DOĞU KÜRDİSTAN’DA 1967-1968 HAREKETİ; SÜLEYMAN MUİNİ VE ARKADAŞLARI

324

Rojgar Merdoxi

Kuzey Kürdistan’da uzun yıllardan beri Saidler meselesi(Dr.Şivan ve Said Elçi) çeşitli aralıklarla gündeme geliyor. Kuzey Kürdistan ulusal kurtuluş hareketinin bağrında açılan bu yaranın üzerinden yaklaşık olarak 40 yıl geçmesine rağmen hala sıcağı sıcağına tartışılıyor. Çünkü, iki Said’ın canına mal olan ve Kuzey Kürdistan hareketine büyük zararlar veren olay hakkında hala açığa çıkarılmayan bir dizi olay var.

Saidler olayının yaşandığı dönemin Kürd aktörleri, kişisel ve ulusal kaygılarla olay hakkında gereken bilgileri vermiyorlar. Saidler olayı ile doğrudan ilişkili olan IKDP resmi olarak işin sorumluğunu TKDP’sine yüklüyor. O dönem Said Elçi ve Said Kızıltoprak ile birlikte hareket eden kadroların ezici çoğunluğu ya konuşmuyor veya ezop diliyle bilenen çelişkili bilgileri tekrar etmekten bıkmıyorlar. Bazıları da var olan bilgileri kendileriyle beraber mezara götürdü.

Saidlerle iligili araştırma yapan ve birşeyler karalayan birçok Kürd, konuyu “Mit ayağı“ üzerine yoruyor. Fakat, şimdiye kadar herkesin üzerine birleştiği veriler de ortada yok. Eğer biz Faik Bucak’ın öldürülmesini de Saidler olayı ile birlieştirirsek çok kısa bir süre içinde Kürd ve Kürdistan davasına angaje olan 3 Kürd lideri imha ediliyor.

Faik Bucak “kan davasından“ dolayı; Said Elçi, Dr. Şivan tarafından ve Dr. Şivan ve arkadaşları Çeko ve Brusk’de Said Elçi’yi öldürdüklerinden dolayı imha ediliyorlar.

Sorunun bu kadar kolay olmadığı bilindiğinden dolayı hala sorun gündemini koruyor ve tartışılıyor.

O dönemi yakından yaşıyan Kuzey ve Güney Kürdleri Saidler Olayına ilişkin gereken bilgi ve belgeleri Kürd kamuouyu ile paylaşmayınca tam bir kısır döngü ortamı oluştu. O dönem Saidlerin çevresinde yer alan bir dizi kadro hakkında ciddi iddialar var. Ama, bu kadrolar hala Kuzey Kürdistan’da ya aktif siyaset ya da bazı çevrelere “akıl hocalığı“ yapıyorlar.

Herhalde bu gidişle Saidler olayı hakkında net bir bilgiye sahip olabilmemiz için Türk Mit’inin arşivini açmasını beklememiz gerekecek.

Eğer Saidler döneminde aktif rol alan kadrolar bu sorumluluklarını yerine getirmeseler, başkaları belki yarın bu bilgileri/belgeleri Kürd hareketine karşı kullanır. O zaman da farklı boyutlarda yine Kürdler zarar göreceklerdir. Gelecek Kürd kuşakları da bırakılan kötü mirasla hesaplaşmak zorunda kalacaklar.

Son dönemlerde Güney Kürdistan’da yaşanan bir olayı örnek vermek istiyorum. Doğu Kürdlerinden İrfan Qaniferd diye biri Mam Celal’ın “yaşamı ve anıları“ diye bir kitap hazırladı ve Farsça yayınladı. Qaniferd bu kitap için dünyanın dört bir tarafından Mam Celal ile ilişkisi olan yüzlerce insanla görüştü. Keza Mam Celal ile “yüzlerce saat boyunca“ (kendi söylemi) görülüyor. Bazı iddialara göre Mam Celal bu çalışma için Qaniferd’e 500.000 dolar vermiş!

Qaniferd kitabında ve daha sonra verdiği röportajlarda “Eylül Devrimi“, Molla Mustafa Barzani hakkında bir dizi suçlama ve hatta hakaretlerde bulunuyor. Qaniferd Savak’ın bir dizi eski yöneticileriyle Eylül Devrimi ve Molla Mustafa Barzani hakkında röportajlar yapıyor, yayınlıyor ve kitabında kaynak olarak kullanıyor. Bir röportajı da Güney Kürdistan’da “Lvin Dergisi“inde yayınlanınca kıyamet koptu.

Kürdistan Din Alimleri açıklama yapıyor. Camilerde cuma hutbesinde bu mesele gündeme geliyor.

Mam Celal bir basın toplantısı yaparak “eğer onun böyle bir adam olduğunu bilseydim kendisiyle konuşmazdım“ diyor.

Güney Kürdistan’da bazı gazeteciler Atatürk örneğini vererek “Molla Mustafa Barzani’yi ve Kürd kutsal değerlerini koruma yasasını“ önermeye başladılar. Aslında bu çevrelerin, yarım yüzyıl boyunca Kürd hareketine damgasını vuran Molla Mustafa Barzani’yi, kanlı bir diktatör olan Atatürk gibi korumaya muhtaç gösteren girişimleri bir hakarettir.

Bazı Kürd çevreleri daha şimdiden Qaniferd’in İran ajanı olduğunu yazmaya başladılar. Qaniferd’in kitabı yakında bir dizi yabancı dile de çevrilir. Farklı kanallarla olsa diğer parçalardaki Kürdlere de ulaşır. Belki de Türkler, bu kitabı herkesten önce çevirirler. Başka kitaplar da gelebilir.

Çünkü Qaniferd “Eylül Devrimi ve Savak“ diye bir çalışma da yapıyormuş..

Bugüne kadar Kürd ulusal hareketi hakkında araştırma yapan Kürd kadroları şu veya bu parti, grup ve çevrenin kaygısı ile ürünler verdiler. Bu çalışmalar gereken rolü oynadı. Bunları “resmi tarih“ haline getirmeye gerek yok. Bunun için akademik kaygısı olan tarihçilere büyük ihtiyaç var.

Fransız Devrimi Bastilles Meydan’ındaki hapishanenin basılması ile başladı. Yüzyıllar boyunca “zorbalığın kalesi“ ve “siyasi tutsakların mezarlığı“ vs.. propaganda edildi. Herkesin kafasında sanki hapishane basıldığı zaman yüzlerce siyasi tutsak kurtarılmış gibi bir imaj oluştu. Geçen yüzyılın sonlarında ortaya çıktık ki o dönem cezaevinde 7 hükümlü varmış ve bunların birçoğu adli suçlardan dolayı orada bulunuyormuş.

Bunu ortaya çıkaranlar Fransız tarihçileriydi.

Ne Fransa’ya bir şey oldu ve ne de Fransız devriminin oynadığı tarihsel rol yok oldu.

Yeniden konumuza dönersek, “İki Said Olayı“ diye tartıştığımız sorunun bir benzerini de Doğu Kürdleri tartışıyor. Kuzey Kürdistan’da “İki Said Olayı“na kafa yoran tüm araştırmacılar yazılarının bir yerinde “Süleyman Muini“ ve arkadaşlarından da söz ederler. Fakat bugüne kadar Doğu Kürdistan’daki bu kadrolar hakkında doğru dürüst birşey Kuzey Kürdistan’da çıkmadı.

Kuzey Kürdistan’da Saidlerin tasfiyesi nasıl Kuzey Kürdistan hareketine büyük zararlar veriyse Doğu Kürdistan’da da İKDP’sinin önderlerinin tasfiyesi de çok daha kanlı ve büyük tahribatlara yol açtı.

Bunun için o süreci biraz daha iyi anlamak için bu yazıda Doğu Kürdlerinin “1967 ve 1968 Hareketi“ dedikleri olaya değineceğim.

Doğu Kürdleri o sürece ilişkin bir hayli yazmışlar. Yani anlayacağınız gibi Kuzey Kürdleri gibi değiller.

Yazımın bundan sonrası bölümünde Süleyman Muini ve 1967-68 Hareketi hakkında özet bilgiler aktaracağım.

Bölüm: 2
Doğu Kürdlerinin Irak’a ve Güney Kürdistan’a yönelik serüvenlerine girmeden önce bazı hususlara vurgu yapmak gerekiyor.

14 Temmuz 1958 yılında Irak’ta kralığın yıkılmasından sonra bölgede ve Kürdler için yeni bir dönem başladı. Aslen “Feyli Kürdlerden” olan Abdulkerim Kasım darbe yoluyla kralığa son vermesi ve bir dizi demokratik açılımları yapmasından dolayı tarihçiler “demokratik ve ilerici bir devrim“ ya da “14 Temmuz Devrimi“ diye adlandırıyorlar. Son yıllarda bu değerlendirmeye karşı itirazlar olmasına rağmen Kürd tarihçilerinin esası bu kanıdadırlar.

Abdulkerim Kasım, hazırladığı geçici anayasayada Kürdleri resmen tanıması, “Araplar ve Kürdler bu vatanda ortaklar“ gibi ibareleri Anayasa’ya yerleştirmesi, Kürd dilininin yolunu açması ve var olan demokratik ve ilerici partileri legalleştirmesi Türkiye, İran vb Kürdistan’ı işgal eden güçler tarafından tepkiyle karşılandı. Bu gelişmeler Kürdler tarafından büyük bir sevinçle karşılandı. Molla Mustafa Barzani’nin Kürdistan Demokratik Cumhuriyeti’nin(1946) yıkılmasından sonra sığındığı Sovyetler Birliğinden ulusal bir kahraman olarak Irak’a dönmesi Kürdlerin ulusal bilinçlerini büyük oranda kamçıladı ve büyük umutlar yarattı.

Ne de olsa ilk defa Kürdistan’ı işgal eden ülkelerden birinde anayasal düzeyde “Kürdlerin varlığı kabul ediliyor“ ve Kürdler “ortak“ olarak görülüyor. Bir de Molla Mustafa’nın Sovyetlerden Bağdat’a dönüşü ve onbinlerce İnsan tarafından sevgi gösterileriyle karşılanması Kürdlerin tarihinde görülmemiş bir sahneydi.

Doğu Kürdistanlılar Irak ve Güney Kürdistan’da yaşanan bu gelişmeleri en yakından takip eden Kürd çevresiydi. Kürdistan Demokratik Cumhuriyeti’nin (1946) yıkılışı , Kürdistan Demokrat Partisi’nin tasfiyesi ve Peşewa Qazi Muhamed ve arkadaşlarının idam edilmesinden sonra belli bir dönem Doğu Kürdistan’da bir sessizlik yaşandı. 1950’lerde Doğu Kürdistan’da Peşewa ve Cumhuriyetin mirası üzerine yeni bir devrimci dalga ortaya çıkmaya başladı. İran Şah’ının Dr. Musadık tarafından yıkılması da bu gelişmelere yardımcı olmuştu. Fakat, 1953’te CİA tarafından Dr. Musadık iktidarı yıkılıp Şah’ın yeniden iktidara gelmesiyle birlikte tam terör rejimi kuruldu. 1950 yılının başlarında Demokratik Kürdistan Cumhuriyeti döneminde genç olan Qani Buluryan, Ahmed Tevfik, Abdulrahman Qasimlo, Süleyman Muini, Kerim Hişami, Emir Qazi, Mela Aware, İsmail şerifzade, Abdullah Zeki, Mela Seyid Reşid Huseyni ve ismini burada saymadığım birçok kadro harekete geçerek örgütlenmeye giriştiler. Her ne kadar bu kadrolar arasında siyasal, örgütsel ve ideolojik çelişkiler olsa da hareket gelişiyordu.

1953 yılında Kürdistan Demokrat Partisi’nin üye ve taraftarlarına karşı büyük tutuklamalar başladı, yüzlerce insan gözaltına alındı ve tutuklandı. Şunun altını çizmek gerekiyor. Kürdistan Demokrat Partisi o dönem İran Komunist Partisi Tudeh’in Kürdistan seksiyonu ya da komitesi konumundadır. Ve aralarında örgütsel birlik vardır. (detaylı bilgi için Dr. Qasimlo’nun “Çil Sal Xebat“ adlı çalışmasına bakınız)

Bu çevre, o dönemler “Kürdistan“ gazetesini de devreye sokuyor. Tudeh’ın Kürdistan bölgesi örgütü konumunda olan oluşum 1955 yılında Mahabad yakınında Birinci Konferansını yapıyor. Abdullah Hasanzade’ye göre Kürdistan Demokrat Partisi’nin bu konferansı aynı zamanda “Tudeh Partisine karşı örgütsel bağımsızlık konferansıydı“ diyor. Her ne kadar Hasanzade böyle bir değerlendirme yapıyorsa da Partinin sorunları ve Tudeh ile olan ilişkiler daha sonra en üst boyutlarda göndeme gelecek… Sonradan bu mesele üzerine duracağımdan dolayı şimdilik geçiyorum.

Yine Hasanzade çeşitli kaynaklara dayanarak aşağıdaki şahısların konferasta yönetime seçildiğini yazıyor:

1)Aziz Yusufi, Qani Buluryan, Rehmetullah Şeriheti, Abdullah İshaq(Ahmet Tevfik) ve Dr. Qasimlo… Dr. Mewlewi’de muşavir olarak seçiliyor. (Abdullah Hasanzade, Niv Sede Tekoşan)

1959-60 yıllarına geldiğimiz zaman Şah’ın polisi, askeri güçleri ve Savak Kürdistan Demokrat Partisi’ne büyük bir darbe vuruyor, yüzlerce üye ve yöneticisini yakalıyor. Bunlardan örgütün merkezinde yer alan Qani Buluryan, Aziz Yusufi ve Şeriheti idam , bazıları ömür boyu ve diğerleri çeşitli hapis cezalarına çarptırılıyorlar.

Şah’ın İran Kürdlerine yönelik terörü ve tutuklamaların yapıldığı ortamda başında Abdulkerim Kasım’ın bulunduğu Irak rejimi ve basını Doğu Kürdlerinden “Zorla İran’a bağlanan Kürdistan’dan“ söz etmesi Doğu Kürdlerinin saflarında yankı buluyordu..

İran rejiminin teröründen kurtulan Kürdistan Demokrat Partisi önderleri, kadroları ve taraftarları Irak’a ve Güney Kürdistan’a sığınıyorlardı. 1959 yılının sonu ve 1960 yılının başlarında Kürdistan Demokrat Partisi’nin bir dizi yöneticisi ve kadrosu Irak ve Güney Kürdistan’a toplanmış bulunuyordu.

Bu kadrolardan , Ahmed Tevfik, Dr. Qasimlo, Qadir Şerif, Süleyman Muini, Kerim Hisami, Yusuf Rezwani, Qasimi Sultani Haşimi Huseyinzade, Mella Baqi, Azizi Felahi, Ewlahi İzzetpur ve Said Kawe en tanınanlardandı. Bunlardan bazıları Bağdat’ta ve diğerleri de Süleymaniye bölgesinde kalıyorlardı.

Dr. Yasin Serdeşti 1967-68 yılları arasında Kürdistan Demokrat Partisi’nin önderliğinde gelişen hareket ile ilgili çalışmasında “O dönem 200’e yakın Doğu Kürdü Süleymaniye’nin Serçinar mahallesinde çok kötü şartlarda ‘komün’ dedikleri ortak bir çatı altında yaşıyorlardı“ diye yazıyor.

Irak’ta ve Güney Kürdistan’da bulunan Kürdistan Demokratik Partisi yöneticileri arasında ideolojik, örgütsel ve siyasal çelişkiler daha da yoğunlaşarak devam ediyordu. Yukarıda da vurguladığım gibi 1.Konferansta bu sorunlar çözülmemişti.

Bu ideolojik ve örgütsel kutuplaşmalarının başını çekenlerden biri Dr. Qasimlo diğeri ise Ahmed Tevfikti. Ahmed Tevfik’in rakipleri onu “aşırı milliyetçi, anti komunist ve iktidarı monopoluna almakla“ suçluyor.

Ahmed Tevfik ve çevresi de Dr. Qasımlo’yu “Tudeh’in adamı, Kürdistan Demokratik Partisi’ni sonsuza kadar Tudeh’in bir teşkilatı olarak korumaya ve Kürd milletinin amaçlarına aykırı olmakla“ suçluyorlardı.

Ayrıca Ahmed Tevfik “Sovyetlerin davulunu çalıp, Amerika’ya karşı olan yaklaşımları“ reddediyordu. (Dr.Serdeşti, age, sayfa 7; Celil Gadani, ba nebite droyi paş mirdu bêşuwên, r 125)

Zaten Ahmed Tevfik daha o süreçte “Arap Burjuva sınıfı Kürdlerin Haklarını tanıma yoluna girmiştir“ diye bir yazı yazıyor. Sovyetler Birliği’ne, Tudeh’a Irak komunist Partisine verip veriştiriyor ve Kürd siyaset adamlarının “Kürd milletinin kurtuluşu için Amerika’ya dayanması gerektiğini“ savunuyordu. (Dr. Zerdeşti, age, sayfa 7)

O dönemler o bölgede Sovyetlere karşı tavır almak ve Amerika’yı açık açık savunmak “suç“ olarak görülüyordu. Çünkü o dönem İran, Irak ve Kürdistan devrimcileri için “anti-emperyalist ve anti Amerikancı olmak“ ilerici ve devrimci olmanın kriterlerinden en önemlisiydi.

Hejar Mukriyani Ahmed Tevfik’i değerlendirirken eskiden, marxist, İrancı, Irakçı ve Türkçüydü.. Mela Mustafa Barzani’nin dönüşü ve Irak Kürdistan’ına geldikten sonra felsefesini değiştirdi. Hakiki bir Kürd oldu. Onun için Kürdistan ve Kürdleri işgal edenler domuzlardan ve emperyalistlerden daha pisler“ diyor. (Dr.Serdeşti, age, sayfa 7)

Kürdistan Demokrat Partisi içinde “Sağ“ ve “Sol“ kesimleri arasındaki çatışma meselesinde Hasanzade şöyle yazıyor: “Qasimlo bir tarafın, Ahmed Tevfik ise diğer tarafın başını çekiyordu. Qasimlo solculuğu, ilericiliği ve demokratlığı temsil ediyordu. Ahmed Tevfik ise dar milliyetçiliğinin sembolu durumundaydı. Bu iki düşünce ve tavır beraberinden iki siyaset meydana getirmişti“ (Hasanzade, age sayfa 187)

Abdullah Hasanzade Qasimlo’nun Ahmed Tevfik’e karşı Kürdistan Demokrat Partisinin “bağımsızlığını ve bağımsız karar sahip olması gerektiğini“ savunduğunu, fakat Ahmed Tevfik’in “Kürdistan Demokrat Partisi’nı rahmetli Molla Mustafa Barzani önderliğindeki Irak Kürdistan Demokrat Partisi’nin bir şubesi haline getirdiğini“ söylüyor.

Güney Kürdistan’da ve Irak’ta Kürdistan Demokrat Partisi yöneticileri ve kadroları arasındaki çelişkiler Dr. Qasimlo’nun tasfiyesi , Ahmed Tevfik ve arkadaşlarının partiye hakim olmalarıyla sonuçlanıyor. Dr. Qasimlo partiden “tecrit“ ediliyor. Kısa bir süre sonra da o dönemin Irak hükümeti tarafından sınırdışı ediliyor. Yıllarca İran Kürdistan Demokrat Partisi’ne sekreterlik yapmış Hasanzade Qasımlo’nun sınırdışı etme meselesinde “Kak Ahmed ve arkadaşları burada sözünü etmeyeceğim bir yol ile Dr. Qasimlo’yu Irak’tan uzaklaştırdılar. Dr. Qasımlo 11Mart 1970 Otonomi Antlaşmasına kadar geri dönmedi“ diyor. Bilindiği gibi Dr. Qasımlo Irak’tan ayrıldıktan sonra Çekoslovakya vb doğu ülkelerinde kalıyor. (Dr. Qasımlo’ya ilişkin Aso Zagrosi arkadaşın yazdığı makale ve çevirilere bakınız. Newroz.Com’un arşivinde var)

Dr. Serdeşti ise “Abdulrahman Qasimlo ve Kerim Hisami Ahmed Tevfik’in tehditleri ve Irak emniyet güçlerinin baskısı karşısında mecbur kalarak Irak’ı terkedip Doğu Avrupa’ya gittiler“ diyor. (Dr. Serdeşti, age, 8)

Var olan sorunlar Dr. Qasimlo ve Kerim Hisami’nin gitmeleriyle sonuçlanmadı. Başka bazı kadrolar da İran Komunist Partisi Tudeh aracılığı ile Avrupa’da aldıkları ilticalardan sonra, sürgün yaşamına dayanmayarak İran’a geri döndüler. Celil Gadani o dönem Avrupa’dan gelip İran’a teslim olan ve hapse atılan Yusuf Enweri, Qasim Sultani, Aziz Felahi ve Muhamed Emini Rabiti durumunu “onlar İran Şah’ının karanlık zindanlarını Ahmed Tevfik’in tehditlerine tercih ettiler“ diyor.

O dönem Kürdistan Demokrat Partisi saflarında çeşitli öldürme olayları da meydana geliyor. Örneğin “1960 yılında Kürdistan Demokrat Partisi’nin en iyi kadrolarından biri olan Eshed Xudayari Ahmed Tevfik’in emirlerine aykırı olarak İran’a geri dönmek isterken Qeladiza ve Sune arasında öldürülüyor.“ (Serdeşti, age, sayfa 9, Hasanzade, age, sayfa 188)

Hatta bazı kaynaklar Qasimlo’ya karşı bir suikast hazırlığından ve boşa çıkarılmasından da sözediyorlar. (Kerim Hisami)

Ayni süreçte Irak rejimi ile Molla Mustafa Barzani önderliğindeki Güney Kürdistan hareketi arasındaki ilişkiler de hızla bozuluyordu. Irak rejimi verdiği sözleri tutmuyor ve ilişkiler gerginleşiyordu. Irak Kürdistan Demokrat Partisinin saflarında da bir dizi konuda farklı yaklaşımlar vardı. 1958 yılında Abdulkerim Kasım ile girilen “sıkı ilişkiler“ konusunda Molla Mustafa Barzani ile Politbüro üyeleri arasında farklı eğilimler vardı. Daha sonra savaşa doğru gidilirken yine farklı eğilimler oldu. Bu çelişkiler daha sonra Güney Kürdlerin “Celali-Melayi“ çatışması dedikleri sürece götürecektir. Konumuz olmadığından geçiyorum.

Irak devletinin Kürdlere karşı operasyonları ve askeri saldırılarına karşı, Güney Kürdleri 1975 yılında yenilgi ile sonuçlanacak olan 11 Eylül 1961 Devrimi’ni başlattılar.

11 Eylül 1961 Devrimi, o güne kadar çağdaş Kürdistan tarihinde yapılan silahlı direnişlerin en uzun olanıydı.

11 Eylül Devrimi başladığı zaman Türkiye, İran ve Suriye gibi somurgeci devletler hareketi dört bir yandan ambargo altına alıp boğmak istediler.
Fakat süreç onların umut ve hayal ettikleri gibi gelişmedi.

Kürdistan’ın tüm parçalarında yurtsever güçler, çevreler ve şahıslar hareketi desteklemek için seferber oldular.

Kürdistan’ın diğer parçalarıyla kıyaslandığı zaman, Doğu Kürdleri o dönem daha örgütlü ve daha geniş boyutta ulusal bilince sahip bulunuyorlardı. Bu durum ister istemez onların Güney Kürdistan Devrimi’ne verecekleri destek ve gösterecekleri dayanışmayı da farklı kılıyordu. Kürdistan Demokrat Partisi (bu yazı bayunca hep İran KDP’si için KDP dedim. Çünkü, o dönem partinin ismi önünde yada arkasında İran yoktu. Daha sonra İran ekleniyor. Bu yazı serisinin sonraki bölümlerinde bu konuyada döneceğim.) fiili yardım ve dayanışma hususunda diğer parçalara göre motor rolünü oynadı diyebilirim.

Ahmed Tevfik’in önderliğndeki Kürdistan Demokrat Partisi, bir yandan Eylül Devrimi’nin Doğu Kürdlerinin saflarında neden olduğu coşkuyu mobilize ediyor ve diğer yandan İran Şah’ının içerde Kürdlere karşı giriştiği tutuklamalardan kaçan kadrolarla saflarını güçlendiriyordu. Baasçıların iktidara gelmesiyle beraber savaş daha da tırmanmaya başladı.

Ahmed Tevfik, 1963 yılında Güney Kürdistan’ın Koyi şehrinde Said Kawe, Süleyman Muini(Faiq Emin), Salehe Muhtedi(Mustafa) ve Muhamed İlxanizade’ninde içinde bulunduğu bazı kadrolarla bir toplantı yaptı.

Bu toplantıda partinin programı veya tüzüğü üzerine konuşulmadı.

Bu toplantıda “Komiteya Rêveberîya Hizba Demokrat a Kurdistan“ı oluşturdular.

Bu toplantıda partinin en acil ve başlıca görevi olarak “Güney Kürdistan Devrimi’ne Doğu Kürdleri arasında yardım toplamak ve devrime ulaştırmak“ olarak tespit edildi.

Toplanıya katılan kadrolar arasında yardım için görev bölüşümü de yapıldı.

1) Süleyman Muini, Bane, Gewrik, Mengur ve Mahabad bölgeleriyle ilgilenecek,

2) S. Muhtedi, Bokan, Saqiz, Hewşar mıntıkalarından sorumlu olacak,

3) Said Kawe, Lacan, Sundis ve Şino bölgelerinden sorumlu olacak,

4) Muhamed İlxanizade(Kawe) askeri yapıdan sorumlu olacak.

5)Ahmed Tevfik ise Güney Kürdistan Devrimi ile Kürdistan Demokrat Partisi arasındaki ilişki noktası olarak tespit edildi .(Said Kawe’den akt Serdeşti, age sayfa 10)

Kürdistan Demokrat Partisi sınır boylarında yardımların Doğu’dan ulaşabileceği üsler oluşturdu. Bunlardan Suni, Zinweyi Şêx, Sergeseri, Ranya ve Pişder mıntıkasında kurulanlar en bilinenleriydi.

Aynı dönemde Ahmed Tevfik Kürdistan Demokrat Partisi’nin merkezi yayın organı olan “Kurdistan“ gazetesinin yerine “Dîsan Barzanî“ adlı bir yayını devreye soktu. Şunun altını çizmek gerekiyor. Güney Kürdistan Devrimi’nin kuşatma altında olduğu o dönemlerde Kürdistan Demokrat Partisi ve Doğu Kürdleri tüm güçlerini seferber ederek devrime yardımcı oldular. Peşmergelerin tüm ihtiyaçlarını gözeten yiyecek, giyecek, para ve diğer lojistik destekler sistemli ve sürekli bir şekilde Güney’e akıyordu. Bir de İran Şahının Doğu Kürdistan’da Kürd toprak sahiplerinin mülklerine el koyma girişimi, yapılan yardımların kaynaklarını daha da çeşitlendiriyordu.

Doğu Kürdleri aynı zamanda Güney Kürdistan Devrimi ile çeşitli Avrupa devletleri arasında mektuplaşmalar ve diplomatik ilişkiler konusunda da yardımcı oldular.

Molla Mustafa Barzani’nin ABD ve İngiliz devletlerine yazdığı mektupları Ahmed Tevfik kendi Tahran’a götürüyor ve orada öğrenci olan Saleh Muhtedi’nin tanıdığı bir Kürd akademisyen aracılığı ile sözkonusu olan devletlere ulaştırılıyor. Yine başka devletlere gönderilen mektupları Ahmed Tevfik kendisi hal ediyor. (Daha geniş bilgi için S. Muhtedi’nin, Dimane.Com’a verdiği söyleşiye bakınız)
Güney Kürdistan devrimini yerinde görmek ve haber konusu yapmak için “New York Times“ gazetesinin gazetecilerinden Dana Adams Smith bölgeye geldi. O dönem gördüklerini ve yaşadıklarını kitaplaştırdı ve yılın gazetecilik ödülünü de almıştı.

Bu gazeteciyi gidip Lübnan’dan illegal bir şekilde Güney Kürdistan’a ulaştıran Kürdistan Demokrat Partisi’nin sekreteri Ahmed Tevfiktir.

Bu süreçte KDP(İran) içinde Ahmed Tevfik’in siyasetinden memnun olmayan kadrolar kendi aralarında gizli guruplaşmalara gidiyor. Örneğin Komiteya Rêveberîya Hizba Demokrat a Kurdistan“ın iki üyesi Mustafa(Salehe Mehtedi) ve Kawe(Muhamed İlxanizade) partiden ayrılıyorlar ve daha sonra “Kürdistan Demokrat Partisi(Irak) Politbüosunun da yardımıyla ‘Komela Rizgariya Kurdistan’ı kuruyorlar.“ (Dr. Serdeşti, age, 11)

Salehe Muhtedi Dimane’ye verdiği söyleşide “Mela Rahman Aware(Mela Aware olarak bildiğimiz Mela Ahmed Aware değil), Muhamed İlxanizade, Şeyh Cemil Merdox ve Ömer Nigili gibi şahsiyetler“de bu partide yer alıyorlar. Yine Muhtedi’nin anlatımlarına göre kurdukları parti: “Kürdistan bir ülkedir. Kürdler tek millettir. Otonomi Kürdlerin sorununu çözemez. Biz Kürdler kendi milli devletimizi kurmak için birleşmek zorundayız. Biz, kendimize eski mırası temel alıyorduk. Hiwa partisini, Xoybun partisini ve Komelay Jiyanewe Kurd’un tecrübelerini kendimize miras olarak alıyorduk“ diyor.

