«KANTON MODELİ» ve KÜRDİSTAN’A UYGULANABİLİRLİĞİ

386

Mehmet Müfit

Güney bati Kürdistan (Rojava)da gündeme gelen ve hala değişik alanlarda, farklı düzeylerde ve boyutlarda yoğun bir şekilde, çoğu zaman maalesef karikatürize edilerek sürdürülmeye çalışılan «Kanton» tartışmalarına, özellikle İsviçre modeline ilişkin bir takim bilgilendirmelerle ve fikirlerle bir katkı sunmak maksadıyla bu yazı hazırlandı.

İsviçre Kanton modeli, hem tarihsel olarak en eski ve hem de bütün karmaşık yapısıyla en gelişkin olması bakımından, üzerinde en çok tartışılan, dünyada bir başka benzeri olmayan «siyasi model»i oluşturması tartışmalara katkı sunacaktır.

İsviçre «Federal Devleti», organik olmayan biçimde 700 senelik mirası geliştirmesi yanı sıra esasen 1848 de eski Konfederasyonun çökmesiyle ortaya çıktı. İlk defa 1291de, Uri, Scwytz ve Nidwald «dağ kantonları»nın birleşmesiyle tarihçiler tarafından nitelendirildiği gibi «ilkel İsviçre» olarak oluştu. 1513 tarihine kadar «13 Kanton birliği» olarak var oldu. Ne var ki, 1798‘de ilk defa «Birleşik İsviçre Anayasası»yla Bern başkent yapıldı ve «merkezi» hükümet oluşturuldu. 19 Kanton’un «birliği» daha sonra 22 Kanton birliğine dönüştü ve bu gün bilinen biçimiyle, 1848‘deki 26 günlük kısa ve fazla kan dökücü olmayan bir «sivil savaş» neticesinde yeniden doğdu. Eski Confederation’un yerine hükümranlık hakları olan Federal Devlet şeklinde bir Anayasa’ya dayanan «Devletler birliği» biçiminde oluştu. Bu siyasi oluşum, bütün komşularının aksine «üniter» merkeziyetçi bir devlet değildir. Çünkü Confederasyon, hukuki esasi oluşturan Kantonlara dayanmaktadır. Bütün Kantonlara federal yetki iktidarı tanınmıştır. Bu su demektir; İsviçre Anayasası, Kantonlara merkeziyetçiliği engelleme hakki vermiştir.

Her ne kadar Confederasyon, 1848‘deki «sivil savaş» sonucunda bir önem kazanmışsa da, İsviçre siyasi sisteminde Kantonlar anahtar rolüne sahiptirler. Bu durum anlaşılmadan İsviçre Confederasyonu anlaşılamaz. Her şeyden önce, İsviçre Confedersyonu, siyasi kapsamı ve içeriği bakımından diğer bütün Federal yana Federasyonlardan tamamıyla ayrıdır; bağımsız devlet olarak Kantonların bir anlaşmayla «tayin edilen yetki» birliğinden oluşmuştur. Zaten, «konfedereasyon» bağımsız devletlerin, bir antlaşmayla belli alanlarda (diplomasi, savunma, posta) yetkilerin kullanımının ortak siyasi organlara bırakılmasıdır. O bakıma, İsviçre Kantonu, hükümranlık haklarına sahip oluş içeriği ve biçimiyle Alman «Länder»inden, Fransa «seçim bölgelerinden» oldukça farklıdır. Kanton, Almanya’da olduğunun aksine, «en uygun» bir iş-bölümünü esasta aşan bir yapıya sahiptir ve İsviçre’de Konfederasyon’u oluşturarak öncelikle «birleşik ekonomik alan» yaratmıştır.

Federasyon, iki seviyede yönetim biçimini içerir; federe devletler adına hükümranlık haklarına sahip yetkilerle donatılmış yönetim; örneğin «savunma», «dış ilişkiler», «para», «gümrük» vs. Federe devlet ise, «eğitim», «yerel polis» vs gibi yerel yönetime sahiptir. Yani Federasyon, bölgeler ve merkez arasında siyasi iktidarın paylaşılması biçimi olarak, birçok federe devletin ortak çıkarlar temelinde «iş-birliği» yapması anlamına gelir. Federasyonlarda, federe «devletler» bağımsız değildirler ve merkeze bağlıdırlar, hareket alanları sınırlıdır, hükümranlık hakları söz konusu değildir.

