GÜNCELE DAİR BAZI ESKİZLER

845

M.Mamaş

Kuzey Kürdistan’da, özellikle son 30-40 yılın deneyimlerini dikkate alan ulusal bir analizimiz yoksa, yeni yüzyılın şekillenmesine gidildiği günümüzde kendimizi varetmeye çalıştığımız her hareket fasit bir dairenin içindeki kısır döngüye hapsolmaktan ileriye gidemeyecektir. “Nihayet nedir? “ Sorusuna “başladığın yere geri dönmektir” diyen Farısi alimin cevabındaki  noktaya dönmemek için, kendimizi yeni toplumsal dönüşümlerle yenileyerek ve buradan ileri gelen yeni fikirsel sistematikle yapılandırarak ulusal soruna müdahalemizi gerçekleştirmeliyiz.

Kuzey Kürdistan’da sömürgeci yeni entegrasyon politikalarını Dünya güçlerinin Ortadoğu’daki mevzilenişini ve programlarını hesaplamadan anlamak ve mukabil politikalar geliştirmek zordur.

Bazı eskizler karalayarak kısa bir projeksiyon sunmak istiyorum.

1-19 Mart 2003 tarihinde ABD liderli uluslararası koalisyonun Irak’a müdahalesi sonrası “GenişletilmişOrtadoğu”  diye yeni bir terminoloji kullanıldı. Buna  “Büyük Ortadoğu Projesi”  de denilmektedir. Enerji merkezli yeni bir uluslararası statükonun oluşturulacağının beyanıdır bu. Dünyanın enerji kaynaklarının neredeyse yüzde yetmişinin Ortadoğu ve Ortaasya’da olduğu bilindiğine göre, “Genişletilmiş Ortadoğu” bu iki bölgenin birleştirilmesiyle yeni bir siyasi coğrafya olarak oluşturulmak isteniyor. Nasıl ki Yoguslavya’nın dağılmasından sonra Balkanlara “Güneydoğu Avrupa”  denildiyse burada da yeni bir jeo-politik geliştiriliyor.

2- Kürdistan bu jeo-politiğin tam ortasında adeta göbek bağının kopacağı yerdedir. 40 milyon nüfusuyla, Petrol, doğal gaz, Su kaynakları, güneş enerjisi ve yeni keşif kaya gazı da düşünülürse ve de tarım alanlarının genişliği hesaplandığında ülkemizin kritik gelişmelere gebe olduğu bilinmelidir.

Kürdistan halkının tarihsel ve toplumsal yaşayışının örfi gelenekleri itibarıyla laik oluşunun da ciddi bir avantaj olduğunu belirtelim.

Irak BAAS rejimi devrildikten sonra Türkiye’nin  “Kuzey Cephesi”  için tezkereyi reddettiği  o atmosferde, ABD Türkiye’ye Erzurum ve Antep’le Güney Kürdistan arasında bir serbest ticaret hattı kurmasını önermişti. TC bunu reddetmişti. Bu iki şehrin haritada Kürdi sınır olması dikkat çekici değil mi?

3-TC’nin ulus devlet formundan sıyrılıp bir “Eksen Ülke”  olma çabaları Kürdistan’ın diğer parçalarını “Gizli Misakı Millisine” ekleme arzusunun sonucu ile belirlenecektir. Hem Kürtlerle genişlemek istiyor hem de ulus devlet mantığı ile “Eksen Ülke” olma peşinde. Dünya güçleri enerji havzalarını denetimlerine almaya çalışıyorken, Türkiye, Kürtleri denetim altına almak istiyor. Bunu İslami retorikle besleyip Kürtlerin kendisi dışında çıkışlarının bulunmadığı baskısını kurarak gerçekleştirmeye çalışmaktadır. G.Kürdistan Bölgesel Hükümeti ile yeni petrol ve doğal gaz boru hattı anlaşmaları yaparak avantajlarını artırmaya çalışıyor.

4-En son Cenevre’de ABD ile İran’ın sınırlı da olsa anlaşmaya varması İran ile Türkiye’nin Kürtlere karşı eski kutsal ittifakı yürürlüğe koyma işaretleri taşıyor. TC’nin Irak Merkezi hükümeti ile yakınlaşması ve Suriye’de rölantiye geçmesi düşündürücü  yeni bir durumdur. Bu durumun İran özgülünde İsrail ve Suudi Arabistan’ı nasıl yönlendireceği ise henüz meçhuldür. İsrail kendi aleyhine gördüğü bu politikadan hareketle yeni bir Kürt yakınlaşması  geliştirebilir mi?

5-Kuzey Kürtleri ise ciddi bir krizin içindedir. TC devleti milli seferberlik halinde asimilasyonunu ekonomik araçları da kullanarak sürdürmektedir. Eğitim ve kitle iletişim araçları yoluyla Türkleştirme faaliyetiyle Kürtlüğümüz günden güne değerini yitirmektedir. Yoksul ailelere  öğrenci başına cüzi miktarda para vermekle, ailelere adi taşkömürü yakacak vermekle ülkelerinin ellerinden alındığı hissi dumura uğratılıyor. Kürt toplumu Türkün kapısında  açlıkla terbiye ediliyor.

Kısacası,Rusya ve ABD’nin Ortadoğu’daki Küresel güç mücadelesinin ülkemizin politik güçlerini bu saflaşma bağlamında ikiye ayırdığını, bu ayrımın gündelik politikaya iyiden iyiye kendisini hissettirdiğini görüyoruz. Kürdistan, Bölgedeki sıcak helozondan geçme tehlikesi ile karşı karşıyadır. İki gücün kıyasıya kanlı rekabeti bizi de bir yol ayrımına doğru sürüklemektedir.

Dış dinamikler yine her zamanki gibi iç dinamiklerimizi bastırarak bizi 2.Lozan’a  mahkum edebilir mi?

Kürdistan bağımsızlıkçı yapıları kendi ulusal birliklerini geliştirmeden, halkı bağımsızlık perspektifine uygun örgütlemeden, uluslararası gelişmelere uygun ulusal bir program oluşturmadan bölge sömürgecileri karşısında hep dezavantajlı kalacaktır.

Ne ABD’nin ne de Rusya’nın Kürtlere kolayından devletleşme fırsatları sunmayacaklarını bilmeliyiz. Sorun Kürtlerin ulusal birlik temelinde milli “Anayasa” larının yani “ Amed  Kriterleri “ nin olmamasıdır.Dünya güçlerinin politikaları ne olursa olsun halkların iradelerinin de hayati olduğu bilinmelidir.

20.yüzyılda demiryollarıyla tasnif edildik,  21.Yüzyılda da petrol boru hatlarıyla mı?

  1. yüzyılın raylarından çıkartılmaya çalışılan Kürdistan, bakalım 21.yüzyılda borulardan nereye akıtılacak?…

M.MAMAŞ

26/11/2013