Muhtedi’nin anlatımlarına göre kurdukları parti hem Molla Mustafa Barzani’nin başını çektiği ulusal hareketten ve hem de İran’dan kendisini gizlemek zorundaydı. Kürdistan’ın diğer parçalarında da ilişki yakalayamıyorlar. Yine Muhtedi’nin verdiği bilgilere göre Güney Kürdistan Devrimi ile İran ilişkileri çok gelişmişti. Belli bir dönem sonra İran’a dönme kararı alıyorlar. Fakat, dönmeden önce kurdukları partiyi tasfiye etmeye gönülleri varmıyor. Parti kurucuları faaliyetlerini noktalıyorlar ve birbirleriyle olan örgütsel ilişkilerini donduruyorlar. Dolayısıyla ‘Komela Rizgariya Kurdistan’ın 1965’ten sonra hiç bir faalyeti olmuyor. Şunu da vurgulamak gerekiyor ki, Salehe Muhtedi Ahmed Tevfik tarafından partiden atılmıştı. Muhtedi ve arkadaşlarının bu siyasal girişimleri Muhtedi ailesiyle çok yakın ilişkiler içinde olan şair Hejar tarafından da biliniyordu. Molla Mustafa Barzani’nin de geçmişte Muhtedi’nin ailesiyle yakın ilişkileri olmuştu. Muhtedi bu gizli faaliyetlerini biraz da bu ilişkilere borçluydu.

Yine aynı dönemlerde Mela Aware olarak bildiğimiz Mela Ahmed Şelmaş Doğu Kürdistan’ın Serdeşt mıntıkasında Ahmed Tevfik’in KDP’sinden bağımsız bir teşkilatlanmaya gitmişti. Bu yapının merkez üssü ise Güney Kürdistan’ın Şarbajer mıntıkasındaki Mawet’teydi. İlginç olan Serdeşt mıntıkasında sürekli gelişme gösteren bu yapının üyelerini Mela Aware’den başkası tanımıyordu. (Dr. Serdeşti, age, s 11)

Yine 1963 yılının sonbaharında Qadir Şerif, Huseyin Medini ve Said Kawe üçlüsü Ahmed tevfik’in KDP’sinden gizli olarak “Komitey Saxkirdinewey Hizbi Demokrati Kurdistan“ kuruyor. Bu komiteyi oluşturanlar “en az bir yıl gizli çalışma“ kararını da alıyorlar. Bu yapılanmanın esas amacı Doğu KDP’sini yeninden örgütlemekti. Doğu Kürdistan’da faaliyet geliştirmek istiyorlardı. Bu kadrolar Ahmed Tevfik’in “tek başına hareket etmesinden ve örgütü keyfine göre idare etmesinden“ rahatsızdılar. Bu çevrenin bir askeri üssü Zinoi Şeyhi köyünde vardı. Ahmed Tevfik bu çevrenin faaliyetlerinden haberdar olduktan sonra burada bulunan silahlı güçleri silahsızlandırdı.

Burada bulunan kadroların birçoğu 1964 Nisan’ında KDP(Irak)’nin politbürosuna sığınıyorlar. Belli bir dönem sonra bunlar Mela Aware ve Mela Ebubekir Felsefi’yi de saflarına çekiyorlar. Kısa bir aradan sonra Mela Resul Pêşnmar, Qadri Qazi, Mela Hasan Ristgar ve Xelil Şewbaş’ın da içinde olduğu 23 kişi bu yapılanmaya katılıyorlar.

“Komitey Saxkirdinewey Hizbi Demokrati Kurdistan“ adına Qadir Şerif 14 Haziran 1964 yılında Ahmed Tevfik’e karşı çok sert bir bildiri kaleme alıyor. Bu bilidiride Ahmed Tevfik’i “CİA Ajanı“, SAVAK ajanı“, “İran devleti“ ve “Irak devleti“ adına çalışmakla suçluyor. Bu suçlamaları 17 ya da 18 madde halinde sıralıyor.. Bu suçlamalar, Ahmed Tevfik’in ABD’nin Tahran Büyükelçisi W. Agleton ilişkisi, İsrail yetkilileriyle olan ilişkileri, Newyork Times’in muhabiri Dana Adam Shmith’i Lübnan’dan Kürdistan’a getirmesi olayı ve Molla Mustafa Barzani ile Politbüronun ilişkilerini bozmaya çalışmak gibi maddeleri de içeriyordu.

Ayrıca bildiride Kürdlere “Ahmed Tevfik ve Faiq Emin(Süleyman Muini) ekibine inanmayın“ çağrısı da vardı. Bilindiği gibi KDP(Irak) içinde Molla Mustafa Barzani ile Politbüro’nun ilişkileri de tümden bozulmuştu. 1964 Temmuz’unda Molla Mustafa Barzani, İbrahim Ahmed ve Celal Talabani’nin başını çektikleri Politbüro’nun üzerine Peşmergeleri gönderdi. Politbüro üyeleri İran’a sığındılar.

“Komitey Saxkirdinewey Hizbi Demokrati Kurdistan“, sahip olduğu KDP-Politbüro desteğini yitirdi.

Bu arada Ahmed Tevfik’in başını çektiği KDP(İran) bir dizi açıklama yayınlayarak bu çevrenin “satılmış, hain, devrime ve Barzani’ye düşman“ ilan etmişti. Said Kawe anılarında “Doğu Kürdleri yüzlerimize dahi bakmıyordu“ diyor.

Bu arada “Komitey Saxkirdinewey Hizbi Demokrati Kurdistan“’dan Mela Ebubekir Felsefi İran’a teslim oluyor. Belli bir dönem sonra Hasan Ristgar, Huseyin Medeni, Mela Resul ve Qadri Qazi Molla Mustafa Barzani ile ilişkiye geçiyorlar. Barzani bunlara dokunmayacağına dair söz veriyor ve Ahmed Tevfik’ten uzak bir yere yerleştiriyor. Mela Aware, Qadir Şerif ve Said Kawe’dan oluşan 3. grup ise KDP(İran)nin ikinci kongresinin sonrasına kadar Doğu ve Güney Kürdistan sınırlarında kaçak ve çok kötü şartlarda gizlenerek varlıklarını sürdürdüler. (Dr. Serdeşti, age, sayfa 15)

“Komitey Saxkirdinewey Hizbi Demokrati Kurdistan“ın varlığı da böylece son buldu.

Ahmed Tevfik önderliğindeki KDP(İran) 1964 yılının kasım ayının başlarında partinin ikinci kongresini topladı. KDP’nin Birinci Kongesi 1945 yılında yapılmıştı. İki kongre arasında tam 19 yıl geçmişti.

Bu kongreye “Komitey Saxkirdinewey Hizbi Demokrati Kurdistan“ ve KDP(Irak) Politbürosu ile ilişkisi olan kadrolar çağrılmadı. Ahmed Tevfik ve Süleyman Muini Doğu Kürdistan’ın çeşitli şehirlerinden ve Güney Kürdistan’da bulunan KDP kadrolarını kongreye çağırdılar. KDP yaklaşık olarak 100 delege ile ikinci kongresini yaptı. Kongre 12 gün sürdü.

Bu kongede bir dizi karar alındı,merkez komitesi ve denetleme kurulu üyeleri seçildi..

1967 ve 1968 hareketinin kompozisyonunu daha net görebilmek için seçilenlerin isimlerini aktarıyorum.

Önce Merkez Komitee üyeleri:

1)Ahmed Tevfik, 2)Sadiqi Encirzade, 3)Süleyman Muini, 4)Emir Qazi, 5)Mela Rehim Werdi, 6)Neco(Bapir Şikak) 7)Mela Reşidi Huseyini, 8)Sinar Mamdi, 9)Şair Hejar, 10)Seyid Kamil Amami, 11)Dr. Rehim Qazi, 12)Hebib Wezir, 13)Aziz Yusufi, 14)Qani Biluryan, 15)Dr. Ali Mewlewi,

Denetleme Kurulunun üyeleri:

1)Rauf Mela Hasan, 2)Abdullah Muini, 3)Reşid Felahi, 4)Mela Qadir Laçini, 5)Seyid Resul Babi Gewre, 6)Mela Kerimi Sardekosani, 7)Mela Necmedini Kokeyi, 8)SEyid Tahir İmami 9) Mustafa İshaq 10)Abdullah mewlewi, 11)Seyid Haci Kelewi.

1964 yılında Ahmed Tevfik önderliğinde yapılan bu kongreye ilişkin Doğu Kürdleri arasında ve özellikle İran KDP saflarında bir dizi tartışmalar yaşanmış ve hala da yaşanıyor.

İran KDP’sinin 3. Kongresinde bu kongreye ilişkin bir dizi tartışmalar yapılmış. Dr. Qasimlo Ahmed Tevfik ve ekibi tarafından örgütten atılmıştı. 1960 ve 1970 yılları arasında Dr. Qasimlo’nun KDP ile resmi bir ilişkisi yok. KDP’nin 3. Kongre’sinde Dr. Qasimlo’nun başını çektiği bir KDP’li “2. Kongre yi KDP’nin tarihinden çıkaralım“ düşüncesindedirlar. Fakat, Kongre’ye katılan delegelerin çoğunluğu “bu kongre de KDP’nin kongresidir. Fakat, KDP tarihinden bir sapmadır“ diye tavır belirliyorlar.

İKDP 3.Kongre’den bu yana ikinci Kongre kararlarına sahip çıkmıyor ve “Ahmed Tevfik’i de parti şehidi olarak görmüyor.“(Abdullah Hasanzade age, Abdullah Hasanzade, Dimane, 02.05.2004,)

Abdullah Hasanzade “Ahmed Tevfik’in İKDP şehidi olmadığını, halk şehidi olduğunu“ söylüyor. Çünkü “öldürüldüğü zaman KDP üyesi değildi“ diyor.

Bu ikinci tavır İran KDP’sinin aktüel olarak da resmi tavrıdır.

Neden İKDP (İran 3.Kongre’de KDP’nin ismine ekleniyor) 2. Kongre kararlarına ve siyasal duruşuna sahip çıkmıyor?

KDP Kasım 1964 yılında yaptığı 2. kongreden sonra Kürd kamuoyuna kongrede aldıkları kararları bir bildiri ile duyuruyor.

Kongre’nin gidişatı ve yapılış biçimi hakkında bir hayli bilgi veriyor.

Fakat KDP’nin geçmişine eleştiriler ve KDP içinde geçmişte yer alan bazı kadrolara yönelik suçlamalar da var.

Dr. Serdeşti’nin aktardığına göre:

1)2.Kongre’nin açıklamasında Demokratik Kürdistan Cumhuriyeti döneminde KDP’yi kuran kadroları “siyasi ve sosyal yetersizliklerden, eğitim ve idare konusundaki tecrubesizliklerinden“ ve partinin devamlılığını sağlamadıklarından dolayı eleştiriyor.

2) Partiye devrimci köylü ordusunun desteğini sağlamadıklarından ve toplumsal temel oluşturmadıklarından dolayı eleştiriyor.

3)Parti yöneticilerini kendilerinden önce Simko ve Qedemxêr gibi Kürd devrimci kahramanlarının tecrübelerinden yararlanmadıkları, Şah rejimine karşı ellerindeki silahları kullanmadıkları ve amaçlara kavuşmak için yalnızca parlamenter yolu seçtiklerinden dolayı eleştiriyor.

4)2.Kongre bildirisinde Sovyetler Birliğini İran yönetiminin verdiği petrol imtiyazları sözünden dolayı Demokratik Kürdistan Cumhuriyetine (Mahabad) verdiği desteği geri çekmesinden dolayı eleştiriyor.

5)Tudeh Partisini Kürd ulusal meselesi karşısındaki sessizliğini ve Dr. Musadiq rejiminin darbe yoluyla yıkılması karşısındaki hareketsizliğini sert bir dil ile eleştiriyor.

6) KDP’nin Tudeh partisinden siyasi ve örgütsel bağımsız olması gerektiği noktasına dikkat çekiyor ve Kürdlerin “Braman brayeti, girfanman cudayeti“ atasözüne vurgu yapıyor.

7) 2. Kongre, İran, Kürdistan ve bölgedeki gelişmelere dikkat çektikten sonra bağımsız ulusal hükümetlerden ve ilerici dünya devletlerinden yardım almak lazımdır diyor.

8) 2. Kongre, Şah rejimine karşı anlamsız parlamenter mücadelenin bir kenara bırakılması gerektiğini, Küba ve Cezayir tecrübelerinden yararlanarak silahlı mücadele ile Şah rejimine karşı mücadeleyi öngörüyor.

9) 2. Kongre Molla Mustafa Barzani’yi KDP’nin Başkanı seçiyor ve yaptığı açıklamada Molla Mustafa Barzani’nin ve Barzanilerin Demokratik Kürdistan Cumhuriyeti sırasında İngilizlere ve İran Şahına karşı direnişlerine ve diğer mücadelelerine övgü ile sözediyor.

10) 2.Kongre’nin açıklamasında “Komitey Saxkirdinewey Hizbi Demokrati Kurdistan“ ın bazı üyeleri “hain“ olarak olarak değerlendiriliyor. 2.Kongre’de “hain“ olarak değerlendirilenler Said Kawe, Qadir Şerif ve Melle Awaredir. Dr. Qasimlo ise “hain“ ve “casus“ olarak değerlendiriliyor. Bu kadroların hepsi kongre kararıyla partiden atılıyor.

11)Irak Komunist Partisi Abdulselam Arif ile girdiği ilişkilerden dolayı Kürd milletinin ikinci derecede düşmanı olarak ilan ediliyor.

12)Irak KDP’sinin Politbürosunu Savak ajanlarından İsa Pijman, Serheng Muderisi, Abbas Aram ve Mansurpur ile girdikleri ilişkilerden ve KDP’nin kadrolarına karşı yaptıkları düşmanlıktan dolayı sert eleştiriyor. (Dr. Serdeşti, Culanewey Salani 1967-1968 le Kurdistani İran, s. 19-21)

Kongre’de alınan başka kararlar da var. Bu kararların hepsini buraya aktarmak zor. Çünkü konumuzu aşıyor. Bilindiği gibi İran KDP’si resmi olarak bu Kongre’yi “sapma“ ve önderlerini de “lader“ olarak değerlendiriyor. Abdullah Hasanzade daha önce sözünü ettiğimiz çalışmasında bir dizi KDP kadrosunun kongre alanına gittiklerini ve Ahmed Tevfik’in taraftarı olan Peşmergeler tarafından geri çevrildiklerini yazıyor.

Fakat, 2. Konge’de yönetime seçilen kadrolara baktığımız zaman Ahmed Tevfik gibi “milliyetci“, batı dünyasına sıcak bakan, Sovyetler Birliğine ve Komunistlere karşı olan insanlar olduğu gibi, solcu ve hatta komunist kadroların da olduğunu görüyoruz. Bundan dolayı Doğu Kürdistanlı bazı araştırmacılar 2.Kongre’ye katılan delegelerin ve yönetime seçilen kadroların siyasal ve ideolojik kompozisyonunu gözönüne alarak “ikinci Kongre’yi bir cephe“ olarak değerlendiriyorlar.

İran Kürdistan Demokrat Partisi bu kongre’yi “partinin bağımsızlığından bir sapma olduğunu“ söylüyor.

İKDP’nın yazılı edebiyatında sık sık “İKDP’sinin IKDP’nin bir seksiyonu haline getirildiği“ yönünde eleştiriler de az değil.

Kaldı ki, KDP 2.Kongresinde Molla Mustafa Barzani’yi kendi partilerine Başkan olarak seçiyorlar.

Abdullah Hasanzade 2.Kongre’nin “Molla Mustafa Barzani’yi Başkan seçmesini“ eleştiriyor. Molla Mustafa’nın Irak KDP’sinin Başkan’ı olduğunu ve aynı zamanda “particilikten uzak kaçtığını herkes biliyor“ diye tavır belirliyor. İlginç olan durum, Doğu Kürdistan’da 1946’da KDP kurulduğu zaman tek parça için düşünülmüyor. Xoybun’un kendisini 1946’da lağvetmesi tesadüfi değil.(Ayrı makale konusudur)

Abdullah Hasanzade İran KDP-MK’sinin 3. Kongre’ye sunduğu raporda şu tespiti aktarıyor:

“2.Kongre’nin aldığı kararlar, onun siyasal seviyesinin düşüklüğünü gösteriyor. Oluşturdukları program siyasal ve kültürel seviyenin düşüklüğü dışında, bizim partimizin ilerici ve demokratik geçmişiyle ilişkisi olmayan milliyetçi ve gerici bir partinin programıydı. Partinin bazı mücadeleci kadroları hakkında aldıkları kararlar ise polisiye yönteminin parti içinde hakim olduğunu gösteriyor“ diyor. (A. Hasanzade, 50 Sal Xebat, s. 192)

Ahmed Tevfik önderliğindeki 2.Kongre’de KDP kurucularına yönelik yukarıda ifade ettiğim ilk 3 madde doğrudan Pêşewa Qazi Muhamed’in önderliğindeki yapıya eleştiridir.

Abdullah Hasanzade 2.Kongre’nin Parti Kurucularına karşı açıklamasından sonra KDP çevresi ve Doğu Kürdlerinden büyük tepkiler geliyor ve 2.Kongre’de seçilen Merkez Komitesi Demokratik Kürdistan Cumhuriyetine ve KDP kurucularına sahip çıkan bir açıklama yapmak zorunda kalıyor diyor. (age, s. 193)

Abdullah Hasanzade yapılan açıklamanın iyi bir açıklama olduğu, fakat Kongre’de aldıkları kararın günahını temizleyecek boyutta değildi, diyor.
Adullah Hasanzade 2.Kongre’de o dönemler zindanda olan Qani Buluryan, Aziz Yusufi ve Dr. Mewlewi’nin Merkez Komite’sine seçilmelerini eleştiriyor. Onların merkeze seçilmeleri “onlara yararı değil zararı vardı“ diyor.(age, s 194)

Yukarıda sözünü ettiğim KDP’ye yönelik operasyonlarda Qani Buluryan ve Aziz Yusufi de İran devletinin eline geçmişlerdi. İkisi idam mahkumu olmuştu. İran devleti bu iki Kürd önder kadrosunu idam etmek istiyordu. Fakat, 1958 yılında Abdulkerim Qasım’ın iktidara gelmesiyle ve Molla Mustafa Barzani’nin Bağdat’ta dönüşü idamlarını durdurdu. Çünkü, İran devleti Kürdlerle daha fazla sorun yaşamak istemiyordu. Bu konuda bir iddia daha var. Son dönemlerde Kürdlerin gündemini bir hayli işgal eden Qaniferd’in eski Savak ajanlarından İsa Pijman ile Şerq el ewset için yaptığı bir söyleşi var. İsa Pijman, İran devletinin Kürdlerin yurtdışında kendisine karşı yürütükleri faaliyetlerden rahatsız olduğunu ve bu konuda Paris’te yaşıyan Dr. Kamuran Bedirxan ile görüştüğünü söylüyor.

Dr. Kamuran Bedirxan İran’a yönelik faaliyetlerin durdurulması için iki şart koşuyor;
1) İran’da Kürdçe bir dergi,
2)Qani Buluryan ve Aziz Yusufi’nin idamlarını durdurun.

İsa Pijman idamları durdurduklarını ve dergi ile ilgili ve kimlerle görüştüğünü ve nasıl çıkardığını geniş geniş anlatıyor. (sonuçta bu bilgilerin başka kaynaklarla doğrulanması gerekir… İsa Pijman dezinformasiyon da yapabilir) Qani Buluryan ve Aziz Yusufi 25’er yıl zindanda kaldılar. 1989’da serbest bırakıldılar…

Kürdistan Demokrat Partisi 2. Kongre’sini yaptıktan sonra da sorunlar bitmedi. Hem KDP içinde ve hemde KDP dışındaki kadroların içinde ciddi bir hareketlilik yaşanıyordu.. 1967 ve 1968 yıllarında dünyada yaşanan ulusal hareketler, gençlik hareketi ve sol hareketler içinde yaşanan ayrışmalar , Che ve Mao’nun çıkışları Doğu Kürdlerini etkiliyordu. Bölge’de de bir dizi ayrışma yaşanıyordu. İran sol hareketine uzun dönem rakipsiz denetim sağlayan ve hatta uzun süre Doğu KDP’sini dahi “Kürdistan Komitesi“ haline getiren Tudeh saflarında da ayrışmalar başlamıştı. Halkın Fedaileri oluşumu, Dr. Xulam Huseyini ve Ahmed Qasimi’nin Teduh’den ayrılmaları , “Sazmani İnqilabi Tedeh“in oluşumu ve Tofan’ın ortaya çıkışı var olan hareketliliği gösteriyor. Bu yapıların hepsi Mao Zedung’un uzun süreli halk savaşı stratejisinin etkisi altındaydılar. Ayrıca tam o dönem Tudeh’ın Sazmani İnqilab kanadı Kureşi Laşani önderliğinde Bekirco’yu kendisine merkez haline getirmişti. Bu grup açık bir şekilde Mao Zedung’un düşüncelerini propaganda ediyordu. Irak Kürdistan Demokrat Partisi saflarında Molla Mustafa Barzani ve Politbüro arasında yaşanan sorunlar ve ilişkiler de Doğu Kürdlerini etkiliyordu.

KDP 2. Kongresinden hemen kısa bir süre sonra KDP merkez komitesinden ve denetleme kurulundan bir grup kadro daha önce Ahmed Tevfik tarafından partiden atılan “Saxker Komitesi“nin bazı ileri kadroları arasında görüşmeler yapılıyor ve bunlar yeniden partiye alınıyorlar.

Bu konuda sözü Abdullah Hasanzade’ye bırakıyorum:

“2.Kongre’nin seçilen yönetiminin görüşme heyetinde Kek Sıddık İnciri, Kek Süleyman Muini, Kek Neco(Merkez Komite’den), Kek Adullah Muini, Kek Rauf Mele Huseyin, Kek Reşid Felahi( Yüksek Denetim Kurulundan) vardı.. “Saxker Komite’si Heyetinde ise Kek Huseyin Ristgar, Kek Seyid Huseyin Medeni, Mele Aware ve Mele Resul Peşinmaz’dan oluşuyordu.“(Abdullah Hasanzade, Niw Sed Tekoşan, s 196)

Sonuçta bu toplantıda “Saxker Komitesi“nin üyeleri KDP Merkez Komitesine muşavir olarak alınıyorlar.

  1. Kongre’nin kararlarına rağmen ve Partinin “Birinci Adamı“ ya da “Sekreteri“ olan Ahmed Tevfik’in bilgisi dışında gerçekleşen bu birleşme olayı Ahmed Tevfik’ı kızdırıyor.

 

Bölüm:3

 

Ahmed Tevfik bir yandan Doğu Kürdistan’da silahlı mücadeleyi örgütlemek için dış ilişkiler arıyor, diğer yandan kendisine bağlı kadroları Doğu Kürdistan’ın içlerine göndererek propaganda faaliyetlerini yoğunlaştırıyor. Ahmed Tevfik, o dönemler Türkiye ve İran gibi Kürdistan’ı sömürgeleştiren devletlere karşı Cemal Abdulnasır’ın yardımını almayı hesaplıyor. Mısır’ın bölgede yeni bir güç olarak çıktığını ve yukarıda isimlerini zikrettiğim devletlerin kurduğu balansı bozabileceğini hesaplıyor. Bundan dolayı Ahmed Tevfik Bağdat’ta giderek Mısır diplomatlarıyla görüşüyor.

Ahmed Tevfik 1964 şubatında Molla Mustafa Barzani’ye hitaben yazdığı bir mektupta durumu şöyle izah ediyor:

“Biz anlaşmaya vardık. Abdulnasır ve Abdulnasır’ın Irak kanadıyla anlaşmak gelecekte Kürdlerin kazancınadır. Çünkü, Abdulnasır Kürdlere karşı samimidir ve bizi anlıyor. Vatanımız Türkiye, İran ve Arap ulusal iktidarlarının işgalı altındadır. Arap ulusal iktidarının bayraktarlığını yapan Abdulnasır Türkiye ve İran’a komşu olmak istiyor. Bu 3 iktidar arasında (Türkiye, İran ve Mısır) er ya da geç çatışmalar çıkacaktır… Bu ülkeler arasında çözülmemiş çelişkiler mevcuttur“(Dr. Serdeşti, Jiyani Ahmed Tofiq, s 146)

Aynı döneme ilişkin Savak’ın Ahmed Tevfik’in Bağdat’taki görüşmelere, tutuklanmasına ve kaçışına dair raporları var. Ayrıca yine Savak’ın raporlarında Ahmed Tevfik’in Humeyni’nin yandaşlarıyla görüşmeler yaptığı da yazılıyor(1965)

Ahmed Tevfik sadece ilişkiler geliştirmekle kalmıyor. Aynı zamanda Doğu Kürdistan’ın sınır köylerine gidiyor ve doğrudan örgütlenme ve propaganda faaliyetlerine katılıyor. Yukarıda vurguladığım gibi KDP tarihinde ilk defa Ahmed Tevfik’in önderliğinde yapılan 2. Kongre’de İran devletine karşı silahlı mücadele kararı alınıyor. Ahmed Tevfik, Sovyetler Birliği’ne ve onun İran ve İrak’taki yandaşlarına karşı Kürd milliyetçisi ve Batı dünyasıyla ilişki kurmak istiyen bir Kürd politikacısıydı.

O dönem KDP’nin saflarında ve çevresinde ciddi bir hareketlilik var. KDP’nin saflarında bulunan ya da çevresinde farklı gruplaşmalara giden kadroların ezici çoğunluğu Doğu Kürdistan’da bir çıkış yapmak için çaba içindeler. Bilindiği gibi 1966 yılında Mam Celal ve politbüronun IKDP kanadı Irak rejimiyle ilişkiye geçtiler ve Bekirco’ya yerleştiler. Molla Mustafa Barzani önderliğindeki devrim güçleriyle Bağdat rejimi arasında savaş en üst boyutlara varmıştı. Bu arada Molla Mustafa Barzani önderliğindeki hareketle İran devleti arasındaki ilişkiler de çok ilerlemiş durumdaydı. Dünya ile irtibat İran üzeri yürüyor ve İran’dan yardım alınıyordu. Savak ajanları bölgede yaşanan gelişmeleri kontrol altına alabilmek için yoğun bir faaliyet içindeydiler.

İran’ın ve Şah’ın en büyük korkulaları Doğu Kürdlerinin İran’da girişebileceği silahlı bir direnişti. Bundan dolayı İran devleti, Güney Kürdistan’da bulunan Doğulu Kürdleri etkisiz hale getirmek için Eylül Devrimine ve onun önderi Molla Mustafa Barzani’ye karşı tüm kozlarını ve kartlarını oynuyordu.

Biraz daha somutlaştırmak gerekirse Irak ve Güney Kürdistan’da bulunan Savak ajanları Mısır ve Irak devletlerinin İran Kürdistan’ında silahlı mücadele başlatmak istediklerini İran Şah’ına rapor ediyorlardı. Yıllarca Güney Kürdistan ve Irak’ta Savak yöneticiliği yapan İsa Pijman Cezayir Antlaşması üzerine yaptığı çalışmada şöyle diyor:

“Bir gün akşam saat 21 civarında Pakrewan bana telefon etti ve yanına çağırdı. Pakrewan bana Şah Kuzey Irak’ın işlerinde o kadar rahatsız değil, fakat sınırın bu tarafına kaçan İranlıların hareketinden korkuyor dedi“ diyor. (akt Dr. Serdeşti, Culanewey 1967-68, s 27)

Yine Savak’ın 19 Mart 1966 yılında gönderdiği gizli bir raporda Doğu KDP’sinin “hiç abartmaksızın aydınlar (yüksek eğitim yapanlar), öğrenciler, çiftçiler, rahatsız olan mülk sahipleri, Şeyh aileleri, mollalar ve Mahabad’taki ticaret erbabı saflarında büyük bir hareketlilik ve yankı yapmıştır… Şikayetlerini devlete değil KDP’ye yapıyorlar“ diyor. (akt, Dr. Serdeşti, age, s 28)

Savak’ın o dönem hem Güney Kürdistan’daki KDP kadrolarına ve hem de Doğu Kürdistan içindeki gelişmelere dair yüzlerce gizli raporu var. Bu raporların daha fazlasını buraya aktarmak zor.

Ama İran devleti Güney Kürdistan’da kümelenen, savaş tecrübesi olan, aydın ve Kürd ulusal bilincine sahip olan kadrolardan ciddi bir şekilde korkuyor. Zaten Doğu Kürdistan içlerindeki faaliyetler de büyük oranda Güney Kürdistan’da bulunan kadrolar tarafından organize ediliyor. Bu kadroların birçoğu illegal bir şekilde sınırı geçerek iç taraflarda örgütlenmeler yapıyorlar.

