Dünyadan Kaçış!

1019

M.MAMAŞ

“New Age/Yeni Çağ” olarak tanımlanan akımları kapitalizmin kendini ideolojik anlamda üretememesinden ve felsefik çürümesinin vardığı şizofrenik bağlamdan ayrı düşünemeyiz.

Her tarihsel zorlanma döneminde, kapitalist egemenliğin bilinç sahasına sürdüğü kavramsal bir akını olmuş ve bununla paralel oluşturduğu veya öne çıkardığı bir ‘evren teorisi’ geliştirmiştir.

New Age Akımları da Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra o ana dek kendisini zıddıyla varetme, yahut zıddıyla mukabele etme üzerinden kurumlayan sistemin bu yeni devirde varlığını anlamlandırma kavramsallığını yitirmesi ve dolayısıyla felsefik olarak üretmesinin güçleştiği bu özgün kırılma anında yaygınlık kazandılar.

Sistem, bu kırılma döneminde ideolojik çöküş ve yozlaşma şokuyla yüzyüze kaldı. Her ne kadar “postmodernizm” (modernizm ötesi) akımını popüler bir algıya dönüştürmeye çalıştıysa da, ‘postmodernizm’ bir türlü maddi gerçekliğe oturtulamadı. Ve zaten yeni maddi koşulları anlamlandırma karşısındaki kaçış ve çaresizlikti.

F.Fukuyama “tarihin sonu” demişti ve o sıralar ‘çaresiz’ birçok düşünür bu ifadeyi bağrına basmakta tereddüt etmemişti. Şimdi ise hiçbirinin Fukuyama ile çay-kahve sohbeti bile yapacağını sanmam.

Artık kapitalizmin ‘ilerlemeci’ – ‘aydınlanmacı’ özelliği, yerini buhrana ve yeni bir bilinç dağılmasına bıraktı. New Age akımları bu ortamda bilinç dağılmasının sonucu olarak yaygınlaştılar.

Elbette bu, kapitalist sistemin genel krizinden ve tarihsel misyonunun sonuna yaklaşmış olmasından bağımsız değildir. ‘İlerlemeci’, ‘aydınlanmacı’ misyonunu kaybetmesinin en önemli nedeni, maddi sınırlarını tüketmiş olmasının düşünsel alanda yarattığı eşgüdümlü buhrandır.

Kapitalizmin her buhran ve krizi döneminde mutlaka insanlığın kolektif bilinç dünyasına ‘metafizikle’ saldırılmıştır.

20.yy’ın ilk yarısında evrendeki ‘kara delik’lere dikkat çekilmiş ve bu konu popüler bilim alanında haylice işlenmiştir. Her şeyi yutan bu ‘kara delik’lerin sınırsız evrenin yalnızca bir realitesi olması bir yana, her şeyi yutan kapitalist tekelleşmenin, devasa şirketlerin de buna mukabil bir sosyolojik realite olduğu kafamıza kazınmıştır. Öyle ya, ortada evrensel bir yasa var: Büyük küçüğü yutar!..

Devrimle radikal tarzda bu realiteyi değiştirmek yerine, tıpkı evrende olduğu gibi doğal akışa yol vermek gerektiği anlatılmak istenir. Doğal bir işleyiş mantığının olduğu ve akışına uyarak tarihin hak ettiği mecraya yöneleceği ifade edilir.

Yine örneğin, 2.Dünya Savaşında zaferle çıkan Sovyetler Birliği’nin yerkürede ‘sosyalist Blok’ oluşturması ve bunun dünyadaki tüm dengeleri altüst eden bir kutba dönüşmesi döneminde ise bilhassa dünya dışı varlıklar ve UFO’ların varlığı öne çıkarılarak insanlığın nazarı farklı bir alana yönlendirilmeye çalışılmıştır.

Yüz –Yüzelli yıldır bilimsel felsefe ve ekonomipolitikle meşgul olan insanlık kafasını gömdüğü bu kitaplardan kaldırıp UFO’lara baksa ne olurdu ki!

Hep Marks ve Lenin mi okunacaktı!

Biraz da Eric Von Daniken okumanın zamanı gelmişti. Bir dönem Eric V. Daniken’in kitaplarının 45 milyon baskıya ulaşması enteresan mı, değil mi?..

