Misilleme olarak Irak bayrağının Kerkük’te indirilmelidir“ dedi.

Kubad Talabani: “Bayrağımızın Kürdistan’ın Kudüs’ünde dalgalanması kutlu olsun” dedi.

Türkmenler karar karşısında farklı tepkiler gösterdi. Bir kısım Türkmen partileri Kürdistan bayrağının Kerkük’te göndere çekilmesini destekledi. Bir grup Türkmen, Türkmen bayrakları ile kentte gösteri düzenleyerek karara tepki gösterdi. Türkmen Cephesi (ITC) Başkanı Erşat Salih, federal mahkemeye başvuracaklarını söyledi. “Federal mahkeme bir tek bizim değil, onların da bayrağını kabul etmemeli. O zaman her iki taraf bayraklarını indirmeli” dedi.

Türkmen Reform ve İlerleme Partisi Başkan Yardımcısı ve Kürdistan Bölge Parlamentosu Milletvekili Muna Kahveci; ‘‘Kürdistan bayrağı 2003 yılından beri Kerkük’te asılmaktadır. Bu yeni bir durum değil. IŞİD’i bölgeden çıkaran Péşmerge Güçleri’nin Kerkük’e yerleşmesiyle birlikte Kürdistan bayrağı bölgede bulunuyordu ancak sadece resmi dairelerde yer almıyordu. Irak Anayasası’nın 141’inci ve 115’inci maddelerinde ’Kürdistan Bölgesi dışında kalan itilaflı bölgelerde istikrarsızlık durumu yaşanması durumunda bölgeyi orada bulunan hakim olan güç idare eder’ dendiğini ve ’Her halkın kendi bayrağını asmasının’ Irak Anayasası’nda tanımlanmıştır. Irak hükümeti şimdiye kadar Türkmen halkı için hiçbir şey yapmamıştır. Irak hükümetinin Altınköprü ve diğer Türkmen katliamlarını unutmadık. Kürdistan Bölgesi’ndeki huzur ve istikrar devam ettiği sürece parti olarak Kerkük ve diğer bölgelerin Kürdistan idaresine bağlanmasından yanayız. Bu ihtilaf bölgesinde yaşayan halkların yarısından fazlası bunu istiyor. Kürdistan’ın bağımsızlık referandumu da uluslararası güçlerce desteklenmektedir. Komşu ülkeler Türkiye ve İran’ın bu konuya müdahale hakkı yoktur. Çünkü bu bir ülkenin iç işidir. Halkın demokratik mekanizmalarla aldığı karara saygı göstermek durumundadırlar’’ dedi.

Kürdistan’ın politik güçlerinin izlediği politika ile Kürdistan’da var olan diğer milli azınlıkların, farklı din ve mezheplerin tüm hakları verilmiştir. Parlamento’da kendilerine kota tanınmıştır. Dilleri resmileştirilmiş, kültürlerini geliştirmeleri yasal güvenceye alınmıştır. Bu konumlarıyla bir şikayetleri yoktur. Fakat dışarıda yapılan müdahalelerle bu kesimlerin belli bir kısmı sorun yaratıyorlar. Bu da düşmanlığa yol açıyor. Kışkırtmalar ileri dereceye sıçratılırsa savaşa kadar işin vardırılacağı endişesi vardır. Şunu da belirteyim ki dış kışkıtrmalara gelecek olan bu kesimler zarar görecektir. Objektif olmaları onların çıkarınadır. Bu da Irak, İran ve Türkiye’nin izleyeceği politikalara bağlıdır.

Yeniden konumuza devam edersem, Irak Cumhurbaşkanı Fuad Masum Kerkük’te Kürdistan bayrağının asılması sonrası tarafların karşılıklı sertleşmelere karşın bir çağrıda bulundu. Sorun diyalogla çözülmeli. Bunun yolu da Kerkük’ün statükosunu belirlemek için 140. Maddeyi uygulamaktan geçer dedi.

Aslına bakılırsa buna gerek yoktur.

Irak Merkezi Hükümetleri geçmişte olduğu gibi bundan sonra da bunu savsaklayacaklardır. Madem durum gündeme geldi, zaten “tartışmalı bölgeler“de bugün péşmerge hakimdir, bu durumda bir emrivaki ile bu fiili hali resmileştirmek en doğru tutumdur. Bunun dışındaki politikalar Kürdleri oyalamaktan öte bir işe yaramaz. Kürdler ne kadar “barışcıl“ takılırsa takılsın düşman oralı olmayacaktır.

Oynanan oyun açık ve nettir…

Bakınız, Irak İslami Dava Partisi Başkanı ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı Nuri el Maliki; “Kürdistan bayrağının asılması Irak Anayasası’na aykırıdır“ açıklamasıyla düşman politikasını seslendirdi bile. Diğerleri bu politikayı destekler mahiyette açıklamalarda bulundu.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Behram Kasımi, konuya ilişkin şu açıklamayı yaptı: “Irak bayrağı dışında herhangi bir başka bayrağın Kerkük’te göndere çekilmesi, Irak anayasasına aykırı olup, gerginlik yaratacak bir harekettir.”

