IRAK-KDP ve PKK SAVAŞI KİME HİZMET ETMEKTEDİR?

265

H. Hüseyin Yıldırım

Diğer sömürgeci güçleri unutmadan, Kürd milletinin baş düşmanının Türk egemenlik sistemi olduğunu izah etmeye çalıştık…

Nedeni açık!

Bu barbar sistem, varlığını Kürd milletini tarihten silerek tasfiye etmek üzerine inşa etmiştir. Kürdlerin milli varlığını kendileri için ölümcül bir tehlike olarak görmüşlerdir. Bu, ontolojik temelli sebep sonuç ilişkisinden kaynaklıdır. Zira, etnik-milli arındırma politikası üzerinden kendi “indüstriel uluslaşmasını” yaratmaktadır, yok etmeden varolması mümkün olmayan bir ‘uluslaşma’… Bu nedenle bir bütün olarak politikasını Kürdleri yok etme üzerine inşa etmiştir. Bunu birçok yöntemle icra etmektedir. Soykırıma varan insanlıkdışı uygulamalar yapmaktadır. Kürdleri toprağından alıp zorla göç ettirmektedir.

Asimilasyondan geçirip Türkleştirmektedir. Yanı sıra Kürd siyasal çevrelerini örgütlemekte ve taşeron olarak kullanmaktadır. Kürdü Kürde kırdırmayı politika edinmiştir. Say say bitmeyen bir zincir. Milli varlığı ayakta kalan bir tek Kürtler kaldı ki geçmiş soykırımcı repertuarını yenisi ile taçlandırmaya kararlıdır.

Bunun bir de Kürd versiyonu var elbette.

Kürdlerin millet olmasından kaynaklı haklarını, yani devletleşmeyi değil, sömürgecilerin ‘alt kimliği’ olmayı politika edinen Kürd siyasal çevrelerinin ve anlayışların kendilerini yaşatmak için sömürgecilikle işbirliği yapma politikası vardır. Bunun doğal sonucu olarak sömürgeci güçlerin birer kuklası olmaktırlar. Diğer Kürd gücü ile çatışma, Kürd kanı dökmek ve bunun sayısız örneği haliyle bu kuklacılığın bir yansımasıdır. Ülkemiz rahatlıkla ve kolayından sömürgeci devletlerin kukla tiyatrosuna dönüştürülebilmektedir.

Şengal’de cereyan eden olay ve konu bunun doğrudan sonucudur.

Kürd siyasal güçleri bağımsızlık hedefinde birleşmediği sürece bu sonuncusu da olmayacaktır.

Mevcut Kürd siyasal güçlerin önder kadroların ezici çoğunluğu izledikleri politikalarla millilikten uzaklaşmışlardır. Kürd milli davası karşısında suçlu konumundadırlar. KUKM önünde engeldirler. Müebetlik cezayı hak etmiş suçlu konumundadırlar. Bu tayfa Kürd davasına önderlik ettiği müddetçe Kürdler, milli davasını doğru bir zeminde veremezler. Çünkü Kürdlerin millet olmasından kaynaklı haklarına kavuşmasını istememektedirler.

Şengal provokasyonu durduk yerde çıkmadı.

Irak ve Suriye’nin paçoz durumu temaşayla ortadadır. ABD, İran’ı kuşatmaya almıştır yeniden. Tüm geliş-gidişleri, askeri hareketliliğini kontrol etmektedir. Molla rejimine göz açtırmayacağı ayrıca kesindir. Türkiye’yi içteki hengameyle çöktürmüştür, rejim sorununu aktifleştirmiştir, Suriye’de batağa saplatılmıştır…

Güney Batı Kürdistan’da PYD/YPG emin adımlarla mevzilerini, kazanımlarını geliştirmektedir. Yaşanan bu gelişmeler Kürd milleti için büyük kazanım demektir. Sömürgecilerimiz tüm açmazlarına karşın sonlarını uzatmak, Kürdistan’ın Güneybatı’daki Kürd ilerleyişini engellemek için başvurmadıkları yol ve yöntem bırakmamaktadırlar.

Fakat güçleri yetmiyor. Çünkü karşılarında ABD gibi bir dev var. Donald Trump’ın ABD Başkanlık koltuğuna oturmasıyla Kürdlerin ilerleyişi garanti altına alınmış gibi görünüyor. Dikkat edilirse sömürgecilerimiz direkt olarak YPG güçlerine saldıramıyor. Çünkü ABD’nin ‘kırmızı çizgisi’ haline gelmiş bulunuyor. YPG’ye saldırıyı kendine yapılmış sayıyor ve herkesi bu konuda uyardığı ayrıca biliniyor. Bu konuda sömürgecilerimizin eli kolu bağlanmış bulunuyor.

