“KDP’NİN B PLANI”

1122

Ahmet Zeki Okçuoğlu

Yukarıdaki başlık, Barzani medyasının tepe adamlarından Rudaw gazetesi başyazarı Rebuwar Kerim Weli’nin 09 Ağustos 2016 tarihli Türkçe yazısına ait…

Rebuwar Kerim Weli’den ödünç aldığım bu başlık altında kaleme alacağım yazıda da, aynı kişinin söz konusu makalenin Güney Kürdistan’da KDP ve GORAN arasında yaşanan çekişmenin perde gerisiyle ilgili yazdıklarını yorumlamaya çalışacağım.

Tartışmaya mahal vermemek için önce makalenin Kürdistan’daki gelişmelerle ilgili bölümünü aktarmak istiyorum:

“Kürdistan Demokrat Partisi’nin (KDP) bir tek kırmızı çizgisi var, o da Mesud Barzani’dir.

Her konuda pazarlık yapmaya hazır olan KDP, Barzani’nin şahsının ya da konumunun tehlikede olduğunu görünce kendini ateşe bile attı ve atar da…

Bu yüzden Kürdistan Bölgesi Başkanlık Divanı Başkanı Fuad Hüseyin’in başlattığı yeni müzakerelerde Barzani’nin konumu, sunulan önerilerin temelini oluşturuyor. Gerçi sorunun temeli de o meseleydi.
23 Haziran’da Değişim Hareketi (Goran), Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) ile İslami Topluluk Partisi (Komel) Süleymaniye’deki Zergete Tepesi’nde toplanmıştı.

KDP, 23 Haziran öncesi söz konusu 3 partiye parlamentonun itibarının zedelememesi için yalvarırken bugün ve yarını de hesaba katmıştı.

KDP, karşısındakilerin Erbil dışında parlamentoyu toplamaya güçleri yetmediğini biliyordu.

Ayrıca eğer Süleymaniye’yi ayrı bir bölge ilan edecek güce sahip olsalardı, bunu yaparlardı.

İşte bu yüzden KDP siyasi partilere yeni öneri sunmadı ve isteklerinin hiçbirinden vazgeçmedi.

KDP ilk günden beri parlamenter sistemi destekledi. Ancak Kürdistan Bölgesi’nin bir başkanı olacaksa (en azında Mesud Barzani hayatta olduğu sürece) doğrudan halk tarafından seçilmesini talep ediyor. KDP açısından başkanın yetkilerinin ne olduğu ise çok önemli değil.

KDP 38 sandalyeyle çoğunluk oluşturduğunu ve diğer tarafların ağabey olarak kendisini kabul etmemesi durumunda başka planları olduğunu ispatladı.

Bundan sonra ya taraflar parlamentonun yeniden aktifleşmesi ve hükümetin genişletilmesi için bir mekanizma üzerinde anlaşacak ya da KDP tek başına bunu yapacak. Bu konuda KYB kesin olarak kararını vermeli.”

Rebuwar Kerim’in tarif ettiği Mesut Barzani’nin KDP’siyle, Abdullah Öcalan’ın PKK’si biri birine ne kadar da benziyor. İkisi de liderliğini yaptığı partinin “tek kırmızı çizgisi…” İkisi de “her konuda pazarlık yapmaya ve taviz vermeye hazır, ama liderin şahsı ya da konumu söz konusu olunca hiç tereddüt etmeden ikisi de kendisini ateşe atıyor.”

Rebuwar’ın “Barzani’nin konumu”ndan kastı başkanlık koltuğu…

Yukarda aktardığımız yazının ikinci paragrafında zaten bunu açıkça da ifade ediyor. Rebuwar, “Başkanlık Divanı Başkanı Fuad Hüseyin’in başlattığı yeni müzakerelerde Barzani’nin konumu sunulan önerilerin temelini oluşturuyor”du diyor. Yazar bununla da kalmıyor, zaten “sorunun temeli de o meseleydi” diyor.

Oysa bir yılı aşkın bir süreden beri PDK’den biz, GORAN’la arasında tek ihtilafın, bağımsızlık meselesi olduğunu dinledik. Sözde Barzani ve partisi bağımsızlık ilanından yana, Nawşîrwan Mustafa ve partisi Goran’nsa ona karşı…

Baksanıza Rebuwar Kerim Weli bu satırlarıyla bize, bağımsızlık meselesinin aldatmacadan ibaret olduğunu, asıl meselenin “Barzani’nin konumu” yani başkanlık koltuğu olduğunu söylüyor.

Rebuwar Kerim Weli’nin kısacık yazısı bize, bir yıldan beri Güney Kürdistan’da yaşanan gerilimle ilgili başka önemli bilgiler de veriyor…

Meğer KDP, Barzani’nin yeniden başkan seçilmesini istemekle de kalmıyor, başkanlık koltuğunun, “hayatta olduğu sürece” ona tahsis edilmesini de istiyormuş…

Hani Türk parlamentosunun Mustafa Kemal’e tanıdığı türden diktatörlük imtiyazının aynısı… Barzani’nin onunkinden farkı, Mustafa Kemal’i parlamento seçti, KDP Barzani’nin halk oyuyla seçilmesini istiyor.

Türk parlamentosu daha sonra Mustafa Kemal’e, Atatürk soyadını da verdi. Bakalım Barzani’ye de “bavê Kurdan” adı verilecek mi?..

