Gizli Misakı Milliyi Tamamlamak

258

M.MAMAŞ

Dört parça Kürdistan’da mücadele olduğu halde, bağımsızlık son yıllara kadar Güney Kürdistan (Başur) merkez alınarak geliştirilmeye çalışıldı.

1991 Körfez Müdahalesi ve akabindeki 36. Paralel uygulamasıyla bu yeni bebek ‘küvöze’ alındı ve bugüne getirildi. Bu, Başını ABD’nin çektiği Uluslararası Koalisyonun programının bir parçasıydı.

1991 Ayaklanması (Raperin) Başur Kürdistan’ında muazzam toplumsal dinamikler ortaya çıkardı ve eşi menendi olmayan bir heyecan yarattı.

Başur Kürdistan’ı 1996 “iç savaşı” ile bu dinamikleri ve toplumsal heyecanı kendileri hunharca katlettiler.

Sonrasındaki “uzlaştırmayla” da bu defa ülkeyi nasıl aile ve parti bürokrasilerinin yağma ve yozlaştırma alanına dönüştüreceklerinin ‘fifty fifty’ iktidarını kurdular. Güney Kürdistan KDP ve YNK arasında resmen parsellendi ve ‘Parti Zone’ları siyasal hayata hükmetti.

Bir parlamento vardı, ancak Partilerin politbüroları bu parlamentodan daha etkin ve belirleyiciydi. Nihayetinde her parti kendi çıkarı temelinde serbestçe hareket etmeyi normalize etti. Bu normalizasyon, parti çıkarını önceleyerek ülke ve millet çıkarını tali plana attı.

Bu parçalanmayı en iyi kullananlar ise sömürgeci devletler oldu. Ticari zorunluk gerçeği gittikçe siyasi ve askeri angajmana dönüştü. Tüm yumurtaları TC’nin sepetine dolduran KDP, kendi bölgesini Türk Ordusu’nun üslenme alanına dönüştürmekle kalmadı, aynı zamanda politik-iktisadi bir entegrasyon da geliştirdi.

Ve şimdi, Hemin Hawrami‘nin sunumunda belirttiği ifadelerle petrol bölgelerini de TC’ye ihdas ederek bir bütünleşme isteği seslendirilmektedir.

Hemin Hawrami, ABD ve diğer Dünya Güçlerinin ‘kalıcı olmadığını ama bölge devletlerinin baki’ olduğu söyleminden hareketle bu önermeyi sunmaktadır.

Ayrıca, bu olmazsa, özellikle ‘teknik medya, sosyal medya’ üzerinden geliştirilen halk muhalefetinin iktidarlarını devirebileceği tehlikesine de değinmektedir.

Üstelik bu saatten sonra diğer partilerle “birlik mümkün değil” demektedir.

Bu düşünme modeli KDP yönetiminin ve Barzanilerin zihin kodlarını ele vermektedir. YNK yetkilileri de bu planın vahametini dile getirmektedirler.

1991 Raperin’in açığa çıkardığı o muazzam ve harikulade toplumsal dinamikleri imha ettikten, oradaki siyasal sistemi hoyratça yozlaştırdıktan ve tüm ülkeyi bir avuç Dolar milyoneri ve milyarderine yedirdikten sonra ‘Türkiye’ye katılırız’ demekten hiç hicap duymayan bir KDP var karşımızda…

Bu gerçek artık gizlenemez bir haldedir.

Peki, bunun bedeli nedir?

Sakın Kuzey ve Güneybatı Kürdistan’ın imhası ve tasfiyesi olmasın! Ve sakın sizi buna sürükleyen asıl motivasyon, 43 milyar dolar paranızı ipotek verdiğiniz TC devletinin bunu koz olarak kullanıyor olması ya da zilliyet olarak gerçekleştirdiğiniz 50 yıllık gizli petrol anlaşmanız olmasın….

Anlaşılan ABD’nin ‘küvözinden’ çıkıp TC’nin ‘yoğun bakım servisine’ girmeye pek de heveslisiniz.

Bunun için, uyduruk bir “Sünni Blok” tezgahına bizi inandaracağınızı sanıyorsunuz. Herhalde kimin Saddam canisinden bizi kurtardığını da bir güzel unuttunuz ve bu bölgede Genişletilmiş Ortadoğu Projesinin (GOP) daha başında olduğumuzu da anlamak niyetinde değilsiniz. Ortadoğu’da tüm eski statükonun, yüzyıl önceki kurucuları tarafından paramparça edileceğini halen de görmüyorsunuz.

Hoş beleş TC ile bütünleşebileceğinize izin verileceğini düşünüyorsanız eğer, bir alkış da bizden gelsin bu başarıya, şimdiden!

Meğer ki 3 yıldır ‘oldu olacak’ sahnesinde ‘bağımsızlık koptu geliyor’ retoriğinin sebebi bu TC’mize aşkla katılmak arzusuymuş. Hem de ‘Uluslararası Sistem’ tarafından üzeri çoktan çizilmiş bu sabıkalı huysuz TC’mize…

Oysa, ne güzel ‘bağımsızlık’ retoriğiyle burada sizi paylaşamayan birçok ‘siyasi kırkayak’ ve boynuna aceleyle ‘I’ m Rewşenbîr’ yaftası asıp size koşarken bizi ezmek isteyen ‘dostlar korosu’ vardı, o neydi öyle…

Meğer uhdenizdeki bütün ağırlık ve sancı buymuş!

Yüz yıldır kurtulmak istediğimiz bu devlete eklenmek istemişsiniz…

Yakın dönemde, birileri ‘2. Lozan Süreci’ veya TC’nin ‘gizli misakı millisini’ realize edecektiler ve bizleri Newroz meydanlarında ‘İslam şemsiyesi altında birleşmeye’ davet ettilerdi, unutmuş değiliz henüz…

Bu kadar benzerlik ve aynıdaşlık şaşıtıcı olmalı mı?

Ve şimdi “Sünni Cephe” kurulacak diyerek, ‘uluslararası güçler gidici, bölge devletleri kalıcı’ diyerek sevgili TC’mize katılmak istediğinizi huşuyla ifade etmektesiniz. Zaten Başur’u Türk marketine dönüştürdükten ve buna karşı çıkacak dinamikleri “iç savaşta” yokettiktten sonra ancak bu beklenirdi sizden…

İşte, ol sebepten bağımsızlığın merkezi artık Başur olmaktan çıktı…