TC devlet Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Sözcüsü İbrahim Kalın: “Biz bağımsızlık referandumu meselesini daha önce Kürt Bölgesel Yönetimi yetkilileriyle çeşitli vesilelerle konuştuk. Biz bunun yanlış bir adım olacağını düşünüyoruz. Hele ki şu konjonktürde, güvenlik risklerinin bu kadar had safhada olduğu bir dönemde böyle bir konunun gündeme getirilmesini doğru bulmuyoruz. Ayrıca Irak’ın etnik ve mezhebi kimlikler etrafında bölünmesi gibi bir adımın atılması sadece Irak ile sınırlı kalmaz. Başka bölgelere de yayılır. Bunun faturasını herkes öder. Umarız bu konuda daha soğukkanlı daha yapıcı daha rasyonel bir değerlendirme içerisine girerler. Kerkük’te de bir bayrak çekilmesi meselesi oldu. Biz bunun da yanlış olduğunu ifade ediyoruz. Bunu ilgili makamlara da ilettik. Bu, başka bölgelerde etnik temelli veya başka gerekçelerle yeni gerginlik alanlarının doğmasına neden olur. Bizim beklentimiz oradaki yetkililerin bu uygulamadan bir an önce vazgeçmeleridir.”

Recep Tayyip Erdoğan, “Kerkük’te bir defa milli bayrağın dışında ikinci bir bayrağın asılmasını kesinlikle yanlış buluyorum. Çünkü ’Kerkük Kürtlerindir’ safsatasına Türkiye olarak biz asla uymuyoruz. Kerkük orada yaşayan Türkmeniyle, Arabıyla, Kürdü varsa Kürdüyle hepsinindir. ’Bizimdir’ diyerek böyle bir iddianın içine girmeyin onun bedeli de ağır olur. Hemen o bayraklarınızı indirin” dedi.

Sömürgecilerin dilindeki değişmeyen amentü: “Faturası ağır olur.“(!) Tehdit, şantaj vazgeçmedikleri klasik politikaları…

Sömürgeciler freni boşalmış kamyon misali oraya buraya çarparken, kimi Kürd çevrelerinde dik duruşlu tavır göze çarpsa da, kimi çevrelerde de ‘mahçup’ bir tutumun sergilendiğini ibretle seyrediyoruz.

‘Mahçupların başını Neçirvan Barzani çekmektedir.

Neçirvan Barzani; “Bizler de Sayın Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı RTE gibi düşünüyoruz. Kerkük yanlız Kürd şehri değil. Kerkük; Kürd, Türkmen, Arap ve herkesindır biz de böyle söylüyoruz“ demektedir.

Bu tutum doğru değildir. Kürdistan’ı sömürgeci güçlere peşkeş çekmektir, bu. Maruzatı da “diplomatik dil“, “diplomatik konuşma“ olmaktadır. Bir taraf sokak dili kullanacak, seni tehdit edecek, sen de “valla haklıdır“ diyeceksin. Böyle milli politika olamaz.

Kerkük Valisi Necmettin Kerim: “Kürdistan bayrağı Kerkük’te yaşayan tüm halkın bayrağıdır. Kürdistan halkına ve onun değerlerine saygı göstermeyenler bizden saygı beklemesin. Biz Kerkük’e Kürdistan bayrağını Birleşmiş Milletler ve ABD’nin bilgisi dahilinde astık. Kerkükt’te Kürdistan bayrağını indirmeye kimsenin gücü yetmez, yetmeyecek“ dedi.

Bu kadar yalın ve kesin…

Sonuç olarak; tüm bu olup bitenden sonra Kerkük’teki tarihi gelişmeler Kürd/Kürdistan sorunu karşısında kimin samimi, kimin ikircimli olduğunu ortaya çıkarmıştır diyebiliriz.

Kürdistan’ı sömürgeleştiren ülkelerin tutumunun dünden bugüne değişmediği Kerkük özelinde bir kez daha net olarak sarih biçimiyle ıspatlanmıştır. Irak-KDP ve YNK’nin bir kanadının bağımsızlık konusunda samimi olmadığı ayrıca ortaya çıkmıştır. Şu an bağımsızlık referandumu konusunda komisyon oluşturanların samimi olmadığı ortaya çıkmıştır. Bu girişimin günü kurtarmanın ötesinde bir işe yaramayacağının kısa bir sürede kanıtlanacağını ayrıca not edelim.

Bağımsızlığa bu tutumlarla gidilmez.

Bağımsızlık karanlık odalarda ‘al gülüm ver gülüm’ tarzıyla kazanılmaz. Bağımsızlık konusu ciddi bir iştir. Milli güçlerin birliği ile kazanılır. Milli birliğin adresi de Kürdistan Parlamentosudur. Parlamento aktifleştirilmeden bağımsızlık iddiaları sadece ve sadece dile getirenlerin samimiyetsizliğinin ifadesi olur.

Bunun hesabı da ağır ödenir…

6 Nisan 2017