Kayıp Kimliğini Aramak: ‘Pop Milliyetçilik’

575

M.Mamaş

Türk milliyetçiliğinin Osmanlı İmparatorluğunun çözülme döneminde iki tür reaksiyonla karakterini biçimlendirdiğini ifade edebiliriz. Birincisi, Batı Avrupa’da başlayan ulus devlet akımının saltanat boyunduruğundaki halkları uluslar çağının yeni savaşçı ruhuyla donatması sonucu gelişen büyük toprak kaybının yarattığı şok. İkincisi, bu şok dalgasıyla günümüz misak-ı millisinde meskûn halkların da uyanış ve hareketlenmesiyle artan “ne olacak” korkusunun yarattığı belirsizlik endişesidir. 20.yy.’ın başlarında Misak-ı Milli’de meskûn halkların nüfusu 12 milyon civarındadır. Bunun 3 milyon civarı Ermeni, 3 milyon civarı Kürt, geriye kalanlar da diğer halklardır.

Bu tarihsel süreçte İttihat Terakki Cemiyeti  (İTC)  korkunun ve öfkenin yönlendirdiği arayışın adresi olmaya başlar. Aslında İttihat Terakki’nin ilk kuşağı ırkçı temelde bir dünya tasavvuruna sahip değildir. Kürt Teavün Teşkilatı’nın gazetesi bile İttihat Terakki’nin matbaasında basılabilmekmektedir henüz. Meşrutiyet’in 1908’de ilanıyla başlayan yeni dönemde 1912 yılına kadar İTC tam anlamıyla iktidar kudretine de sahip değildir. 1912 yılında Balkan milletlerinin ayaklanmasıyla artan korkuyu kullanan ITC Bakanlar Kurulunu basarak darbe yoluyla iktidara el koydu. Bu saatten sonra insan kıyım tezgâhı gibi çalışarak ırkçı karakterine doğru ilerler. Ufukta 1.Dünya Savaşı’nın göründüğü bu dönemde Almanya ittifakıyla İmparatorluğu doğuya doğru Türkik hinterlanda yayarak ayakta kalabileceğini düşünür. “Turan Ülküsü” veya “Turancılık” akımı bu cereyanda biçimlenir. Yolun üzerindeki Ermeniler katledilir. Geriye kalanları ise tehcire tabii tutulur. Kürtlerin ise İslam kimliği ile absorbe edileceği hesaplanır.

Bu dönemin milliyetçiliği bilindiği üzere reaksiyoner ve kıyımcıdır. Çağa özgü yeni değerler sistemini geliştiremediği için üst yapının gerici direnişine dönüşür. Bu anlamıyla kendi ilk kuşağına da ihanet etmiştir. Kendi toplumunun yeni değerler bütünlüğünü yaratamadığı için savaşta yenilmesiyle ortada kendilerine ait bir tez de kalmamıştır.

Savaştan sonra kurulan Kemalist TC de Lozan sözleşmesiyle birlikte korunmacı ve içe kapanmacı bir polika izleyerek ithal ikameci ekonomik modelle çağa özgü yeni toplumsal dinamikleri geliştirmeye yöneldi ve kopyacılıkla, tümdengelimci mantıkla sözümona değerler sistemini inşaa etmeye çalıştı. Ferforje demiri gibi altı okla bunu ilan etti. Devletçilik-halkçılık-laiklik –çağdaşlık vd…Hem halkçı hem devletçi nasıl olunacağını anlamak bir yana, laiklik dedikleri ise ‘laikçilikti’ aslında. TC “-çilik” takısıyla biten her kavrama ait gerçeği mahfetmiştir. Ormancılık demiş orman bırakmamış, denizcilik demiş denizlerin etrafını betona dönüştürmüş, halkçılık demiş halk belini doğrultamamış, devletçilik demiş getirdiği yer yamalı bohça, çağdaşlık demiş  IŞİD ve Suudi gibi çağdışı güçlerin kuyrukçuluğu  vs….Bu kavramlardan, hele ki içini Türk usulü dolduruyorsanız hakikaten bir değerler sistemi inşaa edilebilir mi?

