İSRAİL’İN BAĞIMSIZ KÜRDİSTAN ÇIKIŞININ DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

911

M.Mamaş

İsrailli bir yetkili bir dönem,”biz büyük Arap denizinin ortasında kuşatılmış bir ada gibiyiz, o yüzden kendimize çeşitli soluk boruları oluşturamazsak yaşayamayız” demişti. Tabii bu soluk borularının Arap veya Müslüman olmayan etnik yapılar olduğu belli. Bu tür soluk borularının yanında doğal ABD koruması ve TC ile kurulan “Stratejik İşbirliği” (28 Şubat dönemi Erbakan’a imzalatılmıştı) İsrail’i önemli ölçüde rahatlatmıştı. Irak’ın operasyonla dize getirilmesinden sonra İran için muhtemel bir senaryo düşünülür hale geldi.

Ancak, tartışılmaz savaş teorisyeni Carl Von Clausewitz’in ifade gibi,”savaşların kaderinin belirlenmesinde sadece sizin iradeniz yoktur, dolayısıyla kimse kendi iradesinin efendisi değildir” şeklinde yorumlanabilecek belirlemesinin bu ilişkilerin planlandığı şekliyle kalıcı olamayacağını kanıtlamıştır. TC’nin iç siyasi denklemi ve arayışı süren yeni dünya sistemi hiyerarşisinde kendi yerini bulamayışıyla ilgili belirsizlik ve de ağırlığını Ortadoğu’da hissettirerek Arap hamiliğine soyunması İsrail’le ilişkilerinin çatallaşmasına sebep olmuştur.

ABD’nin de İran muhtemel müdahalesini müzakere kanalına yöneltmesi ile İsrail politik aklı değişen paradigmanın 20.yy’da olduğu gibi kendisini birinci Ortadoğu önceliği olarak görmeme ihtimalini düşünüyor olmalı. Bu bölgede bu neviden ihtimaller tehlikelidir.

ABD’nin 21.yy’ın  kapitalist dünyasını macro ölçekte programlama çabası ile İsrail’in güncel ihtiyaçlarının çakışmamasının, artık ağırlığını Uzak Doğu havzasına kaydırmak istediği vb. politikalarının İsrail’i huylandırmamasına imkan yok.

İsrail bu yüzden politik duruşunu değiştiriyor. En bariz mesajını da “Bağımsız Kürdistan’ı tanımaya hazırız” demekle verdi. Dışişleri Bakanı, Başbakan, Cumhurbaşkanı ve diğer bazı yetkililer bu eksendeki beyanatları yinelemekten geri durmadılar. İsrail’in Kürtlerin lehine “statüko bozumcu” bir rol oynayacağı ve bunun Kürtler için ciddi bir fırsat yaratacağı aşikâr.

Dışişleri Bakanı Lieberman’ın , “Kürdistan davasına zarar vermemek için bu güne kadar Kürdistan’ı sessiz bir şekilde savunduk” ifadesi benim için pek manidar bir ifadedir. Çünkü İslamizm ve özellikle Kuzey Kürdistanlı yurtseverlerin Kemalist dünya algısıyla sakatlanmış Türk solu üzerinden Filistin davası hasebiyle devşirdiği anti-İsrailci şartlı refleksiyle düşünüyor olması hem İsrail’le doğal ilişkilenmeyi engellemiş ve hem de yukarıdaki ifadede belirtildiği üzere İsrail’in “resesif” davranmasına yol açmıştır. Bunda İsrail’in kendisini otomatik pilota bağlar gibi ABD stratejisine uyarlamasının da rolü büyüktür.

İsrail, şekillendirilen rolünden şekillendiren aktörlerden biri olacağını ilan etti diyebiliriz. Artık tek başına ABD’ye sırtını yaslamanın yeterli olmadığını anladığından olacak ki bazı yeni diplomatik ilişkiler geliştirmeye yöneliyor.

Peki, Kürtler bunun neresindeyiz?

“Genişletilmiş Ortadoğu veya Büyük Ortadoğu Projesi” nin enerji eksenli yeni bir siyasi atlas yaratmak mahiyeti taşıdığı, örneğin Güney Kürdistan hükümetinin TC ile yaptığı petrol boru hattının dahi bu bağlamda anlam içerdiği ve TC’nin burada sadece küçük bir hisse aldığı, bu petrolün sahibi olmadığı, dünya pazarına arzını kendisinin yapmadığı malum. Demek ki büyük bir “kudret” sahayı düzenliyor.

Aynı şekilde, İŞİD vakıası yoluyla Güney Kürdistan’ın önünün açıldığı da gerçek. İsrail’in, Fransa’nın, Almanya’nın ve diğer bazı güçlerin bağımsızlık için dolaylı veya doğrudan yeşil ışık yaktıklarını da alenen görmekteyiz. Ama bütün bunlara rağmen, Güney liderliğinin imtinalı tutumu, tutuk hali ve zamana yayma politikalarını anlamaya çalışmanın beni gerçekten yorduğunu ifade etmeliyim.

Bunun en büyük sebebi benim kanaatime göre Güneylilerin öteden beri bölge devletlerine dayalı siyaset yapmalarıdır. Global ölçek onları korkutuyor.

Diğer bir şey, neredeyse TC’nin iç siyasi uzantısına dönüşen politik yönelimdir. Bunun ABD ve özellikle İsrail’i rahatsız ettiğini düşünüyorum. G.Kürdistan-TC ilişkisini evvelce bu güçler teşvik ettiler ama anlaşılan bu kadar samimiyet istememişlerdi. TC’nin öznel yapısını eksik hesapladıklarını söyleyebilir miyiz? Bilemem…

Geriye iki ihtimal kalıyor;

Ya “Genişletilmiş Ortadoğu’yu” düzenleyen güç Güney Kürdistan Liderliğini bütün fobilerine rağmen,ayak sürümesine  kısacası imtinasına rağmen Bağımsızlığa doğru sürükleyecektir ya da orası TC’nin hinterlantında bir Mirlik düzeni içine alınacaktır.

Bekleyip görmek dışında bir şans yok gibi. Carl Von Clausewitz’in dediği gibi;

”savaşlarda kimse kendisinin efendisi değildir.”

M.MAMAŞ