GÜNEY KÜRDİSTAN’IN YENİ KONUMLANMASI

829

M.MAMAŞ

IŞİD’in Güney Kürdistan’a vahşi saldırısıyla ortaya çıkan tablo çoğumuzun ruhunda ve beyninde kaotik bir fırtınanın kopmasına yol açtı. Rojavaya Kurdistan’da Kürt halkına saldıran ve halkımızı katleden bu karanlık gücün Güney Kürdistan’a da saldırmasıyla önemli bazı yeni gelişmelerin kapısı açılmıştır. Güney Kürdistan Hükümetinin IŞİD’in saldırı ihtimalini önceden gördüğünü Hewlêr,Kerkuk ve diğer bazı yerlere hendekler kazımasından anlaşılıyor.

IŞİD’in TC, Suudi, Ürdün, Katar ve diğer kimi Sünni tabanlı devletlerin konsorsiyumu olduğu biliniyor. Bu ülkeler aynı zamanda ABD patronajlı ülkeler. Bu siyasi hat Batı eksenli bir konuma sahip. Hatta Barzani de TC vesayetinde bu paralelde hareket etmekteydi. Daha önceki yazılarımızda, bu hattaki herkesin özgün hesapları olabileceğini herkesin moda mod anlaşmasının beklenemeyeceğini belirtmiştik. IŞİD’in Musul’u merkezi Irak hükümetinden şaşırtıcı biçimde almasıyla tahmin edilebilir özgün hesaplar görünür hale geldi.

TC’nin IŞİD üzerindeki hesabı, Rojava Kurdistan’ında Kürtlerin ileri bir statü elde etmesini engellemek, orayı Suriye’nin bütünlüğünün eklentisi ya da bileşeni olmaya mahkum etmektir. IŞİD, El Nusra benzeri siyasal İslamcı gruplara sponsorluk yaparak Kürtlerle savaştırmak yoluyla aynı zamanda Kuzey Kürdistan’daki direnişi buraya kanalize edip Kürtleri bu canilere kırdırtmaktadır.

IŞİD ise,Maliki/Şii iktidarından kurtulup muhtemelen Musul-Kerkuk petrollerini elde ederek Suriye ve Rojavaya Kurdistan üzerinden dış pazarlara kapı açma savaşında.Sykes Picot antlaşmasının bu gelişmelerle hükmünü yitirdiği tespitleri yapılmaktadır ama bana göre Sykes Picot TSK’nın 1995 yılında Güney Kürdistan’a yerleştirilmesi ile hükmünü yitirdi ve TC’nin “sınır ötesi” operasyonlarıyla da bütün imzalar silindi.

Suudi Arabistan’ın da temel derdi İran’ı barajlamak.Bu yüzden IŞİD’e her türlü askeri ve finansal desteği vermektedir.

Güney Kürdistan Hükümeti de TC vesayetine bağlı bir konumlanmayı çıkarlarına uygun buldu. Zira dış pazarlara Türkiye üzerinden bağlanmaktaydı.

Buraya kadar bir uyumdan sözetmek mümkün.

IŞİD’in Musul’u almasıyla Sünni cephenin Maliki merkezi idaresini Sünni bölgelerde bozguna uğratmasıyla, daha önce Merkezi Irak Hükümetinin işgali altında olan Kürdistan topraklarının yaklaşık yüzde yirmisi biraz da zahmetsizce Kürtlerin kontrolüne girdi. Barzani, bu ani gelişmeleri ihtiyatla ve şaşkınlıkla karşıladı diyebiliriz. Bağımsızlık ilanı için referandum kararı almaları ve bu yönde güçlü mesajlar vermesi benim kanaatime göre bu konsorsiyoma ortak olmakta Kürtleri geriletmek haricinde hiçbir sebebi olmayan TC’yi oyun içinde oyun kurmaya sevk etti.

