İRAN’A MÜDAHALE ‘SÜRECİ’ BAŞLAMIŞTIR

137

M. MAMAŞ

İran’la ilgili aklımızda dönüp dolaşan iki uğraşmalı soru(n) var. ABD’nin müdahale etme ihtimali ve ‘canım burası İran, kolay mı !? diyen ikinci. Her soru bir sorundan doğar, malum! Ve her soru kendi kuşkusuyla da muzdariptir. Bu İran meselesi ‘kuşkulu bir soru(n) olarak bizi meşgul etmeyi sürdürecek midir ? Yoksa bu duyulan çatırtılar çürüyen rejimi bekleyen yıķımın yakınlaştığının delaleti midir!…

Ben şahsen ululararası müdahalenin gecikme nedenini “İran’ın azameti” ile ilgili olmadığını düşünmekteyim. ‘İran şöyle güçlü, böyle cüsseli’ tarzındaki değerlendirmelerin psikolojik olarak yaratılmış kof bir imajdan kaynaklandığını kanaatındayım. Bu tarz yorumlar, Saddam rejiminin devrilmesi kararın verildiği dönemde Türk stratejleri tarafından hallice üretilip ekranlardan boca edilmişti, hatırlarsınız. Yok şöyle ordusu, böyle Cumhuriyet Muhafızları, fedai bölük ve milisleri falan fıstık…Sonuçta 20 günde Bağdat alındı. Geriye İskambil kağıtlarına işlenmiş rejim kadrolarının fellik fellik aranması ve El Durri’nin gerçeği çarpıtan hoş-beleş yalan propagandası kaldı, çölde yankısı kaybolan…

İşin özü şudur; İran yozlaşmış kof bir diktatörlüktür. 1979’da iktidara gelmesini de tamamen Batı’ya borçludur. Dinci şeriatın İran’da öyle çok güçlü toplumsal dinamikleri de yoktu. İran toplumu Şah diktatörlüğü altında kavrulurken dahi modern ve seküler özelliği dikkat çekiciydi. Şah diktatörlüğüne karşı en güçlü direniş odağı da Kürtler, sosyalistler ve liberal İslamik Halkın Mücahitleri grubuydu (Ali Şeriati çizgisine yakın). Artık Şah rejiminin ayakta kalamayacağı bilindiği için, Sovyetler Birliği’nin etkisindeki sol güçlerin iktidarı yerine, Humeyni önderliğindeki Molla güçlerinin iktidara taşınması Batı tarafından tercih edildi. Batı’ nın elinde İran’ı Sovyetler Birliği’ne kaptırmamak için Humeyni’den başka güç kalmamıştı. Damardan zehri verdiler ve bu zehir İran toplumunun o modern dinamiklerini tümden felç ederek öldürdü. İlk döneminde Humeyni rejimi yine de güçlü bir dirençle sarsıldıysa da Irak’ın İran’a saldırmasıyla içeride kenetlenmenin düzeyi yükseldi. Bunu fırsat bilen Humeyni rejimi katliamlar ve her tür zulüm yöntemleriyle iç dinamikleri yoketmeyi başardı (Dinci faşist Molla rejiminin iç dinamikler üzerinden yıkılmasını anons ederek ABD müdahalesine kalkan olan bazı salaklaştırılmış kafadan çatlak solcularımız var ya, Mollalar iç dinamik bırakmış mı diye hiç sormazlar. Nazi faşizmi için neden iç dinamik siparişi vermediklerini de düşünmezler). “Bu savaş (Irak savaşı) bize Allah’ın lütfudur” diyen Humeyni bunu boşuna söylemedi, sallanan rejimini kurtarma şansı bulmuştu…

