Diplomatik Heyetler, Kürtler ve Aynı Sorunlar

977

Aso Zagrosî

Geçenlerde  ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Blinken, ABD Başkanı Barack Obama’nın DAEŞ Karşıtı Uluslararası Koalisyon Özel Temsilcisi Brett McGurk, yeni Bağdat Büyükelçisi Douglas Silliman ve  ABD’nin Irak’taki Askeri Kuvvetleri Komutanı General Stephen Townsend’tan oluşan   ABD  heyeti  Hewlêr’e  gelerek    Kek Mesud Barzani  ve  Kürdistan Hükümetinin  yetkilileriyle  görüştü.

Basına  yansıdığı  kadarıyla  bu  toplantılarda DAEŞ’e  karşı savaş,  Musul operasyonu  ve  sonrası  süreç  görüşülmüştür.

ABD Başkanı Barack Obama’nın DAEŞ Karşıtı Uluslararası Koalisyon Özel Temsilcisi Brett McGurk hemen aynı gün  yani  15  Eylül’de    Twitter   sayfasına   şu  notu  düşüyor:

Good discussions in ‪#Erbil with many old friends from ‪#PUK & ‪#KDP, encouraged unity in ‪#Kurdistan region, key for lasting defeat of”

Evet, Brett McGurk’un   Erbil’de   YNK  ve  KDP   eski  dostlarıyla   güzel  tartışmaları  olmuş ve   “Kürdistan Bölgesinde  birliği  teşvik  ettiklerini”  yazıyor. Bu  birliğin  Daeş’ın   kalıcı  yenilgisinin  anahtarı  olduğunu  söylüyor.

“Kürdistan Bölgesinde  birliği teşvik etmek”     Daeş’a  karşı   savaş  ve  daha  başka  nedenler için  ABD  için  önemlidir. ABD   Güney Kürdistan’da   var olan   bölünmeyi ve  parçalanmayı  görüyor ve  kendi  çıkarları  için   Güney   Kürdistan  güçleri arasında   bir  balans   yakalamaya  çalışıyor.

ABD  yönetimi ve  Demokratlar   için Musul ve Rakka  gibi  operasyonlar  önemlidir.  Seçimlerden   önce   bazı başarılara  imza  atarak  adaylarının  şansını  artırmak  istiyorlar.

ABD’nin   bu  operasyonlar  için  hem Güney ve  hem de  Batı Kürtlerine   ihtiyaçları var.  Zaten  bugüne  kadar   Daeş’e  karşı   en  samimi bir  şekilde   savaşanlar  Kürtlerdir.   Hem  Batı  Kürdistan’da   ve  hem de   Güney  Kürdistan’da     Kürtler  binlerce   şehid verdi.  Bir de  buna   Êzîdî   Kürtlerinin  soykırımını   eklediğin  zaman     dünya  kamuoyunun  Kürtlere  ilişkin   sempatisini  de  açık bir şekilde  görüyorsun.

 Ne  Güney  Kürdistan   ve  ne de  Batı Kürdistan’da   siyasi   süreci   yönlendiren  partilerin hiç birinin    MUSUL ve  Rakka   üzerine    hak  talebi yoktur.   2003  yılında   Saddam   rejiminin  yıkılması  sırasında   Güney Kürd  önderleri   peş peşe  basının  önüne  çıkarak   “Musul’u  Arap Şehri”  ilan  ettiler.  Kürd  çevreleri de  buna bir tepki  göstermediler.  Sanki   Kürdistan  coğrafyasında    bir Arap azınlığın  varlığı   olmazmış gibi!!!!

Musul ve  Rakka   operasyonlarından   söz  edilirken   karadan  Kürt  güçlerine  ihtiyaç  var.    Fakat  bu şehirler   Daeş’tan  arındırıldıktan  sonra   Kürd  güçleri   bu şehirlerde   kalmayacaklar.   Bazı güçler  Kürtlerin  şehirlere dahi  girmelerine  de  karşılar.

Ama   sonuçta  Kürtler  savaşacak ve   Kürt gençleri  ölecek.  Bu  şehirlerde  Araplara  dayalı   iktidar  odakları  oluşacak.  Eski  Baasçılar,    aktüel  olarak  Daeşçı  olan  Araplar,  sakallarını  keserek  herhangi  bir   başka  isim altında   yeni  yönetimin temel  taşları  olacaklar.  Ve  bu  yeni  yapılanma  bir  dizi  devletin açık  desteğine   sahip  olacak.

