Güney Kürdistan’ın Bağımsızlığı ve Handikaplarımız

639

M.Mamaş

Güney Kürdistan’ın bağımsızlık ilanı konusu, Daiş’in Kürdistan’a saldırısıyla aktif bir beklentiye dönüşerek Güney Kürdistan Hükümeti’ni(GKH) tarihi bir eşiğe getirdi. Bu eşik bir dönüm noktasıdır. Eşiği kıramazsa, son derece dinamik bu bölgede yaşanabilecek değişimleri şimdiden tahmin etmek öyle kolay değil. Nihayetinde Kürdistan devletinin ilanı topraklarımızın altında bulunan stratejik değerdeki petrol kaynaklarıyla doğrudan ilgilidir. Aynı zamanda etrafımızdaki kritik enerji rezervleri de eklenince hepten jeo-politik değerde bir soruna dönüşmektedir.

Yaklaşık 200 bin yan sanayisi olan petrol rezervlerinin 100 yıllık ömrü olduğu söylenen Ortadoğu petrollerinin ve bu rezervler kadar olan henüz bakir Hazar bölgesi petrol rezervlerinin; keza süper iletken özelliğe sahip gümüş ve altın rezervlerinin yüzde 30’una sahip bu bölgede ve doğalgaz kaynaklarıyla aktarım yollarını da hesaba katınca bu jeo-politiğin şans mı bela mı olduğuna siz karar verin.

Bütün anadamar sanayisi bu kaynaklara bağımlı küresel kapitalist sistemin dominant aktörü olan Batı Ekseni’nin her türlü çılgınlığı göze alacağı bir alandayız. Burada ne kendimizi her şey, ne de önemsiz görme tutumumuz olabilir. Kürdistan devleti ne sadece küresel güçlerin lütufkârlığına ne de tek başına kendi gücümüze bağlı gelişebilir. Küresel kapitalizmin bu yeni yüzyılında iç dinamiklerle dış dinamiklerin iç içe geçişkenliği çoğu zaman Ortadoğu özgülünde kurulan statükoda yeri olmamış biz Kürdistanlılara yeni olanaklar sunduğu gibi, daha belirsiz yarınların tehlikelerini de göstermektedir. Statüko derken, hepimiz bağımsız devlet dışında dünyada bir statükonun ve hukuksallığın bulunmadığını bilmeliyiz. Bağımsız devlet değilsek, hiçbir statükomuz olamaz zira mevcut dünya sistemi devletler hukukuna istinaden kurulmuş bir sistemdir.

1991’de Körfez Savaşı’yla startı verilen ‘Yeni Ortadoğu’ mücadelesi de yukarıda izah ettiğim kaynaklar temelli yeni düzenlemenin sonucunda kurulacaktır. Burada devletsizlik değil, yeni devletler veya mevcut devletlerin işlevlerinin yeniden belirlenmesi gerçekleştirilecektir.

Halihazırda 1991 yılından beri özgün konumda tutulan Güney Kürdistan’ın bağımsız devlet ilanına müsait konumda bulunduğu halde mütereddit tutmunu bir türlü aşmadığını da ifade edebiliriz. 1991 Körfez Müdahalesi ile yüz yıllık Kürdistan mücadelesinin kesişmesi ve bunun yarattığı sinerji Güney Kürdistan bölgesinin de-facto(fiili) anlamda Kürdistan güçlerinin denetimine alınmasına yol açtı. Ancak Kerkük ve Musul çevresi olan petrol bölgeleri bu denetimin dışında tutuldu. Saddam’ın devrildiği tarihten sonra bile Güney Kürdistan’ın topraklarının yüzde 30-35’ini oluşturan bu topraklar yine de Merkezi Irak hükümetinin kontrolüne bırakıldı. Güney Kürdistan 36.Paralel uygulamasıyla korumaya alındı fakat yüzde 35 topraklarımızın rızası hilafına! İlginç diğer bir konu bu koruma paralel talebinin Türk devleti ve İran tarafından talep edilmiş olmasıdır. Galiba İran Şii kartına, Türkiye de Kürtlerin kendisine mahkûm olacağı hesabında anlaştılar.Fransa’nın bunun içinde yer almaması da not edilmelidir.

