İSLAM, IŞİD,”MUZAFFER YENİLGİLER” VE KÜRDİSTAN

901

M.MAMAŞ

IŞİD’in Güney ve Güneybatı Kürdistan’a saldırısıyla bana göre ortaya çıkan en önemli sonuç, Kürtlerin başına gelenlerin devletsizlikten geldiği ve mutlak surette kendi bağımsız devletlerini kurmaları gerektiği gerçeğidir. Devlet insan soyunun halihazırda oluşturduğu en gelişkin toplumsal organizasyondur. Devletimiz varsa kendimizi savunma gücümüz ve modern dünyanın imkanlarından olanaklarımız ölçüsünde yararlanma hakkımızı kullanabileceğiz. Aksi halde yüzyıllardır yaşadığımız katliamların her biri yek diğerini aratarak çoğalacaktır. Çünkü Ortadoğu dediğimiz coğrafya tarihin “Gayya Kuyusudur” ve sayısız  halkın yok edildiği bir uygarlıklar çölüdür aynı zamanda.

Şimdi, şu IŞİD saldırılarıyla yaşadığımız vahşetle kızılca kıyametin kopmakta olduğu Kürdistan’da adeta kendimizi Arasat’ta bulduğumuz bugün, birleşik bir halk ve devletimiz olmazsa millet olarak varlığımızı korumanın büyük tehlike altında olduğunu tüm güncelliği ile hissediyoruz.  Kürdistan, kendisini sömürgeleştirmiş olan dört devlet tarafından hapisli tutulan bir ülke olması sebebiyle her zaman varlık-yokluk ikilemiyle karşı karşıya olan bir ülkedir.

Bu dört devletten biri olan İran, 2500 yıllık kesintisiz devlet geleneği olan ve Roma’nın bile zamanında boyunduruk altına alamadığı imparatorluklar bakiyesi köklü bir devlettir. TC devleti de imparatorluk geleneği olan ciddi bir arkaplana sahip ve günümüzde NATO üyesi olmakla önemli bir avantajda olan bir devlet. Irak ve Suriye ise zamanında Romayla önemli savaşlar vermiş olan Palmira geleneğini arkaik bulsak bile Emevilerden kalma önemli bir geleneğin devamcılarıdırlar ki İslam’ı ilk kaynağında ikiye bölmüş, İslam halifelerini ve peygamberin torunlarını bile büyük acımasızlıklarla katletmiş bir tarihin mirasçılarıdırlar.

Bu günkü  terminoloji ile  kullandığımız “Siyasal İslam” kavramını anlamak isteyenlere şunu demek isterim: İslam zaten siyasaldı; çıktığı ilk günden 21.yy’la kadar bu devam eden bir olgudur.Ve aslında IŞİD’i  anlamak istiyorsak Halifeler dönemi  ve sonrası Kureyş aristokrasisinin egemenlik mücadelesiyle yaşanan kanlı iç hesaplaşmalara ve fetih hareketlerine bakılması gerektiğini belirtmeliyim.

“Dinde zorlama yoktur” şiarıyla propagandif yollardan örgütlenen-yayılan İslamın bu ilk evresi olan Tebliğci karekterinin daha sonraları cihadist bir yapıya bürünerek fetihçi bir politikayla başka halkların ülkelerini işgal edip oradaki zenginlik kaynaklarını kendine transfer etmek suretiyle nasıl kolonyalist bir aşamaya evrildiği ve bununla da kendi dışındaki inanç sistemlerini ve de kültürel yapıları ezerek İslamlaştırma anlamında asimilasyona uğrattığı elbette incelenmesi gereken önemli bir konudur. Bu günkü IŞİD anlaşılmak isteniyorsa İslamın bu sosyolojik yapısı ve ekonomipolitik dinamiği dikkatle incelenmelidir.

Bir diğer önemli husus,tıpkı Calvinciliğin bir dönem Cenevre’de uygulamış olduğu Hıristiyan şeriatı gibi İslam da, insanın giyinişinden, tüyörtüsünün biçim ve uzunluğundan,evinizin kapısından hangi ayakla girip hangi sözle eşlik edeceğinizden,yatakta uyuma pozisyonunuzdan hatta çok özür dileyerek eşlerin cinsel münasebetlerinin biçimine kadar gündelik yaşamın aklınıza hayalinize gelebilecek her ayrıntısına müdahil olan,ona hükmeden bir yapısı var. Sadece hangi rüyayı görmemize karışmıyor. Tabii böyle bir gündelik yaşamla hangi rüyayı görebileceğimizi de malumunuza sunuyorum.