Yukarıda da ifade ettiğim gibi KDP Merkez Komitesi “Saxker Komitesi“yle görüşerek onları Ahmed Tevfik’e rağmen yeniden içlerine almışlardı. “Saxker Komitesi“nin yöneticilerinden ve o süreçte Doğu Kürdistan’ın içlerinde faaliyet gösteren Qadir Şerif bu birleşmeye karşı çıkıyor. KDP Merkezi ile birleşen “Saxker Komitesi“nden Hesen Ristgar, Mele Aware, Mamendi Qazi, Resul Peşinmaz ve Minteqim Qazi’den oluşan bir grup Doğu Kürdistan’a giriş yaparak Qadir Şerif’i “zorla ya da gönülü“ bir şekilde partinin saflarına geri getirmek istediler. Bu arada aralarında küçük bir çatışma çıkıyor ve Qadir Şerif’i yakalayıp Güney Kürdistan’daki Merkezi üsse götürüyorlar. (detaylar için Abdullah Hasanzade, age, s 196)

“Saxker Komitesi“nin ömrü böylelikle son buluyor. KDP saflarında ve çevresinde siyasal tartışmalar ve çelişkiler durmak bilmiyordu. Fakat, bu arada başka ciddi bir siyasal gelişme yaşanıyor. Bu siyasal gelişme de “Komitey İnqilabi Hizbi Demokrati Kurdistan“ın (KDP-Devrimci Komite) oluşumudur. İşte bu yapılanma 1967 ve 1968 yıllarında Doğu Kürdistan’da 18 ay sürecek Peşmerge savaşına önderlik edecektir. Abdullah Hasanzade’ye göre KDP-DK’nin temelini atan ilk kadrolar: İsmail Şerifzade, Hemedemin Siraci, Mele Aware ve Salar Heyderi’dir(age, sayfa 96)

Abdullah Hasanzade’nin “aklımda kaldığı kadarıyla“ isimlerini verdiği “Komitey İnqilabi Hizbi Demokrati Kurdistan“ın ilk kurucularına Dr. Serdeşti bu yapılanmanın kuruluş toplantısına katılan Said Kawe’ye dayandırarak şöyle yazıyor:

“Kurdistan Demokrat Partisi’nin sıcak kanlı, Marxist, solcu ve ilerici olarak bilinen İsmail Şerifzade, Hemedemin Siraci, Mele Aware Salar Heyderi, Sinar Mamdi, Said Kawe ve Mele Abdullah Serbazi adlı bir grup genci 14 Eylül 1966 tarihinde…„ Komitey İnqilabi Hizbi Demokrati Kurdistan“ı kurdular.“ (Dr. Serdeşti, Culanawey…. r.25)

Bu grup KDP-DK’nin kuruluş toplantısında Doğu Kürdistan’da partizan savaşı kararı alıyor. Bu kararın hayata geçirilmesi için ilişkiler yakalamaya ve “Tişk“ adlı bir yayını devreye sokuyorlar.

Bu kadro yapılanması Tahran’da üniversite eğitimini görmüş, örgütsel faaliyelerde bulunmuş ve Şah rejiminin baskılarından sonra Molla Mustafa Barzani önderliğinde gelişen harekete katılmışlardı.

Süreç içinde İsmail Şerifzade ve Hemedemin Siraci gibi kadrolar Mao Zedung’dan ve uzun süreli halk savaşı stratejisinden etkileniyor. Bir de Güney Kürdistan’da yaşanan bir Peşmerge savaşı var. KDP-DK’yi kuran kadrolar bu tecrübeyi Doğu Kürdistan’a aktarmak istiyorlar.

Bu arada Ahmed Tevfik’in başında bulunduğu KDP de hem sınır boylarında ve hem de Doğu Kürdistan’ın iç kısımlarında faalyet içindedir. Ahmed Tevfik’in başında bulunduğu 2.Kongre şah rejimine karşı silahlı mücadeleyi “Tek Yol“ olarak seçmişti.

Bilindiği gibi “Saxker Komitesi“nin partiye alınması ile birlikte Ahmed Tevfik ile Merkez Komitesi üyeleri arasında sorunlara neden olduğunu daha yukarıda ifade etmiştim. 1966 baharında KDP Merkez Komitee üyesi Sadiqi Henciri’nin hiçbir iz bırakmadan ortadan kayıp olmasıyla birlikte ilişkileri daha da kötüleşiyor. Süleyman Muini dahil olmak üzere, Hemedemini Siraci, Kerim Hisami, Said Kawe, Muhamed Xiziri ve Abdullah Hasanzade gibi KDP içinde yöneticilik yapmış ve hatta o dönemin canlı tanıkları açık bir şekilde dönemin Ahmed Tevfik’i bu olaydan dolayı sorumlu tuttular. Sadiqi Henciri KDP’nin sıradan bir elemanı değildi. Demokratik Kürdistan Cumhuriyeti döneminden başlayarak ödürüldüğü güne kadar aktif siyasetin içindeydi. Hatta KDP tarihini inceleyen bazı araştırmacılara göre “İkinci Kongre’nin ideologu“ydu. Sadiqi Henciri aynı zamanda 2.Kongre’de divan başkanıdır. Ahmed Tevfik’in rakipleri hala da onu bu olaydan dolayı sorumlu tutuyorlar. Fakat, Kürd araştırmacılardan Dr. Yasin Serdeşti, daha önceleri “Ahmed Tevfiki Sadiqi Henciri’nin ölümünden sorumlu“ tutarken daha sonra onun 40. kaybediliş yılı dolaysıyla yazdığı bir makalede Ahmed Tevfik’i değil, daha çok Irak Kürdistan Demokrat Partisi yöneticilerinden Zeki Akreyi’nin olabileceğini söylüyor(Makaleyi çevirmek lazım) . Ayrıca Dr. Serdeşti bir dizi belgelere dayanarak Sadiqi Henciri’nin öldürüldüğü günden bir ay önce Ahmed Tevfik’in Molla Mustafa Barzani’nin emriyle İran sınırından uzaklaştırıldığını ve Behdinan mıntıkasındaki Kani Masi köyüne yerleştirildiğini yazıyor.

Sadiqi Henciri’nin babası Heme Resul oğlunun akibibetini öğrenmek için 1966 yılında Güney Kürdistan’a geçiyor ve Xelan’da Molla Mustafa Barzani ile görüşüyor. Molla Mustafa Barzani İdris Barzani’ye bu olayı soruşturmak için talimat veriyor. Aynı zamanda Molla Mustafa Henciri’nin babasına “Amca rahat ol. Biz oğlunu bulmak için çaba göstereceğiz. İnşallah oğlunu buluruz ve mutlu olursun“ diyor. (Ali Kerimi’den akt. Dr. Serdeşti, Dimane’deki Sadiqi Henciri üzerine makalesinden)

Ayrıca 1966 Haziran’ında Doğu KDP’sinin bir grup kadrosu Ranya’nın “Dole Reqe“ adlı bölgesinde toplanarak Sadiqi Henciri’nin iz bırakmadan oradan kayıp olması olayını tartışıyorlar. Bu toplantıda hazır bulunanlar Sadiqi Henciri olayına ilişkin Molla Mustafa Barzani’ye bir mektup yazıyorlar. Süleyman Muini bu mektubu kendi eliyle Molla Mustafa Barzani’nin karargahına teslim ediyor. Sadiqi Henciri’ye ilişkin bu iki girişimden bu güne kadar hiç bir cevap ve belge ortaya çıkmış değildir.

Sonuçta “Sadiqi Henciri olayı“ KDP kadroları üzerinde ciddi bir etki yapıyor. Savak’ın bölgede sahip olduğu etki ve kadroların iz bırakmadan ortadan kayıp olmaları panik yaratıyor. Dr. Serdeşti’nin Savak’tan aktardığı raporlara bakılırsa, İran Güney Kürdistan Devrimi ve Molla Mustafa Barzani üzerinde ciddi baskı uyguluyor.

Bu baskılardan dolayıdır ki Molla Mustafa Barzani’nin talimatı üzerine KDP Sekreteri Ahmed Tevfik Behdinan’daki Kani Masi köyüne gidiyor. Savak’ın bir raporunda: “Molla Mustafa Barzani, Doğu KDP’sine bağlı Peşmergelerin sınır boylarında giriştikleri faaliyetleri duyduğu zaman çok kızmıştı. Molla Mustafa Ahmed Tevfik’e haber göndererek İran sınırını terketmesini canı istediği ceheneme gitsin“ diye talimat veriyor.

Yine Savak’ın bu raporunda Ahmed Tevfik’in bir grup Peşmerge ile birlikte Hendrin dağında bulunan Mele Emin Barzani’nin yanına gittiğini yazıyor. (akt. Dr. Serdeşti, Ahmed Tevfik üzerine çalışması,sayfa 148)

Savak’ın bir başka raporu ise Ahmed Tevfik ile İdris Barzani’nin Gelale’deki karşılaşmalarını konu ediyor.

İdris Barzani Ahmed Tevfik’e: “kaç defa size ortadan görünmeyin ve kaybolun dedik! Devrimin çıkarlarını sen ve birkaç kişi için tehlike sokamayız ortadan kaybol, yoksa bıyığını kestirme talimatını veririm!“ diyor.

Yine bu raporda Ahmed Tevfik’in İdris Barzani’ye çok sert bir şekilde cevap verdiğini yazıyor (bir dizi hakaret içinde olduğundan dolayı aktarmaya gerek yok) Yine bu raporda Ahmed Tevfik’in Molla Mustafa Barzani’ye uzun bir mektup yazarak Kürd, Kürdistan, Barzani ve Güney Kürdistan devrimi için yaptıklarını sıralamış ve rahatsızlığını ifade etmiştır.

Kürd şairi Hejar Mukriyani de anılarında Ahmed Tevfik meselesini gündeme getiriyor. Hejar, Molla Mustafa Barzani’ye en yakın insanlardan biri ve o sürecin canlı tanıklardandır.

Hejar Güney Kürdistan devriminin “İran ile ilişkiler iyileşmişti, fakat biz İranlıların halı kötüydü. İran devleti Molla Mustafa’dan bizleri teslim etmesini istiyordu. İran özellikle de Kürdistan Demokrat Partisi’nin reisi Ahmed Tevfik’i istiyordu. O’nun denetimindeki Peşmergeler İran’a gidiyor, polis ve askerlere kurşun sıkıyor… Barzani mecburiyet karşısında Ahmed Tevfik’i İran sınırından uzaklaştırmak amacıyla Türkiye sınırındaki Berwari Bala’daki Kani Masi’ye gönderdi“ diye yazıyor.

Ahmed Tevfik ile daha sonra da beraber olacak Tahir, Ahmed Tevfik ile Molla Mustafa’nın Haci Omran’daki bir görüşmelerinden sözediyor. Ahmed Tevfik Molla Mustafa’yı bekliyor. Bu arada Ahmed yanında bulunan Selim ve Tahir’e “Benim bu söylediklerim hakikat değil, sadece bir öngörüdür. Benim tanıdığım Molla Mustafa hiçbir zaman Kürdleri teslim etmedi ve Kürd katili değil“diyor. Ahmed Tevfik eğer böyle bir şey olursa “beni vurun“ temelinde yanında bulunan Selim ve Tahir’e detaylara dair talimat veriyor. Molla Mustafa ve yanında bir grup Peşmerge ile geliyor. Molla Mustafa, Ahmed Tevfik’e “İran benden seni istiyor. Buralarda kalma be Xwedêne Barzan! (sanıyorum Molla Mustafa burada abisi Şeyh Ahmed Barzani’nin başına yemin ediyor. Çünkü, Şeyh Ahmed’e Xwedanê Barzan diye hitap ediliyordu-Rojgar) Senden dolayı benim üzerime baskı var… Barzan’a git ve orada otur“ diyor.

Ahmed Tevfik ise Molla Mustafa Barzani’ye “Bana izin ver, Avrupa’ya çıkayım, orada okuyacağım“ diyor. Molla Mustafa, Ahmed Tevfik’in bu istemini kabul etmeyerek kendisine “Oralara gidersen benden uzaklaşırsın, sana olan inanıncım oğlum Lokman’a yoktur“ diyor. (Peyam Kurdistan, jimare 12, r. 24, İlon, 2005, akt Dr. Serdeşti, Ahmed Tevfik Üzerine Çalışması, S. 150)

Sonuçta Ahmed Tevfik, ölümüne bağlı olduğu Devrim Önderi Molla Mustafa Barzani’nin talimatı üzerine Kani Masi’ye gidip yerleşiyor. İran ve bölgedeki ajanları Ahmed Tevfik’i ortadan kaldırmak için bir dizi plan yapıyorlar. Bunlardan biri Molla Mustafa Barzani adına Esad Xoşewi’ye “en kısa zamanda ve en yakın yerde Ahmed’i İran’a teslim ediniz“ yönündeki mektuptur… Molla Mustafa ve Ahmed Tevfik en yakın dostlarından biri Molla Mustafa’yı bu plandan haberdar ediyor ve Molla Mustafa planı boşa çıkarıyor. (Detaylar için Dr. Serdeşti, age, sayfa 154)

Bu durum dahi kendi başına İran’ın bölgede sahip olduğu etkiyi açık bir şekilde gösteriyor. Savak belgelerinde de görülüyor ki, İran Güney Kürdistan’da yaşanan gelişmeleri ciddi bir şekilde mercek altına almıştır.
Savak’ın bir raporunda KDP-DK’nin Celal Talabani IKDP kanadıyla , Maocu Tudehciler ve Irak devleti ile ilişki içinde olduğu ve bu yapılanma kurtarılmış bölgelerden İran’a sızarak askeri ve siyasi faaliyetler içine giriyor, deniliyor. Ayrıca Süleyman Muini’nin bir grup peşmerge ile Doğu Kürdistan içlerinde İran askerleriyle girdiği çatışma, bir askerin yaralanması ve diğer askerin esir alınması meselesini Molla Mustafa Barzani’ye bağlıyorlar. Süleyman Muini’nin Barzani tarafından korunduğunu söylüyorlar. Savak’ın raporunda Molla Mustafa Barzani’nin sınırdan geçişleri engelleme imkanı var, fakat yapmıyor deniliyor. Yine Savak’ın bu raporunda İran’ın Barzani’yi uyardığını:

“Devrimin denetimi altında bulunan kurtarılmış bölgelerdeki İranlıların en kısa zaman tutuklanıp İran’a teslim edilmesi gerekiyor. Eğer bu yapılmasa artık İran Barzani’nin hiç bir sözüne inanmayacak“ deniliyor. (Dr. Serdeşti, Culanewey. s. 29)

İran, Güney Kürdistan Devrimi’nin tek dışarıya açılan kapısıydı. Bir dizi alanda yardım alınıyordu. Irak devletinin askeri saldırılarının en yoğun yaşandığı bir dönemdi. Ve İran’dan bu tip baskılar geliyordu.

Aslında Güney Kürdistan Devrim önderliği bu parçadaki mücadelenin geleceği için tüm Kürdlerin enerjilerini ve çabalarını bu alana kanalize etmesi gerektiğini, Güney Kürdistan Devrimi’nin geleceği netleşmeden diğer parçalarda silahlı mücadelelere girişilmemesi gerektiği yönündeki düşüncelerini defalarca Doğu Kürdleriyle paylaşmışlardı.

Ahmed Tevfik’in Doğu Kürdistan sınırından uzaklaştırılması ve Kani Masi’de zorunlu ikametgaha tabi tutulması, Sadiqi Henciri’nin hiç bir iz bırakmadan ortadan kaybolması Süleyman Muini’yi yeni girişimlere sevk etti. Bu arada Süleyman Muini “Roj“ adlı bir dergi çıkararak Sovyetlere karşı tavır alıyor, Mao Zedung’u savunuyor ve İran Kürdistan’ında Şah rejimine karşı köylü ve emekçilere dayalı silahlı mücadele çağrılarını yapıyordu. (Dr. Serdeşti, Culanewey.. s 26, – Dr. Serdeşti kitabında Roj dergisinden sözediyor, düştüğü dip nottan ise Tişk’den söz ediyor-Rojgar)

Bu arada Süleyman Muini’nin en yakın çalışma arkadaşlarından olan Muneteqimi Qazi Güney Kürdistan Devrimi’nin asayış güçleri tarafından yakalanıyor. M. Qazi sorguda yardım almak için Irak devleti ile ilişki kurmak amacıyla Hewlêr’e gitmek istediğini söylüyor. Bu olay Molla Mustafa Barzani’nin Süleyman Muine’ye kızgınlığına neden oluyor. Süleyman Muini bu gelişmeleri duyar duymaz Güney Kürdistan’ı terk edip Doğu Kürdistan’a kaçıyor. (Dr. Serdeşti, Culanewey….s 30)

İbrahim Celal’ın aktardığına göre Güney Kürdistan Devrim önderliği Kürdistan Demokrat Partisi kadolarının önüne 3 seçenek koyuyor:

1)Siyasi faaliyet yürütmeksizin kurtarılmış alanlarda kalıp günlük yaşamınızı idame edebilirsiniz,

2) Ya da Devrim bölgesini terkederek Bağdat’a ve diğer Arap şehirlerine giderek ilticaya başvurabilirsiniz,

3) Son seçenek ise İran’a gidin, Irak ve Güney Kürdistan ile tüm ilişkilerinizi koparın…(İbrahim Celal, Xwaruy Kurdistan u Şoreşi Eylul 1961-1975, sayfa 231)

Sonuçta KDP’den bir grup yaklaşık olarak 40-50 kişi Amir Qazi’nin önderliğinde kurtarılmış alanda kalıyor.

Diğer bir grup ise 100 cıvarında silahlı gücüyle Doğu Kürdistan’da silahlı mücadele yürütme inancını taşıyor. Bu ikinci grup 100 cıvarındaki askeri güçlerini iki koldan Mahabad, Serdeşt ve Xani bölgelerine silahlı mücadeleyi hazırlamak için siyasi ve örgütsel faaliyetleri yürütmek amacıyla gönderme kararı alıyor. Bu ikinci gruptan bir kesim de Güney Kürdistan’da kurtarılmış alanlar dışında ve Celal Talabani kanadının bulunduğu Bekreco yakınlarında kalacak ve dış ilişkiler sağlayacak, askeri malzeme tedarik edecek vs… (İbrahim Celal, age, s. 232)

Kürdistan Demokrat Partisi’nin Doğu Kürdistan’da silahlı mücadele savunan kanadı hemen mücadeleyi başlatmak niyetinde değildi. Silahlı propaganda grupları göndermek istiyor ve hazırlıklara ciddi önem veriyor. Mele Aware’nın Abdullah Hasanzade’ye gönderdiği bir mektup’ta bu durum açık bir şekilde görülüyor:

Mele Aware şöyle diyor: “Bildiğin gibi belli bir dönemden beri silahlı mücadele ile ilgili söylentiler var. Silahlı mücadele teşkilatsız ve cephe gerisi olmaksızın düşünülemez“ (Dr. Serdeşti, Culanewey….. s. 32)

KDP-DK hazırlıklarını yaparken İran durmuyor. Savak, hem Güney Kürdistan’da, hem Doğu Kürdistan’da ve hemde KDP’nin içine yerleştirdiği ajanları aracılığıyla var olan hazırlıkları yakından takip ediyor.

Bu arada İran devleti Doğu Kürdistan’a 12 bin cıvarında asker gönderiyor ve 1200 cıvarında Çaşı 300 Tumen maaşla silah altına alıyor.

Aktüel durumda Güney Kürdistan’da yaşıyan Abdullah Hasanzade o döneme ilişkin tabloyu çizerken şöyle diyor:

“Yoldaşlarımız üzerine silahlı direniş farz edildi. Çünkü Irak Kürdistan’ında üzerlerinde büyük bir baskı vardı. Yoldaşlarımızın ülkeye geliş gidişleri ve ülke içinde parti çalışmalarını yapmak gunah sayılıyordu. Çünkü, Şah rejimi İran Kürdlerinin ülke içinde her türlü mücadelesinin yolunu kesmek şartıyla Irak Kürd hareketine destek veriyordu. 1967 yılının baharına geldiği zaman Irak Kürdistan’ından birçok parti yoldaşımızın güvenliği tehlikeye düşmüştü. Bazılarını tutukladılar ve belli bir dönem hapishanede kaldıktan sonra ölü ya da diri olarak İran’a teslim ettiler.“ (Hasanzade, Niw Sede Tekoşan, sayfa 198)

Hasanzade buna örnek olarak Mele Rehimi Werdi’yi örnek veriyor. Mele Rehimi Werdi ilk önce Güney Kürdistan’da tutuklanıyor daha sonra İran’a teslim etmek için yola çıkarıldığı zaman İran ve Irak sınırında Tewele’de Xebat güçlerinden Güneyli bir Peşmerge tarafından öldürülüyor.

Bu arada Süleyman Muini ve arkadaşları da KDP-DK ile bütünleşiyorlar. Zaten KDP-DK’yi kuran kadrolar baştan itibaren Süleyman Muini’yi saflarına çekmek için girişimlerde bulunuyorlar. Saleh Muhtedi bu konudaya ilişkin olarak:

“Kısa bir süre aradan geçmeden KDP-DK’yi kuranlar Süleyman Muini’ye ihtiyaçları olduğunu düşünmeye başladılar.Çünkü Süleyman Muini tecrübeli ve idareden anlayan bir insandı. Aklı örgüt işlerine uygundu ve seviliyordu. Pratikte O bu yapılanmanın başına geçti.“(Dimane, 05.10.2006, Çavpeketin)

KDP-DK hazırlıklarını yaparken örgüt içinde bazı yönetici kadrolar kendi başlarına Doğu Kürdistan’a giriş yapıyorlar. Örneğin bunlardan Salar Heyderi ve Senar Mamdi KDP-DK’nin yönetimindeydiler. Yönetimin diğer üylerinin haberi olmadan Doğu Kürdistan’a giriş yapıyorlar. Bazı faaliyetlerden sonra İran’a teslim oluyorlar. Mele Abdullah Serbazi de DK’nin önemli kadrolarındandı, O da İran’a dönüyor ve teslim oluyor.

Belli bir dönem sonra KDP-DK önderleri Doğu Kürdistan’a giriş yapıyor ve çeşitli bölgelere dağılıyorlar. Amaçları silahlı mücadeleyi hazırlamak için siyasal faaliyetleri yoğunlaştırmaktır, örgüt ilişkilerini kurmaktır. Fakat İran devleti tarafından ciddi bir şekilde takip edilen bu kadro Abdullah Hasanzade’nin söylemiyle “kendilerini üzerlerine farz edilen“ bir savaş ortamında bulunuyorlar. Mele Aware’nin korktuğu başlarına geliyor. “Cephe gerisi olmayan, teşkilatsız bir silahlı mücadele“ ortamı empoze ediliyor.

 

Bölüm: 4

 

Evet Doğu Kürdistan tarihinde 1967-1968 Hareketi olarak bilinen ve 18 ay sürecek olan silahlı çatışmalar başlıyor. İran devleti düzenli elde ettiği bilgiler ışığı altında havadan ve karadan tüm güçleriyle hala tohum halinde olan KDP-DK’nin Peşmerge birimlerine karşı saldırıya geçiyor.

1967-1968 Hareketinin beyin takımından olan İsmail Şerifzade o dönem Bulgaristan’da bulunan Kerim Hisami’ye gönderdiği bir mektupta kısmen de olsa var olan reel durumun bir tablosunu çiziyor. Şerifzade şöyle yazıyor:

“Hükümet şiddet ve terörü uyguluyor. Hükümet bir yandan Peşmergelere ekmek vermemeleri için telak üzerine yemin ettiriyor; diğer yandan Amerikavari helikopterlerle arkadaşları takip ediyor. Her tarafta Çaşları oluşturuyor ve pozisyonlarını güçlendirmeye çalışıyor. Sınır boylarındaki üslere yoğun bir şekilde asker aktarıyor. Oluşturduğu her askeri noktaya helikopter yerleştirmeye çalışıyor. Alınan bazı haberlere göre hükümet ilkbaharda bir yandan Kürd dilini ve elbiselerini yasaklayarak yerlerine Fars dili ve pehlewi elbiselerini ikame etmek istiyor, diğer yandan ise Kürd yürtseverlerini tutuklamak ve sürgün etmek istiyor.“ (Kerim Hisami, Bireweriyekanim, Bergi seyem, L. 103-104, akt Dr. Serdeşti, Culanewey Çekdaraney Salani 1967-68, sayfa 35)

1967-1968 Hareketine önderlik eden kadrolar harekete dış destek bulmak amacıyla bir dizi çaba içine giriyorlar. Şah rejimine muhalif olan Tudeh gibi çevrelerle de ilişkiye geçiyorlar. Fakat, gereken desteği sağlamıyorlar. Örneğin İsmail Şerifzade öğrencilik yıllarında tanıdığı Tudeh’in sol kanadındaki kadrolara mektuplar yazıyor ve kendilerinden Tahran’da silahlı eylemlere geçmelerini istiyor. Fakat, Tudeh’ın sol kanadı ona olumlu cevap vermiyor. Bilindiği gibi Tudeh’in sol kanadı da Şerifzade gibi Mao Zedung’un düşüncelerinden etkilenmiş bir yapılanmaydı.

Saleh Muhtedi Dimane’ye verdiği söyleşide Tahran vb üniversitelerdeki Kürd öğrencileri de 1967-1968 hareketine yardımda bulunuduklarını söylüyor. S. Muhtedi hareketi başlatan kadroları hem Tahran’da okudukları zaman ve hem de Güney Kürdistan’da olduğu dönem tanıdığını ve Kürd Öğrenciler Birliği ile Peşmergeler arasında ilişkilerin onun üzerinden kurulduğunu söylüyor.
Ayrıca Muhtedi Tahran’da bulunan Kürd öğrencileri şiir, hikaye ve çeşitli propaganda materiellerini Peşmergelere ulaştıryor. Onlar da gittikleri yerlerde bu dokumentleri halka okuyorlardı diyor. Buna kendisinin kaleme aldığı “Nan û Fîşek“ ve diğer birkaç hikayesini örnek olarak veriyor. (Detaylar için Dimane, 05.10.2006, Çavpeketin’e bakınız)

İran devletinin saldırısına uğrayan ilk KDP-DK’ya bağlı Peşmerge birliği Neco Şikak’ın komutasındaki 5 kişiden oluşan gruptu. İran askeri güçleri Çaşlarla birlikte havadan ve karadan bu grubu kuşatıyor. 18 Mart 1967 tarihinde Salmas mıntıkasında yapılan bu çatışmada Neco ve arkadaşları birkaç askeri öldürdükten sonra şehid düşüyorlar.

Kısa bir süre sonra Mela Mahmudi Zengene komutasındaki birlik İran askeri tarafından Mehabad yakınlarında kuşatılıyor. Mele Mahmud şehid düşüyor, arkadaşları yaralı olarak esir düşüyorlar.

İsmail Şerifzade’nin komutasınaki bir grup KDP-DK Peşmergeleri Doğu Kürdistan’daki Bane şehrinin yakınlarında faaliyet yürütükleri bir esnada, İran’ın KDP-DK’nin içine yerleştirdiği Kwexa Şerif adlı bir hain, İsmail Şerifzade’yi yaralıyor ve İran birliklerine sığınıyor. Kwexa Şerif’in İran askerlerine verdiği bilgiler ışığında Şerifzade ve arkadaşları dört bir yandan kuşatılıyor. 18 Mart 1968 tarihinde 6 saat süren bir çatışma sonucu, İsmail Şerifzade, Mirza Mehemed Şadumani, Huseyin Rahmanirabi ve Ali Abdullah şehid ediliyorlar. İsmail Şerifzade ve arkadaşları dillere destan bir direniş sergiliyorlar.
İsmail Şerifzade eğitimli, radikal düşünen ve Mao Zedung düşüncelerinden etkilenen 1967-1968 hareketinin önderlerinden biriydi. Mele Aware, Süleyman Muini, Abdullah Muini, Mele Rehimi Werdi vb KDP önder kadroları büyük oranda mecburiyet karşısında Doğu Kürdistan’a girdiklerinde İsmail Şerifzade ve Hemedemin Siraci gibi kadrolar Güney Kürdistan’da kurtarılmış alanların dışında kalıyorlar. Onlar da baskı altındaydılar.

Kerim Hisami anılarında Süleyman Muini’nin kendisine mektup gönderdikten sonra yurdışından Bağdat’ta geldiğini, Süleyman Muini, İsmail Şerifzade ve Hemedemin Siraci’yle görüşmek istediğini yazıyor. İsmail Şerifzade tek başına Bağdat’ta gidiyor ve Hisami’ye Süleyman Muini’nin bir mektubunu da götürüyor. Tudeh’in üyesi olan Kerim Hisami İsmail Şerifzade için “tecrübesiz devrimci bir aydın ve belli ölçülerde rahmetli Mao’nun etkisi altındaydı“ diyor.

Şerifzade Bağdat’ta bazı lojistik ilişkiler yakalamaya çalışıyor, fakat başarılı olamıyor. Şerifzade Bağdat’tan ayrıldıktan sonra Siraci ile birlikte Doğu Kürdistan’a giriş yapıyor. Şerifzade Doğu Kürdistan’a girdikten sonra eskide ilişkide bulunduğu aydın ve öğrencileri harekete geçirmeye çalışıyor. Yukarıda da vuguladığım gibi 18 Mart 1968 tarihinde 6 saat süren bir çatışma sonucu yoldaşlarıyla birlikte Kürdistan şehidler kervanına katılıyorlar. (İsmail Şerifzade’nin yaşamı ve mücadelesi üzerine ayrı bir yazıda durmak gerekiyor.)

1968 Haziran’nında Süleyman Muini’nin kardeşi Abdullah Muini’nin önderliğindeki bir grup Peşmerge Mehabad yakınında bir köyde İran’ın askeri birlikleri ve Çaşlar tarafından havadan ve karadan kuşatmaya alınıyorlar. Dr. Serdeşti’nin ifadesiyle:

“Bir Çaş ve birçok askeri öldürürerek gösterdikleri kahramanca bir savunmadan sonra Abdullah Muini, arkadaşı Mineşem şehid düşüyorlar. Hasan Xurxuriyi adlı bir arkadaşları da yaralı ele düşüyor. İran askerleri halkın gözü önünde çete ve yolkesici diyerek kurşuna diziyor.“ (Dr. Serdeşti, Culanewey.. sayfa 39)

Mele Aware önderliğindeki KDP-DK’ya bağlı Peşmergeler Serdeşt mıntıkasında faaliyet gösteriyorlardı. Bu grubun içine İran devleti bir haini daha önce yerleştirmişti. Mele Aware ve arkadaşları “Dewelan“ bir köyde bulundukları sırada “Kürd haini“nin verdiği bilgiler sonucu esir düşüyorlar. Mele Aware, Mele Keçew ve Rehman Wetman Çawşin kısa bir süre meşhur Cildyan askeri kışlasında tutuluyorlar ve 11 Eylül 1968 tarihinde Mele Aware ve arkadaşları kanlı Şah rejimi tarafından kurşuna diziliyorlar. (burada yanlış bir bilgiyi düzeltmek istiyorum. Kuzey Kürdistan basınında Mele Aware meselesi gündeme geldiğinde KDP-Irak tarafından İran’a teslim edildiğinden söz edilir.. Bu bilgi yanlıştır.)

