HDP – Türkiye ve Kürdistan Sarmalına Dair

940

Necat Demirci

Türk devletinin sömürge uygulamaları, Kürdistan’da giriştiği işgal ve soykırımı artık yediden yetmişe tüm Kürdistanlılar legal siyaset dahil yüksek sesle dile getiriyorlar. Bu da demek oluyor ki, Kürdistanlılar oy verse de, legal siyasete yönelse de, partileşip muhalefete girişse de bir türlü ‘Türkiyelileşemiyor’. Kürdistan’da Kürdistani bir gövdede örgütlenmiş olan HDP tüm uğraşlarına rağmen, tüm parti programına rağmen, ”halklar”, ”Türkiyelileşme”, ”barış”, ”demokrasi”, ”demokratik özerklik”, ”süreç”, seçimler, parlamentoda vücut bulan iradeye rağmen Türk devletinin tarihsel yapısında, Kürdistan’daki varoluş biçiminde, işgal ve soykırım politikalarında, sömürge hukukunun işleyişinde zerre değişiklik olmuyor. Türk devleti Kürdistan’daki varlığını, yok ederek sürdürmeye devam ediyor.

HDP parti programı açıkça söyler ki, bir Türkiye partisidir. DBP ise HDK bileşenlerinden Kürdistan coğrafyasında siyaset yapan kongre bileşenlerinden bir tanesidir. Şimdi somut durumu hiç üzerine eklemeden tahlil edelim. HDP’nin tüm bileşenleri Kürdistani gövdeden ne yonttu ise, hem oy olarak, hem de parti içerisinde kendilerine verilmiş görevler ve konum itibari ile, hem de Kürdistanlıların kendilerine açmış olduğu alanda parlamentoda temsil edilerek, Türkiye emekçilerini bir adım ileriye taşımadan, kendi bölgelerinde yoksul halk yığınlarını örgütlenmeden, sınıf mücadelesinde zerre sıçrama yapmadan, bu değişim dönüşümün kitlesel parçası da olmadan, Kürdistanlıların, Kürt ulusal gerçekliğinin, Kürdistan toprak meselesinin tarihsel çelişkilerinden yararlanarak, Türkiye politikasında son kırk yılda hiç elde edemeyecekleri bir mevziye sahip oldular!

Haziran seçimlerinden sonra, geçici hükümet kurulduğu zaman, Kürdistanlı bakanlar, Kürdistan’da soykırım sürerken, bakan kimlikleri ile bile Kürdistan’a giremediler. Barış görüşmeleri adı altında Kürdistan’da sömürge ve işgal planlarını hayata geçirecek fırsat kollayan Türk devleti hatırlarsanız, geri çekilen gerillalardan 750 tanesini infaz etti. Ve bu mesele öylece kaldı. Roboskiler, Kürdistan’daki katırlarımız bile katledilirken, Türk devleti işgal ve soykırım politikalarından bir adım geri çekilmedi. Onlar için barış görüşmeleri bile, Kürdistan coğrafyasında savaşın bir parçası, savaş ve işgal politikasının başka bir düzeyi olarak devam etti.

Çünkü, tekrar başa dönersek, HDP’nin gövdesi Kürdistan’dır. HDP’nin kitlesi Kürt ulusudur. Bu tarihsel çelişki orta yerde durduğu sürece, Türkiyeliliğin tek anlamı, işgal, soykırım ve sömürgeciliktir. Artık bu gövde üzerinde örgütlenmiş HDP de bu tarihsel çelişki ile yüzleşmekte. KCK davaları adı altında, Kürt siyasal hareketi tasfiye edilirken, Türk aydınlarının, sol – sosyalist çevrelerin, ”iç savaş” diye Kürdistanlıları bu çelişkiden uzaklaştırmak istemeleri ise, bambaşka bir sorundur.

Bu çelişkinin Türkiye emekçilerinde karşılık bulmaması, Türk yurttaşların kitlesel olarak Kürdistan’daki savaşta devletinin yedeğinde olması, sivil faşizmin gönüllü paydaşları olmasının en büyük sorumluları da, işte Türkiye sol-sosyalistlerinin tarihsel meseleleri doğru tahlil edememesi, örneğin dergilerinde, yayın organlarında, toplantılarında, gösterilerinde ”Kürdistan” demekten, işgal ve soykırım tariflemesi yapmaktan özenle kaçınması, Türk devletinin, ezilen ve sömürülen yoksul halk yığınlarını istediği gibi konsolide edebilmesine de yol veriyor. “Yetmez ama evet”ten tutalım da, Yenikapı mitingindeki ”demokrasi şölenlerine” kadar, Kürdistanlılar yine Kürdistan’da bu gerçek ile yüzleşti, ve yine biz Kürdistanlı Marksistler bunu dile getirmekten ve onların yüzüne vurmaktan kaçınmadık.

