DÜNYAYI SARSMAK

755

 Mahmut Alınak

Tayyip Erdoğan’ın başında olduğu holdingler ve yüksek bürokratlar devleti Cizre, Sur, İdil, Dargeçit, Silopi ve Nusaybin’de bebekleri öldürdü, yaşlı, genç, çocuk ayırmadan katliam yaptı. Öldürdüğü kadınları çırılçıplak teşhir ederek bizlere, insanlığa, tüm dünyaya meydan okudu. Şehirleri bombalayarak harabeye çevirdi, topraklarımızı kan gölleri ile kızıla boyadı.

Ve biz… Evet, biz kanımız donmuş bir halde devletin bu azgın saldırganlığını bir korku filmi seyreder gibi seyrediyoruz. Farkında değiliz ki, orada ruhumuza, onurumuza ve şerefimize tecavüz ediliyor. Tecavüze uğruyoruz, ama yine de kımıldamıyor ve bir tepki vermiyoruz. Bu cinnet karşısında bir duvar kadar hissiz ve bir mezar taşı kadar acınası bir haldeyiz. Sadece ağlaşıyoruz. Biz ağlayıp sızladıkça Tayyip Erdoğan devleti suskunluğumuzdan aldığı cesaretle Genelkurmay’ı, polis ordusu ve özel timleri ile daha bir hınçla, daha bir şehvetle kişiliğimize, ruhumuza tecavüz etmeye devam ediyor. Sözde övünür dururuz namus ve şerefimizle; oysa namusumuz ve şerefimiz, haysiyetimiz ayaklar altında; yatıyor yerde kan gölleri yanı başında.

Şu sıvazlanmış düşmanlığa bir bakın! Dün HDP Van milletvekili Adem Gever’in aracı havaalanı ViP parkına alınmadı ve bunu protesto eden milletvekili polislerce yerde acı bir şekilde hırpalandı. Milletvekili Gever, ““Allah rızası, din, iman diyoruz, gördüğümüz muameleye bak. Bakan gelsin, selam vereceğim gitsin…”diye feryat ediyordu. O iç yakan haykırış bir tokat gibi indi suratımıza.

Bir ses… Bizi yattığımız miskinlik uykusundan uyandıracak, uyandırıp coşkun ırmaklar gibi ayağa kaldıracak temiz bir sese ihtiyacımız var. Ey vicdanı temiz insanlar, o ses sizin cesur sesindir.

Devlet, “terörist” diye katlederken halkı, biz düşmeliydik halkın önüne, yürüyüp yüz binler ve milyonlarla akmalıydık omuz omuza sınır kapılarının önüne; silkeler gibi bir ağacı, silkelemeliydik Tayyip Erdoğan ve dünya devlerinin tahtını. Yardıma çağırmalıydık ezilen kardeş dünya halklarını.

Çok geç kaldıysak da yine de yapacak çok iş var…

On kişi, yirmi kişi de olsak dayanmalıyız dünyanın kapısına. Yürüdüğümüzde sınır kapılarına, halkımız anlayacak bizim ne yapmak istediğimizi. Selamlayacak mazlum dünya halkları kardeşçe bizi. Ayaklarımızın gümbürtüsü duyulmalı yerin yedi kat altında, sesimiz şaklamalı göğün en yüksek tavanında. Hakkı yok hiçbir zorbanın bizi bu zilletle yaşatmaya. İstemiyoruz, reddediyoruz zulme seyirci kesildiğimiz bu utandırıcı hayatı. Paramparça edeceğiz bizi esir alan korku zincirlerini.

Ey namus ve şeref sahipleri, biz istersek bu zulmü yenebiliriz, gücümüz ve kudretimiz var buna; onlar bir avuç, biz milyonlarız. Çelikten bir kaledir aslında kudretimiz.

Zulüm baki değil, mahkûmdur yenilmeye. Tek bir şeye ihtiyacımız var: İnanmak, inanmak, inanmak… Gelin, elimizde zulme isyan bayraklarıyla yürüyelim sınır kapılarına. Gelin, ülkemizin özgürlük türküleri ile şenlendiği ve zorbaların kuytuluklara kaçıp saklandıkları muzaffer günleri müjdeleyelim halkımıza. alinakmahnmut@hotmail.com