FEMİNEN HAREKETTE ELEŞTİRİ KADÜK, BİAT KÖKLÜDÜR!

766

Ahmet ÖNAL

Yakın Doğu’da, Orta Doğu’da, Feminist kadınlar ve hareketler, erkek liderleri, erkek egemen sistemi, ideolojiyi henüz eleştirecek bilgi ve analizi edinmiş güçte değildirler.

“Çağdaş”, “Feminist”, “Modern kadınlarız” diyen kadınların, zihnimizi açacak sağlıklı bir Atatürk ve Kemalizm eleştirisine, erkek egemen ideolojinin beslendiği muhafazakâr dini ve gelenekleri karşısına alıp eleştirebilecek bilgi ve aydınlanma gücüne de eriştiğine rastlayamadım.

Arap ülkelerinde, ciddi bir İslamiyet, Muhammed, Ali eleştirisini ne gördüm, ne duydum. Ancak enine ve derinliğine bir biat kültürünün yerleşip genel geçer bir durum olarak kadının dünyasını kararttığını, ancak bu genel geçer duruma karşı ciddi eleştiri ve kendiliğindenliği aşan, bilinçli karşı koymaların yaşanmadığını görmekteyiz.

Feminist kadınlardan, BAAS’çı Saddam, Esat, Kaddafi, Arap Emaret ve Emirlerine, İran İslam Cumhuriyetine vb. ciddi bir eleştiri olmamıştır, etkinliklerle teşhiri yaygın yapılmamıştır.

Bu arada, Margaret Thatcher ile Tansu Çillerin başbakanlıkları dönemlerinde kadın görünümü altında erkeksi davranış ve icraatlarıyla adeta kadınlara olduğu kadar insanlığa eziyet olduklarını en iyi Kürt halkı bilir. Doğan Güreş, Mehmet Ağar ve Tansu Çiler dönemi bir karabasan zamanı olmadı mı?

Tüm dinlerde Kadınlara ayrılan yer, biat eden bir toplumsal cins olarak zihinlere yerleştirilmiş ve yaşama uyarlanmıştır. Bunu düzeltmek için özellikle erkekler tarafından ya da erkeksi bir babacan tavırla “kadın haklarını ben vereceğim” diye ortaya atılan ve yapılan yapmacık davranışlar da marazidir, kadını beklentiye alan, ama egemen ideolojiyi sürdüren bir taktik söylem olduğunu söylemek mümkün.

Toplumsal ilişkilerde devrimci dönüşüm, egemen olanın kendisiyle yüzleşmesi, egemene karşı ezilenin yanında eşitliği, özgürlüğü savunanın yanında saf tutması ile mümkündür. Etik olan da bu davranıştır. Burada “erkeği öldürmek” davranışının hastalıklı olduğu kadar, kadını biat etmeye zorlayan anlayışın karşısında sert tutum almamak, teşhir etmemek de o kadar yanlıştır.

Kadının feminist düşünce ile erkek egemen düşünceye karşı koyması, ezilen milletin kendini gerçekleştirmek üzere ezen ulus şovenizmine karşı savaşı, bakış olarak, felsefe olarak örtüşmektedir. Durum bu olunca, insanlığın mücadelesi eşitlik ve özgürlük için, egemen ulusun şovenizmine, egemen cinsin anlayışına, egemen ülkelerin kibrine, dini gericiliğin muhafazakâr ve değişmeyen tutuculuğuyla hep egemeni kayıran felsefesine, üreten mazlum sınıfların ezilmesine vb. karşı mücadele elzemdir. Bunlardan birini ihmal etmek mücadelenin bütünlüğünü ve özgürlüğe yürüyüşünü sakatlar.

Aynı şekilde, şu an Kürt dünyası içinde sıklıkla kulağımıza seslendirilen ve “Devrimimiz kadın devrimidir” demelerine rağmen, kadınlar, Abdullah Öcalan’a asla bir eleştiri sunabilmiş değildir. A. Öcalan başında geçen evliliği, “Düşmanın mahremine girerek işi kotardığını, Kesire Yıldırımı, beni takip etmek için kullandıklarını, ama ben üstesinden çok zor olsa da gelebildim…” diyerek açıklıyordu. Ama bu, lider kültüne takılarak irdelenmez ve hiç tartışılmaz olmuştu… Kadınlar, burada liderin yarattığı biat içerisinde kalarak durumu irdelemez oldular, sesiz, suskun kabul eder görünüp geçiştirdiler!
Atatürk’ün eşi Latife Hanım, 1975’e kadar yaşadı. Ancak Atatürk hakkında olumlu, olumsuz bir eleştiri ya da kritik yapmadı ve sırlarıyla toprağa verildi. Atatürk’ün kendisinden neden ayrıldığını da yazamadı, açıklayıp yazdıramadı, biyografisi bile yazılamadı, dört-beşinci ağızdan ve mübalağalı şekilde yazılanların da esasta uyduruk ve yalakaca olduğu şüphesizdir.

