Kimler ile ittifak Yapılacağına Dair… Kronstadt…

307

Necat DEMİRCİ

Bu sorunsalı en çok kimler ile savaştığın gerçeğinin belirlediği karşımızda duruyor. Sorunları doğru tariflemeyen her mücadele, aslında sorunun bir parçası ve sorun ile tarihsel bir ittifak yanılgısına da sürüklüyor muhalif her hareketi…

Kronstadt’ın izini sürerken şu temel soru sorulmalıdır: köylülük gericilik midir? Obolensky (kimdir diye sormayın abicim) ürünle vergi ödeme (artı ürün ile) serbest ticarete, ve elbette toprakların mülkiyetine (köylü mülkiyeti) tamamen ortadan kaldıracak komital bir üretim modelini tartışıyordu. Kronstadt’ın izini sadece beyaz subaylar ile değil, köylülükte de sürebiliriz. Çünkü savaş komünizmi, köylülük sorununu çözmek bir yana, ürünlere el koyarken ki o bürokrasinin toplumu parçalayan işleyişi ile sömürülen bir ”sınıfı” kalıcılaştırıyordu! Köylerde bolşevik karşıtı ciddi bir kitle hareketi olduğunun Lenin de farkında idi ve savaş sonrası terhisler toplumsal düzeni bozuyordu… Şunu anlıyoruz, başıboş bir kitle oluşmuştu, ve bu başıboş kitle silah kullanma kabiliyeti olan bir kitle idi…

Savaşlarda kimler ile ittifak yaptığının önemi işte burada ortaya çıkıyor. Silahlandırılan halk yığınları devrimin bir parçası değil, toplumsal yıkımın – tükenmişliğin birer askeri idiler. (Troçki – sonuçlar ve olasılıklar). Devrimci kadrolar ile halk yığınları arasındaki keskin çizgi ise üretim ilişkileri ve bolşevik parti programının oluşturmaya çalıştığı ”proloter kültür” düşü idi. Oysa üretim ilişkilerinin oluşturduğu her kültür sömürü kültürüdür. Bir yandan sürekli devrim ile sönümlenmesi gereken sınıflar ile, bu sınıflara biçilen kollektif kültür dayatması toplumsal bir çelişkiden öte, bürokratik bir hegemonya aracıdır. Kültür başlı başına olumsuz bir kavramdır. Bunu da sonuçlar ve olasılıklar’da görebiliriz.

Koca bir yığın yürürken, neden ve nasıl yürüdüğünü sürekli sorgulatacak bir devrimci kadro ile ancak toplumsal devrimin bir parçası olur. Ya da o koca yığınlar ile şimdiki ya da bir sonraki iktidarın ”kitle ve iktidar” ilişkisi üzerinden şekillenir ve bu ”yığınlar” daha önceki örneklerde olduğu gibi, ya mevcut iktidarın güçlenmesine, ya da devrimci kadroların kendilerini korumak için ”bürokratik” kalkanlarına tehdit haline gelir.

Çağımızda ”eşitsiz ve birleşik geleşim” yasası yığınlar ile ve o yığınların iktidarlar ile olan tarihsel savaşı ile doğru orantılıdır. Üretim ilişkileri gelişmiş olan, üretici güçler ile ücret ilişkisi üzerine şekillenmiş iktisat egemenliği Türkiye’de çok belirgin iken, sınıfsal mücadelenin yüksek olması gerekirdi. Ancak Türk devletinin Kürdistan üzerindeki savaşla sürdürülen egemenliği ”sınıf” mücadelesini, ve sınıflı topluma en büyük tehlikeyi oluşturan ”politik bir yığın” olarak Kürdistanlıları tarih sahnesine çıkarıveriyor. Bu yüzden Türkiyede en gerici yığın ”işçi” sınıfı iken, en devrimci yığın Kürdistan topraklarından çıkıyor. Öyle ki bugün ”referandum” ile Kürdistan bölgesel yönetiminin iktidarını yine 25 milyonluk Kuzey Kürdistan’lı yığın sorguluyor, sorgulayabiliyor. Bu eşitsiz ve birleşik gelişim yasasının Kürdistan’daki karşılığıdır…

Kürdistan’da ”işçi” sınıfı ile ve ezilen Türk yığınları ile yapılacak ittifakın önünde bu ideolojik çelişki orta yerde duruyor. Geri diyebileceğimiz Kürt kitlesi politik bir yığın ve nitelik olarak çok ileri iken, ileri diye tarifleyeceğimiz ”işçi sınıfının” bu gerici durumunu ortaya koyacak en temel somut süreç ise ”savaştır”. Silahlı güçlerin ne yaptığını ve nasıl yaptığını sorguladığımız zaman, Türk devletinin ordusunun dünyanın en gerici ordusu olduğunu söylememiz işten bile değil. Öte yandan Rojava devrimini yapan Kürdistan’lı güçlerin ise en devrimci güçler olduğunu söylersek abartmış olmayız.

Peki bu iki gücün ittifakı mümkün müdür?

Komünist yoldaşlara soracağımız soru işte Kronstadt’ın izini sürerken bulduğumuz cevaplarla çok ilişkilidir. ”İşçi” yoldaşlarınıza silah verdiğiniz zaman, bu silah kime doğrulacaktır?

Troçki’nin ”proloter sopası işçiyi dövüyor” diye tariflediği o acı kıyım, ve gerici ”köylüler” ile iktidarın savaşımı tarihin orta yerinde, ve beyaz isyanın toplumsal köklerinin nerede yattığına cevap bulamamış yoldaşların, katilleri için yürürken bu soruların cevaplarını ”kronstadt”ta aramaları ve bulmaları tarihsel bir görevdir…