KELEBEKLERİN ÇIĞLIĞI*

806

Mahmut Alınak

Kürt meselesindeki kanlı kilitlenme sürüyor ve ne yazık ki ateş deryası
gençlerin hayatını yutmaya devam ediyor. Çeyrek asrı geride bırakan savaşta on binlerce genç öldü, bundan sonra daha kaç bin genç ölecek, bilen yok!

AKP hükümeti, ABD eski başkanı Roosevelt’in bir asır önceki militarist politikasına
paralel bir politika izliyor. Roosevelt 1897’de bir arkadaşına yazdığı mektupta, “Çok ciddi bir sır olarak sana şunu söyleyeyim… Ne savaşı olursa olsun sevinçle karşılarım, çünkü bu ülkede bir savaşın çıkması gerek.”

Roosevelt, savaşı Amerikan halklarını boyunduruk altına tutmak için istiyordu.
Çünkü savaş bulutları gökleri tutuşturduğunda, milliyetçilik ateşiyle toplumsal histeriye kapılan ezilenler, daha iyi bir yaşam özlemini bir kenara bırakıp kin ve nefret oklarını birbirlerine çevirirler. Bu da devleti yönetenlerin işine geliyor.

AKP yönetimi de aynı nedenle, PKK ile olan savaşın “kontrollü olarak”
sürmesini istiyor. Eh, ne de olsa dökülen kan kendi çocuklarının kanı değil, savaşın bedelini çocuklarının hayatıyla halk ödüyor. Anne ve babaların payına düşen sadece çocuklarının kanlı cesetleri oluyor. Kârlı çıkanlar ise hep olduğu gibi yine iktidar sahipleri ve silah tüccarları oluyor.

AKP yönetiminin niyetini okumaya çalışmak ve ondan bir şey beklemek nafile bir çaba ve zaman israfıdır. Güçlü bir kamuoyu baskısı olmadıkça kan cehennemini harlamaya devam edecekleri
ayan beyan ortadadır.

Meclisteki partiler birbirleriyle ağız yarışları ve mikrofonlarda gürleyen ateşli konuşmalarla seçmenlerin sırtını sıvazlama derdindedir. Sonuç alacak bir kamuoyu baskısı yaratmak akıllarının köşesinden bile geçmiyor. Bazıları, meclisi güya boykot ettikleri günlerde Recep Tayyip Erdoğan’ın, “Gelirlerse meclise renk katarlar” sözlerini doğrularcasına meclis görüşmelerine şirinlik katıyorlar. Hatta meclisteki o çalımlı halleriyle demokrasi ve hukuk işliyormuş gibi bir yanılsamaya neden olarak AKP yönetiminin kırbaç ve boyunduruk siyasetinin üstünü örten bir şal, bir cila görevi icra ediyorlar.

Tablo tartışma götürmeyecek bir netlikle göz önündedir. Kürt hareketinin yeni bir retoriğe ve Rönesans’a ihtiyacı vardır. İktidar ve muhalefet partilerinin akan kanı durduracak bir projeleri, gayretleri ve dertleri yok. Peki, biz anneler ve babalar bu ümitsiz durumda ne yapacağız? Dilsiz topraklar bile bağrındaki fidan gibi gençlere ağlayıp isyan ederken, biz sürüp giden bu kanlı diziyi hep böyle çaresizlik içinde seyretmeye kilitli mi kalacağız? Tanrım, bu ne acizlik böyle? Ah… ah bir gücümüzün farkında olabilsek! Türk, Kürt, , Laz, Ermeni, Azeri, Arap, Süryani… anne ve babalar, hepimiz el ele tutuşursak çocuklarımızın temiz kanları ile dönen bu obur, bu kirli savaş çarkı canlarımıza hiç kıyabilir mi?

Bazıları, “Anne babalar öncüsüz ve örgütsüz ne yapabilirler ki?” diyebilirler. Dünyanın hangi büyük örgütü evlât sevgisiyle yanan anne ve babaların dev yürekleri kadar güçlü olabilir? Bütün mesele bir sevgi bahçesi olan bu yürekler arasında bir umut köprüsü kurabilmekten ibarettir.
Çocukları ister dağda, ister kışlada, ister askerlik çağında olsun… Anne vebabalar internet ve basın imkânlarını kullanarak kendi aralarında bir haberleşmeağı kurup örgütlenebilirler. Ailelerin birbirleriyle haberleşmeleri için………internet adresi aşağıda yazılıdır.

Çatışmalarda hayatını kaybeden gençlerin kısa hayatlarının anısı olarak bu harekete KELEBEKLER HAREKETİ adı verilebilir.

Anne ve babalar her Cumartesi günü saat 12.30’da şehir merkezlerinde
toplanıp bir saat GENÇLERİN YAŞAM HAKKI İÇİN NÖBET tutabilirler. Onbinlerin, yüzbinlerin, milyonların her hafta – bir zaman sonra her gün- sessiz, slogansız ve şiddetsiz aktığı meydanları hiçbir güç uzun süre görmezlikten gelemez.

Bu yaşam hakkı nöbetiyle birlikte pencerelere, balkonlara, dükkânların camekânlarına ve arabalara kefeni simgeleyen beyaz bezler asılabilir.

Elbise yakalarına beyaz bezden kelebekler takılabilir.

Her akşam saat 7’de evlerin önünde, pencere ve balkonlarda teneke ve düdükler çalınarak gençlerin yaşam hakkına dikkat çekilebilir.

Arabalar aynı saatte klakson çalabilir.

Gökleri sarsacak böyle mahşeri bir seslenişe acaba hangi babayiğit kulaklarını tıkayabilir?

Yüz binlerce anne ve baba bu kolay, ama sarsıcı sivil itaatsizlikle tek yürek
olduğunda, burnundan kıl aldırmaz en dehşetengiz firavunlar bile dize gelirler.

Siz anne ve babalar, kardeşler bu yazıyı okuduğunuzda ben yakamda beyaz bezden bir
kelebekle hapishanedeki hücremin demir parmaklıklarına bir kefen asmış olacağım.
Sonra her Cumartesi günü saat 12.30’da hücremizin avlusunda bir saat Gençlerin
Yaşam Hakkı için nöbet tutacağım. Ve her akşam saat 7’de teneke
çalacağım.

Haydi, anneler babalar, haydi can kardeşlerim!

Parti, dil, din ve mezhep farkı gözetmeden el ele tutuşup silahları susturalım ve çocuklarımızın hayatını kurtaralım.

Bu kanlı filmi seyretmeyi reddederek artık gösterimine son verelim. Biz istersek
mutlaka başarırız.

Tarih çocuklarımıza böyle şanlı bir miras bırakmaya çağırıyor bizi. 29.05.2012

* Bu makaleyi üç buçuk yıl önce Kandıra 2 nolu cezaevinde yazmış ve basına yollamıştım. Ne  var ki, sesim siyaset ve medyanın ambargo duvarını delememiş, hücremde boğulup kalmıştı. O zamandan beri gençler ölmeye devam ediyor. Namlular şimdi kadınlara, çocuklara ve yaşlı insanlara da döndü. alinakmahmut@hotmail.com