KAÇIRILAN TARİHİ FIRSAT

257

Hussein Erkan & Hasan H. Yıldırım

“Bağımszlık Referandumu“ gerekçe gösterilerek Kürd Millet düşmanları Kürdistan’a saldırdı. Referandum olmasaydı saldırı olur muydu? Kimi evet dese de bu gerçeği tam olarak ifade etmiyor. Olmayabilirdi de. Olsaydı bile dünya en aşağı bugünkü kadar sessiz kalmazdı. Bu meselenin bir yanı.

Saldırı durduğu yerde tek taraflı olmadı. Bir anlaşma sonucu oldu. Hewler ve Bağdat Hükümetleri arasında yapılan anlaşma gereği yapıldı. Bu konu da tarafların açıklamaları ortadadır. Kimse bunu yalanlamıyorda. Sadece ortaklar sorumluluktan kaçmak için suçu birbirine yıkarak kitleleri kazanmaya çalışıyorlar. Oysa anlaşma Irak Anayasası’nın ruhuna uygundur. Sakatlık Irak Anayasası’nın hazırlama süreçin de Kürd tarafın öngörüsüzlüğünden aranmalıdır.

Bağdat Hükümeti, ortamı kendilerine uygun görünce fırsat bu fırsat deyip Anayasa’nın gereğinini Hewler Hükümeti’ne dayattı ve bir anlaşma sağladı. Anlaşma gereği Irak ordusu “Tarışmalı Bölgeler“e girecek ve peşmerge geri çekilecekti. Olan bu oldu. Bu konu da eğer bir suçlu aranacaksa Hewler Hükümet ortakları Irak-KDP ve YNK’dir. Burada suçu tek başına şu veya bu partiye veya kişiye yüklemek gerçeği ifade etmiyor.

Buraya kadar anlaşılır bir durumdur. Bu heriki parti 1992 yılından bu yana izledikleri politikalarının gereğini yaptılar. Millet çıkarları yerine parti çıkarlarını esas aldılar ve sanki çok iyi bir şey yaptılar havasındadırlar. Ülkenin %50 toprağını bir sömürgeciye peşkeş çekmelerini gayet normal görüyorlar. Sorun onlar için ülke, millet çıkarından ziyade 1992 yılından bu yana kurdukları soygun sistemlerinin devamıdır. Zaten şu an da bunun çabasını esas alıyorlar. Irak Anayasası’na bağlılık ve ne kadar bütçe koparacakları ile ilgilidirler. Bunları anladık.

Fakat bunlara muhalefet eden güçlere ne demeli? Diyelim Irak-KDP ve YNK ülke ve millet çıkarını değil, kendi parti çıkarlarını esas aldılar. Peki Gorran Hareketi, Komela İslami Parti ve PKK neyin hesabını yaptı? Bağdat Hükümeti ile yapılan anlaşmadan bir alakaları olmayan bu güçler işgal karşısında niye sessiz kaldılar? Niye direnmediler? “Irak-KDP ve YNK direnmedi, biz de direnmedik,“ gerekçe olur mu? Bu tutum bu güçleri haklı kılar mı? Kuşkusuz hayır.

Bu güçler direnmemekle tarihi bir fırsat kaçırdılar. Direnilseydi, yenilseydiler bile tarih yazarlardı. Bu fırsatı kaçırdılar. Hem Irak-KDP ve YNK’nin dedikleri; “Direnseydik çok insan ölürdü,“ gerekçe olmadığı gibi diğer güçlerinde bu gerekçeye sığınması doğru değildir. Ki bu saydığım tüm güçlerin kendi arasında vuku bulan iç savaşlar da on binlerce Kürd öldü. İşgalle karşı direnilseydi bu kadar insan da ölmezdi ve uluslararası güçler buna seyirci de kalmazdı. Kürd Milleti de bu utanca gark edilmezdi.

Olan bitenler “çok insan ölürdü,“ ile açıklanamaz. Meselenin özü Kürd siyasetinin ülke, millet, iktidar olma siyasetsizliğidir. Bu perpektife ulaşmayan Kürd siyaseti, istese de, istemese de kendini sömürgecinin kapısında buluyor. Bugün dedikleri gibi: “Sömürgeci ülkelerin Anayasası’na bağlıyız.“ Kürd Milleti’ne kaybettiren de budur.

Kürdlerde milli çıkarda ve hedefte kırmızı çizgi ve milletçe sahiplenme yeterli derecede gelişmemiştir. Bir hükümet, bir iktidar, bir parti yanlış yapabilir ve hatta ihanette edebilir ama diğer siyasi güçler ve halk bunu kabul etmez direnir. Milletler tarihinde olan biten budur. Kürdlerde eksik olan da budur. Çünkü Kürdlerde ortak milli hafıza oluşmamıştır. Ülkenin %50 toprağı bir kurşun sıkılmadan birgünde sömürgeciye teslim ediliyor. Teslim eden belli ama işin tuhaf tarafı diğer siyasi güçler ve halk bunu kanıksadı. Tepki göstermedi. Sineye çekti. İşgala karşı ayağa kalkmadı. Bu demek ki milleti millet yapan ortak hafıza Kürdler de oluşmamıştır.

Kürd Milleti, bu açmazı aşmadıkça daha çok trajedilerle karşı karşıya kalacaktır. Bir an önce Kürd’e kaybettiren bu vurdum duymazlık terk edilmelidir. Ülke, millet, iktidar politikası yapılmalıdır. Kürd Milleti’ni zafere taşıyacak politika budur.

19 Ekim 2017