“KIRMIZI FULARLI KIZ” VE HÜSEYİN TURHALLI’YI KINAMAK

1549

M.MAMAŞ

“Kırmızı Fularlı Kız” olarak Gezi Direnişi’nde medyatik imajı oluşan Ayşe Deniz Karacagil, IŞİD barbarlarının kurşunuyla Rakka yakınlarında hayatını kaybetti. Birçok Türk burjuva yazarı dahi bu Ayşe’nin ölümü karşısındaki ezikliğini ve burukluğunu yazmak zorunda kaldılar. Doğaldır ki Kürt yurtseverleri de alışılmışın dışında bir önemsemeyle kendisine hakkettiği değeri verdiler. Bazı maksimalist “millicilerimiz” buradan bile reaksiyon geliştirip bu özel önemsemeyi kendisi Türk olduğu için bizdeki “sömürge kişiliği” ile ilişkilendirip meseleyi bu sömürge insanı kompleksiyle aşağılamaya başladılar.

Kürtlerin her gün Kürdî fularlarıyla toprağa düştüğü bir yerde, “Kırmızı Fularlı Kız”ın bu denli kıymetlendirilerek afişe edilmesinin maksimalist kimi Kürt çeverelerini rahatsız etmiş olması vahim bir duygudur. Kürtlerin bunca Kürdî fularlı kızları toprağa düşerken neden “Kırmızı Fularlı Türk Kızı” afişe edilmiştir gibi evrensel insan duygusundan uzak, politik dar görüşlülükten muzdarip yaklaşımlarla sorunu gerçek bağlamından sökerek kendi öznel niyetine uygun algının veri tabanını güçlendirme çabasına dönüştürdüler.

“Kırmızı Fularlı” Ayşe Deniz Karacagil’in elbette her gün ölen Kürt kızlarından bir üstünlüğü yoktur. Kendisi de zaten bunu ispatlamak için ezen ulus Türklük kimliğinden soyutlanarak Kürt halkının savaşla kavrulan bağrına koşmuştur. Demeçlerine ve videolu konuşmalarına baktığınızda bunun bilinciyle hareket ettiğini ve Kürdistan halkının milli direnişine bu nedenle iştirak etmiş olduğunu anlarsınız. Burada yanlış olan ne var ki? Devrimci dayanışma ve mücadele bağlamında Kürt halkının siperlerine katılmış, onlarla omuz omuza savaşmış ve IŞİD barbarları tarafından katledilmiş bu bir tutam gökyüzü gibi olan kızın aziz hatırası önünde ancak saygıyla durulur.

Niye rahatsız oldunuz ki?

Evet Ayşe MLKP üyesi olan bir Türk sosyalistiydi, bu mu sizi rahatsız etti! Ayşenin mensubu olduğu bu politik yapının kendi parti programında Kürdistan’ı sömürge olarak gördüğünü ve “bağımsız birleşik Kürdistan” fikrini savunduğunu ve bu nedenle Kürt halkıyla her zaman olanakları ölçüsünde dayanışma içinde olduğunu da bir zahmet öğrenmeliydiniz. Geçen sene bu günlerde Rojava’da MLSPB savaşçısı Mahir Arpaçay da IŞİD barbarlarıyla girdiği çatışmada katledilmişti. Kendisi Azeri kökenli devrimci bir ailenin evladıydı. Babası ile birlikte hapisteyken Mahir kucağımıza alıp sevdiğimiz bir çocuktu henüz. Ve O’nu toprağa verdiğimizde bin kere kendimden utandım, o çocuğun mezarı başında sadece utanmıştım ben. Babasının hıçkırıklar içinde kasılarak boynuma sarılıp “dostlar ve yoldaşlar sağolsun” demesini hiç unutamam. Evet, bu yoldaşlar sosyalisttirler. Mahir Arpaçay’ın mensubu olduğu politik Hareket de 1988 Konferansında “bağımsız birleşik Kürdistan’ı” programına almış sosyalist bir yapıdır. Yine 1990’larda tüm varlığını Kürdistan’a vakfeden ve halen de bu çizgide duran TDP de Türkiye devrimci hareketinin Kürdistan dostu olan yapılarından biridir. Bunda ne yanlışlık var söyler misiniz? Ezen ulus kimliğinden sıyrılmış bu sosyalist Türk insanlarının hayatlarını Kürt halkının mücadelesine adamalarında sizi rahatsız eden nedir, anlamak mümkün değil!…