Bu, dünyevi olan her şeyden feragat anlamına gelmektedir. Feragat edilen her şey ise Ahiret’te sınırsız bir kullanım yetkisi ile vaatedilmiştir. Bir arkadaşımın tabiri ile “insanların umutları Ahiret’e gömülmüştür.” Gündelik yaşamımızda nasıl ki “rüya” alanı bize bırakılmışsa, tüm bu dünyevilikten feragatin karşılığı ise “Cennet’e” tahvil edilmiştir.

Yüzyıllardır, yaklaşık 1500 yıldır bu perhizle idare edilmiş İslam toplumları; modernleşmenin ve teknolojik imkanların alabildiğine ilerlediği ve uygar dünya toplumlarının yaşam standartlarının ve dolayısıyla dünyeviliklerinin herkese cazip geldiği 21.yy dünyasında İslam ve aidiyeti toplumlar “geç modernleşmenin” derin tepkisi ile kendini dışavurmaktalar. ”Umutları Ahiret’e gömülenler” dünyadan pay istercesine korkunç bir hınçla intikam almaya soyunmuştur. Nasıl ki “geç uluslaşma” tepkisiyle, dünyadan pay isteyen Almanya,İtalya ve Japonya’da “faşizm” peydahlandıysa, işte bu “geç modernleşme” tepkisi de İslam’da kendi faşizmini doğurmuştur. İşte IŞİD budur…IŞİD ve benzeri yapıların anlaşılması için İslam’ın yukarıda izah etmeye çalıştığım siyasal evrimi ve bununla bağlantılı fıkıhatı incelenmek durumundadır.

Bu siyasal evrimin ve beraberindeki fetih ve işgal hareketinin asimilasyoncu kolonyalizme dönüşmesi ile ümmettan evrensel kimliğini öne çıkartan ilk dönem İslamı vahşi bedevi kültürünün de derin itkisiyle tamamen Arabi bir karektere dönüştürülerek son derece katı ve tutucu bir egemenlik aracına dönüştürüldü. Arabistan yarımadasındaki İslam öncesi entelektüel dünya bile tasfiye edilerek, daha Hz.Muhammed hayattayken Şuara’nın(şairler zümresi) tümden kılıçtan geçirilerek kanlı biçimde ortadan kaldırılmaları,kendi egemenliğinin ve biçimlerinin sorgulanmasını önlemek amacıyla gerçekleştirilerek bilincin yerine dogmanın mutlak hakimiyeti kurulmaya çalışılmıştır.Tebliğe mazhar görülen diğer halklar ve inançlar artık “küffar” olarak addedilerek onların zor aygıtlarıyla “imana” getirilmesine yönelmiştir. Bu diğer halklar ve inançlar Arabileştirilen İslam fetihlerine karşı durmayı fiziki olarak başaramadıkları için İslam’da farklı bir yorum geliştirmek yoluyla kendi  aidiyetini ve bundan kaynaklı farklılığını korumak çabasına girmiştir. Bunu çoğu diğer Arap kabileleri bile denediler. Şimdiki mezheplerin ve farklı yorumların kökeni buraya dayanmaktadır.

Hal böyleyken, IŞİD ve benzeri insanlıkdışı şeriatçı yapıların bu vahşi katliam ve uygulamalarına İslami referanslarla karşı çıkan kimi yurtsever Kürt birey ve yapıların “hayır,İslam bu değil” itirazlarını fikri bir altyapıya kavuşturmaları elzemdir. Bu değilse nedir? Bunu mutlaka izaha açıp yorumlamalıdırlar. İslam Arabi kimlikten kurtarılmalıdır ve bu manada Kürdistani yurtsever kesimlerin mücadelesi gereklidir. Aksi taktirde riyakar itirazlarla bu vahşetin ortağı ve duygudaşı olmaktan kurtulamazlar. Bunu kendi misyonları olarak görmeleri yurtseverlik tutumu açısından önemlidir.