Bu bakıma, bir federasyonun ortaya çıkışı, tarihi, jeografik, dini ve sosyolojik faktörlerle izah edilebilir. Federasyon, merkezileştirilmiş iktidar biçimiyle, «yetki sınırları» belirlenmiş siyasi bölgelere dağıtımını ifade eden «desenralizasion» içeriğine sahiptir. İsviçre devleti, kuruluşundan itibaren «işbirliği», «konfederasyon» ve «federasyon» biçimlerini tarihsel süreçler içinde fiili olarak yaşayarak «Kanton» şeklinde örgütlenmiştir.

Kanton nedir? Sözlük, jeografik ve siyasi anlamı?

Çoğu insan Kanton’un ne anlama geldiği, kapsamı ve siyasi içeriği hakkında bilgi sahibi olmayabilir. Esasında bu meselede, oldukça ciddi boyutlarda bir fikir kargaşalığı yaşandığını gözlemlemek pekâlâ mümkündür. Ayrıca, güney-bati Kürdistan (Rojava)da bu tartışmaya sebep olanların Kanton hakkında yeterince somut bilgilere sahip olmadıkları da bilinen bir durum. «Kanton»nun siyasi içeriği, kapsamı ve oluşturulması, onunla ne yapılmak istendiği ve nereye gidilmek amaçlandığı konusunda tam bir belirsizlik yaşanmaktadır.

Ulusal kurtuluş hareketleri, istemleri ve kapsamları bakımından bağımsızlıkçıdırlar. Ne var ki, dünyanın hiç bir yerinde ülkesi işgal edilerek ilhak edilen hiç bir milletin davası Kürdistan’da olduğu biçimiyle sulandırılıp karmaşık hale getirilmemiştir. Kürdistan «Rojava»sında yaşanan kargaşalığın ve siyasi belirsizliğin esas kaynağı PKK’dir. «Kanton» hadisesinin çıkış kaynağı da odur. «Suriye Kürtlerine» bu empoze edilmiştir ve onlar ise bu hareketin vesayeti altında önlerini açık bir biçimde görecek konumda değildirler.
Bu bakıma öncelikle Kantonun anlamı ve siyasetteki yeri ve kapsamı üzerinde durmakta yarar vardır.

Kanton kelime olarak, Latincede «canthus» ya da Yunancada «kanthos» kelimelerinden türetilmiştir ve «ülkenin köşesi» ya da «ülkenin bölgesi» anlamını taşımaktadır ve zamanla siyasi langajda, jeografik ve siyasi anlamlar yüklenmiştir.

Jeografik anlamı; söz konusu olan bir ülkede daha dar anlamda bir bölgenin ya da bölgelerin jeografik «ülke-altı», «bölge-altı» bölünmelerini ifade eder. Jeografik anlam değişik ülkelerde olduğu gibi üç ayrı mana taşımaktadır; birincisi «seçim bölgeleri», ikincisi «ülke», üçüncüsü «alan-bölge».

Politik anlamı; jeografik bölünmenin üstünde «devlet» biçiminde ya da İsviçre örneğinde olduğu gibi «anayasal iktidarı» temsil eden «federe devletlerin» varlığına işaret eder. Yani «hükümranlık» hakları olan «siyasi otonomi» anlamına gelmektedir Kanton.

Kanton sistemi, tarihsel ve sosyolojik olarak oluşmuş bağımsız devletlerin bir federasyonda ya da İsviçre örneğinde olduğu gibi bir Konfederasyonda birleşmesini ifade eder. Bununla şunun anlaşılması gerekiyor; Kanton geçici konjüktürel ortamların değil, tarihsel koşulların bir araya gelmesi neticesinde oluşan siyasi yapılanmadır. Ezilen milletlerin «ulusal sorunlarının» çözümü için başvurdukları ve başvuracakları siyasi bir yol değildir Kanton.