Yine 2 Ekim 1968 tarihinde Mehabad yakınlarında Seyid Fetah Nizami’nin konutasındaki KDP-DK’nin 8 Peşmerge’den oluşan askeri bir birliği 1000 kişiden daha fazla İrani bir askeri güç, tank ve helikopterlerle kuşatılma altına alınıyorlar. Bu çatışma 12 saat sürüyor. Seyid Fetah Nizami ve tüm arkadaşları şehid düşüyor.

1968 sonlarına doğru Süleyman Muini, ilişki kurmak ve Peşmergelere askeri ve maddi yardım bulmak amacıyla Doğu Kürdistan’dan ayrılıyor ve Bağdat’ta gidiyor.

Bu konuda Kerim Hisami Süleyman Muini ile Siraci’nin mektuplarından sonra Sofya’dan Bağdat’ta geldiğini ve görüştüğünü şöyle anlatıyor:

“28 Aralık’ta Süleyman ve Siraci Bağdat’a geldiler. Konuşmaya başladık. Süleyman dedi ki: ‘Biz Tudeh Partisinin önderleriyle görüşmeye geldik. Eğer onlar hazırlarsa biz iki farklı parti olarak birlikte çalışmak istiyoruz. Eğer Tudeh istemese biz Baas Partisi ile ilişki kuracağız’. Ben de kendisine bildiğim kadarıyla Tudehli arkadaşlar ve bana anlatıkları kadarıyla yardımcı olmaya ve yakınlaşmaya hazırlar. Süleyman Muini ve Siraci Çin Büyükelçiliğine gidip ilişki kurmak istiyorlardı. O dönemler Mao Zedung’un yanlış düşünceleri Kürdistan dağlarına da varmıştı. Ben bu öneriye sert bir şekilde karşı çıktım. Onlar da ilişki kurmaktan vazgeçtiler.“ (aktaran Omer Esri, Komelay JK û Kurtey Beşek le rudawekani naw Hizbi Demokrati Kurdistan)

Sonuç olarak kimse 1967-1968 Doğu Kürdistan’daki harekete yardımcı olmadı. Tudeh Partisi’nin verdiği sözler içi boş sözlerdi ve hiçbir pratik değerleri yoktu.

Süleyman Muini Bağdat’ta yürüttüğü girişimlerden bir sonuç alamıyor ve Süleymani’ye mıntıkasına geçiyor.

İran Kürdistan Demokrat Partisi önderlerinden Abdullah Hasanzade ve aynı zamanda o sürecin canlı tanıklarından biri olarak o süreci değerlendirirken şöyle diyor:

“Bizim yoldaşlarımız 18 ay boyunca Şah rejimine karşı silahlı mücadele bayrağını kahramanca dalgalandırdılar. Bu ayaklanma halk kitleleri içinde yer buldu, dostları ve taraftarları çoktu. Açıkca söylüyoruz, eğer Irak’taki Kürd hareketinin önderliğinin Şah rejimine yardımı olmamış olsaydı, bu askeri ayaklanma tüm eksikliklereine rağmen çok daha uzun bir süre ayakta kalabilirdi. Şah Hemeriza’nın rejiminin varlığına daha etkili darbeler vurabilirdi.“ (Abdullah Hasanzade, Niw Sede Tekoşan, sayfa 198)

Gerçekten de KDP kadroları Şah rejimine karşı büyük direnişler göstererek inandıkları dava uğruna canlarını verdiler.

İran’ın büyük askeri güçleri yığdığı ve Amerika’dan her türlü askeri desteği aldığı bir ortamda var olan eşit olmayan savaşı kabul etmek, başından itibaren yenilgiyi de kabul etmekti. KDP kadroları cephe gerisi olmadan ve askeri materyelden yoksun bir şekilde savaşa girmek istemiyorlardı. Örgüt ilişkilerini sağlamak ve savaşa hazırlanmak için alana girmişlerdi. Fakat dayatılan bir savaşla karşı karşıya kaldılar. İran devletinin saldırıları altında bulunan kadrolar Güney Kürdistan’a da geri çekğlemiyorlardı. Çünkü, Güney Kürdistan Devrim yönetimi onları “hain“ olarak görüyor ve ona göre onlara karşı muamale yapıyordu.

Bu arada Güney Kürdistan Devrim yönetimi KDP’nin bazı kadrolarını sağ olarak İran’a teslim etti. Saleh Lacini , Ali Gwereş, Süleyman Kerqeşan, Hemedemin Şirej ve Abdullah Bayizi Qince teslim edilenlerden birkaçıydı.. KDP’nin bu kadroları kanlı Şah rejimi tarafından teslim edildikten sonra idam edildiler. (Abdullah Hasanzade, age, sayfa 200)

Yine Kürdistan Demokratik Cumhuriyeti döneminden kalan, KDP’yi yeniden toparlama sürecinde önderlikte bulunan, yıllarca Güney Kürdistan’da Irak rejimine karşı savaşan, Saxker Komitesi’nin ve KDP-DK’nin önderlerinden Qadir Şerif olarak bilinen Haşimi Heqtalep “Savak ve Irak Kürdistan’ındaki işbirlikçileri tarafından Süleymaniye’nin bir camisinde el bombasıyla öldürüldü.“ (Said Kawe Koyistani, Culanewey Salakani 1346-1347)

Yine Kawa kod adını kullanan KDP sorumlularından Mele Huseyin Marexani Qaladiza’da bir Savak ajanı tarafından öldürülüyor. Muhamed Emin adlı bu Savak ajanı Kawa’yı öldürdükten sonra kurtarılmış bölgeden İran’a geçiyor.

Daha sonra KDP önderlerinden Xelil Şewbaş ve Süleyman Muini Güney Kürdistan’da Peşmergeler tarafından yakalanıyorlar. Xelil Şewbaş’ı yolda Süleyman Muini’yi ise Devrim önderliğinin kararı ile öldürüyorlar ve cenazesini Şah rejimine teslim ediyorlar. (Süleyman Muini meselesine üzerine daha sonra geleceğim.) 

1967-1968 yıllarında ve tam 18 ay süren bu “dayatılan savaşta“ KDP ciddi bir darbe aldı ve birçok değerli kadrosunu yitirdi.

KDP- Reberayeti Şoreşger bu savaşta yaşamlarını yitiren kadroların bir listesini vermişti. Bu listeyi tümden yayınlıyorum;

İsmail Şerifzade, Abdullah Girewi, Mela Ahmed Şelmaşi(Mele Aware), Mela İsmail Feqi Bisi, Süleyman Muini, Abdullah Muini, Naci, Bapir Şikak(Neco) Feyruz Şikak(Neco’nun kardeşi) Mam Rezay Mami, Said Fetah Nizami, Mirza Muhamed Şadmani, Mela Rehim(Mirza Ahmed) Huseyin Rahman Rabi, Mela Mahmud Zengene, Ali Abdullah Guli, Xelil Mustafapur(Şewbaş) Mineşem, Muhamed Derweş Ahmedi, Hasan Xurxuyi, İbrahim Sur, Muhamed Resuwemare, Ali Rahim Gwereş, Derweş Osman, Huseyin Çilkoç Feqi Ali Wergil, Qadiri Şel, Ali Yekele, Qadir Penire, Haci, Hasan Sor, Rahman Osman Çawşin, Hemedemin Şirij, Süleyman Kerqeşan, Resul Piran, Abdullah Bayiz Qincey, Salih Abdullah Feqe, Heme Suri Duletuy, Murad Şirij, Said Yakubi Baweley, Ahmed Ali Ecem, Reşidi Yaweri, Muhamed Hamza Ritali, Niko Kirmanşani, Huseyin Hemze Ritali, Behmen Ahmedi Reşid Beg, Hasan Ahmedi, Ahmed Tevfik Beg, Hemedmin Saleh Fetahi, Haci Niyaz, Muhamed Menguri, Abdullah Kuri Mela Necmeddin, Abdullah Mecid Emirzade, Alwetan, Muhamed Haci Resul, Mahmud Kuri Aziz Koxe, İbrahim Dibukri Mahmudi, ve Saleh Lacini(Said Kawe Koyistani, age sayfa 8)

Ayrıca bugün İran KDP’sinin parti şehidi olarak görmediği yıllarca KDP’ye sekreterlik yapan, inandığı düşüncelere ölümüne bağlı olan, Faşist Baas rejimi tarafından işkenceler sonucu katledilen ve cesedi kaybedilen Ahmed Tevfik’i de bu listeye katmak lazım. (Ahmed Tevfik’in yaşamı üzerine duracağım) Ayrıca bu listeye Sadiqi Henciri’yi de katmak gerekiyor.

Bu kadro Demokratik Kürdistan Cumhuriyeti’nin (DKC) yıkılmasından sonra Doğu KDP’sini yeniden canlandıran kadroydu. Bu listede yer alan KDP önder kadroları DKC-Mehabad’ın yıkılışını, Peşewa Qazi Muhamed ve arkadaşlarının Çarçira Meydan’ında kaleşçe idam edilişlerine tanık olan gençlerdi.

İşte bu gençler Cumhuriyetin yıkılışından birkaç yıl sonra KDP’yi yeniden örgütlediler. Doğu Avrupa’ya çıkan ve 25 yıl Hapis yatan Qani Buluriyan ve Azizi dışında diğer önder kadroların birçoğu bu süreçte şehid düştüler.

 

Bölüm:5

 

SÜLEYMAN MUİNİ OLAYI

Bilindiği gibi Süleyman Muini Güney Kürdistan Devrim önderliği tarafından idam ediliyor ve cesedi İran devletine veriliyor. “Süleyman Muini Olayı“ına ilişkin Irak Kürdistan Demokrat Partisi’nin resmi tavrı Kürdistan Başkanı Kek Mesud Barzani’nin olayın üzerinden tam 32 yıl sonra yayınladığı “Barzani ve Kürd Ulusal Özgürlük Hareketi“ adlı eserin 2.cildinde açıklanıyor.

Her ne kadar Kek Mesud “Süleyman Muini Olayı“nın tarihini 1967 yılı olarak veriyorsa da bu bilgi yanlıştır. Çünkü, Süleyman Muini’nin oğlu Siyabend ve daha birçok araştırmacı Süleyman Muini’nin ölüm tarihini 15 Mayis 1968 yılı olarak veriyorlar. Kek Mesud Barzani de kitabının 2.cildinin önsözünü 16 Mayıs 2000 tarihinde yazıyor. Yani Süleyman Muini’nin ölümünden 32 yıl bir gün geçtikten sonra Kek Mesud bu olayı şöyle değerlendiriyor:

“Ne yazık ki bu partinin liderleri (İran-KDP kastediliyor) 1965 yılında yaşanan ihtilaflar partinin bölünmesine ve gücünün dağılmasına neden oldu. Bazıları Cahşlığı tercih edip hükümetin hizmetine giren İbrahim Ahmed grubuna katılarak Irak hükümetinin de etkisiyle İran’da yıkıcı faaliyetlerde bulunup devrimle İran’ın ilişkilerini bozmaya çalıştılar.

Devrim hareketi 1967 tarihinde üzücü bir faaliyette bulundu ki bunu yapması kaçınılmazdı. Ahmed Tevfik’in muhalifi ve 66 Cahşlarına katılan Süleyman Meini’yi tutukladı. Adı geçen şahıs 66 Cahşlarına katıldıktan sonra Kürd devrimine karşı Irak rejimiyle işbirliği yapmaya başlamıştı. Tutuklandıktan sonra idam edildi ve cesedi İran’a gönderildi.

Süleyman Meini’nin akibetine bir parti içi mesele gibi bakmak mümkün değildir. Çünkü o 66 Cahşlarına yardımcı olmuştu. Yani devrime düşmanlık etmişti. Ama bir yandan da onun olayını partisel bir faaliyet olmaktan soyutlamak da mümkün değildir. Her şeye rağmen bu adam için böylesine üzücü bir akıbet temeni etmezdik“ (Mesud Barzani, Barzani ve Kürd Ulusal Özgürlük Hareketi, Doz Yayınları, 2005, İstanbul, sayfa 353-354)

Her ne kadar Kek Mesud Süleyman Muini’nin öldürülmesini “bu adam için böylesine üzücü bir akıbet temeni etmezdik“ diyorsa da ölürülmesinin “kaçınılmaz olduğunu“ söylüyor.

Kek Mesud’un bu olaya ilişkin yaklaşımını ve aynı zamanda Irak KDP’nin bu resmi tavrını daha iyi değerlendirmek için Süleyman Muini’yi biraz yakından tanımak gerekiyor. Ne yazık ki Süleyman Muini üzerine Kuzey Kürdistan’da çıkan ve yararlanabileceğimiz tek bir makale dahi yoktur. Elde bulunan ve Süleyman Muini’nin isminin geçtiği yazılarda Irak KDP’sini suçlamak için bir dizi insanının isminin yanında onunda ismi geçiyor. Ayrıca verilen bilgiler de yanlışlıklarla doludur.

Süleyman Muini’nin yaşamı ve mücadelesine geçmeden önce biraz ailesi hakkında bilgiler vermek istiyorum. Süleyman Muini Kuzey Kürdlerinin yanlış bir şekilde “Mahabad Kürd Cumhuriyeti“ olarak adlandırdıkları “Demokratik Kürdistan Cumhuriyeti“nin İçişleri Bakanı Muhammed Emin Muini’nin en büyük oğludur. Mirza Muhammed Emin Muini, 1910 yılında Mehabad’ta dünyaya geliyor. Babası Haci Abdullah Muinidir. Muhammed Emin Muini babası Haci Abdullah Muini’yi 6 yaşlarındayken yitiriyor. Haci Abdullah o dönemler Güney Kürdistan’a ticaret yapıyormuş. Irak sınırında hükümetin memurları kendisine pusu kurup öldürüyorlar, mal ve mülklerini talan ediyorlar.. Muhammed Emin Muini Birinci Dünya Savaşı’nın tam ortasında, yani 1916 yılında babasız kalıyor. Birinci Dünya savaşı sırasında Rus ve Türk ordularının savaş meydanı haline getirdikleri Mehabad’ın durumunu gözönüne getirdiği zaman, yetim kalmanın ne anlama geldiği daha iyi anlaşılır. Muhammed Emin çok zor şartlarda büyüyor. Muhammed Emin Muini, 1931 yılında Zara Hanım Qadri ile evleniyor. Bu evlilikten ilk doğan çocuk Süleyman Muinidir. Bazı kaynaklara göre Süleyman 1932 yılında diğerlerine göre 1933 yılında dünyaya geliyor. Muhammed Emin’in Zara Hanım ile yaptığı bu evlilikte Süleyman’ın dışında Fatma, Perizad, Emine adlı 3 kız ve Xane olarak da adlandırılan Said adlı bir oğlan dünyaya geliyor. Mirza Muhammed Emin bu arada Zeri Hanım adında ikinci bir evlilik yapıyor. Bu evlilikten Abdullah, Cafer, Newid, Mustafa adında 4 erkek çocuk ve Soreya, Rahana ve Feriba adlı 3 kız çocuğu oluyor. Mirza Muhammed Emin de babası gibi ticaret ile uğraşıyor ve bir hayli zenginleşiyor. Bu arada Mirza Muhammed siyasal gelişmelerden de uzak durmuyor. 1942 yılında Doğu Kürdistan’da Bağımsız ve Birleşik bir Kürdistan’ı hedefleyen “Komelay Jiyanewey Kurd“ adlı örgüte üye oluyor. Bu örgüt Kürdler arasında “Komelay Jekaf“ olarak biliniyor. (Bu yapılanmayı tanıtmak için bir yazı serisi şart.)

Daha sonra Pêşewa Qazi Muhammed’in önderliğinde kurulan Kürdistan Demokrat Partisi’ne üye oluyor. Muhammed Emin Muini daha sonra kurulacak olan “Demokratik Kürdistan Cumhuriyeti“ de Pêşewa Qazi Muhammed tarafından İçişler Bakanı olarak atanıyor.

Muhammed Emin Muini DKC’nin kısa ömrü boyunca bu görevi sürdürüyor.
Demokratik Kürdistan Cumhuriyeti’nin yıkılmasından ve Pêşewa Qazi Muhammed ve arkadaşlarının idam edilmesinden sonra Muhammed Emin Muini de tutuklanıyor. Verdiği rüşvetler sayesinde büyük cezalardan kurtulararak Mehabad, Tebriz ve Urmiye’de 3 yıl boyunca hapis yatıyor. Cezasını tamamladıktan sonra Şah’ın kanlı rejimi tarafından 10 yıllığına Şiraz’a sürgüne gönderiliyor. Bu arada verdiği ruşvetler sayesinde Şiraz yerine Tahran’a sürgün ediliyor. Muhammed Muini Dr. Musadiq önderliğindeki hükümetin darbe yoluyla yıkılmasından sonra (1953) tekrar tutuklanıyor ve belli bir süre zindanda kalıyor. Mirza Muhammed Muini 25.12.1991 tarihinde yaşama veda ediyor. Mirza Muhammed Muini ölmeden önce 3 oğlunun ölümlerine tanıklık etti.

Süleyman Muini, 15 Mayis 1968 yılında Güney Küırdistan Devrim önderliği tarafından öldürüldü. Abdullah Muini, 30 haziran 1968 tarihinde arkadaşlarıyla İran ordu birlikleriyle girdiği çatışma şehid düşüyor. Mirza Muhammed Muini’nin şehid olan 3. oğlu Xane olarak adlandırılan Said ise Komela’nın üyesiydi. Askeri eğitim için Güney Kürdistan’da Baas rejiminin askerleriyle girdiği çatışmada 21 Haziran 1978 tarihinde şehid oluyor. (Muini ailesi hakkındaki bilgileri Mehemedi Xiziri’nin Süleyman Muini’nin oğlu Siyamend Muini’ye dayandırarak yayınladığı “Be Boney Salwegeri Şehedbuni Hawre Edbullah Muini“ adlı yazıdan derlenilmiştir. Ayrıca bu yakınlarda Süleyman Muini’nin oğlu Siyamend Muini ile yaptığım bir röportajı yayınlayacağım-Rojgar Merdoxi-

Kısaca Süleyman Muini’nin ailesinden sözettikten sonra şimdi Süleyman Muini’nin özel yaşamana geçebiliriz. Daha önce de Süleyman Muini’nin doğum tarihi konusunda çelişkili bilgilerin olduğunu vurgulamıştım. Süleyman Muini’nin oğlu Siyamend Muini’nin babası üzerine yazdığı “Süleyman Muini-Faiq“ adlı makalede Süleyman Muini’nin “17.02. 1933 tarihinde Mehabad’ın Seholxane mahalesinde dünyaya geldiğini“ yazıyor.

Muhammedi Xiziri ise İrani takvimine dayanarak “1311 yılı“nı veriyor, yani miladi takvimine göre 1932 yılına denk düşüyor. Süleyman Muini “Demokratik Kürdistan Cumhuriyeti“ döneminde küçük bir çocuktur. Babası Mirza Muhammed Emin Muini Süleyman’ı Tebriz’e okumaya gönderiyor. İran ordusu Azerbeycan ve Kürdistan Cumhuriyetlerini yıktıktan sonra Süleyman Tebriz’den Mehabad’a dönüyor ve orta dereceli eğitimini Şah Muhammed Riza Pehlewi’nin okulunda devam ediyor.

Cumhuriyetin yıkılışından sonra Süleyman Muini’nin babası Cumhuriyetin İçişleri Bakanı olduğundan dolayı tutuklanıp 3 yıl cezaevinde kaldığını daha önce vurgulamıştım. Dr. Musadiq döneminde Süleyman Muini’de diğer Mehabad Kürd gençleri gibi bir hayli aktif bir konumdadır. 15. 06.1953 tarihinde Kürdistan Demokrat Partisi “4. Uluslararası Gençlik Festivaline“ Kürd gençlerinin temsilcilerini seçmek için Mehabad şehrinin “Baxi Mikail“ de bir toplantı yapıyor. Bu toplantıya Süleyman Muini(Faiq Emin)de katılıyor. Zaten Süleyman Muini Mehabad’ta Kürdistan Demokrat Partisi’nin gençlik çalışmaları başladığı andan itibaren kendisini bu örgütlenmenin içinde buluyor. İran askerleri “Baxi Mikail“de toplanan gençlere ateş ediyorlar. Bu arada Hasan Ramazan adlı bir Kürd genci şehid ediliyor ve yaralananlar da var. KDP yöneticilerinden Ahmed Tevfik parti adına bu toplantının organizasyonu ile uğraşıyor. Bir gencin öldürülmesinden sonra gençler bir tabutu alarak mehabad sokaklarına dökülüyor. O dönem Mehabad’ta bulunan KDP’nin diğer yöneticilerinden Kerimi Hisami ve Rehimi Sultanyan’da gençlerin yürüyüş yaptıklarını duyunca gidip Ahmed Tevfik ile birlikte yürüyüşün on saflarına geçiyorlar. (Kerimi Hisami’den akt Dr. Serdeşti, Ahmed Tevfik……. s. 26)

İran askerleri şiddet ve kurşun sıkarak yürüyüşü dağıtıyorlar. Mam Omer’in anlatımlarına göre askerler kitleyi zorla dağıtıkları zaman Ahmed Tevfik tek başına boş tabutun başında bekliyormuş. Ahmed Tevfik’e “tabutun boş olduğunu bilmene rağmen sıkılan kurşunlar karşısında niye kaçmadın?“ diye sordukları zaman, Ahmed Tevfik “ben nasıl kokuşmuş düşmanların önünde kaçarım, halkın cesareti kırılırsa nasıl yarın bir iş yapabilirim?“ diye cevaplıyor.

Dr. Qasimlo 15 Haziran 1953 tarihinde Mehabad’ta yapılan bu yürüyüşü 1946 (yani Demokratik Kürdistan Cumhuriyetinin yıkılışından sonra) yılından sonra yapılan “ilk kitlesel yürüyüş“ olduğunu yazıyor. (Dr. Qasimlo, Çil Sal Xebat, sayfa 159)

Bu yürüş esnasında 70’in üzerinde Kürd yurtseveri tutuklanıyor. KDP’nin kitle tabanı da gittikçe genişliyor. Fakat, şu noktanın altını yeniden çizmek gerekiyor. Her ne kadar o dönemler parti KDP olarak adlandırılıyorsa da Tudeh’in “Kürdistan Komitesi“ gibi bir konumdaydı. Tudeh “KAK“ diye bir birim oluşturmuştu… Yani “Komisyona Azerbeycan û Kurdistan-KAK“.. Bu örgütlenme vasıtasıyla işleri idare etmeye çalışıyordu. Tahran’daki bir Fars Kürdistan’a geldiği zaman KDP içinde çalışıyordu. Bir Kürd Tahran’a gittiği zaman Tudeh’te çalışıyordu. (Bu ilişki tarzı birkaç satırla anlatılacak gibi değil)

CİA’nin Dr. Musadiq hükümetine karşı gerçekleştirdiği askeri darbeden sonra Şah yanlıları İran’daki muhalif güçlere ve Kürdistan Demokrat Partisi yandaşlara karşı operasyonlara giriştiler. Zaten Şah ve taraftarları için genel olarak Kürdistan ve özel olarak Mehabad “çıban başı“ydı. Şah yanlılarıyla Dr. Musadiq tarafları arasında geçen referandum yarışında Mehabad’ta 5000 seçmenden 2’si Şah’ın lehinde oy kullanmıştı. (Dr. Qasimlo, age, s 160)

Şah yanlılarının askeri darbe yoluyla iktidara gelmesinden sonra Kürdistan’da birçok Kürd yurtseveri tutuklandı. Süleyman Muini ve Qadir Şerif gibi bir dizi KDP kadrosu illegale geçerek kendilerini koruyabildiler ve faaliyetlerini sürdürdüler. Belli bir dönem Süleyman Muini kırsal kesimde faaliyetlerini sürdürüyor. Bu arada Süleyman Muini’nin babası Mirza Muhammed Muini tuklanıyor ve 20 gün cıvarında askeri hapishanede kalıyor. İran askeri yetkilileri Süleyman’ın babasına “oğluna haber gönder, gelsin teslim olsun. Şah kendisini af etmiştir“ diye tavsiyelerde bulunuyorlar. Fakat, Süleyman’ın babası bu oyuna gelmiyor. (Siyamend Muini, adı geçen makale)

Bilindiği gibi KDP Tudeh’in Kürdistan komitesi gibi hareket ediyordu. İran devleti tarafından Tudeh karşı büyük operasyonlar vardı. Bu arada yoğun bir şekilde Tudeh kadro ve yöneticileri tutuklanıyor, hapse atılıyor ve idam ediliyor.. Tudeh saflarında devlet ile işbirliği yapan bir dizi kadro çıkıyor. Savak ciddi bir şekilde Tudeh saflarına sızmış durumda…

1955 yılının ilkbaharında KDP yöneticileri Tahran’da Sadiqi Henciri’nin evinde genel durumu değerlendirmek amacıyla bir toplantı yapıyorlar. Bu konuda Qani Biluryan şöyle yazıyor:

“Ben arkadaşlardan toplantı için Tahran’a gelmelerini istedim. Süleymani Muini, Haşim Heqtalep, Hemed Emini Ratibi, Abdullah İshaki ve Eshad Xudayar Tahran’a geldiler. Abdulrahman Qasimlo ve Sadiqi Henciri de bu toplantıya katıldılar. Sadiqi Henciri Tudeh Partisinden kopmuştu ve bize çok ciddi bir şekilde yardım ediyordu. Abdullah İshaki ve Haşim Heqtaleb Kürdistan’daki hareket içinde Ahmed Tevfik ve Qadir Şerif kod isimleriyle çok ünlü olmuşlardı. Bu toplantı 1955 ilkbaharında yapıldı.“(Qani Biluryan, Alakok, beserhatekani siyasi jiyanim, Stockholm 1997, s 155)

Bu toplantıda KDP iki önemli karar alıyor:

1) Tudeh ile olan örgütsel birliğe son veriyorlar. Gerekçe olarak polisin Tudeh üzerinden KDP’ye darbe vurması olayı gündeme getiriliyor. Dr. Qasimlo’dan Tudeh ile olan örgütsel ilişkilerini kesmesini istiyorlar. Qasimlo da kabul ediyor.

2) İkinci nokta ise Tudeh’in askeri darbe karşısındaki pasif tutumunun eleştirisiydi. KDP bu toplantıda Tudeh’i eleştiriyor. Biri Tudeh yönetimine ve diğeri ise Sovyetler Birliği Komunist Partisi’ne olmak üzere iki mektup yazıyor. Bu mektupları yurtdışına çıkarmak için Dr. Qasımlo’ya veriyor. (Qani Biluryan ile Dr. Qasimlo’nun İran İslam Devrimi sonrası ilişkileri tümden koptu. Biluryan’ın anılarında Qasimlo’ya ilişkin bir dizi suçlama var. Konumuzla ilişkisi olmadığından şimdilik geçiyorum)

KDP’nin 1955 ilkbaharında Tahran’da gerçekleştirdiği bu toplantı, aynı zamanda KDP’nin Tudeh Partisi’ne karşı siyasal ve örgütsel bağımsızlığını ilan ettiği toplantıdır.

Zaten illegal duruma düşen Süleyman Muini 1956 yılında Tebriz üzeri Tahran’a giderken Şah rejiminin gizli ajanları tarafından tutuklanıyor. Fakat kimsenin Süleyman’ın tutuklanmasından haberi yoktur. Aradan belli bir süre geçtikten sonra Abdullah Hekimzade adlı biri Tahran’daki bir gazetede çıkan tutukluların resimleri arasında Süleyman’ı tanıyor ve ailesine haber veriyor. Süleyman Muini bu tutukluluk süreci içerisinde bir dizi ağır işkencelere maruz kalıyor. Süleyman Muini’nin babası Mirza Muhammed Muini o dönemin parasıyla 10 bin Tümen ruşvet olarak veriyor ve Süleyman 1 Mart 1957 tarihinde serbest bırakılıyor. (daha geniş bilgi için Siyamend Muini’nin daha sözü edilen makalesine bakınız)

Süleyman Muini belli bir dönem Tahran’da kalıyor. Babası Mirza Muhammed Muini’nin kendisine verdiği maddi destekle Dr. Rehim ile birlikte geçimini sağlamak için bir foto dükanını açıyor ve bu arada Bahri adlı bir arkadaşıyla siyasal faaliyetlerini sürdürüyorlar. (M. Xiziri, age )

Süleyman Muini belli bir dönem Tahran’da kaldıktan sonra 1959 yılında Kürdistan’a Mehabad şehrine geri dönüyor. Muini, Mehabad’ta döndükten sonra Meryem adlı bir bayan ile evleniyor. Bu evlilikten 1960 yılında Siyamend Muini dünyaya geliyor.

Geçmişte Tudeh ile çalışan ve daha sonra KDP’ye katılan Dr. Qasimlo’nun akrabası İsmail Qasimlo’nun tutuklanmasından sonra Savak ile girdiği işbirliğinin de neticesinde Savak Kürdistan Demokrat Partisine 1969 yılında büyük bir darbe vuruyor. (İsmail Qasimlo meselesi çok uzun bir hikaye.. Ahmed Tevfik ve Dr. Qasimlo arasındaki çatışma ve ayrışma meselesi, Tudeh ve KDP ilişkilerine değinildiği zaman bu hususa değinilecektir.)