Oysa ki reform ve Rönesansı yaşamamış Orta Doğu, Yakın Doğu coğrafyasında yaygın olan biat kültürü, kadının iradesini kırmış, iradesi elinden almış, eleştiri özgürlüğü yok sayılmış, toplumun karşısında özgür davrananları ise, liderden topluma nerede ise tümünün algısında, bilinç altında, kadını “cinsel obje” gören yaygın zihniyete karşı ciddi bir duruşun sergilenmediği görülmüştür…
“Kadının Adi Yok” diyen Duygu Asena, Atatürk’ün yaveri Ali Şevki Öndersav‘ın torunu idi. Bu vesile ile Atatürk’ün kadınlara dair fikriyatını, yaklaşımını yakından bilmesi muhtemel iken açmaması, eleştirmemesi dikkat çekicidir. Mesela Latife Hanım‘in Atatürk‘ün cenazesine katılmaması, ölümünün sonuna kadar konuşmaması, yeniden evlenmeyip içine kapanması, adeta yaşamını ev hapsinde yaşar olması, sıkı takibe alınması vb. açıklayabilirdi. Latife hanımın küskünlüğü-kırgınlığı, miras konusundaki sorunlar, “evrak”ın akıbetini vb. kadın duruşu ve farklı bir gözü ile inceleyip açıklayabilirken, yapmadı.

Maalesef tüm olanlar, yaşananlar giz olarak kaldı, kapandı gitti.
Erkek egemen toplumu eleştirmenin yolu, liderlerin erkek ve erkeksi dünyalarında kadını yok sayan zihniyeti görmek, açığa çıkarmak ile işe koyulmaları, kendilerini erkek ile eşit kılacak en yerinde bir tutum olacaktır. Erkeksi İktidarın icraatını esas almayan hiç bir iktidar eleştirisi, hedefine yönelik bir adım dahi atamamıştır, atamaz!
Pkk geleneğinde de kadının, Abdullah Öcalan’ı eleştirme kudreti elinden alınmıştır. Bu durum çok bariz değil midir? Kürtlerde kadının politik sahaya girmesi, geçmiş Kürt otokton gelenekte de vardı. Ancak ulusal Kurtuluş mücadelesi ve sosyalizasyon fikriyatının etkisiyle, Kürt kadınları da meydanlarda renkleriyle görüldü.

Kürt oluşumları içinde bu halin iyi bir durum olmasının yanı sıra, kadında zihin birikiminin üzerinde yükselip, bilim metoduyla halini incelemesi, bizlerin özgürlük algısını tabii bir şekilde açacaktır…

1991-1996 dönemindeki ‘Aydın Kırımı’ zamanında, 4000(dörtbin)’e yakın katledilen Kürt aydınları içerisinde bir tek Ayten Öztürk isimli kadın vardı, O’nun da öldürülmesinin sebebi kendisinin kadın, politik ya da aydın duruşundan değil, ablası ve yakınlarının Kürt mücadelesindeki yerlerinden dolayı duydukları kin ile öldürülmüştü. Burada irdelenmesi gereken bu sayı içerisinde kadınların yok denecek düzeydeki oranıdır. Bu durum, kadınların “cinsî, ulusal ve sınıfsal olmak üzere….” üçlü baskı klişesinin açımlamayı ve izahının açımlamaya muhtaç olduğu kanaatindeyim. Burada Afrikalı siyahi çocuğun dediği dikkat çekicidir;

“Sistem önce babamı öldürdü, çünkü babam güçlü idi ve bizi savunuyordu. Babam öldükten sonra, annemi teslim aldılar kirlettiler. Babam öldürüldü, annem kirletilip teslim alındıktan sonra bizi alıp istedikleri gibi kullandılar. İşleri bittikten sonra ortalıktaki çöpe atarcasına bırakıp gittiler!” 

Bu uygulama Kürtlerin yaşamında da karşılık bulan bir durumdur. Sokaklardaki çaresiz çocuklar, tinerciler, lümpenler, yoksul dilenci çocuklar, bedenlerini satar durumdaki kadınların, Kürdistan’da yaygın yaşanan kadın intiharlarının vs. halleri tepeden bakılarak, egemenlerin zihniyeti ile yaklaşıp itham edilirse yanlış olur, yanlış algılanır.

Hâlihazırda kadın hareketlenirinin bir reaksiyon içinde oldukları ile olumlu, ancak bütünlüklü, donanımlı, düşünce üreten, eser yaratan bir feminist fikriyat ile eleştiri konusunda atak olmadıkları görülüyor.
Kadınların düşün dünyasında kendilerini eksik ortaya koymaları, tüm yönleri ile anlaşılır kılınarak aşılmayı beklemektedir.

Tüm bu hususların incelenmesi ve yaşama yansıtılması gerekmez mi?