Biz sınıf mücadelesi ve Marksizmle uğraşırken milyonlarca okur Eric V. Daniken’le kafayı bulsa fena mı olurdu! Üstelik “uzaylıların” varlığı mistik yeni bir alan açmaktaydı. Gerçeği devrim yoluyla değiştirme fikri yerine, gerçeküstü hayallerin peşine düşmenin iklimlendirme çalışmaları yürütülmekteydi….

Metafizik çok yönlü olarak bilinç alanına pompalandı. Bu alanda İstihbarat örgütleri tarafından finanse edilen birçok dergi Batı dünyasında yayına başlamıştı. “Sürrealizm” akımı da özellikle öne çıkarıldı. Teoloji ve metafizik alanı iyiden iyiye sofistike hale getirildi. Bunun sanat ve edebiyatla da paralelliği sağlanmaktaydı.

Sosyalizmin baskılamasından kurtulmak için her cephede olduğu gibi ideolojik cephede de çok yönlü bu türden çabalar sarfedildi. Bu amaçla tarikatlarla işbirliği yapmanın ilerisinde birçok yeni tarikat istihbarat teşkilatları tarafından kurgulandı ve kullanıldı!

Kore Savaşı sonrası kurulan ‘Moon Tarikatı’ böyle yaratıldı. Buna benzer birçok “Yeniçağ” tarikatı var. Sovyetlerin dağılmasından sonra siklet merkezlerinden birini kaybeden kapitalist dünyada derin bir boşluk oluştu.

Bu bocalamada New Age Akımları şaşırtıcı özellikleriyle görünür oldular. Çoğu İstihbarat teşkilatlarının karanlık işlerini yerine getiren bu yapılanmaların bazıları ciddi potansiyel tehlikeler yaratabilecek kapasiteye varmışlardı. Örneğin, ‘Yüce Gerçek’  adlı tarikat Japonya’da metro istasyonları gibi kalabalık bazı mekanlarda sarin gazı saldırılarıyla kitlesel katliamlar yapmaya bile çalışmıştı, lütfen hatırlayalım;

Aum Şinrikyo (オウム真理教) yeni adıyla “Aleph”, Japonya’da kurulan dini örgüt. 1984’te Shoko Asahara tarafından Tokyo’da kuruldu. 20 Mart 1995’te Tokyo metrosunda sarin gazıyla yaptıkları eylem 12 kişinin hayatını kaybetmesine sebep oldu. Amerika Birleşik Devletleri, Kanada ve Avrupa Birliği tarafından terörist örgüt ilan edildi.

Shoko Asahara tarafından 1987 yılında kurulmuştur. Başlıca hedefi ilk olarak Japonya’yı daha sonrasında ise dünyayı ele geçirmektir. Japon kanunlarınca 1989 yılında dini bir örgüt olarak tanınmıştır. Örgüt, 1990 parlamento seçimleri için kendi üyeleri arasından aday göstermiştir. Örgüt mensupları, dünyanın sonunun, ABD’nin Japonya ile girişeceği üçüncü dünya savaşı ile geleceğine inanmaktadır. Japon Hükümeti, 1995 yılında örgütün dini grup kimliğine son vermiştir.

20 Mart 1995 tarihinde örgüt üyeleri Tokyo’nun çeşitli metro istasyonlarına aynı anda kimyasal sinir gazı olan sarin gazı yaymış, 12 kişinin ölümüne, 6.000’den fazla kişinin yaralanmasına neden olmuştur. Grup, 1994’te Japonya’da meydana gelen diğer esrarengiz kimyasal kazalardan da sorumlu tutulmaktadır. Biyolojik maddeler kullanarak yaptığı terör saldırıları başarısızlıkla sonuçlanmıştır.

Örgütün kurucusu Shoko Asahara, Mayıs 1995’te Japon polisince tutuklanmıştır. İdama mahkûm edilen Asahara, 29 Ocak 2009’da asılarak idam edildi.

Kamuoyunun tepkilerine rağmen örgüt, 1997’den bu yana yeni üyeler edinmeye, ticari yatırımlar yapmaya ve mal edinmeye devam etmektedir. Grubun internette bir sayfası bulunmaktadır.