Bazı Kürd kaynakları KDP’ye yönelik olan bu operasyonda Tudeh’in de rolü olduğu söylenir. Çünkü, Tudeh KDP’nin 1955 yılında kendisine karşı bağımsızlığını ilan etmesini hazmetmemiş ve intikam duygusu ile hareket ediyormuş… Kürd kaynakları bu operasyonun boyutları konusunda çelişkili bilgiler veriyorlar. Celil Gadani anılarında “200’e yakın KDP kadro ve taraftarının tutuklandığını ve 180 kişinin Güney Kürdistan’a geçtiğini“ yazıyor. M. Xiziri “KDP’nin 200 üyesi tutuklanıyor ve 300 kişi Güney Kürdistan’a geçiyor“ diyor.

Siyamend Muini “1500’den fazla insanın Kürdistan’da tutuklandığını“ yazıyor. Sonuçta şunu biliyoruz; KDP Merkez Komite üyelerinden Qani Biluryan, Yusuf Azizi ve Dr. Mewlewi gibi üyeler bu süreçte Savak’ın eline düştüler. Bilindiği gibi Qani Biluryan 25 yıl hapis yattı. Herhalde Kürdistan’da en uzun hapis yatan siyasi tutsaktı. Yusuf Azizi ondan biraz az hapis yattı. Çünkü ölümcül bir hastalığa yakalanmıştı, Serbest bırakıldı ve kısa bir süre sonra vefat etti…

Süleyman Muini de bir dizi KDP kadrosu gibi operasyonlardan kurtuluyor ve Güney Kürdistan’a geçiyor. Güney Kürdistan’a geçen bu KDP kadro ve taraftarları büyük oranda Süleymaniye’nin Serçinar mahalesine yerleştiriliyor. O dönem orada olan KDP kadrolarının anılarında anlatıkları Serçinar’ın bugünkü Serçinar ile hiçbir alakası yok… Bir ve iki ev varmış) O dönem Irak’ta Abdulkerim Kasim iktidarı var. Her ne kadar Molla Mustafa Barzani ve Kürdlerle ilişkileri eskisi gibi sıcak olmasa da iyi bir atmosfer var. Irak devleti Doğu Kürdlerine siyasi iltica statüsünü tanıyor. O dönem KDP önderlerinden Ahmed Tevfik de Güney Kürdistan’dadır. Molla Mustafa Barzani ile çok sıcak ve yakın ilişkileri var. Yine KDP önder kadrolarından Qadir Şerif, Mele Baqi ve Mele Said Reşid de Süleymaniye’de bulunuyorlar. Tam da bu süreçte KDP içindeki çelişkiler en yoğun boyutlarda seyrediyor. Ahmed Tevfik ile Dr. Qasimlo arasındaki çelişkiler Dr. Qasimlo’nun partiden tasfiyesiyle sonuçlanıyor. Irak devleti Qasimlo ve Kerim Hisami’yi sınır dışı ediyor. Bu olaya ilişkin olarak Kerim Hisami anılarında şöyle yazıyor:

“06.10.1338 (İrani takvim) gecesi ben, Qasimlo, Qasim Sultaniyan, Aziz Felahi, Heme Haci Said, Mele Baqi , Cuynella Barzani ve Ahmed Tevfik toplantı halinde bulunuyorduk. Qasimlo dediki: ‘Bazı arkadaşlar ülkeden gelecekler. Onlar gelene kadar kimse parti sorumlusu değildir. Ahmed Tevfik’e de ülkede görev verilmiştir, görev yerine gitmiyor’ diyor. Ahmed Tevfik ise Qasimlo’ya cevaben ‘Ben Abdulrahman Qasimlo’yu KDP’li olarak görmüyorum. O Tudeh’in üyesidir. Qasimlo, Kerim Hisami ile birlikte her gün Hamza Abdullah ve Nejad Ahmed Aziz’in yanındalar. Heme Haci Said ve Aziz Felahi de KDP’li değiller’ dedi. Molla Mustafa Barzani Hamza Abdullah ve Nejad’ın ismimlerini duyduğu zaman kızıyor ve şöyle diyor: ‘ben yalnızca Ahmed Tevfik’i KDP temsilcisi olarak görüyorum. Eğer Ahmed Tevfik’e karşı yayın yaparlasa onları hain olarak göreceğim ve Irak’tan çıkaracağım“demiş. Biz İbrahim Ahmed hocaya gittik. O da Barzani’nin söylediklerini tekrarladı..diye yazıyor “ ( Hisami’nın Anılarından akt Mam Ömer, Komelay JK û Kurtey Beşek le Rudawekani naw Hizbi Demokrati Kurdistani İran, sayfa 14)

Bu uzun alıntının daha anlaşılır hale getirmek için, Irak Kürdistan Demokrat Partisi’nin tarihine ilişkin detay bilgilerine sahip olmayan arkadaşlara kısa bir açıklama yapmak gerekiyor. Bilindiği gibi Hamza Abdullah Irak Kürdistan Demokrat Partisi’nin sekreteriydi. Irak Komunist Partisi’yle sıkı ilişkiler içindeydi. Daha sonra IKP’sine katıldı. Hamza Abdullah IKDP Sekterliğinden alınıyor ve yerine İbrahim Ahmed geçiyor. Dr. Qasimlo ve Kerim Hisami komunizme inanan kadrolardı. Tudeh ile ilişkileri vardı. Ahmed Tevfik Kürd milliyetçisiydi ve Sovyetler Birliğine ve onların kardeş partileri olan IKP ve Tudeh’e karşıydı. Daha sonra Irak devleti Dr. Qasimlo’yu sınırdışı etti. Kerim Hisami’nin anlatımlarına göre “Dr. Qasimlo 1 Mart 1960 günü Çekoslovak’ya ve ben 30 Mart’ta Sofya’a uçmak zorunda kaldık“ diyor.

Yukarıda vurguladığım gibi Dr. Qasimlo sınırdışı edildi. Yaklaşık olarak 10 ya da 12 yıl boyunca Qasimlo’nun KDP ile resmi bir ilişkisi kalmadı..

Ahmed Tevfik önderliğindeki KDP kadroları partinin yeniden örgütlenmesi ve canlandırması için harekete geçtiler.

Süleyman Muini bu süreçte KDP’nin Ahmed Tevfik’ten sonra “ikinci adamıdır.“

Molla Mustafa Barzani önderliğinde 11 Eylül 1961 Devrimi başladığı zaman Güney Kürdistan’da ve Irak’ta bulunan KDP (İran- hala partinin ismi İran KDP değil) kadroları büyük bir çoşkuyla kırsal alanlara çekiliyor ve silahlı mücadeleye katılıyorlar. KDP kadro ve Peşmergeler bir yandan aktif bir şekilde Güney Kürdistan’daki silahlı mücadeleye katılırken, diğer yandan Doğu Kürdistan’daki parti örgütlenmelerini güçlendiriyor ve Doğu Kürdistan’dan itibaren Güney Kürdistan’a lojistik destek sağlıyorlardı. KDP kadroları Doğu Kürdistan’ın içlerine kadar giderek, para, elbise, askeri malzeme, yiyecek vs topluyor ve devrime ulaştırıyorlardı. Ahmed Tevfik ve Süleyman Muini ekibi Güney Kürdistan’da baş gösteren Eylül devrimine Güney Kürdistanlı bir dizi önder kadrodan daha fazla hizmet ediyorlardı. Irak Kürdistan Demokrat Partisi yönetiminde bir dizi kadro Abdulkerim Kasım yönetimine karşı nasıl bir tavır takınacakları sorununda akılları karışık olduğu bir dönemde KDP (İran) Molla Mustafa Barzani önderliğinde savaşa kilitlenmişti. Daha önce de sözünü ettiğim gibi Ahmed Tevfik gizli bir şekilde Güney Kürdistan’dan Lübnan’a giderek diplomatik ilişkiler sağlıyor. (1962), Newyork Times’in gazetecisi Dana Adam Shmidt’i illegal yollarla Kürdistan’a getirerek yaşanan savaşı belgeliyor. (bölgeye giren ilk yabancı gazeteciydi.) Ahmed Tevfik İsmet Şerif Wanli’yi Lozan’dan Beyrut’ta çağırarak Eylül Devrimine ilişkin yurtdışında yapılması gereken hususlar üzerine tartışıyor. Gizli bir şekilde Bağdat’a giderek devrim için sağlık malzemelerini buluyor ve Kürdistan’a aktarıyor. Behdinan bölgesine sıkışan devrimi yaygınlaştırmak için Ahmed Tevfik ve Süleyman Muini ekibi, Süleymaniye, Ranya, Qeladiza vb bölgelerde Kürd ileri gelenleriyle görüşerek devrime katılmalarını sağlıyor. Ahmed Tevfik aranmasına rağmen kaçak yollarla İsfahan’a giderek devrime yardım etmeleri için ABD Konsolosluğu ile görüşüyor, Tahran’a giderek Molla Mustafa’nın dünyanın belli başlı devletlerine gönderdiği mektupları ulaştırıyor. Bunlardan en önemlisi ise KDP kadrolarının Doğu Kürdistan’dan devrime ulaştırdıkları lojistik ve maddi yardımlardı. Bazı eski Peşmergeler o dönemi değerlendirirken Doğu Kürdistan’dan getirilen “elbise ve yiyecekleri gördükleri zaman çocuklar gibi sevindikleri“ yönündeki belirlemeleri kayda değerdir. Yine 1962 yılında Doğu Kürdleri “Disan Barzani“ adlı bir dergiyi çıkararak (9 sayı çıktı) halkın ulusal bilincini yükseltmek ve devrime katmak için büyük bir çaba içinde oldular. Bu dergiye en çok yazanlar Ahmed Tevfik ve Süleyman Muini’ydi. Şunun altını çizmek gerekiyor. Irak KDP Politbürosu KDP(İran)nin Molla Mustafa Barzani’yi bu ölçüde desteklemesinden rahatsızdı. Irak KDP içinde ayrışma olduğu zaman, Ahmed Tevfik Politbüro ekibine karşı en sert tavır takınan tek tük insanlardan biriydi.

Süleyman Muini ciddi bir şekilde aranmasına rağmen Doğu Kürdistan’a sürekli ve sistemli girişler yapıyor, örgüt ilişkileri kuruyor ve yardım topluyordu.

Örneğin İran ve Kürdistan universitelerindeki Kürd öğrencileri kendi aralarında çeşitli örgütlenmelere gidiyorlar. Bu arada Güney Kürdistan’da bulunan KDP önderliği ile ilişki kurmak istiyorlar.. Bu konuda o dönem öğrenci olan Saleh Muhtedi’ye sözü bırakalım:

“Yekitiya Xwendekarên Kurd İran Kürdistan Demokrat Partisi ile ilişki kurma kararı aldı. O dönem KDP’ye önderlik eden Ahmed Tevfik olarak bilinen Said Abdullah İshaqi Irak Kürdistan’ında bulunuyordu. Süleyman Muini ise partinin ikinci adamıydı. Bu uzun bir hikayedir. Burası bunu anlatma yeri değildir. Bu ilişki için Kek Süleyman Muini ile birkaç defa Kürdistan’da (Doğu Kürdistan) görüştük. Bu görüşmeler için ben öğrencilerin temsilcisiydim“ diyor.( Saleh Muhtedi, Dimane, Çawpeketin, sayfa, 5)

Saleh Muhtedi’nin söylediklerinden anlaşılıyor ki, Süleyman Muini KDP’nin “ikinci adamı“ ve düzenli olarak Doğu Kürdistan’daki parti örgütlenmesini oluşturmak ve sağlamlaştırmak için giriş yaptığı anlaşılıyor. Daha sonra KDP’nin “birinci adamı“ ya da “sekreteri“ olan Ahmed Tevfik gizli bir şekilde Tahran’a giderek geniş bir yelpazeye yayılan Yekitiya Xwendekarên Kurd’ı KDP’ye katıyor.. Daha sonra Saleh Muhtedi dahil olmak üzerine bir dizi öğrenci hareketinin liderleri Güney Kürdistan’a geçerek devrim hareketine katılıyorlar.

Molla Mustafa Barzani’nin maddi ve manevi desteğiyle KDP 1964 yılında ikinci kongresini topladı. Daha öncedede geniş bir şekilde üzerine durduğum İkinci Kongre’de Süleyman Muini merkez komitesine seçiliyor. Süleyman Muini Ahmed Tevfik’ten sonra partinin ikinci adamı konumundadır.

Bilindiği gibi Ahmed Tevfik’in önderliğindeki 2. Kongre daha önce partiden kopan “Komitey Saxkeri Hizbi Demokrati Kurdistan“ın yöneticilerini kongreye çağırmamıştı. Kongre sonrası KDP Merkez Komitesi daha açık bir şekilde ifade etmek gerekirse Süleyman Muini ve Sadiqi Henciri, Ahmed Tevfik’e rağmen “Komitey Saxkeri“ in yöneticilerini KDP Merkez Komitesine muşavir olarak alıyorlar. Bu durum KDP Merkezi ile Ahmed Tevfik’in ilişkilerini de bozuyor. Her “Liq“ın başına bir merkez Komite üyesini atamıştı.

KDP Doğu Kürdistan’ı dört ayrı bölgeye ayırmış ve her bölgeye “Liq“ diye bir örgütlenme birimini oluşturmuştu. Süleyman Muini “3.Liq“ın sorumlusuydu. Süleyman Muini başında bulunduğu “3.Liq“ Mehabad, Serdeşt ve Bokan bölgelerinde sorumluydu. Süleyman Muini 1965 yazında Doğu Kürdistan’a “3.liq“ sorumlusu olarak giriş yaptı ve yaklaşık olarak 6 ya da 7 ay bölgede kaldı. Süleyman Muini Güney Kürdistan’a geri döndükten sonra KDP(İran) kendisine merkezi üs olarak seçtiği Soni köyüne geldi. Fakat, o dönemler İran’ın Eylül Devrimi yönetimi üzerine baskıları da yoğunlaşmıştı. Devrim önderliği KDP’lileri sınır boylarından uzaklaştırarak “Dolereqe“ye gönderiyor.

 

Bölüm:6

Bu arada KDP önderlerinden ve İkinci Kongre’de Merkez Komitesine seçilen Sadiqi Henceri Azer hiç bir iz bırakmadan ortadan kayboluyor!!!! Sadiqi Henciri Azer Olayı, bir yandan genel olarak KDP(İran) kadro ve taraftarları arasında paniğe neden olurken, diğer yandan ve özellikle daha önce ilişkileri “Komitey Saxkeri“ ile birleşme meselesinde kopan Süleyman Muini ve Ahmed Tevfik arasındaki köprüler tümden koptu. Bilindiği gibi Ahmed Tevfik’e rağmen Süleyman Muini ve Sadiqi Henciri ekibi “Komitey Saxker“in merkez üyelerini KDP’ye geri almışlardı. Bu arada Sadiqi Henciri Azer hiç bir iz bırakmadan ortadan kaybolmasından sonra Süleyman Muini Ahmed Tevfik’i bu olayın sorumlusu olarak lanse etti.

Süleyman Muini olayı hakkında var olan bilgileri aktarmadan önce Sadiqi Henciri Azer hakkında bazı bilgileri vermekten yarar var. Çünkü bu Kürd şahsiyeti hakkında da Kuzey Kürdistan’da hiç bir bilgi yok. KDP 2.Kongresinde divanda bulunan, merkeze seçilen ve bazı kaynaklara göre “2.Kongre’nin ideologu“ olan Sadiqi Henciri Azer Kimdir?

Sadiqi Henceri 1924 yılında Doğu Kürdistan’ın Mehabad şehrinde dünyaya gözlerini açıyor. Babasının ismi Heme Resul ve annesinin ismi Ayşedir. Sadiqi Henciri ilk ve orta dereceli eğitimini yaptıktan sonra öğretmen olarak işe başlıyor. 1945 yılında Milli Eğitim Müdürlüğünde görevlendiriliyor ve okullarda dersler veriyor. Kürdistan Demokrat Partisi kurulduğunda Sadiqi Henciri partiye üye oluyor. Demokratik Kürdistan Cumhuriyeti döneminde Sadiqi Henciri öğrenci örgütlenmesinde sorumlu ve “Kovari Kurdistan“ adlı dergide de önemli rolü vardı. Bazen de bu dergiye makalelerde yazardı. Sadiqi Henciri, Demokratik Kürdistan Cumhuriyeti döneminde de “Marksist ve Leninisti.“ Sadiqi Henciri “Kürdistan Matbaa“sının çalışanlarını greve teşfik ettiğinden dolayı Heme Huseyinxani Seyfi Qazi tarafından işten atılıyor. (Dr. Serdeşti, Le Yadi Çil Saley Şunewinkirdini Sadiqi Henciri da, Dimane 07.09.2006)

Sadiqi Henciri, Cumhuriyetin yıkılmasından sonra Tahran’a gidiyor ve bu şehrin yakınında bir köyde öğretmenliğe başlıyor. Sadiqi Henciri 1949 yılında Tudeh Partisine üye oluyor. Aynı dönemde Sadiqi Henciri Tahran’daki Yüksek Öğretim Kurulunda memur olarak bir iş buluyor ve Tahran’a taşınıyor. Ayni dönemlerde Ahmed Tevfik, Qani Biluryan, Rehimi Sultanyan, Aziz Yusufi, Abdullah Eyubiyan vb. Genç kadroların önderliğinde Kürdistan Demokrat Partisi yeniden oluşturuyor…

1951 yazında Tahran’da Tudeh ve KDP arasında bir antlaşma yapılıyor. KDP, Tudeh’in “Kürdistan Komitesi“ haline geliyor. Dr. Qasimlo dahil KDP tarihi ile ilgilenen tüm araştırmacılar sözkonusu toplantıda “Tudeh ve KDP arasında örgütsel birlik sağlandığını“ yazıyorlar. Bu örgütsel birliğin ilginç yanı KDP kendi ismini parti olarak koruyor, fakat örgütsel olarak Tudeh’in merkezine bağlanıyor. Dr. Serdeşti’ye göre bu birleşme olayında Sadiqi Henciri ve Sarmeddini Sadiq Weziri önemli rol oynuyorlar.

Qani Biluryan Anılarında Güney Kürdistan’da bulunduğu bir sırada Ahmed Tevfik’in Esad Xudayar aracılığı ile kendisine “en kısa zamanda Tebriz dön… Parti Kurdistan Gazetesini çıkarma kararı aldı“ diye yazıyor. (Esad Xudayar’ın ilginç bir yaşamı var. KDP’nin eski kadrolarındandır. Ahmed Tevfik’in talimatı ile Savak’ın içine giriyor. Daha sonra Güney Kürdistan’da öldürülüyor. İmkan bulursam onun kısa yaşamı üzerine durmak istiyorum)

Biluryan Doğu Kürdistan’a geri dönüyor. KDP, “Azerbeycan Demokratik Fırkası“ ile anlaşarak onların matbaasında merkezi yayın organları olan “Kurdistan Gazetesini“ çıkarma kararı alıyor. 1954 yılında Sadiqi Henciri ve Dr. Abdulrahman Qasimlo Tahran’dan Tebriz’e geliyorlar.. Bu ikili Kurdistan gazetesinin Farsça yazılarını yazıyorlar. Bu süreçte Kürdistan Gazetesinin 5 sayısı çıkıyor. Daha sonra matbaa Savak tarafından deşifre edilince tutuklanmalar başlıyor.. Aziz Yusufi o dönem tutuklanıyor. Matbaanın polis tarafından ortaya çıkarılmasından sonra Kurdistan Gazetesinin yayın hayatı da duruyor.

Savak ajanları Tudeh’e ciddi darbeler vurmuş ve örgütün bir dizi yönetici kadrosu polisle birlikte çalışıyor.

1955 yılının ilkbaharında KDP yöneticileri Tahran’da Sadiqi Henciri’nin evinde genel durumu değerlendirmek amacıyla bir toplantı yapıyorlar. Bu konuda Qani Biluryan şöyle yazıyor:

“Ben arkadaşlardan toplantı için Tahran’a gelmelerini istedim. Süleymani Muini, Haşim Heqtalep, Hemed Emini Ratibi, Abdullah İshaki ve Eshad Xudayar Tahran’a geldiler. Abdulrahman Qasimlo ve Sadiqi Henciri’de bu toplantıya katıldılar. Sadiqi Henciri Tudeh Partisinden kopmuştu ve bize çok ciddi bir şekilde yardım ediyordu.. Abdullah İshaki ve Haşim Heqtaleb Kürdistan’daki hareket içinde Ahmed Tevfik ve Qadir Şerif kod isimleriyle çok ünlü olmuşlardı. Bu toplantı 1955 ilkbaharında yapıldı.“.(Qani Biluryan, Alakok, beserhatekani siyasi jiyanim, Stockholm 1997, s 155)

Bu toplantıda KDP iki önemli karar alıyor:

1)Tudeh ile olan örgütsel birliğe son veriyorlar. Gerekçe olarak polisin Tudeh üzerinden KDP’ye darbe vurması olayı gündeme getiriyor. Dr. Qasimlo’dan Tudeh ile olan örgütsel ilişkilerini kesmesini istiyorlar. Qasimlo’da kabul ediyor.

2)İkinci nokta ise Tudeh’in askeri darbe karşısındaki pasif tutumunun eleştirisiydi.. KDP bu toplantıda Tudeh’i eleştiriyor. Biri Tudeh yönetimine ve diğeri ise Sovyetler Birliği Komunist Partisi’ne olmak üzere iki mektup yazıyor. Bu mektupları yurtdışına çıkarmak için Dr. Qasımlo’ya veriyor..

Biluryan Dr. Qasimlo’nun mektupları Bağdat’ta bulunan Tudeh Sekreteri Radminiş’e verdiğini iddia ediyor. Dr. Qasimlo ise mektupları yurtdışına çıkardığını, yurtdışında bulunan Tudeh yöneticilerine ve SBKP’ye ulaştırdığını yazıyor.

Hamid Gewheri’nin aktardığına Dr. Qasimlo’nun “Tekoşer“in 27.sayısının ekine yazdığı makalede:

“Bizim o dönemler Tudeh ile uzun bir süreden beri temaslarımız vardı. Biz güçlü bir şekilde Tudeh’in düşüncelerinden etkilenmiştik. Bize göre Tudeh’in ülke içindeki teşkilatının faaliyetleri yanlıştı. Bize göre Tudeh’in dışarıda olan Radminiş ve İskender gibi kadroları daha iyiler. Bundan dolayı Kürdistan Komitesi dışarıdakilerle ilişki kurma kararı aldı. Ben bu konuda görev aldım. Önce Irak’a ve oradan yurtdışına çıktım. Dışarıda ben hem Tudeh Partisi’yle ve hem de Sovyetlerle ilişki kurdum. Bu ilişki 34 yıl önce yani 1955 yılında oldu. Onlarla uzun uzun konuştum. Onlarda bana istemleriniz doğru ve yerindedir, tatbik edeceğiz. Sen ülkeye dön ve arkadaşlarına söyle dediler“ diyor. (Hamid Gewheri, Hizbi Demokrati Kurdistan, beşi çarem, http://hamedgohary.kurdblogger.com)

KDP tarihini yazan veya o dönemler KDP içinde önemli pozisyonlarda bulunan ve hatta 1955 baharıda Sadiqi Henciri’nin evinde yapılan toplantıya katılan kadroların bir çoğu bu toplantının KDP’nin Tudeh’e karşı örgütsel bağımsızlığını ilan ettiği toplantı olarak görüyorlar. Daha sonraki süreçte KDP’ye ulusal ve milliyetçi hattın hakim olduğu biliniyor. Tudeh yöneticilerinden Hikmetcu uzun süre Sadiqi Henciri’nin Tahran’daki evinde kalmıştı. Hikmetcu Romanya’ya gittikten sonra Tudeh’in yakalanan kadroların verdiği bilgilere dayanan polis Sadiqi Henciri’nin evini basıyor ve gözaltına alıyorlar. Bu baskın 14 Eylül 1955 yılında yapılıyor. Sadiqi Henciri belli bir süre tutuklu kaldıktan sonra kefalet karşılığında serbest bırakılıyor. Dr. Serdeşti, Savak belgelerine dayanarak Sadiqi Henciri’nin “1957 ve 1959 yılları arasında KDP için çalıştığını“ yazıyor.

Sadiqi Henciri’yi anlamak için sözü bir Fars şairine bırakmak daha iyi olur. Çünkü, siyasal nedenlerden dolayı Kürdler tarafından öldürülen Kürdler hakkında bir şeyler yazmak kolay değil. Siyasal, örgütsel ve “vatani“ çıkarlar adına onbinlerce Kürd imha edildi ve yine aynı nedenlerle bu öldürülen insanlar hakkında yazmakta tabulaştırılmış. Ve aynı hatalar hep tekrarlanılır.

Şimdi yine esas konumuza geçelim.

Kürd aydınlarından Hêdî “Nima û Laweki Kurd“ başlığı altında Londra’da çıkan aylık “Peyam Dergisi“inde(2000) bir yazı yayınlamıştı. Nima, modern Fars şiirinin babalarından olan Nima Yuşijtir. Asıl ismi Ali Esfandiari(1897-1960) olan Nima Yuşij, modern ve serbest Fars şiirini oluşturanlardandır. Şiirleri “şiiri niwe“ yada “şiiri Nima“ olarak bilinir. Fars edebiyat eleştirmenlerinin “en büyük şair“ yada “şairlerin en büyüğü“ gibi kategorilere sığdırmaya zorlandıkları Nima Yuşij hakkında tüm dillerde yeterli kaynaklar mevcuttur. Bundan dolayı bu bölümü okuyucuya bırakıyorum..
Hêdî’nin yazısının başlığındaki ikinci kısım, yani “…Laweki Kurd“ ise Sadiqi Henciridir.

Fars modern şiirinin ustalarından Nima Yuşij anılarında geniş bir şekilde Sadiqi Henciri’den söz ediyor. Hêdî’nin Nima Yuşij’in anılarından Henciri üzerine yazdıklarından bazı bölümleri aktarmaktan yarar vardır.

Nima Yuşij Sadiqi Henciri Azer hakkında şöyle diyor:

“Henciri Azer tek bir adamdı gördüğümde…
Azer Henciri anlıyor… Eğer bu necib ve akılı Kürd genci olmasaydı, ben çok sıkılacaktım. Azeri Henciri büyük bir kabiliyet, hassas ve dikkatlidir. Daha doğru ifade etmek gerekirse Henciri Azer çok okuyan ve alim biridir…
Bazı kimselere benim şiir sanatımın detaylarını anlamışlar. Fakat, birileri var ki şiirlerime ilişkin tüm kaygılarımı, dertlerimi ev çabalarımıda anlamıştı. Bazıları benim yaşamımı biliyor. Benim yaşamımdan itibaren şiirlerimdeki gizli dertlerimi çözemiyorlardı. Azeri Henciri beni hayretler içinde bırakan dertlerimi tanıyan tek kişidir. Beni herkesten daha iyi tanıyor. Hatta Ali Ahmedi’dende daha fazla beni tanıyor. Çünkü, Ali Ahmedi benim bir çok derdimi eserlerimin aracılığıyla biliyordu. Fakat bu şahıs beni öyle tanıyor ki ben bile kendi kendime ben kimim? diye soruyorum. Bu şahıs asrın perişanı bir Kürd gencidir. İsmi, Henciri Azerdir. Ben anılarımda birkaç defa ondan söz etmiştim.. Eğer bu Kürd genciyle gece ve gündüz bir yerlerde birlikte kalsaydık, gece ve gündüz çalışabilir ve yazabilirdim.“…

“Bugün Eğitim Müdürlüğünün İdaresine gittim. Dr. Cenneti benim emeklilik işlerimle uğraşıyor. Kendisine teşekkür ettim… Azer bana Sanandaj’da yapılan bir sıgara küllüğünü hediye etti… Azer dedi ki dün Nusret Rahmeni ve diğer bazı kimseler Axewani(Omedi)yi bana karşı bir şiiri dergisinde yayınladığı için eleştirdiler. Axewan onlara dedi ki Nima’nın yanına gittim bana ‘muşhat’ yada “klasik serbest şiirler“ üzerine bazı yazılar verdi…“

“Bugün eğitim müdürlüğüne Azer’in yanına gittim. Şehrudi ve diğerleride ordaydılar. Ben emeklilik başvurumu Azer’e verdim… Azer benim ne dediğimi iyi anlıyor. Hava çok sıcaktı. Eşim bankaya gitmişti. Eşim benim emekliğim için bir partiyi organize etmek için hazırlıklarla meşguldu…““

“Bu Kürd genci, gururla diyebileceğim bu yıl tanıdığım en yetenekli insandır. Bu gencin kaç yabancı dil bildiğini söyleyemeyeceğim…. Bu gencin dünün, bugünün, her zamanın şiirini ve şairini herkesten daha iyi anladığını da size anlatmayacağım… Şiir söylediğini söylemeyceğim. Fakat, şiir nedir biliyor. Nasıl mantıklı bir kavrayışı olduğunuda size söylemeyeceğim… Size onun ne işle uğraştığını ve nasıl bir şahsiyet olduğunuda anlatmayacağım.
O tüm yaşamım boyunca tanıdığım en büyük insandır. Ben yaşamım boyunca aynı perspektifleri ve aynı düşünceleri paylaştığım çok insanla karşılaştım. Fakat, Azer hepsini aşmıştır.“

“Bu Kürd genci, özellikle insan anlamında Kürd, 1954 ve 1955 yılları boyunca tam gönlüme göreydi… Bu Kürd genci öyle kabiliyetliydi ki, kavrayışı alimlerin ötesindeydi, alimliği kavrayışların üstündeydi. Ben onun bilimine ilişkinde bir şey söylemeyeceğim. O çok okumuş. Okumayi başkalarından daha iyi biliyor. Eğer irfan lugatı ile ifade etmem gerekirse, söyleyebilirim ki, “Heq Eliqin“e ilimine ulaşmıştır. O ilimlerin üstündedir…“

“Bu alim, okumuş ve edib Kürdi genci 1948 yılında Tahran’a geldi. Öğretmen olarak işe başladı. Sonra annesi ve babasınıda Tahran’a getirdi. Bir kardeşi öldü, diğer kardeşide hala öğrencidir. Ailenin geçimini o sağlıyor. Güneş vuran bir oda da çok kötü şartlarda yaşıyor.“

“Eşim ve çocuklarımla Hadi’nin yanına gidip resim çektik. Benim anlamadığım neden hoşlandığımız elbiselerle resim çekemiyoruz. Örneğin eğer bizim üstümüzde Kürd elbiseleri olsa fotograf makinesinin resim çekme imkanını aşıyormu? Hadi diyor: ‘Kürd elbiseleriyle resim çekmek mümkün değil… Ancak evlerinde giyebilirler…. Dr. Cenneti diyor Hadi Bey ile perspektifleriniz farklı… Ben tüm kavrayışımla deli olmaya başlıyorum.. Bu nasıl anlayış!!!!“

Hêdî’nin makalesinden büyük Fars şairi Nima Yuşij’in Sadiqi Henciri Azer hakkında yazdıklarının bir bölümünü aktarmaya çalıştım. Öyle görünüyor ki, Sadiqi Henciri Azer Tahran’da olduğu zaman oradaki entellektüel çevrelerle sıkı ilişki içindedir. Nima’nın anlatımlarına bakılırsa Sadiqi Henciri Azer sadece politik alanda aktif değil, edebiyat ve sanat dünyasıylada geniş ilişkiler içinde olduğu anlaşılıyor. Sadiqi henciri Azer’in Fransızca’dan Farsça’ya bazı eserleri tercume ettiği biliniyor.