Bu durumda akvaryuma hapsedildiğini görmek istemeyen Güney Güçleri bu yapay ortamda TC ile sıkı ticari bağlar kurarak bu yanılsamalı ilişkiyi büyük itinayla korumaya devam ettiler. Daiş saldırısına kadar bu yapay denge korunmuştur. Ancak petrol bölgelerinin ve işgal altındaki topraklarımızın özgürleştirilmesi 36.Paralel akvaryumunu parçalamış durumda. Üstelik Batı Kürdistan(Rojava) da Kürtlerin kontrolüne geçti ve bu iki parçanın birleşme tehlikesi TC’nin en çok korktuğu senaryo haline geldi.

Buraya kadar her şey normal ya da değil, sonuçta bizim kendi iç dinamiklerimiz, parçalanmışlığımız ve programsızlığımız hala hayati bir handikap.

1991 yılından beri yapay akvaryumunda tembelce beklemiş, sadece akıntının kendisine yön vermesini beklemiş, merkezileşememiş, altyapısını bağımsızlık ufkuna göre hazırlamayıp daha ziyade BM’nin %17’lik dilimiyle siyasal yaşamını sürdürmek istemiş, bunu da dengeli dağıtamamış, petrole alternatif bir iktisadi proje geliştirememiş, bağımsızlık yönünde değil de sürekli kendisini Irak Anayasasında avantajlı duruma getirmesi faaliyeti izlemiş bir politik aklın bu gün de risk almak istemediği çok açık.

Kendini değişen statükoya dayatmak yerine sürekli ‘izin talep eden’ bir konumda sürüklenmek nereye kadar gider?

Irak’ta ABD’nin ve İngiltere’nin başını çektiği Anglo-Sakson İttifakı Basra bölgesi petrol kaynaklarını güvence altına almadan bu ‘izni’ vermeyecektir. Şiilerden, İran’la sorunlu bir siyasi güç yaratmadan yakın gelecekte bir ışık da yok. Basra bölgesi İngiltere’nin garantörlüğündedir ve dikkat edin Daiş saldırısından bu güne dek Irak’la ilgili İngiltere’den hiçbir açık tutum göremezsiniz.

1991’den beri kurulu parlamentoyu bile işlevsizleştirmek için kendimizi sömürgeci güçlere açık hale getirdik. PDK’nin başını çektiği kanat Türkiye’ye, YNK’nin başını çektiği kanat ise İran’a yaslandık.

Şimdi bunun yanlış bir strateji olduğu görülmelidir.

Sırf bu iki devleti rahatsız etmemek adına burada yaşayan Kürt halkının siyasi sorunlarından uzak duruldu. Öyle ki Güney Hükümeti İran’ın idam ettiği Kürtler için açıktan kınama mesajı yayınlarak tutum almaktan bile uzak. TC’nin rahatsız olacağı hiçbir politikaya sahip değilsiniz. Ve durmadan 2 yıl içinde bağımsızlık ilan edebiliriz diyorsunuz.

2 yıl sonra bu pozisyonunuzda olacağınızın garantisi var mı?

Güney Kürdistan Hükümeti ve siyasal partileri artık bu ara tutumlarını sürdüremezler. Ya kendilerini dayatıp de-facto (fiili) durumlarını de-jure (hukuki) hale getireceklerdir, yani bağımsızlık ilan edeceklerdir ya da Kürdistan tümden ya Afganistanlaşacak veya Lübnanlaşacaktır.

Bağımsızlık için kararlılık ve ulusal birlik politikası şart. Güney Kürdistan bağımsızlık ilan ederse ulusal birliğin bunun üzerinden gelişeceğini düşünmekteyim. Ulusal birlik sağlayıp öylece bağımsızlık ilan ederiz tutumu bana rasyonel gelmiyor.