Daeş    çoktan beri   Kürdistan  üzerine  bir  tehlike  olmaktan  çıkmış ve  teşhir  olmuştur.   Daeş’ı  kuran ve  finanse  eden  Türkiye ve Suudiler  dahi   resmiyette  bu yapılanmaya  sahip çıkmaya  cesaret  edemiyorlar.

Kürtleri  bekleyen  en büyük  tehlike   Daeş  sonrasıdır. Brett McGurk    Daeş’a karşı   savaşta  Kürtlerin birliğine   vurgu  yapması  önemlidir.  Fakat   Kürtler   bu  parçalanmış  halleriyle  dahi    bu  katil sürülerine  karşı  iyi bir   savaş yürüttüler ve  Kürdistan’ın birçok bölgesini  bunlardan  arındırdılar.   Kürtlerin  arkasında    güçlü bir  uluslararası    destek var.

Fakat,  yarın  bağımsız  Kürdistan  gündeme  geldiği zaman ve  pratik adımlar  atıldığı zaman   bizim her şeyden  önce  iç  birliğe,  Kürtlerin ulusal birliğine  ihtiyacımız  olacak.  Bırakın   Kürt  siyasal partilerini  her Kürde   ihtiyaç  duyulacak.

Amerikan  delegasyonu  Hewler’de   olduğu  15  Eylül  günü  Brett McGurk     Twitter  sayfasında   yayınladığı  not  dışında    YNK  yöneticilerinden   Mela  Baxtiyar  ile  yaptığı  bir telefon   görüşmesi var.

ABD’nin   KDP ve YNK arasında  var olan  balansı  sağlamak  için  yaptığı  girişimi  anlamak  için Mela Baxtiyar’ın  basın bürosü tarafından  yayınlanan açıklamaya  bakmak lazım.

3  hafta  önce  ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Blinken isteği  üzerine  YNK  politburo  sözcüsü  sayın  Mela Baxtiyar ile  görüşmek için  15.09. 2016 tarihinde   saat   14.00’te  bir  randevu  alınmıştı.

Bu  randevunun   günü ve   saatı   YNK’nin   Genel  İlişkiler  Bürosu tarafından  onaylanmış   ve ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı sayın  Blinken’ın  gezi  programına   konulmuştu.

  1. 09.  2016  tarihinde saat 12.00’de   hatta  saat  13.30’de   çeşitli nedenlerden dolayı  program  değiştirildi.

 

Aynı gün   saat 17.50’de  ABD Başkanı Barack Obama’nın DAEŞ Karşıtı Uluslararası Koalisyon Özel Temsilcisi Brett McGurk,  Mela Baxtiyar’a   bir  telefon açıyor  ve kendisinden   termini   iptal  ettiklerinden    dolayı  özür  diliyor.

Brett McGurk,  Mela Baxtiyar’a     Başkan Obama  ile  görüşmek  için  acele bir  şekilde   Amerika’ya  döneceklerini,    Irak Cumhurbaşkanı   sayın Dr. Fuad  Mahsun ile   tüm sorunları  içeren   geniş ve olumlu  bir toplantı yaptıklarını  söylüyor.   Ayrıca  Brett McGurk,  Amerika  için  YNK’nin  önemli  olduğunu ve  YNK  içindeki  sorunların  çözümünü   önemsediklerini ve  hepsinden  daha  önemlisi  Kürd güçlerinin  Bağdat’taki  birliğine  önem verdiklerini   söylüyor.

Brett McGurk,  konuşmasının  sonunda   ise   yakında   Suleymaniye, Hewler  ya da  Bağdat’ta   görüşeceklerini  ve  kendisine  anlatacağı  çok şeyleri olduğunu  söylüyor.

 Mela Baxtiyar da   Brett McGurk’e;   “Batı Kürdistan’a  gitmeleri ve   oradaki  Kürt  savaşçılarına   desteklerini  sunmalarının  görüşüp  görüşmemelerinden daha  önemli  olduğunu”  söylüyor.

Yani  görünen   o  ki   Amerikan  heyeti,   KDP ve YNK  arasında  bir denge sağlamak ve  bu güçleri    yakınlaştırmak  için   çaba  gösteriyor.

Hewler’de  yapılan görüşmeleri   dengelemek  amacıyla  Twitter  mesajı,  Mela Baxtiyar  ile  telefon  görüşmesi  ve   bu  görüşmede   özellikle  “Dr.  Fuad  Mahsun  ile  yapılan  görüşmeye” vurgu  yapması   bu balans    içindir.  Yoksa   Hewler’de de  bir  dizi  olumlu  görüşmeler    yapmışlardı.