IŞİD’i Güney Kürdistan’a bu sebeple saldırttılar. Kendince Barzani’ye  “sen arka bahçem olarak kalacaksın” dayatmasında bulunuyor. Diğer önemli bir konu, IŞİD’in bu saldırılarından önce, TC’nin Barzani’ye Türkmenlere yeni bazı olağanüstü hakların tanınması için baskı yaptığı biliniyor-yönetimde daha fazla yer alma,Türkmenlerin kendi ordularını oluşturması vd…

Muhtemeldir ki TC, ileride Sünni Iraklılarla Türkmenlerin ittifakı üzerinden Musul-Kerkük petrolünden pay alma hesapları yaparak bu yolla Kürtlere bariyer çekmeyi düşünüyor olabilir. İran da bu tür bir boğuşmada Şii Maliki hükümetinin rahatlayacağını varsayıyor olabilir. İran, bilindiği üzere Kürtlerin bağımsızlık ilanına en sert tepkiyi vermişti. Böylelikle tekrar üç bileşenli Irak merkezi idaresi kurtarılabibilir.1975 Cezayir Anlaşması benzeri bir süreç…

Kendi hegomonyasındaki bu konsorsiyoma ABD niçin bu kadar toleranslı davrandı diye düşünebiliriz?

Birincisi, Maliki’yi iktidara getiren ABD, O’nu Şii İran’a karşı konumlandırarak Şii hatta farklı bir gedik açmak istiyordu. Ancak Maliki iktidarı İran’la aşırı yakınlaşma politikası izledi. Musul ve diğer çoğu Sünni kentin IŞİD tarafından alınmasıyla Maliki’ye ders verildi diyebiliriz.

İkincisi, Barzani’nin Türkiye ile aşırı samimiyet kurmasından da rahatsızlığını gizlemedi. Barzani’nin aylar önce ABD’ye yapacağı ziyareti ertelemekle ikili ilişkilerin soğukluğu hissettirildi. Keza İsrail de TC ile kurulan bu yakınlaşmadan rahatsızdı. IŞİD’in G.Kürdistan’a saldırmasıyla Barzani’ye kendisi olmadan kolaylıkla yutulabileceğini gösterdi.

ABD’nin Kürdistan lehine IŞİD’e saldırması, J.Kery ile görüşmeden sonra Barzani’nin ABD programına onay verdiğini gösteriyor. Fransa ve İtalya’nın G.Kürdistan’a her türlü yardıma hazır olduğunu deklare etmeleri de önemlidir.

Bütün bunlar Güney Kürdistan Hükümetinin Batı ittifakının güvencesine alındığının işaretidir.Pêşmerge Bakanlığı Temsilcisi Cebar Yaver’in 13 Kasım 2013 tarihinde resmi davetle Brüksel’de NATO toplantısına katılması ile de bunun ciddi işareti verilmişti elbette.

Bölge sömürgeci devletlerinin bu ittifaklanmayı bozmak ve Kürtlerin yükselişini durdurmak için her türlü engeli oluşturacakları açıktır ve pratikte de bunu görmekteyiz. Bu aşamadan sonra TC’nin Barzani ile ilişkileri ciddi hasara uğrayabilir mi? Bekleyip göreceğiz.

ABD’nin müdahil olmasıyla IŞİD’in Kürtler karşısında tutunması zordur. Bu denli hızlı ve yıkıcı ilerlemesi sahip olduğu devletlerarası destek ama aynı zamanda IŞİD’in gönüllülerden müteşekkil olması da önemli bir faktör. Eski BAAS ve ordu mensuplarının deneyimleri de hesaplanınca Kürtlerle savaşın o kadar kısa sürede bitmeyeceği de aşikardır.İran ve TC’nin bu denklemi zorlayacağını beklemek lazım.

İran ve TC’nin paralel müdahaleleri Ortadoğu’da yeni savaşların önünü açabilir. Belki de bumerang etkisiyle bu iki ülkeye neşter atılabilir…BOP diyenler “hop” diyebilirler.

09/08/2014