1999’da çıkarılan bir kanun, Japon Hükümetine ileride herhangi bir terörist saldırı düzenleme ihtimaline karşı örgütün polis gözetiminde tutulmasını sağlayacak yetkiyi vermiştir. Örgüt Ocak 2000’de, Fumihiro Joyu liderliğinde ismini Aleph olarak değiştirmiş ve kurucusunun şiddete dayalı öğretilerini reddettiğini deklare etmiştir.mmm

Örgütün şu anki üye sayısının 1000’den az olduğu tahmin edilmektedir. Örgütün Tokyo’da düzenlediği saldırı esnasında Japonya’da 9000, dünyada ise 40.000 civarında mensubu olduğu iddia edilmektedir.” http://www.dunyadinleri.com/tr-TR/dunya-dinleri/bagimsiz-tarikat-ve-kultler/oku_aum-sinrikyo-yuce-gercek-tarikati

Yine, ‘Haven’s Gate’ (Cennetin Kapısı) Tarikatı üyesi olan ve yaşları 18 ile 24 arası olan 39 kişi ABD’de bir villada siyah giyinmiş, Nike marka ayakkabılarla, çantalarını da hazırlamış vaziyette toplu intihar etmiş durumda bulunmuşlardı. Tarikat lideri onları kuyruklu yıldızın arkasında bekleyen büyük bir uzay gemisinin onları almak için beklediğine ve UFO’ların onları almaya geleceklerine inandırmıştı.

18’i kadın 21’i erkek tarikat üyelerinin yaşları 24 ila 18 arasında değişmekteydi.  Hepsinin üzerinde siyah pantolonlar, siyah gömlekler, siyah spor ayakkabıları vardı. Grup üyelerinin hiçbiri sigara, alkol ve uyuşturucu madde kullanmıyorlardı. Temizliğe çok önem veriyorlar ve saç kesimleri aynıydı. Erkek üyelerin hepsi Vazektomi yöntemi ile kısırlaştırılmışlardı.”

“Tarikatın üyeleri, kendilerini ilk kez iki bin yıl önce dünyaya gelen görevli uzaylıların torunu olarak tanımlıyorlar. Cennetin Kapısı’na  göre yetişkin bir erkek olarak dünyaya gelen Hz İsa, tarikatın yeryüzündeki ilk üyesi. Amaçlarını,”Dünya uygarlığı ve insanın bir üst dereceye çıkmasına yardımcı olmak” şeklide özetleyen muridler, insan bedenini bu amaca ulaşmak için kullanılan araç olarak görüyorlar.

İntihar eden gençlerin amacının Hale Bopp kuyruklu yıldızının arkasında bulunduğuna inandıkları UFO aracılığyla kozmik cennete ulaşmak. Marshall bu 39 insana hale-bopp adındaki kuyruklu yıldızını uzaylılara ait devasa bir uzay gemisi olarak tanıtmıştır. Bu uzay gemisi onları cennetteki evlerine götürmek için gelmiştir.”mm

“Cennetin Kapısı” tarikatı mensupları internetteki son mektuplarında, ”22 yıl süren öğrenciliklerini tamamlayıp insan seviyesinde bir üst seviyeye geçmeye hak kazandıklarını” bildirdi.”Mezuniyetleriyle” insaoğlundan daha yüce seviyeye geldiklerine inanan muridler, intiharı bir üst seviyeye geçebilmek için tek yol gördüklerini belirttikleri mektuplarında, ölmeden önce her gün çalışarak ” Cennet Krallığına” girmeye hak kazandıklarını ve zamanın geldiğini söyledi.” (Sinem Kapucu)

https://onedio.com/haber/cennetin-kapisi-heaven-s-gate-tarikati-ve-39-gencin-intihari-427734

Bir diğer New Age Tarikatı ‘Moon’ adlı yapıdır.  Milyonlarca üyesi olan ve toplu evlilik törenleri ile dünyada dikkat çeken bu yapıyı CİA’nın Kore’de kurduğu artık sır değil. Önemli bir mali gücü olduğu ve dünyadaki karapara trafiği ile ilgili olduğu ifade edilmektedir. Dünyadaki birçok siyasetçiyi ağırladığı da bilinmektedir.  ABD’de resmi mezhep statüsündedir.

