İKİ KARŞIT KÜRDİSTAN PROJESİ

1128

Ahmet Zeki Okçuoğlu

Orta Doğu’da istikrarsızlığın ve bunun neden olduğu krizin iki temel nedeni var:  Birincisi, İslam’ın tekçi anlayışı ve bunun sonucunda günümüzde yeniden patlak veren İslami terörizm; İkincisi, Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra kurulan devletlerin sözde millet-devlet prensibi adına belirlenen sınırlarının yanlış çizilmiş olması.

Soğuk Savaş sona erince, Doğu Avrupa’yla birlikte Orta Doğu’nun yeniden yapılandırılarak milletlerarası sisteme dahil edilmesi milletlerarası gündeme geldi. Bu da yukarıda sözünü ettiğimiz iki şarta bağlıydı:  Birincisi, İslam’ın tekçi anlayıştan vazgeçerek diğer dinlerle hukuk ve demokrasi prensibine uygun olarak barış içinde yaşamayı kabul etmesi; bölgede sınırların millet-devlet esasına göre yeniden çizilmesi. Mevcut veriler, Orta Doğu’da sistemin, hukuk ve demokrasi temelinde yeniden tesis edilmesi için milletlerarası düzeyde yapılan bir proje kapsamında, “dünyanın devletsiz en büyük milleti” olarak kabul edilen Kürtlerin konumunun da ele alındığı ve bu halkın kendi devletini kurmasının önündeki engellerin kaldırılması yönünde karar verildiğini göstermektedir. Milletlerarası güçlerin başını batı dünyası, onun da başını Amerika çekmektedir.

Mevcut verilerin işaret ettiği bir başka gelişme de, Kürdistan’ı aralarında paylaşan devletlerin, milletler arası düzeyde Kürtlerle ilgili alınan bu kararın önünde durulmayacağını görerek, Ona karşı alternatif “bir Kürdistan” projesi yaptığı…Sözün gelişinden de anlaşılacağı gibi zıt iki proje bunlar. Günümüzde milletlerarası güçlerle Kürdistanı paylaşan güçler arasında yaşanan örtülü savaşın altında bu iki proje arasında rekabet yatmaktadır.

Bu sürecin nasıl geliştiğine gelince…

Soğuk Savaş’tan hemen sonra patlak veren Körfez Savaşı, Kürdistan meselesinde dönüm noktası olmuştu. Nitekim bu savaşın sonunda Güney Kürdistan fiilen yarı bağımsız bir statü elde etti. Bu da başta TC olmak üzere Kürdistan’ı paylaşan devletlerle Amerika ve onun liderliğini yaptığı batı dünyası arasında iplerin gerilmesine neden oldu.

Kürdistan’ı paylaşan devletler, Güney Kürdistan’da yaşanan bu gelişmenin bununla kalmayacağı, bağımsızlıkla neticeleneceği ve bunun Kürdistan’ın diğer parçalarını da sirayet edeceğini düşünüyor ve bu durumdan Amerika’yı ve onun liderliğini yaptığı Batı dünyasını sorumlu tutuyordu.

Suriye İç Savaşı’ndan sonra taraflar arasında ipler kopma noktasına geldi. Zira, yine Amerika ve müttefiklerinin desteğiyle bu defa da Suriye Devleti’nin hakimiyeti altında bulunan Batı Kürdistan aynı gelişme süreci yaşanmaya başlandı. Kürdistan’ı paylaşan devletlere göre, Amerika ve müttefiklerinin desteğiyle Kürtler, Batı Kürdistan topraklarını özgürleştirip denizle bağlantısını kurduktan sonra, Kürdistan’ın özgür iki parçasını birleştirerek Bağımsız Kürdistan Devleti kurulacaktı. Süreç bununla da son bulmayacak, Kürdistan’ın geriye kalan iki parçası da yine bir takım manevralar sonucunda Bağımsız Kürdistan’a katılacaktı.
Bu da, Kürdistan’ı paylaşan devletlerin, artık geleneksel Kürdistan politikasıyla mevcut gelişmenin karşısında durulamayacağını yönünde ortak bir karar almasına neden oldu. Bunun üzerine bu devletler, kendilerince sahte “bir Kürdistan” devleti (minik Kürdistan) projesi geliştirdiler. Daha önce de sözünü ettiğim bu sahte Kürdistan projesi kısaca söyle:
Güney Kürdistan TC, Iran ve Irak devleti arasında üçe bölünecek; TC Devleti hegemonyası altında bulunan Barzani Bölgesi’nde, Kuzey Kıbrıs Devleti benzeri TC’ye bağımlı sahte Kürdistan Devleti kurulacak; Iran hegemonyası altında bulunan Talabani Bölgesi özel bir statüyle Irak’a bağlı kalacak; Musul, Kerkük ve diğer ihtilaflı topraklar da Irak devletine bağışlanacaktı.

Kürdistan’ı aralarında paylaşan devletler, Kürt düşmanlığıyla maruf TC güdümünde Kuzey Kıbrıs modeli bir Kürdistan devleti kurarak bu meseleden ebediyen kurtulmayı umuyordu. TC liderliği altında bir araya gelen Bu devletler bu sahte Kürdistan projesiyle batılılara karşı Kürtleri kendi yanına çekmeyi amaçlamakta…

Bölge devletleri bu projeyle üç büyük Kürt partisi (PDK, PKK, YNK) kendi yanına çekmeyi başardı. (Bazı kesimler tarafından aksi savunulsa da biz YPG ve GORAN hareketini bu ittifakın dışında görüyoruz.)

Türkler aynı taktiği Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra da uygulamıştı. Kürdistan meselesinin tartışıldığı sırada çeşitli vaatlerde Türk yönetimi tarafından satın alınan bir kısım Kürt eşrafı Lozan Konferansı’na telgraflar çekerek, “iç işlerimize karışmayın” diyordu.

Türkler, Lozan Antlaşması’ndan sonra İngiltere’ye bırakılan ve daha sonra kurulan Irak Devleti’ne dahil edilen Güney Kürdistan’ın meşru bir statüye sahip olmasını engellemek için ingilizlere karşı Mahmut Berzenci’yi kullandı. Mahmut Berzenci, İngilizlere karşı savaşırsa, Türkler de onun kuracağı krallığı destekleyecekti. Türkler istediği sonucu elde edince onu Ingilizlerin karşısında yüz üstü bıraktı.
TC ve Kürdistan’ı paylaşan diğer devletler bu senaryoyu Mesut Barzani üzerinden bir kez daha sahneye koymaya çalışmaktadır.

06 Aralık 2016