“Kırmızı Fularlı Kız” Kürt halkına ‘ben de sizden biriyim’ demiş ve bunu da hayatını ölümle takas ederek ıspatlamış sosyalist bir insan. Böyle bir dayanışma ve adanmışlıkla Kürdistan’da toprağa düşen bir insan bizler için kıymetli değil mi? Bu insan bu duruşuyla aynı zamanda mensubu olduğu Türk halkının suratına ezen-sömürgeci kimliğini bu ölümüyle fırlatmamış mıdır? Bu kadar Şovenleşmiş Türk toplumuna bunun utancını fırlatmamış mıdır? İki yüzlü sömürgeci entelektüellere Kürt halkının haklı davasını fırlatmamış mıdır, ölümüyle…

Böyle evrensel değerleri sahiplenip bağrına basmak Kürt halkı için önemlidir. O’nu kendisinden üstün gördüğü için değil, kendisiyle var olma ve yok olma ikileminde eşitlendiği için! Ayrıcalığını ve yaşam lüksünü bırakıp savaşla kavrulan bağrına bir ateş kelebeği misali aktığı için…

Bu neden sizi rahatsız ediyor?

Hüseyin Turhallı bu rahatsızlık karşısında dayanamayıp bir yazı yazdı. Yazıda kısa bir değerlindirme yapmış ve “5 bin Roj Pêşmergesi bir Kırmızı Fularlı Kız etmez” demiş. Bu maksimalist çıkarsamaya zaten maksimalistliği taşkın olan “millici” belli şahıs ve kesimler aşağılama, hakaret ve küfür korosu eşliğinde smaça kalktılar. Düzeyleri maalesef böyle.

Hüseyin Turhallı belki de doğruyu yanlış kelimelerle anlattı veya yazdığı yanlış da değildir. “Kırmızı Fularlı Kız” denilen Ayşe Deniz Karacagil’in tutumu ve duruşu yukarıda ifade etmeye çalıştığım biçimde net ve duru haliyle karşımızdadır. Kalkıp bu insanı aşağılama ve yıpratma söylemlerine girmenizin bırakalım millilikle, insanilikle bile bağdaşmadığı bariz bir gerçektir. Hüseyin Turhallı infial tarzda bu cümleyi kurmuş. Burada Hüseyin’in sayısal bir değerden ziyade bir nitelik vurgusu yaptığı da belli. Yani burada “bir Türk 5 bin Kürt eder” gibi saçma bir sonuç çıkmayacağı da açık. Demek istediği şu; “Kırmızı Fularlı Kızı”n hayatını adadığı buraya ‘Roj peşmergesi’ beresini ve süngüsünü doğrultmuştur, topu bu kız etmez bu nedenle…

Bu yalan mı arkadaşlar?

Türk devletinin eğitip donattığı ve YPG denetimindeki Rojava’nın bu lejyoner kuvvetle ele geçirilmesi hesabının yapıldığı bir yerde, ENKS denilen beşinci kol hareketinin de bunun genel müdürü olduğu gerçeği karşısında Hüseyin Turhallı’nın dediği şey nitelik anlamda yanlış mıdır?

Yanlış olan bu değil.

Hüseyin Turhallı’nın küfür korosu karşısında dayanamayarak sözkonusu yazısını kaldırmış olması ve tespitini aydın cesaretiyle savunmamış olmasıdır. Hüseyin Turhallı kınanacaksa bu yüzden kınanmalıdır. Aydın cesaretinden ödün verdiği için…

05.06.2017