Bu durum karşısında sömürgecilerimiz bu kez doğrudan kendileri değil, işbirliği içinde oldukları Irak-KDP ve ENSK’yi YPG’ye saldırtmayı deniyorlar. Irak-KDP ve ENKS buna dünden razı olduklarını Şengal’de YBŞ güçlerine saldırmakla gösterdiler. Bu durum Kürdler arasında var olan açmazları daha da derinleştirir. ABD’nin planını alt-üst eder.

Çatışma çıkar çıkmaz ABD Bağdat Büyükelçisi soluğu Hewler’de aldı. Irak-KDP uyarıldı ve savaş şu an durdu. Fakat Irak-KDP ve PKK alana habire güç yığıyorlar. ABD bu savaşı engelleyebilir mi bilinmez ama bu konuda yoğun bir çaba verdiği görülüyor. Irak-KDP Başkanı Mesud Barzani’nin, Türk subayların eğittiği ve yönlendirdiği rezerve “Roj Peşmergeleri“ni YBŞ üzerine sürmesi, Recep Tayyip Erdoğan ve Binali Yıldırım, daha doğrusu TC devleti ile ortaklaşa anlaşmanın sonucudur.

Mesud Barzani, bu tutumuyla TC devleti ile girdiği ilişkinin vardığı seviyeyi de ortaya koymaktadır. Karşılıklı çıkarlara dayalı bir işbirliğidir. Barzanilerin, Güneyli siyasal güçlerle birlikte hareket etme meselesini çoktan rafa kaldırdığını biliyoruz. Bu güçlere karşı kendi konumunu sağlama almak için TC devletiyle geliştirdiği bu ilişkilerde dominant güç özelliğini zirveleştirmek niyetindedir.

Bu tutum Kürdistan’ın Güneyi’ninde “bağımsızlık“ beklentisini boşa çıkardığı gibi fiilen parçalanmasına yol açacak kadar büyük bir tehlikeyi de içinde barındırmaktadır. Irak-KDP’nin yıllardır izlediği politika zaten buna hizmet etmektedir.

Parlamento’nun kapısına kilit vurmasının nedeni de budur.

Bunu Güneydeki tüm siyasal güçler görmektedir ve bunu engelleme çabası vermektedirler. YNK’nin Irak-KDP ile süren ilişkisi de bu projeyi boşa çıkarmaya yöneliktir. Yoksa Irak-KDP çoktan hakim olduğu alanda sınır çekerdi. Gerçi her ne kadar ‘Sarı ve Yeşil Zone’ arasında Dergele sınırı varsa da geliş gidişler henüz iki bağımsız bölge düzeyine sıçramış değildir.

Eğer Irak-KDP ve PKK savaşı tırmanırsa bu doğal olarak Kürdistan’ın Güneyi’nin fiilen bölünmesine de yol açacağı gibi savaşın bir bütün olarak Kürdistan sathına sıçratmayı da beraberinde getirecek denli kapsam alanını ve derinliğini arttıracaktır. Sömürgecilerimiz savaşa müdahil olacaktır. Kürdler birbirini öldürüp güçten düşerken sömürgecilerimiz alan da hakimiyetlerini pekiştirecektir.

Böylesi bir durumda kazanılan tüm mevzilerin elden gitme riski unutulmamalıdır. Bu olumsuz gidişat Kürd milletinin dünya gündemine girdiği, destek aldığı, yükseldiği bu ortamda vuku bulmaktadır.

Sömürgecilerimizin istediği de zaten bu değil midir?

Kürdler arasında bir savaşın ortaya çıkmasını ve bu yolla güçten düşmeleri değil midir, bu kirli tuzak?

Kürd politik güçleri bu ufukla konuya bakmalıdırlar. Sömürgecinin anti- Kürd politikasını görmelidirler.

Kürd milletinin kurtuluşunun, Kürd politik güçlerinin kendi aralarındaki savaşı ile değil, birlikleriyle sağlanacağını anlamak zorundadırlar.

Bunun tersi bir politika her Kürd gücüne olduğu gibi bir bütün olarak Kürd milletine kaybettirir. Bu ağır vebal, kimsenin taşıyamayacağı kadar ölümcüldür.

Şu bilinsin ki, tarih buna yol açanları affetmeyecektir…

8 Mart 2017