“Dincilikle” “dindarlığın” arasındaki hattın belirgince çizilmesi ve Kürtlerin “şer’en”dedikleri  veya “şeriat” algısının Kürtlerin tarihten gelen kendi örfi yaşayış ve hukuksallığı olduğu bilinmelidir. Hala Vahhabi Arabi anlayışıyla bilinen şeriatın İslam olmadığı ve bu çarpıtılmışlığın makro çapta bir büyük bidaat olmasıyla yaratılan büyük bir yanılsama olduğu ve bunun da IŞİD ve benzeri yapılara kaynaklık ettiği inkar edilemez. Bütün bu tür bidaatlar kanalıyla İslam fıkıhatı işgal edilmiş ve yüzyıllar boyu Şeriat şiddeti eliyle gerekli  itaat duygusu kurularak bugünkü “siyasal İslam” cenderesine kadar bir zincir oluşturulmuştur. Bidaatten itaate mahkum edilmiş toplumların sorgulama bilinci yok edilerek bütün bunlar imanın gereği şeklinde benimsetilmiş ve dolayısıyla bilincin sorgulama alanı yok edilerek tıpkı ağır elementlerin kendi içine çökerek oluşturdukları kara delikler misali İslami toplumlar da bu şekilde kendi içine çökerek IŞİD,ElKaide, Elnusra, Taliban,İran,Suudi rejimi ve benzeri kara delikler oluşturmuştur.Tarihin yeni “Gayya Kuyusu” budur ve şu 21.yy dünyasında Kürdistan’ı da yutmak istemektedir.

Şimdi, Kürdistan’ı sömürgeleştirmiş olan güçler bu karanlık çağların ürünü güçlerle yeniden ülkemizi işgal etmeye soyunmuşken ve TC devleti bunun ana karargahı haline gelmişken şunu belirtmek isterim: Kürtler tarihlerinin en büyük avantajını yakaladılar! Tüm sömürgecileri ve düşmanları bu çağdışı, insanlıkdışı IŞİD gibi güçlere mahkum olmuşken, Kürtler modern dünyanın parçası oldular. Tarihin Kürtlere en büyük şanslarından biri önümüzde duruyor.

Burada şu noktaları belirtmek istiyorum;

1-IŞİD’in Güney Kürdistan’da(Başur) ve Güneybatı Kürdistan’da(Rojava) gerçekleştirdiği katliam ve işgal karşısında güncel pozisyonumuz ne olursa olsun biz tarihsel olarak kazandık.Çünkü,bütün modern dünya devletleri Kürtlere doğrudan desteklerini ifade ettiler ve şimdiden Kürt devletleşmesi süreci Batı ittifakının programına alınmıştır. Bu süreç geri döndürülemez.

2-Bu devletleşme programının Güney Kürdistan merkezli geliştirileceği ve ilerleyen zamanda “Genişletilmiş Ortadoğu” denilen çalışmanın Hazar Havzası ile Ortadoğu’nun birleştirilmesi mücadelesinde Kürdistan’ın bir üs haline getirileceğini düşünmekteyim.

3-Rojava’nın da Başur’la entegrasyonunun sağlanacağı kanaatindeyim. TC’nin IŞİD saldırıları ve “Tampom Bölge” oluşturma planına Hewler’de kurulan Kriz Merkezi ile set çekildiği ve bu merkezden Kobani’deki IŞİD güçlerine Koalisyon Güçlerinin hava saldırıları düzenlemiş olması bu saptamayı doğrular niteliktedir.

4-ABD ve Batı ittifakının, PYD’nin “Hewler Anlaşmasına” uymaması ve Suriye rejimi üzerinden konumlandığı Rusyacı Doğu ekseninden kopmasını beklediği ve bu nedenle IŞİD’in Kobani’de böyle ilerlemesine göz yumduğu düşüncesindeyim.

5-PYD’nin belki ilk başlarda Esat Suriyesi dışında bir seçeneği yoktu ve bu nedenle realist davranarak o ekseni tercih etti.Kim olsa bunu o hengamede yapmakla yüzyüze kalırdı.O yüzden bu ilişkilenmeyi yadırgamıyorum. Ancak ilerleyen dönemde tedricen Batı hattına konumlanmaya çalışabilirdi ve Hewler Anlaşması ve Güney önderliği üzerinden bunu gerçekleştirebilirdi fakat Küresel gelişmeleri iyi tahlil edememeleri, aynı zamanda TC’nin hamlelerini okuyamamaları sonucu Güney önderliğine karşı son derece sekter ve reddedici bir tutuma girmeleri bu yaşananların önemli sebeplerinden biridir. Bu parçalanmayı gören TC devleti IŞİD’i Kobani’ye saldırttı.