Böyle birçok akımın (bu arada satanizm de) devletler tarafından kurgulandığı ve kullanıldığı ortadadır. Bu tarz oluşumların hepsinin ortak bazı özellikleri var. Bir defa ya resmi statüleri var, ya da kanuni olmayan korunmaları var. İkincisi, hemen hemen tümü ‘kıyametçidir’ ve bir an önce kıyametin gelmesi için her çılgınlığa müsait bir psikodinamiğe sahipler. Üçüncüsü,  ciddi parasal kaynakları yönetmektedirler. Bu yolla siyasi alana dahil olabilmektedirler.

Ortadoğu ve İslam ülkelerinde ise  mevcuttaki Tarikatlara el atarak  geçmişte  “antikomünizm” temelinde şekillendirdikleri yapıları günümüzde ekonomik politik dizayn için kullanmaktadırlar. Örneğin ‘Nur Tarikatı’ içinden geliştirdikleri Gülen Cemaatini başta Türkiye’de olmak üzere tüm dünyada Siyasi iktidar araçlarından birine dönüştürdüler. Gülen Cemaati siyasi iktidarlar içinde geliştikçe ‘Hizmet Hareketine’ dönüştü. Böylelikle New Age’leştirildi diyebiliriz. Yıllardır yayın yapan ‘Sızıntı’ adlı derginin ve kitle iletişim araçlarının tıpkı muadilleri gibi ruhani  alanı pompalayarak dünyayı bir ceza alanı olarak gördüğü  malumunuz. Gülen Cemaatinin yaklaşık 40 milyar dolar paraya hükmettiği ve ciddi ticari ağlar kurduğu da biliniyor.

Liderleri Fethullah Gülen’in geçmişte “Komünizmle Mücadele Dernekleri”  kurduğu  ve  Sovyetlerin dağılmasından sonra “Dinler arası Diyalog” girişimin başaktörlerinden biri olmaya çalıştığı ve Moon’la ilişkilerinin bulunduğu da malum.

Türkiye’de 1980’lerden bu yana devlet içinde örgütlendiği ve hatta 15 Temmuz darbe girişimiyle tümden hakimiyet kurmak istediğini gördük. TC devlet yetkilileri 1990’lardan beri bu cemaatin faaliyetlerinden rahatsızlardı. Bütün tarikatlar devlet içine yerleştiler. Devlet tarafından idare edilen bu tarikatlar devleti idare etmeye soyundular. 28 Şubat sürecinde bu duruma müdahale etmeye çalışan modernist sivil ve askeri  bürokrasinin pek de başarılı olamadığı bugün nettir, artık!

Hatırlayın, 28 Şubat sürecinde MGK toplantısında Bülent Ecevit iki kesime dokunmayın demişti: Gülen Cemaati ve Menzil Tarikatı!

Sizce de ilginç değil mi?..

Şimdi Gülenciler tasfiye edilirken, yerine Menzilciler yerleştiriliyor. Cumhurbaşkanı, diğer dini cemaatlere  müdahale edilmeyeceğini açıkça deklare etti.

Bugün tüm bu tarikatların ekonomik siyasi ağlarını kurdukları ve devlet iktidarıyla bunu güçlendirdikleri inkar edilemez bir gerçek. Ve Suriye-Irak-Libya-Yemen-Afganistan’a bakın derim. En ılımlı ve münzevi tarikatların nasıl da cihatçı savaşçı yapılara dönüştüğünü anlamaya çalışın.

Dünyadaki sosyalist damarın zayıflamasıyla nasıl bir cinnetin ortaya çıktığını anlamaya çalışalım.

Kıyamet mi, özgürlük mü?

Bu akımların cinnet sınırına vardığı günümüzde kapitalizm hala ölümcül krizi ve ideolojik buhranıyla uğraşırken yeni ‘evren teorisi’ ise evrenin genişlediği ve genişlemesinin durması halinde kütle çekim yasası gereği büzülerek başlangıç noktasına döneceği karanlık sıfır noktasına döneceği ve hiçbir kalıcılığın-kesinliğin olmadığı anlayışıdır. Öyle ya, parçacık fiziği (Quantum) alanındaki  bulgular bir parçacığın aynı anda 3 bin ayrı  yerde olduğunu gösteriyor! Boşuna “Tarihin sonu” denilmedi ya!

‘Metafiziğe’ malzeme lazım, buyur çöz!

04.08.2016