Ulusal kurtuluş hareketi her ülkenin kendi tarihsel, sosyal ve kültürel hatta jeografik koşullarına göre içerik ve biçim almasına karşın, belli kriterlere sahiptir. Bu kriterleri hiçe sayan PKK önderleri, arada bir Türkiye’de «Konfederasyon» yapılanmasının olabileceğinden söz ediyorlar! Ama belli ki, bunun gerçek manasını bilmeden kullanıyorlar; çünkü «Konfederasyon» «Federasyon»dan çok daha ileri siyasi bir devlet oluşumunu ifade eder. Federasyonda, «otonom» federe «devletlerin» hükümranlık hakları yoktur, Merkezi Federasyona bağlıdırlar. Oysaki İsviçre örneğinde olduğu gibi, Konfederasyonu oluşturan devletler hükümranlık haklarına sahiptirler ve esasen Konfederasyonun kendisi bağımsız olan devletlerin birliğinden oluşur. O bakıma, Türkiye’de Konfederasyondan söz edildiği zaman bu; en azından bağımsız olan Kürdistan’ın bağımsız olan Türkiye’yle bir Konfederasyon’da birleşmesi anlamına gelir. Başka bir deyişle, Kürtlerin ve Türklerin ikisi de hükümranlık yani egemenlik haklarına sahiptirler demektir.

Hükümranlık ya da egemenlik devlete tekabül eder. PKK ve Türkiyecilik yapanların hiç biri Kürtlerin devlet kurmalarını savunmuyorlar hatta Kürdistan’da devlet kurulmasına karşı olduklarını her fırsatta dile getirmektedirler. Bu taktirde, Konfederasyonu savunmak bir çelişki oluşturmaktadır; çünkü konfederasyon bağımsız olan devletlerin varlığını şart koşmaktadır. Demek ki, bunlar ya Konfederasyonun ne anlama geldiğini bilmiyorlar ya da bilinçli bir maksatla siyasi kargaşalık yaratma amacı taşıyorlar.

İsviçre Kanton modelinin özellikleri

İsviçre’de Konfederasyonunun birinci karakteristik özelliği, politik sistemin oluşumu içinde, sınırları belirlenmiş teritoryal kriterlere dayanan 26 değişik kantonun birliğinden oluşmasıdır. Buna göre, Kantonlar arasında bir «iş-bölümü» söz konusu değildir ve kendi aralarında enlemesine ilişkileri oldukça zayıftır. Diğer federal devletlerde olduğunun aksine, merkezle «üye devletler» yani Kantonlar arasındaki ilişkiler «hiyerarşik» değildir, iki kutuplu siyasi bir yapı mevcuttur. Her Kanton kendi bağımsız politik sistemine sahiptir.

Buna göre: 1- Kantonların varlığı garanti altına alınmıştır. Federal «devlet» yani «merkez», istediği zaman ne yeni bir Kanton yaratabilir nede her hangi bir kantonun varlığına son verebilir. En ufak bir siyasi ve teritoryal değişiklik, halk oylaması olmadan mümkün değildir.
Kantonlar, Kürtlere «akil» vermeye alışmış bir takim Türk «aydınlarının» iddia etmelerinin aksine, devlet meşruiyetine sahiptirler.

2- Her Kanton diğerlerinden tamamıyla bağımsız bir şekilde örgütlenir. Her kantonun bir anayasası vardır ve kendi siyasi otoritelerini kurar, yetkileri dağıtır, vatandaşlar arasındaki hukuk şartlarını belirler. Her kantonun kendine has siyasi kurumları, eğitim, ekonomik, hukuk sistemi vardır.

3- Her Kanton, bütün alanlarda -siyasi, ekonomik, kültürel- otoritelerini seçme ve atama hakkına sahiptir. Federal hükümetin hiç bir şart ve koşulda müdahale etmesi, dayatmada bulunması ya da taraf olması mümkün değildir. Merkez, Kantonal seçimlere karışması, hükümetin oluşturulması, parlamentonun feshedilmesi sorunlarına kesinlikle karışamaz.

4- Kantonlar, hiç bir surette hiç bir politik kontrola tabi değildirler. Sadece bazı hallerde, Konfederasyonu ilgilendiren kararlarda Federal Mahkemeye başvurma gündeme gelebilir. Ama buna rağmen Federal Konsey (merkezi hükümet), federal hukuka ters düşmesine rağmen Kanton’a örneğin uygulamayı yasaklayamaz.

5- Kantonlar, önemli yetkilere sahiptirler; federal iktidar tarafından belirlenmemiş bütün haklarının uygulanması hakkına sahiptirler. Federal kanunları uygulama durumunda bile uygulamasını kendisi yapar, merkezden müdahale olamaz.