Herne kadar Rebuwar yazısında açıkça söz etmese de, KDP başkanlık koltuğunun “hayatta olduğu sürece” Barzani’ye tahsis edilmesini istediğine göre, bu, seçimin de bir defaya mahsus yapılmasını istediği anlamına geliyor.

Oysa ki yaptığı konuşmalarda Barzani, başkanlık talebinin bir defaya mahsus olduğunu, süre bittiğinde siyasetten çekileceğini söylüyordu…

Meğer yalanmış…

KDP’nin, başkanın parlamentoda değil, halk oyuyla seçilmesinde ısrar etmesinin nedeni de başkanlığı garanti almak…

Partiler aralarında aralarında anlaşsa bile, parlamentoda farklı bir sonuç çıkması mümkün. Muhalif partilerin bu durumda da muhalifler pekala, “Biz söz verdik, ama parlamenterlerin iradesine ipotek koyamayız” gerekçesinin arkasına sığınabilir.

Oysa halk oylamasını garanti altına almak daha kolay. Parlamento dışında tüm devlet mekanizması çok büyük ölçüde Barzani ailesi ve KDP’nin elinde. Bu sayede parlamentoya nazaran halk oylaması güvence altına alınabilir.

YNK ve GORAN, KDP’nin bu önerisini kabul etmeyince de, PDK’ye rağmen başkanlık seçimi yapmalarını engellemek için Barzani de, parlamentoyu kapatma cihetine gitti anlaşılan…

KDP, başkanlık koltuğunun “hayatta olduğu sürece” Barzaniye tahsis edilmesini isterken dayandığı gerekçe de oldukça ilginç…
KDP bu “ömür boyu başkanlık” talebini, parlamentoda “çoğunluk” sahibi ve “ağabey” parti olmasına dayandırıyor.

Oysa KDP, 111 üyeli Güney Kürdistan Parlamentosu’nda 38 sandaliyeye sahip, birinci parti konumunda. Bu da parlamentonun üye sayısının 1/3’ünden azıcık fazla. Başkanlık koltuğunun “hayatta olduğu sürece” Barzani’ye tahsis edilmesine karşı çıkan YNK ve GORAN’ınsa toplam parlamenter sayısı 42. Ancak Rebuwar Kerim buna rağmen KDP’yi parlamentoda “çoğunluk”a sahip parti olarak kabul ediyor.

Rebuwar’ın Kerim’in KDP’ye “ağabey” parti sıfatını vermesi de muhtemelen Kürdistan’ın en eski partisi olmasından geliyor…

“Ağabey parti” tabiri ve onun imtiyazlı bir konuma sahip olması prensibini, demokrasi teorisine KDP’nin bir katkısı olsa gerek…

KDP’nin “B planı”na gelince…

Rebuwar’ın yazdığına göre 23 Haziran’da YNK, GORAN ve KOMEL Süleymaniye’nin “Zergete” tepesinde bir toplantı yaparak, Barzani’nin kapattığı Kürdistan Parlamentosunu, Süleymaniye’de toplama konusunu görüşüyor. Ancak toplantıda olumlu bir sonuç alınamıyor.

Bu toplantı ve orada konuşulanların bilgisine sahip olan Barzani bu partilerin, Süleymaniye’yi ayrı bir bölge ilan edecek güce sahip olmadığı sonucuna vararak, başkanlık koltuğu konusunda talebinde taviz vermiyor ve onlara ya “parlamentonun yeniden aktifleşmesi ve hükümetin genişletilmesi için bir mekanizma üzerinde” benim dediğimi kabul edersiniz ya da “ben tek başıma bunu yaparım” diyor.
Ancak, KDP, muhalif partilerin Süleymaniye’yi Güney Kürdistan’dan ayıramayacağını nasıl biliyorsa, muhalifler KDP’nin, bağımsızlık ilanı adı altında onları dışlayarak, yeni bir devlet mekanizması oluşturamayacağını biliyor ve sonuçta iki tarafın planı da başarılı olmuyor.

Gelinen noktada Güney Kürdistan partilerinin önündeki iki tercih var: birincisi, milli bir program üzerinde anlaşarak el birliğiyle Kürdistanı inşa etmek; ikincisi Kürt milletine (artık kendilerine de) zarar veren çekişmeleri sürdürerek yakın bir gelecekte Kürdistan’ın yeniden Irak’ın hakimiyeti altına girmesine hizmet etmeye devam etmek.

Unutmamak gerekir ki, Musul operasyonundan hemen sonra Kürdistan operasyonu gündeme gelecek…

Ve muhtemelen KDP’nin arkasında yer alan TC’yle YNK ve GORAN’ın arkasında yer alan Iran bu Irak’ın yapacağı operasyonun baş destekçisi olacak…

19 Ağustos 2016

Zorunlu bir açıklama: Genel kural isimlerin kısa halini orijinal haliyle yayınlamaktır. Yazılarımda ben de bu kurala uyarak, Kürdistan’daki partilerin kısa adlarını orijinal şekliyle (PDK, YNK, GORAN, PKK vs.) yazıyorum. Ancak Rebuwar Kerim’in yazısında bu isimleri Türkçeleştirdiği için ben de karışıklığa mahal vermemek için bu isimleri onun kullandığı şekilde yazdım.