Konuyu değerlendirirken ne aşırı subjektiflenme ve ne de nedenselliğe (determinizm) tüm gerekçeleri yükleyememeliyiz. Sonuçta bu iki kamp arasındaki çelişkilerden ve Orta Doğu’daki hegemonya mücadelesinden istifade eden Mollalar (ki zaten İslamcı güçlerin tipik özelliği pragmatik ve oportünist karakterde olmalarıdır) gittikçe büzüldü ve yokettiği toplumsal dinamiklerin çökeltisi üzerinden kendi karanlığını derinleştirdi. İran halkının son derece gelişkin sanat, edebiyat, tarihsel yaşayış birikimi ve burudan süzülerek gelen bütün kültürel birikimini de yozlaştırarak tarihsel bağını dinci şeriat karanlığıyla kopardı. Tıpkı BAAS ve Kemalizmin sekülariter diktatörlükle kendi toplumlarında kopardığı tarihsel damarı, Mollalar da İran’da dinci şeriatla kopardılar. Ne de olsa benzer üretim tarzı ve gelişmişlikte olan bölge devletleri…İran toplumunu tarihsel akışı tersine çevirildi. Böyle kadim bir kültür çölleştirildi. İçi dışına yüzdürülen bir topluma dönüştürüldü. Bir İranlının; “Şah döneminde dışarıda eğlenip evimizde ibadet ederdik, şimdi de dışarıda ibadet edip evde eğleniyoruz ” çarpıcı ifadesindeki misal…

Evet, Molla rejimi için ilk çatırtı ve gelen depremin işaretleri ABD tarafından ilan edildi. Bizdeki solcu acelecilik hemen sabah uyandığımızda ABD’nin İran’ın tepesine çökmesini ve defterini dürmesini bekliyoruz. Eğer bu sihirli güç gereğini yapamamışsa, akşama ‘İran’ın basit bir güç olmadığı’ kanaatımız kuşkulu soruları sıralamaya başlıyor. Oyasaki ne ABD tanrısal bir güçtür, ne de İran buna dayanabilecek mukavemettedir. Kuşkusuz İran önemli bir devlettir. Kendi gücü ve uluslararası ittifakları ve bağlaşığı bölgesel aktörler var. Ayrıca Küresel Hegemonya Mücadelesi yürüten güçlerin konumlanması ve kapitalist sistemin işleyişine dair nizamın sürdürülmesi hesapları var. Örneğin durup dururken ‘Çinli eniştem beni niye öptü’ cesine Çin Genel Kurmay Başkanı orduya niçin “savaşa hazır olun’ talimatı verdi? Şüphesiz bu ABD’ye İran’la ilgili verilen bir ikazıdır. Çin’in petrol ihtiyacını İran’dan karşıladığı, böylesine ani bir müdahalede çöküş yaşayacağı biliniyor. Bugün Çin’in yanıbaşında batan İran petrol gemisi ise sanırım “savaşa hazır olun” talimatına bir mesaj olsa gerek. Örneğin Almanya ve Fransa’nın İran’la ciddi ticari bağlarının olmasının yanısıra, Batı ittifakı içinde Anglo-saxon öncülüğe karşı içeride yürüttükleri iç mücadeleleri var. Örneğin, Rusya’nın itirazları ve ABD Genel Kurmay Başkanı’nın “bedelini ödersiniz” çıkışması var, vb..vd…vs…

Sonuç olarak İran rejimi tasfiye edilecektir. Sabah uyandığımızda değil, süreçle! Nasıl ki Saddam rejimi 1991 Körfez Savaşından sonra kuşatılıp her gün tepesinden füzelerle vurulup ekonomik ve diplomatik olarak kuşatıldı ve iyice çürütüp yorduktan sonra tasfiye operasyonu başladıysa, İran için de benzer bir yol izlenecektir. İyice içinin koflaşması sağlandıktan sonra içerideki toplumsal direnci de zayıflatılıp müdahale edilir. Saddam’ın Cumhuriyet Muhafızları nasıl ortadan kaybolduysa, İran’ın Devrim Muhafızları da toplum içinde kaybolup giderler. Geriye İskambil kağıtlarına işlenen arama listeleri elden ele gezer…Rojhilatê Kürdistan parçası da İran’ın geçici yeniden yapılandırılmasının üssüne dönüşecektir. Bu noktadan sonrası ise ayrı bir makale konusudur….

07.01.2018