Dünya’ya Yunanca İtiraz Etmek: Oxi!

565

 M.MAMAŞ

Oxi, yani ‘hayır!’ demek şu sıra Yunan halkının tüm dünyaya öğrettiği en etkili ve çekici sözcük oldu. Bu ‘hayır!’da hayır var. Başlı başına bir kavram, bir duruş, bir manifestal itiraz!

Yunanların referandumda küresel sermayenin dayatmalarına ‘hayır!’ demesi neoliberal saldırganlığa ‘senden korkmuyoruz!’  cevabıydı. Bütün tehditlere, aşağılamalara ve şantajlara rağmen bu halk Samuray ruhuyla karşı koydu.

Bir halkın onurunu ve ruhunu teslim etmemesinin şiirsel ifadesi ve itirazını Yunanistan’daki direnişte görmek mümkün.

Bu ‘hayır!’, dolayısıyla yeni bir ilanı aşktır ve dünyanın kalbini yerinden oynatacak cazibeye sahiptir. Yunanistan’ın Euro Bölgesi’nden çıkmak için yaptığı referandumdan ‘hayır!’ çıkması  ‘evetçilerin’  yenilgisi sayılmayacağı gibi, ‘evet’ diyenlerin ‘hayırcıların’ duygularını paylaşmadıkları anlamı da çıkmaz.

Yunanlar insanlığa Marks’ın, “halkın onuru ekmeğinden değerlidir” ifadesini göstererek güncellediler. Bu duyguyu ulus olarak hissederek yaşadılar. Aynı zamanda böylesine zor bir durumda halkın onayına başvurarak demokrat özelliklerini de geliştirdiler.

Neoliberal sermayenin referandum öncesi defalarca iflasatını çarşı pazar duyurarak kendilerini “çalışmayan tembel, ehlikeyf, siestacı, savurganlıkçılar” vb. şekilde aşağılamaya çalıştığı Yunanistan halkını adeta mafyavari, etik ve ölçü tanımaz yöntemlerle boyunduruk altına sokmaya gayret etmesine onursal bir duvar çekildi.

Kreditörlerin borçlandırdığı Yunanistan’ın bu borcu Yunanistan’ı orasından burasından satmak dışında ödeyemeyeceğini onlar da biliyordu. Syriza hükümeti iktidara gelmeden önce bu sorunu hiç de ciddi olarak görmüyorlardı. Krize dönüşmesi bile beklenmiyordu, aşılacak bir pürüz gibi bakmışlardı. Ne zamanki Syriza geldi ve ben kemer sıkmayacağım, halkın ekmeğinden kısarak borç ödemeyeceğim, yoksullaşan halk onurunu kaybeder, biz bu onursuzlaştırılmaya izin vermeyeceğiz dedi işte o zaman bu taarruz başlatıldı.

Syriza üzerinden sol’un burnu sürtülmeye çalışıldı.

Oysa ki Syriza’nın bu manzarada hiçbir payı yoktu. Bu borçlandırmayı yapanların işbirlikçi hükümetleri krizi yarattılar ama onlar Sol’un kucağında patlatmaya soyundular. Suçlu ayağa kalk der gibi yaftayı Syriza’nın boynuna asmak istediler.

Kredi verenler, bu kredilerin nerede, nasıl ve hangi periyotlarda kullanılacağını da belirlerler ve düzenli olarak da denetlerler. Bütün olanları görüyor ve biliyorlardı. Suçlarını gizlemek için “Yunan hükümetleri bize bilerek yanlış veriler sundu” dediler. Bu işleyiş mekanizmalarını bilenler bu gerekçenin evlere şenlik komikliğini bilirler elbette.

Yunanlar vergi kaçırmışmış; kim vergi kaçırır: Zenginler! Peki, bu zenginler bunu nereye kaçırdılar! İşte bunu söylemezler…

Yunanlar tembel çalışmazlarmışmış; Peki, hangi üretim sektörünü götürdünüz de çalışmadılar! Kendi ülkelerinizdeki istihdam sorununu ve işsizliği hallettiniz de yüzde 30’lardaki işsizlik oranını Yunanların nasıl çözmesini beklemektesiniz!

Sonra çalışmak çok da kutsatılacak bir fiil değildir. Yani çok çalışmak bolluk bereket getirecek anlayışı aslında nüfusun azınlığının geneli vahşice sömürdüğü siyasal bir anlayışın ürünüdür. Az çalışmak ideali özgür toplumculuğun hedefidir. Bu mümkündür ama adaletli gelir dağılımı şartıyla! Nazilerin Auswitch Toplama Kampı’nın girişinde, “çalışmak özgürleştirir!” yazılmıştı. Bu faşist anlayışı şimdi Yunanistan’ı Toplama Kampına dönüştürerek kapısına yazmak istiyorlar. Yunanlılar ‘Oxi!’ yani ‘hayır!’ dediler.

“Çalışmak”  özgürleştirmez, ben siestacıyım! Bunu sağlayabilirseniz özgürsünüzdür. “Çalışmanın” fetişleştirilmesini genellikle çalışmayanlar veya çalışanların sömürülmesinden geçinenlerin ileri sürdüğü bir manipülasyondur. Tabii buradaki “çalışmak”tan kasıt, karşılığı önemli oranda ödenmeyen emek sürecidir, bunu reddetmek ise pineklemek olarak okunmamalıdır.

İşin aslı ve özeti, Yunanistan’daki ‘hayır!’, neoliberal saldırganlık politikaları ile Keynesyen politikaların krizidir. Bunu Friedmancı monetarist bir yaklaşımla sunarak örtmeye çalıştılar. Referandumda “hayır!” çıkması bu çarpıklığı da görünür kıldı. Başından beri dediğim dedik yaklaşımıyla tahsilatçı gibi davranan ruhsuz IMF Kraliçesi Lagarde’nin “Hayır!” çıkmasıyla toparlanarak, ” IMF dünkü referandumdan önemli notlar çıkardı. Durumu yakından izliyoruz. Talep edildiği takdirde yardım ederiz” diye beyanatta bulunması halkların iradesinin etksini bize göstermektedir.

Olaya başından beri keyifle bakan Türk Devletinin  neoliberalcilerinin de bunu sorun etmeleri bile beklenemez. Zira onlar için bu konular vaka i adiye’den bile sayılmaz. Kemer sıkma da neymiş, onlar halkın ümüğünü sıkarak kemerde son deliğe kadar ilerletirler ve bu halk siesta nedir bilmez hiç. Dolayısıyla Yunanlılar tembel oldukları için iflas ettiler diye keyifle iktisat dersleri verdiler, Tıpkı İngiliz ekonomi basını gibi. Öyle olsun!…”Çalışmak özgürleştirirmiş”…

Yunanistan’daki durum, küresel kapitalist sistemin yapısal krizini görünür kıldı. Bu gün Yunanistan’da aşılsa da yarın başka yerde daha etkili yaşanacak. Bu sistem tıkanmıştır. Yunanistan bu anlamıyla dayatma ve tehdide hayır diyerek kendince bir dayanışma çağrısı yaptı aynı zamanda. Bunu bir sosyalizm çağrısı olarak okumuyorum ama bir çığlıktır. Keynesyen bir talep sayılabilir… Ama şimdilik… Yarın belki başka şekilde veya başka yerde…

Bu da bizim ilanı aşkımız olsun…

08.07.2015