Demokratik Kürdistan Cumhuriyet’inin kuruluşundan önce “Komelay Jiyanewey Kurd“ tarafından Mehabad’da “Dayiki Niştiman“ adlı bir tiyatro piyesi sahneye konuldu.. “Dayiki Niştiman“ Kürdlerin ulusal bilinci üzerine büyük bir etki yaptı. Bazı kaynaklar “Dayiki Niştiman“ ın Peşawa Qazi Muhammed tarafından, bazıları(kendi söylemiylede) Ubeydullah Eyubiyan tarafından(Aso Zagrosi’nin Eyubiyan üzerine yazdığı makaleye bakınız) ve bazıları da bu tiyatro piyesinin Sadiqi Henciri Azer tarafından kaleme alındığını söylüyorlar. (Dr. Serdeşti’nin Sadiqi Henciri üzerine yazdığı makaleye bakınız)

Nima Yuşij’in Sadiqi Henciri Azer hakkındaki kısa testipinden sonra yeniden Güney Kürdistan’a dönelim. 2.Kongre’de Henciri’nin merkeze seçildiği ve yaşanan gelişmelere vurgu yapmıştım. 1966 yılında Sadiqi Henciri Azer ile Said Kawe Koyistan Balikan mıntıkasında Derbend köyünün cıvarında bir ovada kendilerine bir ev tutmuş ve orada kalıyorlardı. Daha sonra ikisi oradan “Mama Rut“taki Şair Şêwaw’ın yani Xalid Hisami’nin evine gidiyorlar. Sadiqi Henciri Molla Mustafa Barzani’yi görmek amacıyla Xalid Hisami’de kalıyor ve Said Kawe’yi Derbend köyüne gönderiyor.

İşte burada Sadiqi Henciri Azer ortadan kayboluyor. Bir daha kendisinden bir ses çıkmıyor.

Aslında bu hususun en yakın tanığı ve ayları yalnız başına Sadiqi Henciri Azer ile geçiren Said Kawe (Koyistani)dir. Said Kawe “Awrêk Le Beserhati Xom w Rudawakani Nêw HDK“ adlı anınlarının 144-151 sayfalarını tümden Sadiqi Henciri Azer olayına ayırmış.

Kısaca Said Kawe’nin dediklerini özetlemek gerekirse, Sadiqi Henciri Said Kawe’ye bir süre Soni köyünden ayrılma önerisinden bulunuyor. Bilindiği gibi KDP(İran) Soni köyünü kendisine merkez üs olarak seçmiş ve 2.Kongresinide bu köyde yapmıştı. Sadiqi Henciri, Said Kawe’ye Balakani mıntıkasına gideceklerini ve orada Molla Mustafa Barzani ile görüşeceğini söylüyor. Said Kawe:

“Sadiqi Henciri sık sık Barzani’yle görüşmem gerekir. Faik(Süleyman Muini-Rojgar) ile anlaştığımız hususları ona anlatmam gerekir diyordu. Benim için açıktı ki Sadiqi Henciri ile Faik Emin bazı konularda kararlar almışlar ve Henciri bunlara Barzani ile konuşmak istiyor.“ (Said Kawe, age, sayfa 144)

Said Kawe’nin anlatımlarına göre 7 yada 8 saaten fazla yoldan sonra Gelale’ye ulaştıklarını, fakat Sadiqi Henciri “bu seferinde Molla Mustafa Barzani ile görüşme imkanı bulmadığını“ söylüyor. Sadiqi Henciri ile Said Kawe Derbend köyüne gidiyorlar ve o köye yakın bir derede Mahmud Hayat’ın eniştesi Abdullah’dan bir ev alıyor. Ikisi yaklaşık olarak 6 ay bu evde kalıyorlar. Kış aylarını o evde geçirdikleri süre içinde Sadiqi Henciri’nin istemi üzerine Said Kawe bu arada Tahran’a da bir yolculuk yapıyor. Said Kawe’nin Tahran ve Doğu Kürdistan’dan getirdiği mesajlar Sadiqi Henciri’yi memnun ediyor.

Said Kawe’nin anlatımlarına göre bir gün Sadiqi Henciri Molla Mustafa Barzani ile görüşmek için hazırlıklara başladı. Ikisi birlikte “Kürdistan Radyosunun“ bulunduğu “Mame Rut“ e gidiyorlar. Sadiqi Henciri’nin tanıdığı Xalid Hisami’ye misafir oluyorlar. Hisami’nin evinde “Sadiqi Henciri Molla Mustafa Barzani’ye görüşmek amacıyla bir mektup yazıyor“(Said Kawe, age, sayfa 145)

O dönemler Irak uçaklarıda bölgeyi bombalıyorlar. Said Kawe’nin anlatımlarına göre Sadiqi Henciri kendisine Derbend’e geri dönmesini ve kendisi Molla Mustafa Barzani’ye gönderdiği mektubun cevabını almak için bekleyeceğini söylemiş.. Bu arada Said Kawe , Xalid Hisami’nin kaldığı mağarada yatmak için gereken malzemelerin yokluğundan da söz ediyor. Sonuçta Said Kawe’nin anlatımlarına göre Sadiqi Henciri’nin aldığı karar gönlüne göre olmasada kendisi “Mamerut“u terk ediyor. Said Kawe Derbend köyünde 2 yada 3 gün Sadiqi Henciri’nin geri dönmesini bekliyor, fakat Henciri gelmiyor.

Said Kawe Sadiqi Henciri’yi bulmak için geri “Mamerut“ e dönüyor ve Xalid Hismami’ye gidiyor. Burada sözü doğrudan Said Kawe’ye bırakalım: “Mamerut’a gittim, Kek Xalid’ı gördüm ve kendisinden Kek Sadiqi sordum. Bilemiyorum Kek Xalid’a Kek Henciri’yi sorduğum zaman niçin rahatsız olduğunu anlamadım. Kek Xalid bana ‘önceki gün Kek Sadiq Barzani’nin yanından döndü, bana suyun başına gidip yıkanacağını söyledi. Vedalaşmak içinde geri gelmedi’ dedi. Sonra kendisine ‘Niçin geri gelmedi?’ diye sorduğumda ise cevaben ‘sanıyorum uzun bir yolculuğa çıktı’dedi“ diye yazıyor.( Said kawe, age, sayfa 146)

Said Kawe geri Derbend köyüne gidiyor ve birkaç gün daha Sadiqi Henciri’nin yolunu bekliyor, fakat hiç bir haber çıkmıyor.

Said Kawe bu arada Süleyman Muini’ye bir mektup yazarak Sadiq Henciri’nin Xalid Hisami’nin evine gidişini, orada kalışını, kendisinin Xalid’a gidişini, Henciri hakkında sordukları soruları ve aldığı cevapları bir bir not ederek izah ediyor. Said Kawe mektubunun son bölümünde ise Süleyman Muini’den Balakani’ye gitmesini, Xalid Hisami ile görüşmesini, fakat gece onun evinde kalmamasını istiyor.

Süleyman Muini bir kaç gün sonra Derbend köyüne geliyor ve Said Kawe ile görüşüyor. Süleyman Muini:

“Mamerut’e gittim Henciri’nin ortadan kaybolmasını Xalid Hisami’ye sordum. Xalid Bana ‘Bir gün Kek Henciri bana tütün kutuma tütün doldur, önümde uzun bir yolculuk var dedi’ vedalaştıktan sonra gitti.“ diyor. Ben ile Kek Süleyman Muini Xalid’a olan sorularımızı ve aldığımız cevapları kiyasladıktan sonra Henciri’nin başına bir şeyler geldiğini ve Xalid Hisami’de bu meseleden haberdardır. Xalid ya korkuyor ve korkudan dolayı bize bir şey söylemiyor, yada gerçeği bize anlatmaya hazır değildir“…

Said Kawe anlatımlarına devamla Süleyman Muini ile ortak bir düşünceye vardıklarını Sadiq Henciri ya Devrim güçleri tarafından tutuklanmış yada İran’a teslim edilmiştir. Henciri’nin hayata kalması için bir yazı hazırlayarak 200 nusha basıp yurtdışına göndermeye karar veriyorlar.

Bir iki ay sonra Irak Komunist Partisi Çoman’da başı kesilmiş bir ceset buluyor. Bu cesedin bulunmasından sonra Süleyman Muini’den “Sadiq Henciri’nin öldürüldüğü düşüncesi oluşuyor“..

Bu arada Süleyman Muini’nin insiyatifiyle Ahmed Tevfik’in taraftarları hariç tüm KDP kadroları “Dole Reqe“ de durum değerlendirmesi için bir toplantıya çağrılıyor. Bu toplantının hikayesi uzun olduğundan şimdilik geçiyorum. Bu toplantıda Sadiqi Henciri’nin akibetinin araştırılması için bir yazı hazırlanıyor ve bu yazı Süleyman Muini tarafından Molla Mustafa Barzani’nin karargahına teslim ediliyor.

Ünlü Kürd şairi Hejar Mukriyani’de anılarında Sadiqi Henciri Azer olayı üzerine duruyor ve şöyle yazıyor:

“Sabilaxlı(Mehabadlı-Rojgar) Sadiqi Henciri adlı bir Kürd belli bir dönemden beri Tahran’dan Derbend’e gelmişti. Okumuş ve bilgili birine benziyordu. Kendisine güvenen sakin ve sabırlı bir insandı. O sıralar Ahmed Türkiye sınırına doğru uzaklaştırılmıştı. Biz de lêwej’de kalıyorduk. Bir Said adlı biriyle(tek gözlüydü) bizim üssümüze misafir oldular. 15 gün bizde kaldılar. Gündüzleri Said ile birlikte köyün dışına çıkıyorlardı. Öğle yemeği ve akşamları geliyorlardı. Sadiq ile tam arkadaş olmuştuk. Bizede çok yakın bir yerde bulunan Politbüro’dan bir kaç defa bize haber gönderildi İranlılar onların isimlerini soruyor ve bu yakınlarda kalmasınlar deniliyordu. Ben ile Sami inkar ediyor ve cevap vermiyorduk. Bir gün 2 Alman gazeteci ve kameraman bizim yanımıza lêwej’e gelecekti. Kek Sami Sadiq’a dediki: ‘ bugün hergün gittiğiniz ve oturduğunuz ağaçlıklar içindeki kürsüye gitmeyiniz. Çünkü Alman gazetecileriyle birlikte kimlerin geleceğini bilmiyoruz. Olurda İran ajanları birlikte gelir.’

Sadiq Sami’nin bu söylediklerinden dolayı rahatsız oldu ve ‘benim yolumu tutmayacaksın“ dedi. Bize veda etmeden Kör Said ile çekip gittiler. Radio’nun yerine Girdêm“e gittiler ve orada Xalid Ağa Hisami’ye misafir oluyorlar. Xalid Ağa Sadiq’a ‘yumurta var nasıl yapalım?’ diye soruyor. Sadiq’da: ‘nehirin kenarına gidip yeşilikler getirip melemen yaparız’diyor. Sadiq bu gidişinden sonra bir daha geri dönmedi, ortadan kayıp oldu ve kimsenin kendisinden haberi yok“ (Dr. Serdeşti, Ahmed Tevfik.. age, sayfa 151)

Sadiqi Henciri’nin babası Heme Resul oğlunun izini bulmak ve akibetini öğrenmek Xelat’a gelip Molla Mustafa Barzani ile görüşüyor. Bu görüşme esnasında Molla Mustafa Barzani İdris Barzani’ye bu meseleyi açığa çıkarması için talimat veriyor. Hatta daha öncede vurguladığım gibi Heme Resul’a umutlandırmak için “İnşallah oğlunu buluruz birlikte sevinirsiniz“ anlamında bir şeyler de söylüyor.

Bugüne kadar rahmetli İdris Barzani’nin Sadiqi Henciri olayına ilişkin yaptığı soruşturma ve Süleyman Muini’nin Molla Mustafa Barzani Karargahına teslim ettiği mektubun cevabına ilişkin hiç bir şey yok. Zaten sonraki süreçta “Dole Reqe“ toplantısına katılan KDPlilerin Süleyman Muini dahil esas kadroların ezici çoğunluğu derbeder oldu, saldırılara hedef oldular ve şehid düştüler..

Fakat, Sadiqi Henciri’nin öldürülmesi meselesinde Ahmed Tevfik’in rakipleri hep onu bu olaydan dolayı sorumlu tutular.

Dr. Serdeşti, o dönemi doğrudan yaşıyan ve o sürece ilişkin araştırma yapan bir dizi kaynağa dayanarak Sadiqi Henciri’nin ölümünden aylar önce Molla Mustafa Barzani’nin talimatıyla Ahmed Tevfik Berwari Bala’ya giderek Kani Masi köyüne yerleşiyor.

Mele Abdullah Hasanzade’nin anlatımına göre, Ahmed Tevfik Sadiqi Henciri’nin ölümünden birkaç yıl sonra birlikte Bağdat’ta sığındığı Mele Said Reşid’e bu olaya ilişkin açılıyor ve “kendisinin izniyle yeğeni Seyid Heseni tarafından öldürülüyor“…. (Abdullah Hasanzade, Niw Sede Tekoşan, sayfa 195)

Abdullah Hasanzade’nin bu iddiasına karşı o süreci yaşıyan ve doğrudan Ahmed Tevfik . ilişkileri olan Rauf Mele Hesen ve Heme Aziz Ahmed Tevfik’in bu olayla ilişkisi yok, diyorlar. (Geniş bilgi için Dr. Serdeşti, Ahmed Tevfik.. sayfa 150-155 bakınız)

Dr. Serdeşti bu meseleye ilişkin olarak Yusuf Rezwani’nin Ali Kerim’e gönderdiği mektubu dikkat çekici buluyor.

Rezwani mektubunda şöyle diyor:

“Kek Sadiqi Henciri bir mazlum olarak doğdu ve bir mazlum olarak İran Şah’ının Emniyet Güçlerinin teşviki ile Irak KDP önder kadrolarından Zeki Kamil Akreyi tarafından… şehid edildi“…(Dr. Serdeşti, age 152)

Aslında Zeki Akreyi ile Sadiqi Henciri arasında daha önce bazı olaylar yaşanmış.. Dr. Serdeşti’nin Mehemedi Xiziri’ye dayandırarak verdiği bilgilere göre ikisinin arasında tartışmaların yaşandığı, Zeki Akreyi Sadiqi Henciri’ye “hakkınız yok sokaklara çıkmaya“ gibi laflar ettiği ve ikisinin çekiştiğini yazıyor.

Dr. Serdeşti, Sadiqi Henciri olayına ilişkin olarak bir dizi belge ve bilgi aktardıktan sonra geçmişte kendisininde Ahmed Tevfik’i bu olaydan dolayı sorumlu tutuğundan yanlışlık yaptığını söylüyor. Zeki Akreyi üzerine yoğunlaşıyor.

Serdeşti’ye göre bu olayın iki kilit insanı konumunda olan Zeki Akreyi ve Xalid Hisami eğer hala yaşıyorlarsa bu olaya açıklık getirebilirler, diyor.

Sonuç olarak Kürd Ulusal Kurtuluş Hareketi kabiliyetli bir kadrosunu yitiriyor.

 

Bölüm: 7

Yakarıda da ifade ettiğim gibi “Dole Reqe“ toplantısı Süleyman Muini’nin çağrısı üzerine üzerine gerçekleşiyor. Ahmed Tevfik’in yandaşları hariç herkes toplantıya çağrılıyor. Bu toplantıda partiye yeniden çeki düzen vermek istiyorlardı. Fakat, toplantıya katılımın çok geniş tutulduğu ve “orada bulunmaması gereken insanların oluşundan dolayı“ (Said Kawe, age, sayfa 151) fazla bir şey konuşulmuyor.

Said Kawe’nin söylemiyle “Kek Süleyman Muini hariç diğer merkez üyeleri siyasi faaliyet erbabı değillerdi“(Said, Kawe, age, sayfa 151)

Bu toplantıda yanyana gelen kadrolardan Süleyman Muini ve eski MK üyelerinden bağımsız bir yapı oluşturma düşüncesi hasıl oluyor. Said Kawe’nin söylemiyle “başlarına yeni bir Ahmed Tevfik getirmek istemiyorlarmış“…

Said Kawe’nin burada kapalı bir şekilde “ikinci bir Ahmed Tevfik“ dediği Süleyman Muinidir.

Daha sonra 1966 yazında İsmail Şerifzade, Mele Aware, Sennar Mamdi, Hemedemini Siraci, Mele Abdullah Serbaz ve Said Kawe tarafından Kürdistan Demokrat Partisi-Devrimci Komitesi’nin temeli atılıyor. (bu yapılanma üzerine daha önce durduğumdan dolayı geçiyorum)

Said Kawe’nin anlatıklarına göre bir gün Süleyman Muini KDP(Irak) Politbürosundan görüşmek için bir mektup alıyor. Süleyman Muini bu mektubu aldıktan sonra “İran’a teslim edileceği endişesine kapılıyor“ ve Said Kawe’yi yanına çağırıyor.

Süleyman Muini Said Kawe’yi KDP(Irak) Politbürosuna göndererek bir durum araştırmasına giriyor. Said Kawe Politbüro’ya gitmeden önce Süleyman Muini ile anlaşıyorlar. Eğer Said zamanında geri dönmese Süleyman Muini’nin Merkez üsleri Dergele’de bulunan Irak Komunist Partisinin yanına gidecek. Said Kawe KDP(Irak) Politbürosuna giderek Politbüro üyelerinden Nuri Şawes ile Ali Abdullah ile görüşüyor ve Süleyman Muini’ye gönderilen mektuptan sözediyor. İki Politbüro üyesi gönderilen mektuptan haberleri olmadığını söylüyorlar. Nuri Şawes Said Kawe’ye “belki Kek İdris Barzani’nin Kek Faik(Süleyman Muini-Rojgar) ile bir işi var“ diyor. (Said Kawe, age, s.157)

Said Kawe geri dönüyor ve Süleyman Muini’ye tüm gelişmeleri aktarıyor. Said Kawe’nin söylemiyle Nuri Şawes ve Ali Abdullah’ın anlatıklarını ona aktardığı zaman “Süleyman Muini’nin rahatsızlığı ikiye katlanıyor.“

Daha sonra Said Kawe Kandil dağının cıvarından Süleyman Muini ve yanındaki Peşmergelerden ayrılıyor. Bu süreçte Süleyman Muini’nin yakın çalışma arkadaşlarından Muneteqimi Qazi(sonradan İran’a teslim ediliyor) Güney Kürdistan Asayiş Güçleri tarafından tutuklanıyor. Yapılan sorgusunda M. Qazi “Yardım almak ve Irak hükümeti ile ilişki kurmak amacıyla Hewler’e gitmek istediğini“ itiraf ediyor. (Dr. Serdeşti, Culanewey… sayfa 30)

Bu olaydan sonra Süleyman Muini Güney Kürdistan’ın kurtarılmış alanlarını terkederek Doğu Kürdistan’a geçiyor. Daha öncede farklı bir vesile ile sözünü ettiğim bazı çatışmalara giriyor. Süleyman Muini ve arkadaşları bazı yardımları elde etmek için çeşitli çevrelere mektuplar yazıyor ve yardım talebinden bulunuyorlardı. Bunlardan biri o dönemler Bulgaristan’da bulunan ve Tudeh saflarında yer alan Kerim Hisamidir. Kerim Hisami, Süleyman Muini’nin yardım talebinden bulunan mektubu aldıktan sonra 1967 yılının ortalarında Bağdat’ta geliyor, görüşmek amacıyla Süleyman Muini, Hemedemini Siraci ve İsmail Şerifzade’ye haber gönderiyor. Süleyman Muini Doğu Kürdistan’da olduğundan Kerim Hisami ile görüşmeye gidemiyor. İsmail Şerifzade tek başına Süleyman Muini’nin Hisami’ye yazdığı mektubu alarak Bağdat’ta gidiyor. Kerim Hisami o görüşmeyi şöyle anlatıyor:

“Uzun bir görüşmeden sonra ben şu öneride bulundum: ‘Süleyman ve Qadir Şerif ile birleşiniz. Fakat, İsmail Şerifzade devrimci bir aydın olarak tecrübesizdi ve belli bir oranda rahmetli Mao’nun teorisinin etkisi alındaydı. Onları milliyetçi ve gerici olarak görüyordu“ (aktaran Omer Esri, Komelay JK û Kurtey Beşek le rudawekani naw Hizbi Demokrati Kurdistan, sayfa 20)

Kerim Hisami’nin anlatımlarına göre bu görüşmeden sonra İsmail Şerifzade ve Hemedemini Siraci Doğu Kürdistan dağlarına geçiyorlar. Hemedemini Siraci 06.07.1967 tarihinde Kerim Hisami’ye yazdığı bir mektupta “Kek Süleyman Muini’yle birleştiklerini“ yazıyor.(akt. Omer Esri, age sayfa 23)

Yine Omer Esri’nin Kerim Hisami’den aktardığına göre Kerim Hisami, Said Kawe ve Çukeli’yle de görüşüyor. Bu ikiside “Süleyman Muini’nin hala Ahmed Tevfik’in sözü ile hareket ettiğini söylüyorlar“ diyor. (age, sayfa 20)

Şunun altını çizmek lazım. İsmail Şerifzade’nin Kerimi Hisami’ye “Süleymani Muini ve Qadir Şerif’in milliyetçi ve gerici“ dediği ve “onlarla birleşmek istemiyordu“ hususuna bir soru işareti koymak gerekiyor. Bunun için başka kaynaklara bakmak gerekecek. Çünkü, İsmail Şerifzade’nin siyasal olarak güvenmediği birinin mektubunu Bağdat’ta götürmesi olayı düşündürücüdür. Ayrıca Said Kawe’de Anılarında Kerim Hisami ile Bağdat’ta yaptıkları görüşmeden söz ediyor. Said Kawe, Mele Muhamed Xiziri ve Çukeli Kerim Hisami’nin görüşme istemi üzerine Bağdat’ta gidiyorlar. Fakat bu görüşme esnasında İsmail Şerifzade yok. Said Kawe’nin verdiği bilgiye göre bu toplantıya 7 kişi katılıyor. Bunlar Dr. Qasimlo, Kerim Hisami, Süleyman Muini, Hemedemini Siraci, Mam Çukeli Gewheri, Muhammed Xiziri ve Said Kawe’den ibarettir. (Said Kawe, age, sayfa 168)

Kürdler arasında yapılan bu toplantıdan önce Süleyman Muini ve Hemedemini Siraci KDP adına Tudeh’in Politbüro sorumlusu Radmeniş ile görüşüyorlar.

Said Kawe Anılarında bu toplantıdan önce Bağdat’ta başka bir toplantıya katıldığını yazmıyor.

Said Kawe’nin katıldığı toplantıda 1967 Aralığında yapılan toplantıdır. O sürece kadar zaten KDP’nin ülke içindeki farklı kanatları birleşmişler. Zaten Hisami’de Şerifzade ve Siraci’nin Doğu Kürdistan’a giriş yaptıklarını ve Muinilerle birleştikleri yazıyor. Yani Süleyman Muini 1967 yılının Aralık ayında Bağdat’a geldiği zaman KDP-DK adına görüşmeler yapıyor.

Daha öncede başka bir vesile ile vurguladım gibi Kerim Hisami Süleyman Muini ile Siraci’nin mektuplarından sonra Sofya’dan Bağdat’ta geldiğini ve görüştüğünü şöyle anlatıyor:

“28 Aralık’ta Süleyman ve Siraci Bağdat’ta geldiler. Konuşmaya başladık. Süleyman dedi ki: ‘Biz Tudeh Partisinin önderleriyle görüşmeye geldik. Eğer onlar hazırlarsa biz iki farklı parti olarak birlikte çalışmak istiyoruz. Eğer Tudeh istemese biz Baas Partisi ile ilişki kuracağız’. Ben de kendisine bildiğim kadarıyla Tudehli arkadaşlar ve bana anlatıkları kadarıyla yardımcı olmaya ve yakınlaşmaya hazırlar… Süleyman Muini ve Siraci Çin Büyükelçiliğine gidip ilişki kurmak istiyorlardı. O dönemler Mao Zedung’un yanlış düşünceleri Kürdistan dağlarına da varmıştı. Ben bu öneriye sert bir şekilde karşı çıktım. Onlarda ilişki kurmaktan vaz geçtiler.“ (aktaran Omer Esri, Komelay JK û Kurtey Beşek le rudawekani naw Hizbi Demokrati Kurdistan, sayfa 23 )

Kerim Hisami, Süleyman Muini ve Hemedemini Siraci arasında yapılan 28 Aralık 1967 görüşmesi sırasında Tudeh’in Politbüro sorumlusu Radmeniş Bağdat’ta değil. Her ne kadar Kerim Hisami Tudeh adına ilişkileri sağlıyorsada Süleyman Muini ve Hemedemini Siraci Tudeh yöneticileriyle görüşmek istiyor ve destek almak istiyorlar.

Radmeniş’de Bağdat’ta olmayınca görüşme gerçekleşmiyor. Kerim Hisami yeniden Sofya’ya dönüyor. Zaten Kerim Hisami Dr. Qasimlo ile birlikte 1961 yılında yurtdışına çıktığında Tudeh’in denemindeki “Peyki İran“ radyosunda çalışıyordu.. Sofya’daki “TKP Sesi Radiosu“ gibi bir şeydi.

Süleyman Muini ve Hemedemini Siraci’da Tudeh ile yapacakları toplantıyı beklemek amacıyla Süleymaniye’ye gidiyorlar.

Tudeh, Kerim Hisami’yi 26 Ocak 1968 tarihinde Tudeh ve KDP (aslında Tudehçiler daha çok “İranlı Kürd yoldaşlar“ ifadesini kullanıyorlar) arasındaki toplantıyı örgütlemek için Irak’a yeniden gönderiyor.. Aslında bu 4. gelişidir. Süleyman Muini ve Hemedemini Siraci’de Tudeh yöneticileriyle görüşmek için Süleymaniye’den Bağdat’ta geliyorlar. Tudeh’in lideri Radmeniş ve Dr. Qasimlo’da yurtdışından Bağdat’ta geliyorlar. (bu arada bir tarih yanlışlığını düzeltmek istiyorum. Said Kawe ve arkadaşları 28. Aralık 1967 tarihinde değil, 1968 yılının Şubat ayının başında Bağdat’ta geliyorlar) 6 Şubat 1968 tarihinde taraflar arasında bir öngörüşme yapılıyor. Bu görüşmede Dr. Radmeniş KDP’den “Tudeh’in karar verebilmesi için ülkedeki durum, mücadele ve istemleriniz üzerine bir rapor hazırlamalısınız “ yönünde öneride bulunuyor. Süleyman Muini Dr. Radmeniş’in bu önerisine karşı çok sert bir tavır takınarak:

“Biz iki ayrı partinin temsilcileriyiz, kendi durumumuz üzerine size rapor veremeyiz“ diyor.

