Heskîfê (Hasankeyf): İnsanlığın Mirası Su Altında Kalacak

218

Haci Artos

Yukarı Mezopotamya`da medeniyetin beşiği olan Heskîfê`nin (Osmalılar döneminde Hasankeyf olarak değiştirildi) stratejik kalesi Dicle nehrinin kenarında ilk konaklama yerlerinden biridir. Antik kentin üzerinde kurulduğu kaya, Dicle nehrinin ve akarsuların milyonlarca yılda işındırması sonucu meydana gelmiştir.İnsanın ilk yerleşim yerlerinden biri olan antik kentin çevresinde 6 bin mağara vardır. İnsanların yaşadığı bu mağaralar aynı zamanda düşmanlarından korunmak için birer sığınaktırlar.

Millattan sonra Bizanslılar ve Sasaniler arasında el değiştiren Heskîfê, 7. Yüzyılın başlarına kadar Bizanszların elinde kaldı.

Müslüman Araplar Heskîfê`yi Hz. Ömer döneminde 638 yılında ele geçirdiler. Sonra Emeviler, Abbasiler, Hamdaniler, Kürt Mervani devleti, Artuklular, Eyyubiler ve Osmanlılar hakim oldu. MS 1100 yıllarında Heskîfê`de ticaretin büyük bir kısmı Dicle nehri üzerinde yapılıyordu. Bu yüzden Ortaçağ`da, Bağdat ve Şam gibi önemli şehirlerinden biriydi.

1231 yıılında Eyyubi Kürtleri Artukluların hükümdarlığına son vererek Heskîfê`yi ele geçirdiler. 1260 yılında Moğollar şehri talan edip harabeye çevirdiler. Eyyubiler 14 yüzyılın başlarında şehri yeniden inşa ettiler. Bu dönemde Heskîfê, tarihinin en parlak dönemini yaşadı. Büyük bir kaya kütlesinin üzerinde bulunan kale ve kale üzerinde Eyyubilere ait Ulu Camii, Büyük Saray, Küçük Saray, El-Rizk Camii, Sultan Süleyman Camii, Koç Camii, Asurlulara ait Tas Köprü v.s. Ayrıca kaya mezarlar, kaya evler, Ortaçağ`a ait 3 Üniversite, Kiliseler, gizli geçitler, kentin su yolları, 30 tane kayalara oyulmuş değirmen, Dicle nehrine inmek için kayaların yontulması ile yapılan basamaklı merdivenler bunlardan bazılarıdır. Hasekîfê`de binlerce yıllık bir medeniyet oldugu için 3-4 katman seklinde yerin altında antik kente ait birçok eser bulunuyor. Heskîfê`nin dışında da birçok eser araştırlmadığı için bilinmiyor, bilinenlerde ise arkeolojik bir araştırmaya tabii tutulmamış.

İlk aletli tarımın yapıldığı yer olan Dicle kenarında yüzlerce eser, Kalkolitik çağ`a, Tunç çağ`a ve Neolitik çağ`a ait bulgular var. Bunların çoğuna daha ulaşilmadı. Barajın bitmesi durumunda insan tütrünün kökenleri, tarihin başlangıcı, ilk evlerin inşa edilmesi gibi çok sayıda medeniyet sular altında kalacak.

Batman’ın 12 bin yıllık tarihi Heskîfê (Hasankeyf) ilçesinde, baraj yapımı çalışmaları nedeniyle dinamitle patlamalar yapılıyor. 12 bin yıllık Kürdistan tarihi sular altında bırakılacak. Ancak sular altında bırakılmadan önce Sömürgeci Türkiye rejimi, bu eserleri dinamitleyerek tamamen yok etmek istiyor. Kendi tarihi medeniyeti olmadığı için, Kürtlerin vatanı olduğu için herşeyi yok etmek istiyor.

Bunu tüm Dünya`nın gözü önünde yapıyor. Onlarca yıl Ilısu barajının yapılmaması için Uluslararası alanda yapılan girişimler sonuç vermedi. Türkiye rejimi Kürdistan`ın birçok alanını sular altında bıraktı. Tüm insanlığın mirasi olan Heskîfê`de ne yazık ki sular altında kalacak. Ilısu barajının altında sadece Heskîfê değil, Batman`ın Gerçüs, Amed`in Bismil ilçelerine kadar onlarca köy sulara gömülecek. Buralarda yaşayan 70 bin Kürt insanı göç etmek zorunda kalacak. Barajların yapılması aynı zamanda Kürdistan`ın insansızlaştırılmasıdır. Çünkü binlerce Kürt, Türk metropolerine, Avrupa`ya veya Kürdistan`ın kenar mahallelerine göç etmek zorunda kalacak. ISID`in tarihi eserleri yıkması ile Türkiye sömürgecilerinin Tarihi eserleri yıkması arasındaki fark nedir?

Türkiye uluslararası alanda tanınan bir devlettir ve bunları yaparken kimsenin sesi çıkmıyor. ISID yaparken tüm Dünya ayağa kalkıyor. Türkiye`ye bu kadar tolerans tanımanın bedeli , Kürdistan’ın harabeye çevrilmesidir. ISID ve Türkiye devletine göre bunlar islamiyet öncesi yapilardir ve yokedilmesi gerekiyor. Ikisinin de mantığı aynı. Onlar için İslamiyet öncesi bütün yapılar put evleridir.

Moğollar ve akrabaları olan Türkler cennet Mezopotamya`yı çöle çevirdiler. Türkler, kalan son tarihi kalıntıları da, beslemeleri olan ISID terörisleri ile beraber yıkıyorlar.
Türk sömürgeci devleti, Kuzey Kürdistan`daki işgalin birgün sona ereceğini çok iyi biliyor. Kürdistan`ı terketmeden önce: „ne kadar yıkarsam, yakarsam, talan edersem, sömürürsem, öldürürsem bana kar kalır“ mantığıyla her alanda saldırıyor.
Kürtlerin kendi toprakları üzerindeki tarihi eserlerine, dillerine, kültürlerine, örf adet ve geleneklerine, yeraltı ve yerüstü zenginlik kaynaklarına sahip olmalarının tek garantisi bağımsızlıktır. Yoksa Sömürgeci talan ülkemizi harap edecektir.

18. 08. 2017