6- «Collégialité» (kolejialite diye okunabilir), (ortaklasa, kolektif yürütme), bütün siyasi sistemin yönetim biçimini oluşturuyor. Kantonal sistemin temelini oluşturan ve Almanların «Gemainde» dedikleri «Komün»den Kantona, Kantondan da Federal devlete kadar bütün iktidar «Collégialité» anlayışı ve pratiği tarafından yönetilir. Hiç bir siyasi parti tek başına oy çoğunluğuna sahip olmasına rağmen iktidar olamaz. Bütün siyasi partiler hükümeti birlikte oluştururlar ve birlikte yönetirler. Her hangi bir diştalama söz konusu değildir. Bilinen diğer bütün yönetim biçimlerinden ayrıdır İsviçre yönetim biçimi. Bu son derece önemli bir ayrılıktır.

7- İsviçre politik sisteminin en belirgin ve en önemli karakteri «doğrudan demokrasi» modeline sahip olmasıdır. Referandumla halk oylamasına sunulmayan hiç bir seçim ya da kanun oluşturulması asla mümkün değildir. «Halk inisiyatifi» diye tabir edilen ve Kantonal düzeyde 30‘000 imza, Federal düzey de ise 100’000 imza toplanmasini şart koşan referandumla halkı seçime götürme geleneği İsviçre demokrasisinin en önemli dayanağı ve temel direğini oluşturuyor.

«Doğrudan Demokrasi» her Kanton’da aynı içeriğe ve kapsama sahip değildir. Her Kanton’un anayasasında değişik bir muhteva ve pratiğe sahiptir. Bilinebileceği gibi, İsviçre Kanton modeli öyle görüldüğü gibi basit değildir, bir tek bütünlük ve muhteva oluşturmaz; aksine oldukça karmaşık bir yapı oluşturmaktadır.

8- «Komün» sorunu ayrı bir yer ve önem kapsamaktadır İsviçre’de. Esasında Komün, Kanton sisteminin temelini oluşturmaktadır. Kanton’dan «Komün»e inildikçe durum daha da karmaşık bir hal almaktadır: İsviçre’de var olan tam 3’000 Komün otonomi haklarına sahiptirler. Her Komün’ün sahip olduğu kanunları, «kanun olmayan» kuralları ve «Komünal Konsey»leri vardır. Komünlerde hem «halk inisiyatifi» ve hem de «kişi inisiyatifi» mevcuttur. 4’000 imza toplayan «kişi» ya da «grup» her hangi bir konuda Komün’ü referanduma götürebilir. Sonuçta, her İsviçreli vatandaş, siyasi parti ya da «baskı grupları» tarafından oluşturulan «dernekler» İsviçre Siyasi sistemini oluşturmaktadırlar. Siyasi partiler ve dernekler olmadan ne Komün ne de Kanton mümkün değildir.

Biz’de ise, diğer partilerin varlığına tahammülü olmayan, onları şiddetle ezen, varlıklarına son verenler bu gün Kanton’u savunmalarının hiç bir inandırıcılığı yoktur. Her şeyden önce, Kanton hiç bir şekilde tartışma götürmeksizin çok partililiğe tekabül etmektedir. İkincisi, iktidarın partiler tarafından demokratik bir şekilde paylaşılmasına ve yönetilmesine dayanıyor. Bu olmadan Kanton’u düşünmek mümkün değildir.

Sonuç yerine

Siyaset sosyolojisi bakımından ele alındığında, Kürdistan gibi ulusal kurtuluş mücadelesi veren bir milletin Kantonal oluşuma gitmesi mümkün değildir. Kürdün kafasını bulandırmaya hizmet eden, ne olduğu belli olmayan son derece eklektik «görüşlerle» şimdi de «Kanton» empoze edilmeye çalışılıyor.

Birincisi, kendisini işgal ve ilhak eden devlete karşı bir mücadele içindedir ve bağımsızlık haklarını elde etmiş değildir. Kanton sistemi içinde yer alabilmesi için önce bağımsız bir anayasaya sahip devlet olarak ortaya çıkması gerekiyor. Kürdistan’ın böylesi bir durumu söz konusu değildir. «Kantonu» savunanlar esasında böyle bir amaçlarının olmadığını her fırsatta söylemektedirler.

İkincisi, başka kantonların varlığını şart koşar. En azından, başka kültürel, etnik ya da dini yoğunlukların ayni düzeyde ortaya çıkışları gerekiyor. Mesela Suriye’de Arap milletine ait bir ya da birçok Kanton’un ortaya çıkması gerekiyor ki onlarla Kantonal bir sistem içinde birlenilebilinsin. Arapların böylesi bir sistemi kabul edip etmeyecekleri, içinde yer alıp almayacakları kesinlikle belli değildir.

