HDP Vekillerinin Tutuklanması ve Çarptığımız Sömürge Duvarı

996

Necat Demirci

Kürdistan ülke gerçeğimizden başka bir gerekliğimiz yok. Politik olarak tek gerçekliğimiz Kürt ulus ülke gerçekliğidir. Ne şekilde, nasıl örgütlenilir ise örgütlenilsin, gövde Kürdistan’dır. Bu HDP için de böyle, bu PKK için de böyle.

Kürt siyasal hareketi elbette 40 yıllık mücadele süreci içerisinde, ideolojik olarak nereye savrulur ise savrulsun, Kürdistan gerçekliği, işgal, sömürü, soykırım topraklarında, kitleselliği bu gerçeklikler üzerine vücut buluyor. Dönüp dolaşıp çarptığımız sömürge duvarı, ideolojik olarak hangi hat çizilirse çizilsin Türk devletinin kolonyalist  egemenliği oluyor. Topraklarımızdaki varlığı oluyor, var olabilmesi yok edebilmesi ile mümkün oluyor. Bu anlamda ya yok olacağız, ya da ülkemizde var olacağız.

HDP ile Kürdistan’ın bir doku uyuşmazlığı olduğu ise çok açık…

Vekillerimiz çağrısını şu özne üzerine yapıyor: ”Halkımız”. Oysa Kürdistan’da kitle ile temsilcinin ilişkisi arasında böyle keskin bir hat hiç çizilmemişti. Bu, biraz da buyurgan çağrı, aristokratlaşan vekillerin, parlamentoda silikleşen varoluş gerçeklikleri ile de en büyük çelişkisi idi. Bu çelişkiler ağı içerisinde, HDP’nin vücut bulduğu Kürdistan gerçekliği üzerinden onların gözaltına alınış biçimini, onların belki tutsaklığını, yargılanış biçimini ise yine bir Kürt olarak göğüsleyeceğiz. Bu, belki de bu çelişkiler ile, yine parti ve temsilciler ile birlikte kolektif bir yüzleşme haline dönüşecektir. Tıpkı sürgünde Kürt parlamentosu ile yüzleştiğimiz sömürge ve işgal gerçekliği gibi.

Kürdistan saldırılar ülkesi, savaş ülkesi, soykırım ülkesi, savaş suçları ülkesidir. Bizim tüm yaşam gerçekliğimiz Türk devletinin sürdürdüğü ve zamana yaydığı bu kavramlar ile içi içe geçmiştir. Kürdistanlıların yani bizim inandığımız, ya da inanmadığımız; bizim içerisinde bulunduğumuz ya da bulunmadığımız; bizim eleştirdiğimiz ya da destek verdiğimiz; uyardığımız ya da altını çizdiğimiz; aidiyet ilişkisi kurduğumuz ya da dışında kaldığımız HDK-HDP siyasal hareketi gösterdi ki, Türk devletine uzatılan el, bizzat Türk devleti tarafından kırılmıştır. Bir son gerçeklik ile işte böylesi çelişkiler ağı içerisinde yüzleşiyoruz, yüzleştik!

“Bileşenlerin”  tek derdi var: HDP ve vekiller. Oysa saldırı Kürdistan ulus ülke gerçekliğinin ortaya çıkardığı siyasal iradeyedir. Yanlışı ile doğrusu ile ortaya çıkan bu mücadele hattı, Kürdistan üzerine inşa edilmiştir, bizlerin üzerine inşa edilmiştir. Söylemlerinde Kürt ulus ülke gerçekliğini süreklileştirmemiş tüm bileşen partiler ile aidiyet ilişkimizi ve çizdikleri politik ideolojiyi aciliyetle dışlamamız gerekir. Çünkü zaten içinde olmadığımız ve zaten tarihsel görevlerini yerine getirmeyen, ezilen ve sömürülen işçi sınıfından kopuk, yazarını çizerini, şairini akademisyenini, toplamda kalabalıkları peşine takmayan, örgütleyemeyen, tarihsel bağlamlarından kopuk Kürdistan ilişkileri bizlerin gerçekliğini, tarihsel sebep sonuç ilişkilerini içinde barındırmıyor. HDP, Türkiye’de sol çizgiyi temsil etmiyor, HDP bileşenleri içerisinde kendilerine açtığımız alan içerisinde büyük kitlelere ulaşma aracı olarak iş görüyor. Yani Kürt kitlesinin kalabalıklığı onları meclise, kürsülere ve kalabalık kitlelere ulaştırıyor!