Süleyman Muini’nin bu sert tavrından sonra Dr. Radmeniş tavır değiştirerek “İranlı Kürd yoldaşlarla“ değil, iki ayrı parti olarak görüşme yapmaya karar veriyorlar. (Hamid Gewheri, Hizbi Demokrati Kurdistan, Beşi Çarem, http://hamedgohary.kurdblogger.com 22.10.2009)

İki taraf arasında yapılacak toplantıya geçmeden önce bir noktaya değinmek lazım. Doğu Kürdistan’da KDP-DK önderliğinde silahlı mücadelenin başlamasıyla birlikte Tudeh panikleniyor. Tudeh silahlı mücadeleye karşıydı. Sovyetler Birliği’de o dönemler İran Şah’ı ile ilişkilerini iyileştirmiş ve bir çok antlaşma yapmıştı. Sovyetler Birliği’de İran’da silahlı mücadeleye karşıydı. Kerim Hisami’nin söylemiyle “Mao Zedung’un yanlış düşünceleri Kürdistan dağlarına varmıştı.“

Tudeh, Maocuların bölgeye yerleşmesini ve güçlenmesini istemiyordu. Zaten Dr. Kureş Laşayi önderliğindeki bir grup Tudeh kadrosu 1963 yılında Tudeh’den ayrılarak “Sazumani İnqilabi Hizbi Tudeh“i kurmuşlardı. Dr. Laşayi o dönem Mao’dan etkilenerek “Şehirleri Kırdan Kuşatma“ adı altında bir kitap yayınlıyor. Bu kitap o dönem bir hayli yankı yapıyor. Dr. Laşayi’nin kendiside Süleymaniye’de Bekreço’da kalıyor, Celal Talabani ile ilişkileri var. Talabani’de o dönem Mao’yu savunuyor. KDP-DK’ninde bu çevrelerle ilişkileri var. Kerim Hisami, 28 Aralık 1967 tarihinde Süleyman Muini ve Siraci ile Bağdat’ta görüştüğü zaman, “ilişki kurmak amacıyla Çin Büyükelçiliğine gitmelerini engellediğini“ yukarıda aktamıştım…

Ayrıca bu görüşmede Kerim Hisami Süleyman Muinelere “Celal Talabani aracılığıyla Doğu Kürdistan’a giden Maocularla ilişkilerinizi kesin“ yönünde öneride bulunuyor. Hatta bu önerinin kabul gördüğünü de yazıyor. Fakat, bu toplantıdan sonra Hemedemini Siraci Dr. Laşayi’yi kendisiyle beraber Doğu Kürdistan’a götürüyor!!(Omer Esri, age , sayfa 23)

Tudeh silahlı mücadeleye karşı olmasına rağmen KDP-DK ile ilişkiye geçmesinin bir çok nedeni vardı. Bunlardan birincisi, İran devletinin Doğu Kürdistan’da giriştiği terör, KDP güçleriyle devlet güçleri arasındaki çatışmalar Tudeh saflarındaki Kürdleri de harekete geçiririyor. Dr. Qasimlo ve Kerim Hisami gibi kadrolar, Tudeh’in KDP ile ilişkiye geçmesi için baskı yapıyorlar. İkincisi; yukarıda vurguladığım gibi bölgede Maocu hareketin gelişimi ve güçlenmesi Tudehi hareketlendiriyor. Tüm görüşmelerde Tudeh KDP-DK’den Maocu kadrolarla ilişkiyi kesmelerini şart olarak ileri sürüyor.
Üçüncüsü; Tudeh KDP-DK ile ilişkiye geçerek partiyi Kürdistani kadrolardan arındırarak yeniden Tudeh’in Kürdistan Komitesi yani 1955 Tahran toplantısı öncesi konumuna sokmak istiyor.

Dörtüncüsü, belki biraz tartışmalı olacak ama, bugün elimizde bulunan bazı veriler İran devletinin ve özellikle Savak’ın Tudeh üzerinden KDP-DK’yi ve Peşmerge güçlerini kontrol etmeye çalıştığı hususu sözkonusudur. Tudeh İran’da küçümsenmeyecek bir güçtü. 1953 askeri darbesinden önce 25000 üyesi ve 200.000 cıvarında taraftar vardı. Barışçıl yollarlada iktidarı alabilecek konumdaydı. (Dr. Serdeşti, Helwesti Hizbi Tudeh Le Ast Kêşey Netewayeti Geli Kurd Le İran-1941-1983- sayfa 6)

Fakat, 1953 yılında yapılan askeri darbeden sonra İran devleti Tudeh’e ölümcül darbeler vurdu. Partinin ülkedeki üst birimlerinden bazı merkezi yöneticiler Savakla çalışmaya başladılar. Daha öncede vurguladığım gibi Savak 1950’lerin sonuna doğru Tudeh üzerinden KDP’ye büyük darbeler vurmuştu. İran devletinin ve Sovyetler Birliğinin Tudeh üzerinden KDP’yi kontrol etme düşüncesine neden olan olay Savak’ın 25 Şubat 1968 raporudur. KDP ile Tudeh arasında 9 Şubat 1968’de Bağdat toplantısı yapılıyor. Savak toplantıdan iki hafta sonra toplantının içeriğini rapor edebiliyor.

Bu raporda şöyle deniliyor:

“Sovyetler Birliği İran Kürdistan’ındaki silahlı hareketi Maocuların kışkırtması olarak görüyor ve aktüel olarak silahlı Kürdlerin İran’da bulunmasını hoş karşılamıyor. Bundan dolayı Dr. Radmeniş, Dr. Qasimlo ve Kerim Hisami Bağdat’ta giderek silahlı devrimcilerin temsilcileriyle görüşüp şimdilik devrim dönemi olmadığını, kendilerini bundan uzak tutmalarını ve Bağdat’ta kalmalarına ikna etmeye çalışacaklar“ diyor. (Dr. Serdeşti, Helwesti Hizbi Tudeh.. sayfa 30)

Şu noktanında altını çizmek gerekiyor. O dönem Tudeh’in ülke örgütlenmesi Abbas Şehryari adlı bir Savak ajanı tarafından yönlendiriliyor.

KDP ile Tudeh yöneticileri arasındaki resmi toplantı 9 Şubat 1968 tarihinde başlıyor. Toplantı yerini Irak Komunist Partisi örgütlüyor. İki taraf arasında yapılan bu toplantıya Süleyman Muini, Hemedemini Siraci, Dr. Radmeniş, Dr.Qasimlo ve Kerim Hisami katılıyor. Fakat, şunu vurgulamak lazım. Dr. Qasimlo ve Kerim Hisami o dönem hala Tudeh’e üyeler.

Hamid Gewheri Hemedemini Siraci ile 12.07.2008 tarihinde yaptığı görüşmeye dayanarak Süleyman Muini’nin, Dr. Qasimlo’nun toplantıya katılmasına karşı çıktığını, iki günlük çabadan sonra Irak Komunist Partisi Sekreteri Aziz Muhamed’in (kendisi de Kürd asılıdır-Rojgar)de yardımıyla Süleyman Muini’nin bu düşüncesinden vaz geçtiğini yazıyor. (Daha geniş bilgi için Hamid Gewheri’nin yazı serisine bakınız)

9 Şubat 1968 tarihinde KDP ve Tudeh arasında yapılan görüşmeler sonununda bazı kararlar alınıyor.

Hamid Gewheri’nin Kerim Hisami’den aktardığı bilgilere göre şu konularda görüş birliğine varmışlar:

1)Tudeh, Kürdistan Demokrat Partisini Marxistler yönetimine geldiği takdirde resmen tanıyacaktır.

2) Siyasi ve örgütsel faaliyetleri güçlendirmek amacıyla İran Şah rejimine karşı silahlı mücadeleye güçlendirecektir.

3) KDP’nin programı Tudeh’in programına aykırı olmayacaktır.

4)Bu iki partiden hiç biri diğerine danışmadan Kürd meselesi ile ilgili hiç bir parti ve hiç bir devlet ile ilişki kurmayacaktır.

5)Barzani’ye yakınlaşmak için çaba gösterilecektir.

6)Tudeh Partisi, KDP’yi siyasi, ekonomik ve teknik olarak destekleyecektir.

7)Hemedemin Siraci ve Süleyman Muini, Celal Talabani tarafından desteklenen Maocu düşünceleri savunan kesimlerle ilişki kurmayacaklar.

8) Dr. Qasimlo kadroların siyasi eğitimi için Kürdistan’a geri dönecek..
Ve başka bazı kararlar. (Hamid Gewheri, Hizbi Demokrati Kurdistan, Beşi Çarem, http://hamedgohary.kurdblogger.com 22.10.2009)

İki taraf arasında alınan kararlara da bakıldığı zaman Tudeh KDP’nin elini ve kolunu bağlamak istiyor ve dünya ile irtibatını kesmek niyetindedir..

Toplantının sonuç bildirisini hazırlama görevi Dr. Qasimlo ve Hemedemini Siraci’ye veriliyor. Bir bildiride iki parti arasında “örgütsel birlik umudu“dile getiriliyor. Kerim Hisami anılarında bu bildirinin Hemedemini Siraci’nin kaleminden çıktığını yazıyor. Hamid Gewheri Hemedemini Siraci ile 05.07.2008 tarihinde yaptığı bir görüşmesinde bu meseleyi soruyor. Hemedemini Siraci:

“Benim ile Rahman Qasimlo’nun seçilmesi sadece şekilseldi. Çünkü, açıklama daha önce Tudeh tarafından hazırlanmıştı“ diyor. (Hamid Gewheri, Hizbi Demokrati Kurdistan, Beşi Çarem, http://hamedgohary.kurdblogger.com 22.10.2009)

Bu toplantıda dikkat çeken husus Tudeh Süleyman Muini’ye izole etmek istiyor ve Hemedemini Siraci’yi önplana çıkarıyor. Daha öncede vurguludığım Kerim Hisami Bağdat’ta Said Kawe ve daha başka KDP kadrolarıyla da görüşüyor. Omer Esri’nin Kerim Hisami’den aktardığına göre Kerim Hisami, Said Kawe ve Çukeli’yle de görüşüyor. Bu ikiside “Süleyman Muini’nin hala Ahmed Tevfik’in sözü ile hareket ettiğini söylüyorlar“ diyor. (Omer Esri, age, sayfa 20)

Hamid Gewheri, bu hususa dair Said Kawe ile görüşüyor. Said Kawe, Siraci’nin önplana çıkarılması meselesinde “Kek Süleyman’ın Ahmed Tevfik ile ilişkisi vardı, bundan dolayı daha çok Kek Hemedemini Siraci’ye odaklandılar“ diyor. (Hamid Gewheri, age)

Aslında Tudeh bu toplantıda Kürdistan Demokrat Partisini yeniden kendine bağlamak, bağımsız hareket etme zeminini ortadan kaldırmak, Tudeh’den kopan Maocu yapılanma ile ilişkilerine son verme ve Celal Talabani girdikleri ilişkileri bitirmek istiyordu. Ayrıca Tudeh, açık Maocu olarak bilinen Mele Aware ve İsmail Şerifzade’nin çevresinide etkisiz hale getirmek amacındaydı. Şu noktanın altını çizmek lazım. 1967-1968 Hareketinin kadroları arasında ideolojik ve programsal birlik yoktu. Bu kadrolar dört bir yandan kuşatıldığından İran devleti ile zamansız bir ölüm kalım savaşına girdiler. Tam 18 ay boyunca kahramanca bir direniş sergilediler. Bu yazının daha önceki bölümünde Savak’ın 25 Şubat 1968 tarihli bir raporundan sözetmiştim. Bu raporda Bağdat’a gelen bazı insanlardan söz ediyor ve “Sovyetler Birliği İran Kürdistan’ındaki silahlı hareketi Maocuların kışkırtması olarak görüyor ve aktüel olarak silahlı Kürdlerin İran’da bulunmasını hoş karşılamıyor.“ diyordu…

Ben Dr. Serdeşti’ye dayanarak bu bilgelerin Tudeh içindeki Savak ajanları tarafından devletin eline ulaştığı noktasına dikkat çekmiştim. Bir başka ihtimal de Sovyetler Birliğinin doğrudan İran devleti ile bu bilgeleri paylaşmasıdır. Çünkü, 1 Mart 1967 yılında İran ve Sovyetler Birliği arasında ekonomiye ilişkin bir antlaşma yapılıyor. İran’ın Sovyet Birliğine yaptığı ihracat bir yıl içinden 20 milyondan 70 milyona çıkıyor. Sovyetler Birliği’de İran’a çimento, demir ve diğer bazı ham madderi ihraç ediyor.. İki taraf arasında ticaret hacmi 2 yada 3 yıl içinde 1 milyar dolara çıkarma planları var. (Dr. Serdeşti, Helwesti Hizbi Tudeh.., sayfa 30)

Böyle bir iddia hiç bir şekilde yabana atılmamalıdır. Newroz.Com’da Aris Arda’nın çevisini yaptığı ve 33 bölüm olarak yayınladığı “Sovyet Arşivlerinde Kürdler“ adlı yazı serisin takip eden arkadaşlar böyle bir ihtimali bir kenara bırakamazlar. Ayrıca, Sovyetler Birliğinin Demokratik Kürdistan Cumhuriyeti’nin kuruluşuna ilişkin belgeleri incelendiği zaman, Cumhuriyet Pêşewa Qazi Muhamed gibi bazı Kürd kadrolarının dayatması sonucusu onlara rağmen kurulmuştur… (Umut ederimki bu yakınlarda bu belgelerde yayınlanılır)

Hamid Gewheri’nin Siraci ve Emir Qazi’ye dayanarak verdiği bilgilere göre Bağdat toplantısı sonrası Tudeh Sekreteri Radmeniş Kürdistan Demokrat Partisine 2000 dinar (7000 dolar yapıyor) yardımda bulunuyor. (Hamid Gewheri, age)

Tudeh, bu toplantıda KDP’ye söz verdiği halde sözünü ettiğim para dışında, ne silah, ne ilaç, ne de basın ve yayını sürdürmesi için matbaa konusunda yardımcı oldu.

Hesen Qizilci’nin söylemiyle Bağdat toplantısında alınan kararlar ve verilen sözler “her şey kağıt üzerinde kaldı“ yönündeki tespiti var olan realiteyi ortaya koyuyor. (Dr. Serdeşti, Tudeh.. sayfa 31)

Zaten sonraki süreçte Tudeh ile ilişkisi olan bir dizi Kürd kadrosu bu parti ile ilişkilerini kesecekler.

Tudeh ile yapılan bu toplantıdan daha önce Süleyman Muini Doğu Kürdistan’daki harekete destek bulmak amacıyla Abdulrahman Zebihi(Zebihi hakkındada bir şeyler yazmak gerekiyor. Çünkü bu Kürd şahsiyeti hakkında Kuzey Kürdistan’da hiç bir şey yok) ve Hilmi Arif Şerif ile Bağdat’ta gidiyor ve bazı Irak çevreleriyle görüşüyor. Dr. Serdeşti’nin aktardığına göre “küçük bir miktar para dışında hiç bir şey alamamıştı“(Dr. Serdeşti, Culanewe… sayfa 36)

Süleyman Muini Doğu Kürdistan’daki harekete destek bulmak amacıyla bir hayli çaba içine giriyor. Doğu Kürdistan’daki çatışmalar, KDP-DK’nin Celal Talabani ve çevresiyle ilişkileri, Süleyman Muini’nin Bağdat’ta Tudeh ve Irak yetkilileriyle görüşmeleri bu çevreyi tümden Irak KDP’sinin hedefi haline getiriyor.

Bu arada Tudeh Sekreteri Radmeniş rahmetli Molla Mustafa Barzani ile görüşüyor ve kendisine “İran Kürdistan’ındaki hareketin kendisine karşı olmadığına inandırmaya çalışıyor. Fakat Molla Mustafa Barzani bu hareketin arkasında bir akımın olduğu“ düşüncesindedir. (Dr. Serdeşti, Culanewe… sayfa 37)

Daha öncede vurguladığım gibi Kürdistan Başkanı Kek Mesud Barzani o dönemdeki KDP’nin Süleyman Muini’ye ilişkin resmi politikasını “Irak rejimi ilişki“, “66 Cahşlarına katılma“ ve “İran ile ilişkilerimizi bozma“ adlı gerekçelerle temellendirmeye çalışıyor. (Mesud Barzani, Barzani ve Kürd Ulusal Özgürlük Hareketi, Doz Yayınları, 2005, İstanbul, sayfa 353-354)

Daha fazla uzatmadan yeniden Süleyman Muini meselesine dönelim. Tudeh ile yapılan toplantıdan sonra Süleyman Muini ve Hemedemini Siraci Süleymaniye dönüyorlar.

Bölüm: 8

Süleyman Muini’nin eşi ve iki çocuğu Irak KDP Pişder askeri sorumlularından Heso Mirxan Jajeli tarafından esir alınıyor. Süleyman Muini 15 Nisan 1968 tarihinde İdris Barzani’ye yazdığı bir mektupta ailesini serbest bırakmalarını istiyor. Mektup’ta ailesi hakkında verdiği bilgilere göre eşi ve çocuğu (Meryem ve Siabend) 2 aydan beri buraya geldiğini söylüyor. Demeki eşi ve çocuğu Şubat ayında Güney Kürdistan’a gelmişler. Süleyman Muini’nin iki sayfalık olan bu mektubunda “eğer bir suç varsa kendisine ilişkin olduğunu“, ailesine karşı yapılanın “Kürdlüğe ve aşiret törelerine de sığmadığını“ söylüyor.

Hejar Mukriyani ise “Faiq Muini’nin oğlu ve eşi Sengesere’de Heso Mirxan Jajeyi’nin evindeydiler. Faiq Süleymaniye’ye gitmiş 5. ordu komutanı ile görüşmüş. Ondan silah ve yardım sözü almış. Daha sonra Barzani’ye karşı olan devletin silahlı güçleri olan Celal Talabani’ye gitmiş. Süleymaniye’ye gelerek Şeyh Latife misafir olmuş. Heso Mirxan’a mektup yazarak siz benim eşim ve çocuğumu zorla tutmuşsunuz. Bu namertçe bir tutumdur. Eğer onları zorla tutmamışsanız, Sitek’teki Şeyh Latif’e gönderin diye yazıyor“ (Mele Resul Pêşinmaz, Çend Serincek le ser ‘Çêşti Micêwir’i Hejar Mukriyani, Ruwange, 22 Nisan 2010)

Burada öyle anlaşılıyor ki Süleyman Muini Heso Mirxan’a da mektup yazıyor ve ailesini serbest bırakmasını istiyor. Mele Resul Pêşinmaz Hejar Mukriyani’ye çok sert eleştiriler yapıyor ve tarih gerçekleri çarpıtığını söylüyor. (daha sonra Süleyman Muini’nin tutuklanma ve sorgusuna geldiğim zaman Mele Resul Pêşinmaz’ın görüşlerine baş vuracağım.)

Süleyman Muini’nin eşi ve çocukları daha sonra kurtarılıyor. Şeyh Mahmud’un oğlu Şeyh Latif kendilerine bir ev buluyor ve yerleştiriyor. (Bu konudaki detaylı bilgileri Süleyman Muini’nin oğlu Siamend Muini ile yapacağım röportajda bulabilirsiniz)

Burada ek bir bilgi vermek istiyorum. Süleyman Muini ve arkadaşlarının Güney Kürdistan Devrim önderliği ile ilişkilerinin tümden kopması sürecini doğrudan yaşıyan Irak Komunist Partisi önder kadrolarından Mele Ahmed (Ahmedi Banixêlani)de Anılarında o sürece vurgu yapıyor. Mele Ahmed’in anlatımlarına göre 1967 kışında Faik Emin (Süleyman Muini) ile bazı arkadaşları bizim kaldığımız mıntıkaya gelmiş, beni ve Ebu Selam’ı sormuşlardı. Mele Ahmed gidip Faik ile görüşüyor.

Faik, Mele Ahmed’e “İran hükümetinin baskısından dolayı Molla Mustafa bizim Doğu Kürdistan’daki örgütlerimizle ilişki kurma, giriş ve çıkışlarımızı yasaklamak istiyor. Öyle görünüyor ki, işler bununla sınırlı kalamayacak yaşamımız da tehlikeye girecektir. Bundan dolayı biz diğer tarafa geçmeye ve İran’da silahlı mücadele başlatma kararını aldık“ diyor. (Ahmedi Banixêlani’den aktaran Siamend Muini, Culanewey Salakani 1967-1968 û Süleyman Muini, sayfa 14)

Bu arada Mele Ahmed Süleyman Muini ile Doğu Kürdistan’daki durum üzerine ve KDP örgütlenmesi konusunda sordukları sorulara ve Muini’nin verdiği cevaplara değiniyor. Mele Ahmed bu sohbeti özetlerken Süleyman Muini’nin “çok iyimser olduğunu“ ve “örgütüne güveniyordu“ diyor.

Mele Ahmed Irak Komunist Partisi adına Süleyman Muini’ye yardım yapacakları sözünü veriyor. Mele Ahmed Muini’ye Peşmergelerinizi yanımıza gönderin Karadağ ve Germiyan’daki Peşmergelerimiz içinde saklayacağız. İleri kadrolarınızı da Bağdat vb şehirlerde koruyacağız, diyor. Fakat, Süleyman Muini kabul etmiyor ve hemen o gece Doğu Kürdistan’a geçmek istiyor. Süleyman Muini, Mele Ahmed’e “Molla Mustafa yarın yanına gitmemizi istiyor. Eğer gitmesek kuşkuya düşecek ve diğer tarafa geçmemiz zorlaşacak“ diyor. (Siamend Muini, age, sayfa 14)

Mele Ahmed Süleyman Muini’ye bir kaç Peşmerge veriyor ve karşı tarafa geçiyorlar.

Bu arada Süleyman Muini 7 ay gibi bir zaman Doğu Kürdistan’da kalıyor. Mele Ahmed’in anlatımlarına göre birkaç gün sonra İdris Barzani kendisine görüşmek için haber gönderiyor. İdris Barzani Mele Ahmed’e siz Faik Emin’e yardımcı oluyorsunuz. İran onların bu bölgeden giriş yaptığını biliyor, bizim ile İran arasında sorunlara neden oluyorlar, diyor. Mele Ahmed Süleyman Muini ve arkadaşlarının İran’a geçmeleri konusunda yardımcı olmadıklarını söylerken İdris Barzani ona cevapla “biz her şeyi biliyoruz, Faik ile birlikte olanlardan biri şimdi yanımıza gelmiş, her şeyi anlattı.“ diyor.

Faik ile birlikte olan biri dedikleri Munteqim Qazidir. (daha önce sözünü etmiştim)

Mele Ahmed’in anlatımlarına göre Süleyman Muini tekrar Doğu Kürdistan’dan Güney Kürdistan’a geçerken yine IKP’nin yanına gidiyor ve IKP kendisine sahte kimlik hazırlıyorlar. Bu sahte kimliği Irak içindeki çeşitli seyhatlerinde kullanıyormuş.

Daha öncede vurguladım gibi Süleyman Muini Bağdat toplantısından sonra Süleymaniye’ye dönüyor, ailesini Şeyh Latif’in yardımıyla yerleştirdikten sonra Xelil Şewbaş ile Doğu Kürdistan’a geçmek istiyorlar.

İşte tamda bu süreçte Süleyman Muini ve Xelil Şewbaş Irak KDP’si tarafından yakalanıyorlar.. Şimdi onların yakalanma sürecine geçebiliriz.

 

Bölüm:9

 

SÜLEYMAN MUİNİ’NİN TUTUKLANMASI VE ÖLDÜRÜLMESİ OLAYI

Süleyman Muini Bağdat’tan döndükten sonra Irak Komunist Partisi ve Şeyh Mahmud’un oğlu Şeyh Latif ili ilişki halindedir. Süleyman Muini KDP(İran) yöneticilerinden Xelil Şewbaş ile birlikte Doğu Kürdistan’a silahlı mücadele içinde olan arkadaşlarına ulaşmak istiyorlar.

Hejar Mukriyani anılarında Süleyman Muini’nin yakalanmasını şöyle anlatıyor:

“..Süleymaniye’ye gelerek Şeyh Latife misafir olmuş. Heso Mirxan’a mektup yazarak siz benim eşim ve çocuğumu zorla tutmuşsunuz. Bu namertçe bir tutumdur. Eğer onları zorla tutmamışsanız, Sitek’teki Şeyh Latif’e gönderin diye yazıyor. Bane sınırından İran’a geçmek istiyordu. Faiq’in içinde bulunduğu cipin gittiği Sitek ve Çwarta’nın dört yolu kesilmişti. Süleymaniye halkından olan ve eski bir Peşmerge olan Sadiq Efendi onları tanıyor ve indiriyor.

Sadiq Efendi: Kek Faiq seninle işim var, diyor. Faiq feqilerin elbisesi içinde “Ben Faiq değilim, benim adım Mele Qadirdır“, diyor.

Sadiq Efendi: Her kimsen benimle gel, diyor.“(Mele Resul Pêşinmaz, Çend Serincek le ser ‘Çêşti Micêwir’i Hejar Mukriyani, Ruwange, 22 Nisan 2010)

Şair Hejar’ın bu anlatımlarından Sadiq Efendi’nin Süleyman Muini’yi tanıdığını ve arabadan indirdiği sonucu çıkar.

Fakat, Süleyman Muini ve Xelil Şewbaş’ın yakalanmasına ilişkin başka ve daha detaylı görüşlerde vardır.

Irak Komunist Partisi yöneticilerinden Mele Ahmed o süreci şöyle anlatıyor:

“Belli bir dönem sonra duyduk ki, Kek Faiq ile Kek Hemedemini ayrılmışlar, yerini değiştirmiş Qale Tegerani ile ilişki kurmuş. Ben Partinin işleri için Süleymaniye’ye gittim, Kek Faiq’e haber görüşmek için haber gönderdim. Faiq’e “Kek Faiq biz her şeyimizle hizmetindeyiz, senin Qale Tegerani ile ilişki kurmanı istemiyoruz. Gerçi Qale Tegerani’nin Başkan Barzani ile ilişkileri var, şehir içindeki Irak KDP Peşmergelerinin sorumlularından biridir. Fakat, Qale hem Irak istihbaratın adamıdır ve hemde İran gizli servisi ile ilişkisi var. Bundan dolayı senden rıca ediyoruz bu adamla ilişkini kes dedim. Para mı istyorsun, silah mı istiyorsun verelim, yayınlarınızı buradan basar karşıya size gördeririz. Kek Hemedemini Siraci bizim gibi düşünüyordu. O da Kek Faiq’in Qale ile olan ilişkilerine karşıydı.

Kek Faiq bana: ‘Qale ne olursa olsun bana kötülüğü dokunmaz. Bu konuda korkmanıza gerek yok“ dedi.

Qale Tegerani güya Kek Faiqleri karşı tarafa geçirecek. Fakat, Sitek köyünün yakınlarında IKDP Bölge sorumlusu Dr. Sadiq’a teslim ediyor.“ diyor. (Ahmedi Banixêlani’den aktaran Siamend Muini, Culanewey Salakani 1967-1968 û Süleyman Muini, sayfa 14-15)

Doğu Kürdleriyle çok yakın ve sıcak ilişkiler içinde olan Şeyh Mahmud’un oğlu Şeyh Latif’de Süleyman Muini’yi Qale Tegerani’yle olan ilişkileri konusunda uyarıyor. Şeyh Mahmud’un ailesinin Doğu Kürdleriyle olan ilişkileri çok eskiye dayanıyor. Şeyh Mahmud önderliğindeki Kürd hükümeti İngilizler tarafından yıkıldıktan ve Şeyh Mahmud tutuklanıp Hindistan’a sürüldüğü zaman Şeyh Mahmud’un ailesi Simko Şikak’a sığınıyor. Şeyh Mahmud ailesi uzun süre Simko’nun özel misafirleri oluyor. KDP(İran) yöneticilerinden Qani Biluryan anılarında Şeyh Lafif’in nasıl kendilerine bir matbaa yaptığını uzun uzun anlatıyor. (1950’lilerin başlarında)

Mele Resul Pêşinmaz sözünü ettiğim makalesinde Abdullah Muini’nin Doğu Kürdistan’da bir çatışmada yaralandığını ve gizli bir şekilde Şeyh Latif’e götürdüğünü uzunca anlatıyor. Şeyh Latif evine bir Doktor getirerek tedavi ediyor. (Abdullah Muini, Süleyman Muini’nin küçük kardeşi, KDP 2.Kongresinde Yüksek Denetleme Kurulu üyesi, 1967-1968 hareketinin önderlerinden biridir. Tedavi gördükten sonra yeniden mücadeleye katılıyor ve Mehabad cıvarında arkadaşlarıyla birlikte şehid düşüyor)

Yeniden konumuza dönersek, Süleyman Muini, oğlu Siamend ve Xelil Şewbaş bir akşam Şeyh Latif’in evine gidiyorlar. Şeyh Latif Süleyman Muini’ye Qale Tegerani’yle ilişkilerini kes diyor. O bir çok çevre ile aynı arada çalıyor, diyor. Süleyman Muini Şeyh Latif’e Mele Ahmed’e verdiği cevaba benzer bir cevap veriyor. Süleyman Muini “Ben Qale Tegerani’yi uzun süreden beri tanıyorum. Onun bana karşı kötü bir niyeti olacağını ve yanlışlık yapacağını sanmıyorum“ diyor. (Siamend Muini, age, sayfa 9)

Süleyman Muini ve Xelil Şewbaş Qale Tegerani’nin “rehberliğinden“ Doğu Kürdistan’a geçmek isterlerken yakalanıyorlar. Süleyman Muini doğrudan Molla Mustafa Barzani’nin karargahına gönderiliyor. Xelil Şewbaş ise bazı kaynaklara göre Dr. Sadiq tarafından yoldan öldürülüyor. Hejar Mukriyani’de anılarında Süleyman Muini’yi cezaevinde ziyaret ettiği zaman Xelil Şewbaş’ı gördüğünü yazıyor. (Xelil Şewbaş’da öldürülüyor ve gömüldüğü yer bilinmiyor)

Şair Hejar’ın bu söyleminden hareketle Xelil Şewbaş’ın Süleyman Muini ile aynı dönemde öldürüldükleri anlaşılıyor. Süleyman Muini’nin tutuklu olduğu sürece ilişkin elimizde fazla kaynak yok.

Süleyman Muini ile cezaevinde yapılan görüşmeler ve iddialar hakkında söyleyebileceklerim bir hayli sınırlıdır. Bu konuda daha detaylı bilgi sahibi olan o dönem Irak Kürdistan Demokrat Partisi yöneticileridir. Fakat, ne yazık ki hala bu meseleye ilişkin sessizliklerini koruyorlar.

Bu hususa ilişkin elimde bulunan bilgileri önümüzdeki bölümde aktaracağım.

Siyamend Muini daha önce de sözünü ettiğim makalesinde Molla Mustafa Barzani’nin Süleyman Muini ile görüştüğünü, “kendisine hakaret ettiğini“ ve kendisine “en iyisi İran’a teslim olup onlarla anlaşmandır“ dediğini yazıyor.

