Korku ve Gülümseyiş

1238

M.Mamaş

Dünya’nın değişik coğrafyalarında ‘siyasal İslam’ın enternasyonal cinneti karşısında, küresel kapitalist sistemin de iktisadi çıkarları ekseninde davranmasıyla vıcıklı karanlık mağmaya dönüşen bir ‘politik canavarlaşma’ girdabına hızla sürüklenen hayatlarımız artık tanımlanamaz bir noktaya ilerliyor.

Sadece devletlerin ve ülkelerin siyasi sınırları parçalanmıyor. Bu kadim topraklarda toplumların yaşam formları ve dokuları da vahşice parçalanıyor. Çağcıl dünyevi yaşam ısrarı ile uhrevi yaşam formu kader savaşı yürütmektedir aynı zamanda. Bu savaş, kanlı haritaların çizgilerinden daha derinde ve siyasi atlaslardan daha sahici bir alanda yayılarak devam etmektedir.

Yüzlerce yıl sarmal bir yay gibi gerilmiş toplumların kıyamet beklentisiyle dünyanın umutları 21.yüzyılda çarpıştılar.

Bu savaş umutla kıyametçiliğin, karanlıkla aydınlığın, korkuyla gülümseyişin anakronik hesaplaşmasıdır.

Hâlihazırda petrol ve iktisadi çıkarları temelinde ilkesiz ve oportünistçe hareket eden küresel güçler de bu korku ve gülemseyiş cephesinde zaman ilerledikçe kendi halkları tarafından değer yargıları sorgulanan bir sisteme dönüşecektir. Zira bu savaşın, siyasi-iktisadi sınırları koşar adım geçen ve çağcıl yaşam formlarını boğazlayan bir vahşi niteliği artık inkâr edilemez boyutlara varmıştır. İnsanlığın bütün güzelliği ve birikimleri saldırı altındadır.

Burada saflaşmak;  yalnızca devletler hukuku ve çıkarları sınırlarında gelişmeyecektir, insanı insan yapan evrensel değerler toplamıyla, bu değerleri yok etmeyi kimliğinin varoluşsal sebebi sayan kıyametçi şeriat denkleminin kurulumu arasında da gelişecektir. Dolayısıyla, çağcıl hayat formu ile uhreviyatçı  yaşam formu arasındaki dünya bakışımı iki zihinsel ve moral kampa ayrılmış durumdadır.

Bu savaşın en çok hissedildiği Ortadoğu ve özelde Kürdistan toprakları bu iki kampın tayin edici mevzilerinin inşa edileceği alanlardır. Geç modernleşme ve yaşanan sakatlı uluslaşma akımıyla iç dinamiklerini geliştirmekte yetersiz kalan ‘laikçi’ (laik değil)  devletleşme biçimleriyle toplumların tarihsel bağlarını kopartmış olan BAAS ve Kemalizm gibi rejim yapıları, binlerce yıllık yaşam kültürleri ile modern çağ arasındaki iletişimi kuramadıklarından doktriner tarzda iktidarlaşmalar yarattılar ve bu nedenle çağcıl hayat formları sadece bir ‘üst yapı’ lüksü olarak kaldı, korundu,kollandı…

Baas, modern çağla geçmiş köklerin bağını, örneğin Karamatiler gibi eşitlikçi toplum örnekleriyle İbni Haldun, Şeyh Ahlati gibi tarihsel ekollerle bağ kurulmasını pozitivist diktatörlükleri vasıtasıyla engellediler. Kemalizm de Şeyh Bedrettin, Baba İshak hareketleri ve benzeri köprüleri imha etti. İran da aynı süreci yaşadı. Bu ‘doktrinerci’  iktidarlar, tarihsel köklerle modern hayat arasındaki zinciri kuramadılar ve diktatörlükle modernizmi sahiplenerek kalıcı dinamiklerin filizlenmesini kuruttular. Bugünün çarpıklığının ve herc ü mercinin bir nedeni de budur.

Baas’ın  coğrafyasında IŞİD’in toplumsal yapıları çölleştirmesinin bu anlamıyla anlaşılmayacak tarafı yoktur. Keza,TC devletinin bu karanlığı Kürdistan devletleşmesi korkusuyla desteklemesinin de anlaşılmayacak yönü yoktur.

Kürdistan, aydınlığın ve çağcıl yaşamın yoldaşı ve öncüsüdür şimdiden

Gülümseyiş bizimdir…Korku karanlığın…

Kürdistan ise, “karanlığın en yoğun olduğu zamanda şafağın en yakın olduğu yerdedir…” Bu yüzden tüm dünya uluslarının cazibesi olduğu gibi bu coğrafyanın çağcıl yaşam umutlarının da odağına dönüşmektedir.

Türk devletinin en büyük korkularından birinin bu noktada odaklaştığını düşünüyorum. Kürdistan aydınlanması ile kendi modernistlerinin buluşmasından derin endişe duymaktadır. Bu endişe ‘90’lı yıllarda serihildan dalgasının ortaya çıkmasıyla da oluşmuştu ve özellikle Madımak Katliamı, Gazi Mahallesi Katliamı üzerinden bu cereyanı  barajladı. Şimdi de benzer bir tehlike algısı mevcut. Bunu engellemek için her çılgınlığa başvuracaktır. Çünkü kendi ulusal mutabakatı bozulmuş bir TC, Kürdistan’ı elde tutmakta da başarılı olamayacaktır.

Pırsus’ta (Suruç), Kobani’in inşasına katılmak için yardıma giden Sosyalist Gençlik Dernekleri Federesyonu (SGDF) üyelerine IŞİD aracılığıyla bombalı intihar saldırısı düzenlenerek 32 genç sosyalistin katledilmesi olayı sonrasında Kürdistanlılara ve Türkiyeli ilericilere karşı geliştirilen saldırı dalgasını buradan değerlendirmek yanlış olmayacaktır. Arap coğrafyasında ‘Mezhep Savaşıyla’ yozlaştırılan ortamın Kuzey Kürdistan ve Türkiye toplumuna öyle kolay yedirilemeyeceğini herkesler görecektir. Kürdistan, dört parçasında birleşik ulus ruhuyla duruşunu güçlendirdikçe, Türkiye ve diğer Ortadoğu çağcıl yaşam ısrarının da üssüne dönüşecektir.

Kürdistan’da mezhep çatışması yaratamayacaklar, bizim zaten yüzyıldır devam eden anti-sömürgeci mücadelemiz var ve bu güçlenerek bağımsız Birleşik Kürdistan hedefine varacaktır. Bunu başardığımız gün egemenliği altında yaşadığımız devletlerin toplumlarının da en önemli gericilik bağlarını çözmüş olacağız. Kürdistan, aydınlığın ve çağcıl yaşamın yoldaşı ve öncüsüdür şimdiden…