Güney  Kürdistan’da   ortak bir  idareyi  oluşturmak  ve  alt yapısını  atmak  için  onlarca   yıldan beri    hiç bir önemli adım atılmadı.  Aslında   bugün  Güney Kürdistan’a  ilişkin   tartıştığımız  tüm  sorunlar  KDP ve YNK arasında   meydana  gelen  “Kurdkuji   savaşı” sırasında   gündeme  gelmiş ve tartışılmıştı.

Bundan   22  yıl önce   ABD ve İngiltere’nin  ittirazlarına,  Türkiye, İran, Irak, Suriye ve   daha  başka  devletlerin   düşmanca   tavırlarına  rağmen  Madame  Mitterrand’ın  girişimi  ile   o dönem  Fransa Cumhurbaşkanı  olan  François Mitterrand’ın   doğrudan   ev  sahipliği  yaptığı  16  Temmuz   1994’te   başlayan   KDP ve YNK’yi barıştırma   toplantısında   tam bir   bağımsız  Kürdistan  devleti  projesi  ortaya çıkmıştı.

O toplantı   Fransa  Kralı  Birinci François  tarafında  inşa  edilen   meşhur    Château de Rambouillet     denilen  sarayda   gerçekleşti..   Toplantıya   Fransız Cumhurbaşkanı’nın  diplomatik  danışmanı   Bernard  Durand   başkanlık yapıyordu.

KDP’den    Sami Abdulrahman  başkanlığında   Dr.  Roj Nuri Şawes,  Hoşyar Zebari,  Muhsin Dizeyi,  Dr.  Pirot İbrahim ve  Cafer  Gulli  katılmıştı.

YNK’den  ise  Newşirwan Mustafa başkanlığında  Dr. Fuad Mahsun,  Qadiri Haci Ali Bey, Dr. Berhem Saleh ve  Dr.  Muhammed  Sabir  katılmıştı.

Toplantıda     Kürdistan’da  iktidar  nasıl şekillenecek,   Parlamento, hükümet, Kürdistan Başkanlığının  yetkileri,  seçimler,  ekonomi, partilerin    hükümet  ve  askeri  yapılardan   uzaklaştırılmasına   kadar   tüm  temel  sorunlar   masaya  yatırılmıştı.

Fransa   bu toplantıya   katkı  sağlamak  için  Gérard Chaliand,  Bernard Kouchner  ve    Prof Johan Galtung dahil, anayasa,  idare ve  hukuk  alanlarında   uzman  olan ve   Fransa  Dışişler Bakanlığından  çalışan    insanları da  sürece  katmıştı.  KDP ve YNK  delegasyonları  istedikleri   zaman   Kürdistan ile  irtibat  kuruyor ve  görüş alış verişinde bulunuyordu.  Ayrıca   ABD ve İngiltere   diplomatları da    toplantılara  gözlemci  olarak  katılıyorlardı.

Bir  dizi  zorluğa  rağmen sonuçta ortak bir antlaşma  metni  ortaya çıkıyor,   KDP’den  Sami Abdulrahman ve   YNK’den  de Newşirwan  Mustafa  antlaşma  metnini  imzalıyor.

Fransa’nın  Kürdlerden  istediği    antlaşma   metninin   gizli kalmasıydı.  Çünkü Fransa  Cumhurbaşkanı  Mam Celal  ile Kek Mesud’u  Paris’e  davet ederek,  Élysée Sarayında    ve François  Mitterrand  başkanlığında   antlaşmayı  ilan  edeceklerdi.

Fakat ne  yazık ki    antlaşma  metni  dışarı   sızdırıldı.

Türk devleti  yine  harekete  geçti.   Belki  bir  çoklarınız   Türk, İran  ve  Suriye   Dışişleri Bakanlarının    anti-Kürt  toplantılarını hatırlıyorsunuz.    Aslında   Paris Antlaşmasıyla     bağımsız Kürdistan devletinin temel  taşları  atılmıştı.  Eğer  o antlaşma  uygulansaydı, bugün  sadece  Kürt  yöneticilerine   düğmeye  basmak   kalıyordu.

Toplantıya   hasta   olduğundan  dolayı  katılamayan   Madame  Mitterrand’ın  Kürd  delegasyonlarına   hitaben  yazdığı  bir  mektup  var.  O mektup   hala  geçerliliğini   koruyor.  Sadece  mektubun  tarihini    1994  Haziranı  değil de   2016  Eylül’ü    olarak  değiştirmek  gerekiyor.(Paris  Antlaşmasını  daha  önce  çevirmiştim, ama şimdi bulamıyorum. Bir arkadaşta  varsa   yayınlasa    sevinirim)

Not:  Madame  Mitterrand’ın   Dayîka  Kurdan’ın   mektubunu   yeniden çevireceğim.

18.09.16

Aso Zagrosi