Eller Yukarı: Kardeşiz!

527

M.MAMAŞ

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) öncülüğünde birçok “Sivil Toplum Örgütü”nün (STÖ) de katılımıyla “Teröre Hayır, Kardeşliğe Evet” çağrılı bir miting gerçekleştirildi. Gerçekte Türkiye’de bildiğimiz ve anladığımız kriterlerde bir ‘Sivil Toplum’ mevcudiyeti olsaydı belki kendilerine ‘sivil’ demek zorunda kalmayacaklardı. Zaten sivilsen kendine neden sivil demek ihtiyacı duyasın ki?

Hakikaten Türkiye’de bir ‘sivil toplum’ var mıdır?

Bizim bildiğimiz sivil toplum; merkezi otoriteden bağışık, daha çok onun merkez baskısından olumsuz etkilenen kitlelerin veya kişilerin hak ve hürriyetlerinin korunarak geliştirilmesi adına konumlanan nötral alan veya kurumsallaşma kimliğidir. Bu çerçevede bakılınca buna müsait bir toplumsal dinamiğin de bulunması gerekir. Dolayısıyla ‘sivil toplum’, refah düzeyi nispeten gelişkin veya dengeli ülkelerde belli bir demokratik kültürü oturtmuş toplumlarda bulabilmekteyiz. Faşist, sömürgeci, baskıcı devletlerde ‘sivil toplum’ aslında olmayan bir toplumdur. İki ucu görece dengede duran toplumlarda denge kaçmasın diye ‘sivil toplum’ alanı kurulur ve ağırlıkta merkezi otoriteyi çevreleyerek fazla zarar vermemesi sağlanır.

Şimdi Türk toplum yapısına şu iki noktadan bakalım; birincisi, 2015 Genel Seçim sonuçları bir ölçüdür, AKP :%42,MHP:%17 ve CHP’nin aldığı oyların da %10 civarı bu cinsten sağ-milliyetçi oylardır. Bütün bunları toplayınca nüfusun %70’i sağ ve milliyetçi eksendedir diyebiliriz. Geriye kalanlar da Kürtlerdir. İkincisi, toplumun en zengin kesimiyle, en yoksul kesimi arasındaki gelir farkı 8 kattır ve nüfusun %15’i yoksulluk çıtasının altında yaşamaktadır. Merkezi otorite yani devlet gücü kaldıracı tamamen kendi ağırlığıyla bastırmıştır, kaldıracın diğer tarafında bulunması gereken toplum tepetaklak yuvarlanmıştır. Kaldıracın ortasında bir yerlerde durması gereken ‘Sivil Toplum’ ise ‘toplumsuzluktan’ ağırlığın yörüngesine oturmuştur ama hala sivilcilik iddiasındadır.

TC’mizde manzara budur. Bu yüzdendir ki Sivil Toplum Örgütleri’nin sayısı sivil toplumdan fazladır desek mecazı abartmış olmayız. Büyük bedellerle bu alana sürüklenmekten kurtulmuş İHD gibi kurumları da bizim politik yapılarımız ele geçirdiler ve onlar da aynen ‘biz siviliz’ iddiasındadır. Bu da ayrı bir tezat, umarım kendimiz de bu noktayı sorgularız.

Türkiye’deki Vakıflar da Ermeni ve Rumların malvarlığının üzerinde oturduğu için son derece devletçidirler. Bunlara da sivil toplum denilemez.

TOBB ve emrindeki sendika taburları ve yan bölükler “Teröre Hayır, Kardeşliğe Evet” sloganıyla miting yapıyor, çağrılarda bulunuyor mikrofonlardan. Bunların dünyasında tek şiddet tekeli devlettir ve bunun hiçbir biçim ve düzeyini eleştirmezler. Birileri de aynı yöntemle karşılık verince de lugat hazırdır: Terör! Bunun her türlüsüne karşıdırlar ama şiddet tekelinin her türlüsünü önsel anlamda gerekli görürler. “Kardeşliğe evet” dedikleri ise mevcut düzeni kabul et diktasıdır. Kafa kaldırırsan ‘terör’, indirirsen ‘kardeşsin’. Eller yukarı veya kıpırdama, kardeşiz! Mantık böyle işliyor…

Nedense hiç biri en azından Kürtlerin Anadilde Eğitim Hakkını dert etmez. Eğitim-Sen geçmiş zaman bunu programına aldı ama kapatılma tehdidiyle geri adım attı. Hiçbir STÖ ne sahiplendi ne de oralı oldu. Destekleyen birkaç tanesi de neden geri adım attınız demedi.

TC’de STÖ’lerinin ekseriyeti devlet terbiyelidir. Yeri geldiğinde de son derece muhafazakâr, sağcı, milliyetçi, hatta militaristtirler. Tayyip Erdoğan çıkıp; “esnaf gerektiğinde polistir, askerdir, Alperendir” vs. dediğinde hiç biri itiraz etti mi? Hepsi Türk devletinin “milli mutabakatının” tamamlayanıdır. Demokratik değillerdir, olamazlar da! Olsaydı aynı ağalar hep aynı koltuklarda olmazlardı. Ağa değişse ağalık korunuyor. Sivilcidirler, sivil değiller. Yaptıkları mitingler de devletin yalnız olmadığını topluma göstermektir. Sorgulayıcı değil kutsayıcıdırlar. Ve çoğu devletten beslenirler.

Geriye aydınlar kalıyor elimizde. Türk aydını da aynı bu yaklaşımlarla davranarak Kürtlerin kolonyalist sistemi kabullenmesini beklemektedir bizden. Halihazırdaki AKP iktidarından kurtulmak için Kürtlerle çarpışmayı kendi çıkarlarına uygun bulmaktadırlar. Tasfiye olacak AKP iktidarının yerine zahmetsizce oturacaklarının hesabını yapmaktadırlar. O gün geldiğinde Kürtlerin hakkından gelebileceklerini düşünmektedirler. Türk aydını da iktidar ilhamlıdır. Gecikmiş modernizmlerini Kemalizme borçlu olduklarını kabullenmişler bir kere. Böylece baştan iptal edilmiş, 12 Eylül’de blendırdan geçirilerek metamorfozu ilerletilmiş bu aydın kesiminin iktidara karşı bir duruşu bulunmamaktadır. Bütün bunlar, Kürdistan meselesi söz konusu olunca hepten “milli mutabakatçıdır”. En ılımlısı bile mevcut egemenlik tarzına itiraz etmez, sadece metodolojisini eleştirir.

TC’mizde sivil toplum ve organizasyonları bir egemenlik enstrümanı olarak konumlanmışlardır. Dolayısıyla “Teröre hayır, kardeşliğe evet!” çağrıları çift astarlı sahtekârlıktan ve maskeli sivilcilikten başka anlam ifade etmez. İnsani kaygı öğeleri bile taşımıyor. Zira Kürtlerden öldürülen onlarca çocuk ve sivil insanı katleden devleti eleştirmek bir yana, suçu yine ölene bağlamaktadırlar. Böylece devletin ideolojik hegemonya aygıtları oldukları açıkça anlaşılmaktadır.

İşte TC’deki sivil toplumculuk budur.

16.09.2015