İran ve TC’nin Kürdistan Üzerinde Bitmeyen Oyunları

964

Bawer Zîrek

Dört sömürgeci devletin Kürdistan karşısında “stratejik müttefik” oldukları eskiden beri bilinen bir realitedir. Ancak Irak ve Suriye yaşanan savaş durumu nedeniyle fiili olarak dağılıp parçalanmıştır. Suni olarak oluşturulan bu devletlerin eski toprakları üzerinde egemenlik kurması, sıkça sözü edilen “toprak bütünlüğü”nün yeniden sağlanması artık mümkün görünmemektedir. Bu doğan boşlukta olası Kürdistan devleti oluşumu karşısında ise Türkiye ve İran devreye girmektedir.

Bu iki devlet Önasya veya Ortadoğu’da birbiriyle kıyasıya bir çelişki ve dolaylı çatışma içinde iken Kürdler sözkonusu olduğunda hemfikirler ve kendi deyimleriyle “düzeyli stratejik işbirliği” içindeler. Tarihten gelen “güçlü devlet geleneğ”i ve diplomasi oyunlarıyla Kürd oluşumunu engellemeye çalışmaktadırlar.

İran bağımsız Kürdistan’a karşı olduğunu tehditlerle dile getirmektedir. TC ise eskiden beri bunu kırmızı çizgi ilan etmiş ve savaş nedeni (casus beli) olarak kabul etmiştir. Şimdi ise İslami terör grupları aracılığıyla dört parçada vekalet savaşı yürütmektedir. Onun yetmediği noktada da askeri güçleriyle bizzat devreye girmektedir. “Müttefiki” olduğu başta ABD olmak üzere batı kampını zorlayarak bütün diplomatik gücüyle Kürdleri saha dışı bırakmaya çalışmaktadır.
TC’nin Suriye’de izlediği politikayla çıkmaza saplanıp etkisiz bir duruma düşmesiyle Davutoğlu Kürdler karşısındaki “ daimi müttefik”i İran’ın yolunu tuttu. Ama İran Suriye üzerindeki kapışmadan dolayı misafiri pek “ muteber” karşılamadı . İran ziyaretini yeni bir dönemin başlangıcı olarak nitelendiren Başbakan Davutoğlu ise,”Bölgenin kaderini bölge dışı aktörlere bırakmamalıyız. Görüşmelerimizde bu yeni dönemi nasıl şekillendireceğimiz konusunda önemli adımlar attık” dedi (Yeni Şafak 6 Mart 2016)

İsmi her ne kadar Kürdistan olmasa da “ Rojava ve Kuzey Suriye Demokratik Federasyonu” ilanıyla beraber İran dışişleri bakanı da Türkiye ziyaretine geldi. Basın karşısında açıklamalar yaptılar. Ama kapalı kapılar ardında Kürdler üzerine hangi plan ve oyunları sahneye koyacaklarını Kürd siyasi güçlerinin buna karşı ne tür tedbirler geliştireceği dikkat çekilmesi gereken önemli bir husustur.
Güney Kürdistan’da bağımsızlığın gündeme gelmesiyle beraber TC ve İran harekete geçtiler. Bunu engelleyemedikleri noktada B planı dedikleri Kürdistanı ikiye bölmeyi hedeflemekteler. TC’nin KDP bölgesini işgal etmesi , İran’ın ise YNK, Goran bölgesini işgal etmesi. Ya da Kürd güçleri arasında çatışma çıkararak, onlar üzerinde hegemonya kurarak kendine bağlaması gibi senaryolar günlük basına yansımıştı. Şimdi de bu iki devlet Batı Kürdistan’da federasyonu önlemek için bir araya geldiler.

Bugünkü durumu iyi analiz etmek için bu iki devletin geçmiş ilişkilerine ve Kürdistan üzerindeki oyunlarına bakmakta yarar var. 15 yüzyıldan günümüze çelişki, çatışma ve antlaşmalarla günümüze gelen ilişkilerde Kürdistan’ın paylaşılması esas faktör olagelmiştir. Kasr-ı Şirin antlaşmasından bu yana sınırlarda çok büyük bir değişiklik olmamıştır. Eskiden Türkiye ve İran arasındaki çıkar çelişkileri teokratik bir ideolojik temel üzerinde bina edilirken bugün de yine Sunni ve Şii mezhep çelişkileri üzerinden sürdürülmektedir. Saddam’ın devrilmesiyle Iraktaki Şii çoğunluğun hükümete hegemonyasıyla nüfuzunu geliştiren İran Suriye’de Esad iktidarını savunmayı kendi güvenlik koşulu olarak gördü. Türkiye ise “ yeni Osmanlı hayali’yle Davutoğlu’nun “stratejik derinlik” hesaplarıyla Sunni –İslam ekseni üzerinde hegemonya peşinde. Suudi Arabistan ve Katar vs ittifak kurarken Esad ve Iraktaki Şii iktidarı hedef seçmişti. Irak ve Suriye’deki Sunni eksen üzerinde İslami faşist terör grupları oluşumunda yer alarak ve destek sunarak vekalet savaşı yürütmeye başladı. TC, İslami faşist terör milis örgütlenmeleri (İD, El Nusra vs) aracılığıyla Batı Kürdistan’da Kürdlerin hak sahibi olmasını ve tasfiyesini sağlamaya çalışırken, Şengal’de soykırım ve Hevler’e saldırarak Güney Kürdistan Federasyonunu ortadan kaldırma girişiminin arkasındaki güçtür.

Her sömürgeci devlet “ kendi Kürdünü” ezerken komşu devletle olan çelişkilerinden dolayı “ komşu Kürdü” bir dereceye kadar desteklemekte ve kullanmaktadır. Ama Kürdler bir hak alma sınırına geldiğinde işbirliği içinde Kürd hareketini bastırmaktadırlar. Birbirine muhalif Kürd güçleri kendi aralarındaki iktidar mücadelesinde bir sömürgeci devlete dayanarak güç kazanma yolunu tutarken giderek onun politikasının “tutsağı” olmaktadır.

Sömürgeci devletlerin yapısal ya da dönemsel politikalarını boşa çıkarmada birbirini tamamlayan başlıca iki çizgi var: Birincisi Kürdistani siyasi güçlerin sömürgeciler karşısında birlik olmaları, ikincisi, dünya güçleriyle uyumlu politikalar geliştirerek ittifak kurmaları. Böylece dünya genelinde ve Kürdistan’da sömürgeci devletleri teşhir ederek dünyadan yalıtmak ve yalnız bırakarak güçten düşürmek suretiyle bağımsızlık yolunda ilerlemektir.