Yine Siyamend Muini’nin aktardıklarına göre Süleyman Muini Molla Mustafa Barzani’ye “Kürdistan Devrimi yoksuluk dönemini yaşadığı esnada ben ve benim gibi insanlar devrim için mücadele ettik. Hiç bir zaman işgalci hükümet ile anlaşmaya gözümüz olmadı. Ben yine aynı pozisyondayım. Ben Kürdlük inancının bayraktarlığını yapan bir insan olarak, inancımın peşinde gitmeye ve uğruna canımı kurban ederim. Hiç bir zaman, elleri Cumhuriyetin kanı ile kırmızılaşan bir rejime boyun eğmem“ diyor. (Siyamend Muini, age, sayfa 9)

Fakat, Siyamend Muini bu karşılıklı konuşmaları aktarırken kaynak vermiyor. (söyleşide bu konuyuda kendisine soracağım)

Süleyman Muini ile hapishane’de görüşenlerden biri de ünlü Kürd şairi Hejar Mukriyanidir.

Bilindiği gibi Hejar Mukriyani’nin anıları “Çêşti Micêwir“ adı altında Paris’te basıldı. Hejar anılarını ölümünden sonra yayınlanmasını istemişti. Bu istemine uyuldu. Keşke Mamoste Hejar yaşadığı dönemde anılarını yayınlasaydı. Anılarıyla ilgili tartışmalarda kendisininde cevap verme imkanı olurdu ve belkide Kürdistan’da yaşanan bazı gelişmeler hakkında daha fazla bilgi sahibi olurduk. Ama, olmadı. Hejar anılarında Süleyman Muini ile cezaevinde yaptığı görüşmeye bir hayli yer veriyor. Süleyman Muini’nin mücadele arkadaşlarından Mele Resul Pêşinmaz 1998 yılının sonbaharında çıkan Gizing Dergisinin 21.sayısında “Çend Serincek le ser ‘Çêşti Micêwir’i Hejar Mukriyani“ adı altında bir makale yayınladı. (Ben bu makalenin sayın Hasan Qazi tarafından 22 Nisan 2010 tarihinde Ruwange’de güncelleştirilmiş nushasına ulaşabildim) Mele Resul Pêşinmaz, bu makalesinde Hejar’ın Süleyman Muini hakkında iddia ettiklerinin tümünü uydurduğunu, gerçeklerle alakası olmadığını ve “birilerinin gözüne girmek için yaptığını“ yazıyor.

Dr. Serdeşti’de 1967-1968 hareketi hakkında yaptığı araştırmasında:

“Hejar Mukriyani başka bir şekilde değerlendiriyor, hareketin önderlerine öyle şeyler söylüyor ki, akademik bir çalışmada yer verilemez“ diyor. (Dr. Serdeşti, Culanewe… sayfa 38)

Hejar Anılarında matbaa işleri için Molla Mustafa Barzani’nin evine gittiğini yazdıktan sonra Süleyman Muini ile görüşmesine geliyor ve şöyle anlatıyor:

“Barzani bana eğer istiyorsan Faiq Muini’yi gör ve kendisiyle konuş. Irak’ın 5.ordusu, Celal ve Bekirço Çaşları hakkında ne biliyorsa anlatsın. İran kendisini istiyor ve tehlikededir diyor. Wesan’a gittim ve Faiq’i gördüm. Xelil Şewbaş adlı bir Peşmerge ile boşaltılan bir eve hapsedilmişlerdi. Barzani’nin iki silahlı adamı nöbet tutuyordu. Kek Faiq kendisi ile Şewbaş’ın tutuklanma olayını bana aktardı. Ben de kendisine eğer sen Barzani’nin Devrimine yardımcı olmasan senin akabetinden korkuyorum dedim. Faiq bana ‘Onlar bize yardımcı olmuyorlar, hatta yaralılarımızı dahi tedavi etmiyorlar.Ben hiç bir yardıma hazır değilim’dedi. “(Mele Resul Pêşinmaz, Çend Serincek le ser ‘Çêşti Micêwir’i Hejar Mukriyani, Ruwange, 22 Nisan 2010)

Hejar Mukriyani uzun uzun Süleyman Muini’nin “korkak olduğunu“, “bu işin erbabı olmadığını“ İran Kürdistan’ında “çocuk öldürdüklerini“, “Molla Mustafa Barzani adına zorla para topladıklarını“, “köylere saldırdıklarını“ ve hatta “çete olduklarını“ yazıyor.

Fakat Hejar’ın bu anlatımlarına karşı o süreci yaşıyan bir KDP’li Süleyman Muini hakkında çok farklı şeyler anlatıyorlar. Süleyman Muini, aranmasına rağmen defalarca gizli bir şekilde Doğu Kürdistan’a giriş yaptığını, örgütlenme faaliyetlerini yaptığını ve Güney Devrimi ile dayanışma için kampanyalar yürütüğünü yazıyorlar. Ayrıca “çok cesaretli“ olduğunu, “çocuk öldürme diye bir olayın yaşanmadığını“ ve Güney Devrimi ile dayanışma için topladıkları tüm yardımları Ahmed Tevfik aracılığı ile devrime ulaştırdıklarını söylüyorlar. (Mele Resul Pêşinmaz, Çend Serincek le ser ‘Çêşti Micêwir’i Hejar Mukriyani, Ruwange, 22 Nisan 2010)

Mele Resul Pêşinmaz bu konuda İsveç’te yaşıyan birkaç kişiyide şahid olarak gösteriyor. (Daha geniş bilgi için Mele Resul Pêşinmaz’ın yazısına ve Said Kawe’nin çalışmasına bakınız)

Sonuçta Süleyman Muini Eylül Devrimi’nin önderliğinin talimatı ile öldürülüyor ve cenazesi İran devletine veriliyor. İran devleti halkın moralını bozmak ve sindirmek için Süleyman Muini’nin cenazesini bir gün Piranşar karakolunun kapısında teşhir ediyor. Cenazenin üzerine “İşte İhanetin Bedeli!“ anlamında bir yazı asıyorlar. Fakat halktan gelen tepkilerden dolayı Mehabad’ta böyle bir girişimden vaz geçiyorlar. 17 Mayıs 1968’de Süleyman Muini Mehabad’ta Budax Sultan Mezarlığında toprağa veriliyor.

Süleyman Muini olayı nasıl değerlendirilebilinir?

Her ne kadar Kürdistan Başkanı Kek Mesud Süleyman Muini’nin öldürülmesini “bu adam için böylesine üzücü bir akıbet temeni etmezdik“ diyorsada ölürülmesini “kaçınılmaz olduğunu“ söylüyor.

Gerekçe olarak da “İbrahim Ahmed grubuna katılarak Irak hükümetinin de etkisiyle İran’da yıkıcı faaliyetlerde bulunup devrimle İran’ın ilişkilerini bozmaya çalıştılar,“ tezini ileri sürüyor. ( Mesud Barzani, Barzani ve Kürd Ulusal Özgürlük Hareketi, Doz Yayınları, 2005, İstanbul, sayfa 353-354)

Kürdistan Başkanı “66 Çaşlar“ından söz ediyor. Bugün gelinen yerde “66 Çaşlarının başı Mam Celal“ ile Kek Mesud iktidar ortaklarıdır. Birbirleri hakkında bir hayli övücü şeyler söylüyorlar. Kardeş kavgası ve “Kurdkuji“ savaşları hakkında son yıllarda takındıkları tavır ve açıklamaları tüm Kürd yurtseverleri tarafından içtenlikle destekleniyor.

Süleyman Muini ile arkadaşlarının Irak devleti ile ilişkileri olsa dahi Güney Kürdistan Devrimine zarar veren yıkıcı faaliyetleri yok. En azından bugüne kadar bu konuda tek bir belge ortaya konulmuş değil. Eğer Kürdistan’ı işgal eden devletlerle ilişki kurmak suçsa bu tüm Kürd partileri için geçerli olmalıdır. Yok eğer bu ilişkiler doğal ise yine tüm Kürd partileri için doğal olmalıdır.

Şunun altını çizmek lazım. Doğu Kürdistan’da silahlı mücadeleyi yürütme fikri Süleyman Muini yada KDP-DK’nin sonradan uydurdukları “Devrim ile İran’ın ilişkilerini bozmak için“ ortaya atılmış değil.

Doğu Kürdistan’da silahlı mücadele fikri KDP’nin 2. Kongresinde 1964 yılında karar haline getiriliyor. Bu kongre Süleymani Muini dahil olduğu Ahmed Tevfik başkanlığında ve Irak KDP’nin desteği ile yapıldı. Kongre kararında silahlı mücadele hakkında şöyle deniliyor:

“2. Kongre, Şah rejimine karşı anlamsız parlamenter mücadelenin bir kenara bırakılması gerektiğini, Kuba ve Cezayir tecrübelerinden yararlanarak silahlı mücadele ile Şah rejimine karşı mücadeleyi öngörüyor.“ (Ahmed Tevfik (Abdullah İshaqi)

KDP 2. Kongresi sadece Şah’a karşı mücadelede Parlamenter mücadeleyi “anlamsız“ görmekle yetinmiyor, tarihe, Peşewa Qazi Muhamed dönemine giderek Parti yöneticilerini kendilerinden önce Simko ve Qedemxêr gibi Kürd devrimci kahramanlarının tecrübelerinden yararlanmadıkları, Şah rejimine karşı ellerindeki silahları kullanmadıkları ve amaçlara kavuşmak için yalnızca parlamenter yolu seçtiklerinden dolayı eleştiriyor.

Bu kongre Ahmed Tevfik’in önderliğinin resmileştiği kongreydi. Irak KDP’nin tam desteğine sahipti.

Ahmed Tevfik Mısır devletinin desteğini alarak Türkiye ve İran’a karşı mücadele mücadele etme planı olduğunu, Mısır yetkilileriyle görüştüğünü ve bu bilgileri Molla Mustafa Barzani ile paylaştığı biliniyor.

Aslında sorun Doğu Kürdlerinin kanlı Şah rejimine karşı silahlı mücadeleye girişme meselesi değildi. Sorun Eylül Devriminin önderliğinin süreç içinde İran ile girdiği ilişkilerdi. Molla Mustafa Barzani önderliğindeki devrim Güney Kürdistan’ın birçok alanını kurtarmıştı. Bu alanları korumak ve geliştirmek için İran’ının yardımına ihtiyacı vardı. Zaten 1966’lara gelindiği zaman İran ile ilişkiler bir hayli ilerlemiş durumdaydı. İran’da Güney Devrimi’ne “yardım“ ederken karşılığında ise Güney Kürdistan’da kümelenmiş ve oradan itibaren Doğu Kürdistan’da faaliyet içinde olan KDP(İran)nin etkisizleştirilmesini istiyordu. Devrim Önderliği KDP’lileri sınır boylarından uzaklaştırması İran’dan kaynaklanan baskılar sonucuydu. Süreç içinde İran ile Devrim önderliği arasında gelişen ilişkiler Doğu Kürdlerinin saflarında büyük paniğe neden oluyor ve kadrolar kurtarılmış alanlardan uzaklaşmaya çalışıyorlar. Bu arada bir çok KDP’li Irak rejiminin denetimi altındaki Bekreço’ya yada Kek Mesud’un “Çaşên 66“ dediği Mam Celal’ın yanına gidiyorlar. Bekreço’ya giden KDP’lilerden Doğu Kürdistan’a giderek silahlı mücadelede şehit olanlar hariç, diğerleri yaşamda kalabildiler. Kurtarılmış alanlarda bulunan kadrolar ya İran’a teslim edildiler, yada Süleyman Muini ve Qadir Şerif gibi fiziki olarak tasfiye edildiler .(Daha önce listelerini verdiğimden dolayı geçiyorum)

İran’ın Güney Devrimine yaptığı yardımın bir bedeli olacaktı. Zaten bunlar Savak’ın belgelerinde var.

Eğer biz KDP-DK’nin siyasi duruşunun yanlışlığını ve Devrim Önderliğinin onlara karşı tutumunu Irak, ve “Çaşên 66“ lerle olan ilişkilerle açıklamaya çalışırsak Ahmed Tevfik trajedisini hiç açıklayamayız.

Ahmed Tevfik, Molla Mustafa Barzani’ye ölesiye bağlı, Eylül Devrimi’nin örgütlenmesinde, Devrim ile dünya kamuoyu arasında ilişkileri sağlamada , dünya devletleriyle ilişki kurmada Güneyli kadrolardanda daha büyük emek veren milliyetçi, batı dünyasıyla ilişki taraftarı, Sovyetler Birliğine ve onun bölgedeki yandaşlarına karşı olan yurtsever bir liderdi.

Ahmed Tevfik’in o dönem sahip olduğu bu politik ve ideolojik tutum beraberinden kendisine karşı bir dizi suçlamayı getirdi. “CİA Ajanı“ vs vs vs…. Komunist partilerin 100 binlere ve hatta milyonlara hitap ettiği bir dönemden söz ediyoruz.

Burada sözü Kürdistan Başkanı Kek Mesud’a bırakalım ve Ahmed Tevfik hakkında söylediklerine bir göz atalım:

“Eylül Devrimi’nin başlamasından sonra bu partinin(KDP-İran-Rojgar) liderleri ve savaşçıları devrime fiili katkıda bulundular. Burada bir nebze durup bu partinin Genel Sekreteri Ahmed Tevfik’in eşsiz cesaretine, yiğitliğine ve samimiyetine işaret etmek istiyorum. 1963’te Pirs Dağı Savaşında akılllara durgunluk veren bir kahramanlık örneğini sergilediğini hatırlıyorum. Ünlü komutanlar şehit Aziz Dolemeri ve Hacik Çemi onun kahramanlığına bizzat şahitlik etmişlerdi. Bu iki kahraman komutan her zaman onun kahramanlığını, yiğitliğini ve samimiyetini anlatıp dururlardı. Kahramanlığı ile ünlü birinin bir başkasının kahramanlığına tanıklık etmesinden daha büyük bir tanıklık olabilirmi? Ahmed Tevfik aynı zamanda zeki bir siyasetçiydi. Devrimin başlarında çok önemli ve parlak bir başarı sağlamıştı. O sırada Beyrut’a gitmiş ve 1963 yılında Suriye KDP’nin yardımıyla ünlü Amerikalı gazeteci Dana Adam Shmit’i Kürdistan kurtarılmış topraklarına getirmişti. Bu göz kamaştırıcı bir başarıydı. Devrimin kapılarını, hakkında pek bir şey bilmeyen dış dünyaya açmıştı. Adı geçen gazeteci “New York Times“ ve “Christian Sciens Monitor“ gazetelerinde bir dizi röportaj yayınladı. Sonra “Cesur Adamların Ülkesine Yolculuk“ adlı kitabı bastırdı. Bu kitapta devrimin kontrolündeki topraklardaki gözlemlerini anlatıyordu. Bu kitapta Ahmed Tevfik’in kahramanlığına dair etkileyici bir tasvir yer alır ki, kalemimin buna eş değer bir tasvir yapmaya gücü yetmez“ diyor. (Mesud Barzani, age, Cild 2, sayfa 353)

Kek Mesud’tan aktardığım bu uzun alıntıda da görülüyor ki, Ahmed Tevfik o dönemler ciddi bir rol oynuyor. Kek Mesud’un Ahmed Tevfik’in “kahramanlığı, yiğitliği ve samimiyetine“ ilişkin söyledikleri KDP(İran)içindeki rakipleride kabul ediyorlar. Ahmed Tevfik’in Molla Mustafa Barzani ile olan ilişkilerine, „“sekterliğine“, “tekçiliğine“, ideolojik ve siyasal duruşuna ilişkin eleştiriler var. (Şimdilik konumuzu aşıyor. Ahmed Tevfik ile ilgili bir şeyler yazmak gerekecek)

O dönemler Molla Mustafa Barzani ile farklı cephelerde yer alan Mam Celal 2002 yılında “Xak Dergisi“nin 58.sayısına verdiği söyleşide Ahmed Tevfik hakkında şöyle diyor:

“1961 yılının Eylül ayında KDP(Irak) yönetimi yaptığı bir toplantıda oy çokluğuyla Devrim için değil savunma amaçlı ‘Peşemerge Güçlerini’ oluşturma kararı aldı. Kek Ali Abdullah buna karşı oy kullandı ve dediki ‘Kasım’ın demokrasi yoluna getirmek için çalışmalıyız ve bizde siyasi faaliyet yapalım’dedi. Kek Nuri Ahmed Taha’da karşıydı. Çünkü o devrimin Barzani’nin önderliğinde hiç bir zaman başarıya ulaşmayacağını söylüyordu. Bu ise Barzani’nin kızmasına neden oldu. Ahmed Tevfik doğru yapmadı, haberi hemen Barzani’ye ulaştırdı. (akt, Dr. Serdeşt, Ahmed Tevfik… sayfa 123)

Yine Mam Celal bir başka yerde ise Ahmed Tevfik’i şöyle değerlendiriyor:

“Sonra Ahmed Tevfik o dönem gerçekten çok gericiydi. Bizim yanımızda onun sahip olduğu düşünceler küfür gibiydi. Aktüel durumda buna hakkım yok. Irak Komunist Partisi’yle ve İran Tudeh Partisi’yle her türlü dayanışmaya karşıydı. Amerika ile dayanışma taraftarıydı. 1963 yılında gidip Dana Adam Shmit’i Lübnan’dan getirmişti. Devrim başladığı zaman Ahmed Tevfik Barzani’nin zurnacısı oldu ve partiye karşı konuşuyordu. Ahmed ‘Disan Barzani’ adı altında bir şeyler çıkarıyordu. Hep Barzani var, Barzani mücadele ediyor, Barzani şöyle yapıyor ve Barzani böyle yapıyor diye yazıyordu. Ahmed Tevfik Molla Mustafa Barzani’nin kölesiydi, zurnacısıydı ve onun davulunu çalıyordu.“ (akt, Dr. Serdeşti, Ahmed Tevfik. sayfa 124)

Kek Mesud ve Mam Celal’dan Ahmed Tevfik’e ilişkin aktardığım bu uzun alıntıların dilleri farklı olsada ortak noktaları Ahmed Tevfik’in Molla Mustafa Barzani’ye ölesiye bağlı olduğu açıktır. Zaten Kek Mesud’a “Molla Mustafa Barzani Ahmed Tevfik’e çok güveniyordu“ diye yazıyor.

Bu yazı serisinde Ahmed Tevfik’in İran’ın baskıları neticesinden Molla Mustafa Barzani’nin talimatıyla Berwari Bala’daki Kani Masi köyüne gidip yerleştiğini yazmıştım. Hatta Molla Mustafa Barzani’nin bilgisi dışında İran teslim girişimleri olduğunu ve Molla Mustafa’nın haberdar olmasıyla bu planın boşa çıkarıldığınıda yazmıştım.

Ahmed Tevfik, cıva gibi yerinde durmayan, gecesini ve gündüzünü bir birlerine katarak bölge bölge, ülke ülke dolaşan bir insan Molla Mustafa Barzani’nin talimatıyla tam dört yıl boyunca Kani Masi’de oturdu. Ahmed Tevfik gibi bir insan için örgütsel ilişkiler dışında kalmak ve oturmak çok zor bir olaydı. Şimdi Ahmed Tevfik ile Kani Masi’ye giden, orada onunla birlikte dört yıl kalan ve Ahmed Tevfik’in yıllarca karşı mücadele ettiği Irak’a sığınma sürecinde de birlikte olan Tahir’in anılarına yer vereceğim.

Tahir Mella Muhamedi Ahmed Tevfik ile Kani Masi ve Bağdat süreçlerini yaşamış korumalarından biriydi. Tahir Ahmed Tevfik’in Süleyman Muini’nin öldürülmesi olayını duyduğu zaman gösterdiği tepkiyi şöyle anlatıyor:

“Süleyman Muini’nin öldürülmesinden sonra bir gün Kek Ahmed ile bağların içindeydik. Kek Ahmed çok huzursuzdu ve zayıf düşmüştü. Kek Ahmed dedi ki,
‘Çok kötü bir haber bana ulaştı, deniliyor ki Süleyman Muini Molla Mustafa öldürtmüş’. Dediki: “Yarın gitmeye hazırlan!!’. Ertesi günü Gile Sure köyüne Mam Hejar’a gittim. Mam Hejar’a dedim ki Molla Mustafa görmeye gelmişim, bir mektup vereceğim. Mam Hejar bana haydi gidelim dedi. Yolumuz 20 dakika sürmedi. Baktım ki Molla Mustafa eski bir kürsünün üzerinde oturuyor. Mektubun kağıdı çok büyüktü, kalemin ucuyla açtı. Molla Mustafa bana ‘oğlum gözlerim çok zayıflanmış bana okurmusun’ dedi. Bu arada kendisine ‘Kek Ahmed’in sözlü olarak söylememi istediği bir kaç şeyi var’ dedim. Molla Mustafa buyur dedi. Ben ‘ Kek Ahmed dediki eğer Süleyman Muini Melle Mustafa’nın izniyle öldürülmüşse, ben Molla Mustafa Barzani için eski Ahmed değilim artık’ dedi. Molla Mustafa: Aha…!! dedi ve ekledi: ‘Ona söyle daha sonra mektubunun cevabını vereceğim’dedi.“ (akt Dr. Serdeşti, Ahmed Tevfik.. sayfa 155)

Tahir’in bu anlatımlarından öyle anlaşılıyor ki, Ahmed Tevfik Süleyman Muini’nin öldürülmesine karşıdır.

Zaten aradan fazla zaman geçmeden Ahmed Tevfik Irak devletine sığınma kararı alıyor. Tahir o süreci şöyle anlatıyor:
“Biz Kani Masi’den ayrıldığımız zaman Melle Reşid bizimleydi, şimdi evi Diyale’de olan Şino’lu Dişçi Haci vardı. Ben, Hasan, Gafur ve Kek Ahmed Tevfik vardı. Kek Ahmed iki gün boyunca mektup ve kağıtları yakıyordu. (Tahir’in anlatımlarına göre Kuzeyli Kürdlerde sık sık Ahmed Tevfik’i ziyaret ediyorlardı. Her halde Ahmed Tevfik’in yaktığı o kağıtlar içinde Kuzeyli Kürdlerle yapılan görüşme notlarıda ardı-Rojgar)

Ahmed Tevfik bize: ‘Çocuklar hazırlıklarınızı yapın önümüzde yolculuk var’ dedi.

Bu arada kendisine: ‘Niçin kağıtları yakıyorsun? Nereye gideceğiz?’ diye sorduk.

Ahmed Tevfik bize: ‘Sizin işiniz değil’ dedi.

Daha öncede bize bir köylü kadına ekmek yapması için iki torba un vermemizi istemişti. Sabah kalktığımız zaman Kek Ahmed dediki Barzan’a gidiyoruz. Bu 4 yıldan sonra ilk defa Kani Masi’den Bağdat’ta doğru dışarı çıkıyorduk… uzun bir yolculuktan sonra Kek Ahmed bana:’Tahir biliyormusun niçin buraya geldik?’ Valahi bilmiyorum dedim . Kek Ahmed: ‘Devlete(Irak-Rojgar) teslim olacağım, tehlikedeyim, beni İran’a teslim edecekler’dedi. (Tahir Mela Muhamedi, Çon Ahmed Tofiqim Nasi, beşi duyem, http://surkew.kurdblogger.com 09.03.2006)

Kısacası Ahmed Tevfik ve beraberindekiler 1969 yılında Amediye, Duhok üzeri Musul’a giderek Irak devletine ilticaya başvuruyorlar.

Ahmed Tevfik’i bu sürece kurtarılmış bölgeleri terkederek Irak devletine sığınmasının nedeni İran’ın Güney Kürdistan’da sahip olduğu güç ve pozisyondu. Ahmed Tevfik yaşamının tehlike de olduğu düşüncesine varmıştı. Kısa bir süre önce Eyub Barzani ile yaptığım bir görüşmede Ahmed Tevfik hakkında babası Babo’nun (Kek Mesud’un amcasıdır. Babo için daha fazla bilgi için M. Barzani, age bakınız) kendisine anlatığı bir görüşmeyi aktardı.

Bir gün Ahmed Tevfik Babo’yla konuşurken kendisine “kendisini Iran’a teslim ederlerse bari 5 yada 10 tank karşılığında alsınlar, böylelikle ölüsü bir işe yarar“ diyor.

Babo Ahmed Tevfik’in bu kaygılarına karşı koyuyor ve “böyle bir şey olamaz“ diyor.

Sonuçta Ahmed Tevfik kalbi Kürdistan ile birlikte çalarken Bağdat’a sığınıyor. Bağdat’ta bulunduğu süre içinde KDP(Irak)nin Bağdat birimi aracılığıyla yeniden Molla Mustafa Barzani’yle ilişkiye giriyor. Ahmed Tevfik Bağdat’a olduğu dönem oradada yaşamının tehlikede olduğunu hissediyor.. Yurtdışına çıkmak istiyor. Kimse kendisine yardımcı olmuyor. Çünkü, o dönemler Bağdat’ta bulunan siyasi oluşumlar, aydınların ezici çoğunluğu solcu ve komunistti..

Ahmed Tevfik ise Kürd milliyetçisi, Amerika ve batı yandaşıydı. Ayrıca Barzaniciydi ve İran’dan dolayı kurtarılmış bölgelerden kaçmıştı.

Aslında Kürd aydınlarından Muhamedi Mella Kerim o dönemki Bağdat’ı ve Ahmed Tevfik’in durumunu çok iyi özetliyor. M. M. Kerim şöyle diyor:

“1972 yılının başlarında Bağdat’taki KORİ ZANYARİ KURD’ı ziyaret ettiği zaman Ahmed Tevfik’i tanıdım. Açıktır ki o daha çok Kor’un kitaplığına geliyor, kitap alıyor, götürüp okuyor ve tekrar geri getiriyordu. O dönemler biz siyasi düşünceler bakımından KDP’nin Qasimlo kanadıyla daha yakındık. Ahmed Tevfik hakkında anlatılan bazı şeyler yüzünden kendisine fazla yakınlaşmıyorduk. Fakat o dönemlerde çok duygulu bir genç olarak gözlerimin önüne geliyordu. Bizden bazı şeyler istiyordu, fakat ne yazık ki yapamıyorduk. Ahmed Tevfik bizden o dönemler Adalet Bakanı olan Aziz Şerif’ten Irak’tan kalmaması ve yurtdışına gitmesi için izin almamızı istiyordu. Öyle görünüyor ki tehlikeyi hissetmişti ve yaşamı tehlikede olduğundan dolayı bunu istemişti. Fazla zaman aradan geçmeden yakalandığını ve iz bırakmadan kaybedildiğini duyduk. Ahmed Tevfik Kor’un kitaplığından aldığı bazı kitaplarda onun tutuklanmasından sonra kayip olup gittiler“ diyor. (Dr. Serdeşti, Ahmed Tevfik….. sayfa 163)

Sonuç olarak Ahmed Tevfik Kürd katili Baas rejimi tarafından tutuklanıyor ve aylarca işkencelerden sonra öldürülüyor ve ceseti yok ediliyor. O süreci birlikte yaşıyan ve cezaevinde Ahmed Tevfik ile birlikte olan Tahir Irak Baas rejimin yöneticilerinden Seydun Khedan ve Abdulkhaliq Samarayi Ahmed Tevfik’in yanına geliyorlar ve kendisinden “Eğer Molla Mustafa Barzani’ye karşı bir şeyler yazarsan seni serbest bırakırız“ diyorlar.

Ahmed Tevfik bu öneriyi sert bir şekilde reddediyor. (Daha detaylar için Dr. Serdeşti, Ahmed Tevfik. sayfa 167-168’e bakınız)

Süleyman Muini ve arkadaşlarının tasfiyesi olayına ilişkin gösterilen gerekçeler, Ahmed Tevfik Olayı gündeme geldiği zaman pek dayanacak sağlıklı bir zemini kalmıyor. Eylül Devrimi sürecinde İran ile girilen ilişkiler Doğu Kürdistan’ın bir dizi devrimcisinin yaşamına mal oldu. Süleyman Muini, Ahmed Tevfik, Qadir Şerif, Sadiqi Henciri, İsmail Şerifzade , Mela Aware ve daha onlarca kadro ve yüzlerce Peşmerge ya Güney Kürdistan’da öldürüldüler, ya İran’a teslim edildiler yada İran devletine karşı ölüm kalım savaşına girerek can verdiler. Bazı KDP-DK yöneticileri de İran’a teslim olmayı tercih ettiler. Aynı İran 1975 Cezayir Antlaşmasıyla Güney Kürdistan’ı arkadan hancerledi ve büyük bir yenilgiye neden oldu.

“Düşmanımın düşmanı, düşmanım“olduğu bir diyarda yaşıyoruz.

Bugün gelinen yerde tarihimizi yeniden okumaya çalışırken doğruları sahiplenmek ve ortaya çıkan yanlışlıkları ve hataları bilince çıkarmak gerekiyor. Tarihimizde bundan sonra bu tip trajedilerin ortaya çıkmaması için 1967-68 direnişini hakettiği yere oturmak gerekiyor.

Şimdilik bu yazı serisine burada son vermek istiyorum. İşten boş kalan zamanımı değerlendirerek bu yazı serisini hazırladım. Eksik ve yanlışlıkların olabileceğini daha şimdeden kabul ediyorum.

Aslında Ahmed Tevfik üzerine, İsmail Şerifzade üzerine, Mela Aware üzerine daha detaylı durmak, yaşamlarını ve mücadelelerini anlatmak lazım.

Ahmed Tevfik’in Kürd milliyetçiliğini, mücadelesini, Margereta Şeylo kendisine yaptığı evlilik teklifini, İsmail Şerifzade’nin Maoculuğunu, direnişini, Mela Aware’nin edebiyat ile siyasetin birleştirmesi olayını anlatmak lazım.. Mesele Mela Aware çocuk eğitimini, parti programı ve tüzüğünü uzun şiirlerle anlatmış… Her halde Aware’nin bu yaptığı dünyada bir ilktir…

Not: Kaynakların tamamını verceğim.

Saygılarımla

rojgar_merdoxi@arcor.de

Rojgar Merdoxi

Newroz.com