Üçüncüsü, Kürtler tarihsel, dini ve sosyolojik sebeplerden dolayı şekillenmiş ‘antite’ler (yoğunluklar) halinde bir bölünme yaşamamışlardır. Bir takim dini farklılıklar yaşasalar bile ayni tarihsel, kültürel ve sosyolojik yoğunluk halinde yaşamaktadırlar. Dolayısıyla, Kürdistan’a uygulanabilirliği mümkün olmayan politik bir model olan Kanton sistemiyle milleti ve ülkeyi Sünni bir şekilde bölmek kelimenin en hafif biçimiyle saçmalıktır.

Dördüncüsü, Kürdistan kendi içinde «Kanton» yapılanmasına gidebilir, ama bu takdirde bağımsız olması gerekiyor. Kürdistan’ın bağımsızlığına karşı olanlar ya da Kürtlerin devlet kurmasına karşı olanların Kanton yapılanmasını savunmaları ciddi bir çelişki oluşturmaktadır. Çünkü Kanton’un kendisi bir devlet oluşmasıdır. Hem devlete karşı olacaksın hem de «Kürdistan sorunu»nun çözümü için Kantonu savunacaksın!?! Bu, kesinlikle görüldüğü üzere ikna edici değildir.

O bakıma, zaten var olan «Kürt milli meselesinin» siyasi kargaşalığa düşürülmüş olması haline bir de ne olduğu bilinmeden Kanton sorununu eklemek doğru değildir. Kanton, Kürdistan’ın bağımsızlığını red eden siyasi kesimler tarafından Kürt milletine ve davasına dayatılmaktadır.

Kanton’u Kürdistan’ın her hangi bir parçasına uygulamaya kalkışmak öncelikle güvenlik bakımından mümkün değildir. Çevresi saldırgan düşman devletlerle sarılmış olan Kürdistan’da Kanton sisteminin yaşaması mümkün değildir. Demokrasinin, bırakın hazmedilmemiş olmasını, kenarından bile geçmemiş olan Suriye Araplarıyla Kanton’un nesi kurulabilir ki? Demokrasi Kanton’un var olması ve yaşamasının şartı olduğuna göre hangi demokrasiyle Kanton kurulacak? İç iliksilerinde, başka ulusalcı siyasi partilerin varlığına tahammül etmeyen, milli birliği kuramayan şiddete ve baskıya dayanan güç, Kanton’u hangi temelde kuracaktır? Kürdistan’ın toprak bütünlüğünü savunmayan, sınırlarını çizmek gibi bir amacı olmayanlar hangi «toprak» esasi üzerinde Kanton’u kurmaya kalkışacaklar?

Ortadoğu’nun ve Kürdistan’ın realitesine uymayan Kanton’u Kürdistan ulusal kurtuluş hareketine ve Kürt milletine dayatmaya kalkışmak, merkezi temellere dayanan «ulus/devlet» yapılanmasının red edilmesidir. «Suriye Kürtleri» silahlı ulusal kurtuluş hareketi sürecini oldukça yoğun bir şekilde yaşamaktadırlar. Bütün olumsuzluklarına karşın vatanseverlerin desteğine sahip olmaları doğaldır. Ne var ki, siyasi hedefleri ve amaçları bağımsızlık doğrultusunda netliğe kavuşmadan, ulusal kurtuluş savaşını bağımsızlığa ve demokrasiye doğru geliştirme önünde engel olan diğer «parçaların» vesayetinden kurtulmadan bir yerlere varmaları oldukça zor olacaktır.

Oysaki Ulusal kurtuluş hareketleri, doğal diyalektik gelişmesi içinde, ulusal birliği, ülkenin toprak bütünlüğünü ve siyasal iktidarı hedefler. Millet ve ülke olma esasları üzerinden gelişen ulusal kurtuluş hareketlerinin bağımsızlığı ve devlet olmayı savunması siyasi stratejisinin doğallığı gereğidir. Bazen «ara çözümlere» başvurma bu realiteyi değiştirmez. Buna göre, «Türkiyecilik», Kanton ve önerilen diğer bütün yollar ulusal kurtuluş hareketinin doğal niteliğiyle bir çelişki oluşturuyor. Bu kargaşalıktan kurtulmanın tek yolu, Bağımsız Birleşik Kürdistan stratejisinin savunulmasıdır.

22 Şubat 2015