6-Tahminimce, bu eksikliklerini fark eden PYD yönetimi bu defa aceleyle ani bir makas değişikliğine giderek IŞİD’in Kobani saldırısından hemen önce Özgür Suriye Ordusu’yla (ÖSO) ittifakını ilan etti. Bence bu taktik hamle de Esad’ın tepkisini çekti ve o da desteğini esirgedi. Bu ani makas değişikliği Türk Devletinden açıktan silah ve yardım istemelere kadar vardı ve taktiksel bu tür hatalar olumsuz stratejik sonuçlara yol açtı. Bunu telafi etmenin yollarından biri ve en önemlisi Kuzey Kürdistan’daki kitlenin harekete geçirilmesiyken, Kuzeydeki halk HDP aracılığıyla sürekli “Türkiye PYD’ye silah versin,yardım etsin” talepleri ile naif bir beklentiye sokuldu. HDP,”sokağa çıkın” çağrısı yaptığında ise çok geç kalınmıştı ve bunu bile kararlılıkla devam ettirmekte sebat gösteremedi.

7-Kobani’de halkın, PYD ve diğer Kürdistani güçlerin kahramanca direnmesi Kürdün tarihine kazınan manzum bir direniştir, herkes bu konuda hemfikir. Kobani’de kaybetsek de bu durum görecelidir. Kürtler kahramanlıklarıyla ve modern dünya güçleri ile birleşmekle Mittani atalarının ruhunu yeniden dirilttiler ve tarihsel olarak zafer bizimdir. Bu anlamda IŞİD aracılığıyla Kürdistan’ın yeniden işgal harekatı Bağımsız Kürdistan devleti ile sonuçlanacaktır. Stefan Zweig’ın,”tarih muzaffer yenilgilerle doludur” tespiti IŞİD’e karşı kaybettiğimiz cephelerdeki durumun geçici olduğunu  anlatıyor bizlere. Bağımsız Kürdistan devleti, üzülerek söylüyorum ki bu “muzaffer yenilgilerden” doğmaktadır.

8-Artık Kürdistan’da parçacılık, particilik, lidercilik ve bunun rekabetinin Kürtleri geriye götürdüğü ve büyük dramlara sebep olduğu malum. Kürt güçlerinin birbirini dışlayan,baskılayan ve siyaset yapma özgürlüğünü engelleyen tutumları bırakması,tıpkı İsrail gibi kendi içinde alabildiğine özgürlükçü ve çoğulcu ama düşmanlarına karşı son derece sert olan bir yapıyı örnek alması şarttır.Yoksa her an bir “Gayya Kuyusu”nun dibini görebiliriz.Bu anlamda yaşanan bu “yeniden Kürdistanileşme” dalgası dört parçada Kürtleri birleştirmişken ulusal birlik politikalarına hız verilmelidir.

9-IŞİD yapımcısı TC devleti, yapısındaki anti-Kürt genom yüzünden histerik biçimde IŞİD ve benzeri güçlere sarıldığından artık Batı ittifakıyla entegresi gevşeyen bir ülke haline gelmiştir. AKP Hükümetiyle beraber ısmarlama laikliği bile tehdit altındadır ve kendisini bekleyen bir laik-anti-laik çatışmasına gebedir. Bunu Hüdapar ve benzeri güçler üzerinden Kürtlere transfer ederek taca atma derdindedir. Kürtleri bu tür prese sokmasına izin vermemeliyiz.

Sonuç olarak şunu belirtmek istiyorum; Bağımsız Kürdistan devleti programı açıktan gündeme alınarak sivil yoğunlaştırılmış itaatsizlik hareketi şeklinde kitle mücadeleleri yoluyla talep edilmelidir. G.Kürdistan’da ise Bağımsızlık İlanı yapılmalıdır. Rojava ile entegrasyona gidilmelidir ABD koalisyonunun tam desteği sağlanarak hareket edilmelidir.

Bu yazının tartışma ortamı yaratması dileğiyle, saygıyla…

14/10/2014