Şimdi HDP siyasileri de, Türk devletinin sömürgeci politikasını açıkça dile getiriyor, mesela İdris Bakulen, sömürge politikaları diyor, ve fakat sömürge parlementosunda siyaset yaptığı çelişkisini ise dile getirmiyor – getiremiyor. Osman Baydemir yine ”işgal” olarak tanımlıyor. Demirtaş, artık Kürdistan’da ulusal gerçekliği, ve partinin Kürdistani gerçekliğini, parti programına rağmen inkar etmiyor-edemiyor. Böylesine çelişkiler sarmalının büyümesinin tek sebebi, ulusal gerçekliğimiz ve Kürdistan ülke – toprak gerçekliğidir.

HDP’yi desteklemek gerekmiyor, bu çelişkinin birer parçası olmamız, tarihsel zincirin bir yerinden kopmasına zemin olacaktır. Kürdistan ülkesi ve ulusal gerçekliği ”Türkiye’ye” ve Türkiyelileşme söylemlerine rağmen derinleşiyor. Artık tarihsel hafızamız ve gerçekliklerimiz işgalci sömürgeci Türk devletinin Kürdistan’daki varlığına rağmen engellenemiyor.

Kürdistan şehirleri üzerinde resmi tarihin, Türk devlet ideolojisinin tezleri teker teker yer ile yeksan olurken, Türk devleti dört yandan saldırılarına devam ediyor. Aso Zagros  yoldaşın son kaleme aldığı metinden noktasına virgülüne dokunmadan aktarıyorum: ”Hewlêrde halkın % 89’u Kürd, %6,5’i Arap ve %2,5’i Türkmen, %1,8’i Suryani ve %0,13 diğer etnik gruplardan oluşuyordu. Suleymaniye’de ise halkın %98,6’sı Kürd, %1 Arap, %0,1 Türkmen,0,1 Suryani ve % 0,2 diğerler etnik yapılamalardan oluşuyor..
Yine 1977’de yapılan bir nüfus sayımı var.
Hewlêr nüfusunun % 86 Kürd,% 10,4 Arap, %1,6 Türkmen, % 1,7 Suryani ve %0,22 diğerlerinden oluşuyor.
Suleymaniye’de ise halkın % 94’ü Kürd, % 5,5’i Arap, %0,1 Türkmen, % 0,60 Suryani ve %,0,3 diğerleri diye not edilmiştir.”

Kürdistan’daki soykırımın planlayıcıları ve uyugulayıcıları artık bizim tarihsel hafızamızdan kaçamayacaklarını görüyoruz. Ülke gerçekliğimiz artık daha geniş bir kitlede vücut bulmuş durumda, önce tarih bilincimizde ve hafızamızda, sonra da tüm siyasi partilerin Türk devleti ile yüzleştiği şu günlerde.

Musul ve Kerkük iddiaları gösterdi ki, Türk devleti Kürt ulus ülke gerçekliği tamamen yeryüzünden silinmeden Kürt ulusuna yaşam yoktur. Ülkemiz tamamen yok olmadan, son Kürdistanlı bu hafızayı haykırdığı sürece, beş değil, onbeşmilyon seçmen ile ”Türkiye halkları ile kardeşliğe” oy akıtsa, Türk devletinin düşmanlık misyonu sürekli devam edecektir.

Kürdistanlıların ulusal varlığını ve ülke gerçekliğini korumasının tek yolu, bu hafızanın ve bilincin kurumsallaşmasıdır. İster buna Kürdistan parlementosu diyelim, ister buna devletleşme diyelim, istersek buna şehir şehir özgürleşmek diyelim. Ve fakat, paylaşım savaşının sürdüğü ülke topraklarımızı talan eden tüm işgalci ve soykırımcı devlet varlıklarının Kürdistan’da yaşam alanı kalmadığı artık gözle görülüyor. Onların işgalci, sömürgeci varlıkları tehlikeye girdikçe, bizleri de tüm gücü ile yok etmeye çalışacakları, varlığımızı silmek için her düzeyde bu politikaları derinleştireceği ise çok açık.

Diyarbakır Belediye Eşbaşkanlarının gözaltına alınması da, işte bu tarihsel çelişki ile ilişkilendirilerek okunmalıdır. Kürdistanlılar bu çelişkileri örtbas etmeye, görmezden gelmeye, ya da HDP’yi ve tüm siyasilerini Türk devletinin sömürge hukukuna terk etmeye yeltenmemelidir. Bizler yine ulus ülke gerçekliğimizi, tüm bu çelişkiler ile kitlelere tarihsel düzeyde anlatmaya  ve tarihsel haklılığımızı ve gerçekliğimizi örgütlemeye devam etmeliyiz. Çünkü HDP Türkiye partisiyim dese de, Türkiyelilik üstünde paralanan bir elbisedir, gövdesi ise Kürdistanidir.