Peki, bunu nasıl kullandıklarını da sorgulamayacak mıyız?

Şimdi sorgulamanın ve gerçeklikler ile yüzleşmenin tam sırasıdır. Elbette Kürdistan’daki mücadeleyi, Kürdistan’daki işgal ve sömürüyü gündemden düşürmeden, en çok da şu günlerde ülke gerçekliğimize sıkı sıkıya yapışarak ve vekillerimizi de peşimizden sürükleyecek tarih bilinci ile!

Uzun bir süredir, sömürge parlamentosu Kürdistanlılar için bir parlamento değil, sömürgecilik aracı olarak faşizmini Kürdistan’a dolayısı ile vekillere de boca etmekte. Seçildikleri illere, ilçelere ‘Bakan’  kimliği ile bile giremeyen vekillerin o mecliste bir yeri olmadığı zaten bilinen bir gerçekti. Ve fakat, bu gerçekliğin en yakıcı sonucu ise, giremedikleri illerde-ilçelerde Türk devletinin giriştiği soykırım oldu. Bunun ile beraber, sadece egemenliği altındaki Kürdistan toprakları değil, tüm Kürdistan’a topyekün savaş açtı, altı milyon seçmene rağmen. Çünkü seçen ile seçilen ilişkisi, parlamentonun gerçekliği ile çelişiyordu, parlamento Kürt vekilleri Kürdistanlılardan bu denli uzaklaştırdı, parlamentodaki gücü eviren Kürt siyasal gerçekliği HDP ile, sadece Kürdistan’daki Kürtlerin değil, Türkiye’deki azınlık Kürtlerin de bir hat üzerinde ulusal refleks gösterip %13leri aşan ve parlamentoda bağımsız olarak değil parti olarak bulunmalarını sağladı. Ve bizlerden kopuk, bizim gerçekliğimiz ile ne kitlesel, ne de ideolojik olarak hiç bir ortaklığı olmayan diğer bileşenleri ile birlikte. HDP bu sapma üzerinden  Kürdistan’daki sosyolojiye büyük zararlar da vermiş  oldu. Bu yüzden, milyonların sahip çıkacağı vekiller, yine bizlerin gerçekliğine mahkum edecek bir sessizlikle karşılanıyor bugün yaşananlar. Kürdistan’daki kitlesel tepki ne kadar anlamlı ve tarihsel ise, kitlesel sessizlik de o kadar anlamlıdır.
HDP’li vekillerimizi yüksek sesle ülkemize çağırmalıyız. Kürdistan burada, işgalcimizin sömürgecinin parlamentosu ise orada ve Türk devleti 100 yıllık tarihsel misyonunu, Kürdistan’ı yakıp yıkıp yoketmeyi sistematik olarak sürdürüyor ve vekillerimizi de faşizmi ile süpürüyor o parlamentoda, diye haykıracağız gerçekliğimizi.

Kürdistanlılar, Kürdistan’a, ülkemize ve ülke gerçekliğimize, ülke gerçekliğimizin yanında yoldaşlık edecek bileşenlerin çimentosu Türkiye’mi yoksa Kürdistan’daki işgal, soykırım ve sömürge sorunu mu hep birlikte göreceğiz.

Bizler HDP’de vücut bulmuş Kürdistan gerçekliğinin yanı başında onların mücadelesine, yargı sürecinde ve gerekiyorsa tutsaklıklarında şahitlik edeceğiz, göz hizalarında yoldaş olacağız. Çünkü Kürdistan bir ülke ve Kürt’ler bir ulustur, karşımızdaki güç ise, işgalci sömürgeci soykırımcı Türk devletidir; ve vekillerimizi onlara teslim etmeyeceğiz, yargılanacak bir siyasal irade varsa Kürdistan’da, tarih bilincimizle onları biz yargılayacağız!