Kemalist önderlikli TC’nin milliyetçiliği de kof ve asimilasyoncudur. Korunmacı olduğu için içerdeki herkesi dövmüştür. Bunun yetersiz geldiği yerde Kürtlere yaptığı gibi katliamlara başvurmuştur. Bu korunmacı mantık askeri darbeler, sıkıyönetimler ve olağanüstü hallerle acımasızca işletilmiştir. TC’nin normal bir günü olmamıştır dersek yeridir. Kemalist kateşizmle topluma yukarıdan dayatılarak öğretilmeye çalışılan bu değerler toplamı sosyolojik realiteyle buluşamadı, toplum tarafından özümsenmediği için de yine bir üst yapı direnci olarak sürdürüldü. Böbörlenmeci , hamaset duyguları ile şişirilmiş, sahte zaferler üzerine kurdurulmuş Cumhuriyet Osmanlı bakiyesi gibi avama takdim edilirken,üst tabakaya da Osmanlı reddiyesi gibi sunulmuştur.

Bu şikeli duruş halen sürdürülmektedir. İTC gibi Kemalizm de toplumun sarmalayacak evrensel bir değerler sistemi kuramadı. İTC, emperyaldi. Kemalizm ise gizli bir iman gibi bu emperyal ruhu taşısa da ‘korunmacı-kapanmacı’  davranmıştır.

Şimdi, 21.yy. gerçekliği karşısında bu iki ruh ve üst yapı direnci karşı karşıya gelmiş durumda. Osmanlı bakiyesiyiz diye manüple ettiği avam AKP iktidarıyla beraber bu klasik Kemalist anlayışla bir çatallanma durumu yaşamaktadır. Ya kapışacaktır ya da yeni bir melezlenmeye gidilecektir. İslamcı akım ile laikçi kesim kritik bir döneme girmiş halde. Artık ne kapanmacı ne de yayılmacı olabiliyor.

AKP iktidarı da hiçbir değerler sistemi yaratamadı. Dolayısıyla daha fazla ‘ayrışma’ya sebep oldu. Şimdi ayrışmanın altından çıkabilecek mi? Kürtlerle savaşınca ayaklarının altındaki zeminin sallandığını ve her an tepetaklak gidebileceğini anladı. Ve şimdi, Osmanlı saltanatının,İTC ve Kemalist Cumhuriyetin toplam korkusunu zihninde yaşamaya başladı. Ortada değerler sistemi olmadığı için bayrağa sarılıyor. Her yere bayrak astırmak, bayrağını al da gel mitingleriyle ortalığı bayrak gümbürtüsüne boğmak, hasılı bu ‘pop milliyetçilik’ ve bayrak fetişizmi korkunuzu yatıştırmaya yetecek mi?

Artık ortalama Türk insanı bile bayrak şölenlerinin asli sorunlarını gölgelediğini anlamaktadır.

Türkler ‘yanlış uluslaşma’ sürecinin sancılarını nereye kadar taşıyabilir? İleri dünya ülkeleri bilim ve teknolojiyle, toplumlarının refah düzeyini geliştirerek insanı yükseltiyorken;  AKP’li TC, en zengin yüzde yirmi ile en yoksul yüzde yirmi arasında 8 kat farka sahip, nüfusunun resmi anlamda yüzde 15’i açlık sınırının altında, yaşam ve eğitim kalitesi dünya sıralamasının haylice gerisinde bir devlet.

İnsanı çökert, bayrağı yükselt! Kürtleri katlet, bayrağı yükselt! Bunca ayıp ve kofluk başka neyle örtülür ki!

‘Pop milliyetçilik’ ve bu bayrak fetişizmi sizi kurtaramayacaktır. Evrensel insanlık değerlerine yenileceksiniz. Kayıp kimliğinizi ve yanlış uluslaşmanızı bu değerlerde bulabilirsiniz belki ama heyula gibi yükselttiğiniz bu bayraklar fora mitinglerinde kaybedersiniz…23.09.15