Devrimci Şiddetin Etiği ve Eylemin Estetiği

4020

M.MAMAŞ

‘Şiddetin etiği olur mu’ diye celallenecek insanımıza, sadece etiği değil estetiği de olur, diyelim! Şiddeti doğuran elbette toplumsal çelişkilerdir. Tarihten beri, çözülemeyen birçok soruna bir yöntem ve araç olarak şiddet uygulanmıştır.

Bu şiddetin düzey ve biçimi tarafların toplumsal ideolojik yapısı ve başvurdukları araçların niteliği ile belirlenmiştir. Kuşkusuz bu, ‘amaç’ olarak belirlenen hedefle doğrudan alakalıdır ki sebat ve direnme azminin de kaynağı budur.

Dünyadaki hemen hemen tüm savaşların siyasi-ekonomik amaçları önceliklidir.  Carl von Clausewitz savaşı, “siyasetin şiddet araçlarıyla sürdürülmesi” olarak tanımlar. Bir tarafın saldırganlığı ve karşı tarafın savunmacı olması yine de bu tanımlamanın özünü değiştirmez.

Özünde savaş, bir “irade kırma” olayıdır. İnsan toplulukları, uluslar ve çeşitli toplumsal kesimler tarih boyu savaş yöntemiyle sorunlarını çözmeye girişmiştir. Çözmek isterken çözüşen, hatta yok olan ve utanç abidesi olarak ‘insanlık suçları’ kategorilerinin oluşmasına sebep olan sayısız güç ortaya çıkmıştır. Örneğin faşizm, örneğin Ortaçağ’daki dinci savaş, örneğin siyasal İslamcı güçler vb…

Bütün bunca savaş deneyiminden yola çıkarak savaşın bazı kurallarının tayın edilmesi gerektiğine inanılmış ve devletler hukukunca kabul edilmiştir bu.  ‘Cenevre Savaş Sözleşmesi’  bu türden bir sözleşmedir. Bunun dışında, belki de hukuka sığmayan bazı evrensel insani ölçüler taraflarca pratikte uygulanmıştır. 1. Dünya Savaşı’nda bütün cephelerde kimyasal gaz kullanan orduların, 2.Dünya Savaşı’ında kimyasal gazı birbirlerine karşı kullanmamış olmalarını emsal olarak gösterebilirim.

Savaşın kuşkusuz bir etiği vardır! Amaç “siyasi iradenin kırılması” meselesidir ki bunun centilmenliğine haiz olanların bunu mümkün olan en az askerin ölümüyle sonuçlandırmak isteği de inkar edilemez.

Gel gelelim olay devrimci mücadelelerin savaş yöntemleriyle devam ettirilmesi noktasına geldiğinde konu büsbütün hassaslaşır.  Zira burada maksat olan şey, doğrudan insan yaşamının merkezinde olduğu, kelimenin tam anlamıyla yukarıda izah etmeye çalıştığımız tarihin değirmen taşı gibi öğüttüğü insan hayatını kurtarma savaşıdır!..

Devrimci mücadele, halkın sömürü ve zulümden kurtarılması için zoraki verilen savaş türüdür. Zoraki diyoruz, çünkü asla bir tercih değildir! Buna rağmen bu zoraki masumiyeti egemen kuvvetler tarafından kirletilme tehlikesiyle karşılaşır çoğunlukla. Bunun için, devrimciler her zaman savaşın salt bir araç olduğu noktasında nettirler. Eylemlerini sadece politik mesajlarını kitleye ulaştırmak için gerçekleştirirler. ‘Eylem için eylem’ mantığını reddederler. Yine, Sivil halkın zarar göreceği herhangi bir olayı canları pahasına da olsa engellemeyi evrensel dünya görüşlerinin olmazsa olmazı olarak görürler. Hatta doğrudan karar verici rolü olmayan ve suç işlememiş birimleri dahi hedef almayı zul addederler. Bu, tamamen savaşa Marksist bakışımla ilgilidir. Marksist felsefenin insana dair vazgeçilmez muhtevasıyla ilgilidir.

Dünyada sosyalist öncülüklü birçok mücadele pratiğinde bunun örnekleri mevcuttur. Bazı örnekleri size sunmak isterim;

  • Latinamerika ülkelerinden birinde (Sanırım Kolombiya olacaktı) devrimci bir hareket faşist bir yargıcı bombalı suikastla imha etmek ister. Yargıcın Adliyeye gittiği saatte her sabah hamile bir kadın da işine gitmektedir. Eylemciler, patlama esnasında kadının düşük yapma riski olduğunu düşünerek olayı kadının doğum yapmasından sonra gerçekleştirirler.
  • Arjantin’de PRTA adlı devrimci hareketin üyeleri işkenceci bir subayı cezalandırırken yanında küçük kızı da ölmüştür. PRTA bu yüzden bölünme noktasına gelir. Yanında masum küçük kızı varken neden bu eylemin iptal edilmediği sorgulanır ve bu olay bir dönüm noktası olur.
  • Uruguay’da Tupamaroslar, Başkent Montevideo’da ülke nüfusunun yüzde altmışından fazlası yaşadığından dolayı metrekareye düşen insan sayısının fazlalığını dikkate alarak yerleşim bölgelerinde bombalı eylem yapmama kararı vermişti…
  • Peru’da MRTA Hareketi bütün devlet yetkililerinin davetli olduğu Lima Japon Elçiliğini bastı ve yaklaşık altı ay tüm yetkilileri rehin aldı. Peru özel kuvvetleri operasyona giriştiğinde ise birçok eylemci rehineleri korumak için kurşunlara hedef oldular. Bazı Bakan ve devlet yetkilileri ölen eylemcilerin bu tutumundan dolayı gözyaşlarını tutamadılar ve eylemcilerin bu özelliklerini itinayla anlattılar.
  • İrlanda’da IRA, yıllarca sivillerin zarar görmemesi için bomba yerleştirdiği noktayı patlamaya belli bir süre kala yetkililere bildirdi. En son ‘90’lı yıllarda bir bombalama eyleminde siviller ölünce IRA’nın yüzyıllık efsanesi ciddi yara aldı ve kitle desteğini kaybetmeye başladı. Bu yüzden Britanya ile müzakereye dönmek zorunda kaldı ve silahlı mücadeleyi dondurdu.

Düşmanına benzeyen, yöntemleri düşmanıyla aynılaşan devrimci hareketlerin kitle desteğini kaybettiği tecrübeyle sabittir. Eylemleri halk tarafından sorgulanan bir hareketin zamanla halktan soyutlanacağı da malum. Burada Marksist felsefe yerine ‘köylü intikamcılığının’ esas alındığı söylenebilir.

Ayrıca araç olarak tanımlanmış savaşın o ulvi amaçları nasıl kirlettiği ve bununla kendisinin de yozlaştığı sivil kayıplar karşısındaki vurdumduymazlıkta görülebilir. Adeta, “canım ne olmuş birkaç sivil öldüyse” nihilizmi! Mesela patlayıcı yüklü kamyonetle köye girmek, köylülerin tepkisi üzerine kamyoneti orada patlatmak ve akabinde “işbirlikçi ihanetçiler” demek öyle kolaydır ki burada! Burası Ortadoğu’nun Kürdistanı ve Türkiyesidir…

Marksist ilkelere ne oldu? Hani o insan merkezli felsefe?..İlkelerimize neler oldu böyle…

“Esir öldürülmez ilkesi”  bütün devrimci hareketlerin düsturuydu mesela, ama hapishanelerde esir yoldaşlarını “çözüldü veya ajan” diyerek yine esir yoldaşlarına infaz ettirmekte sakınca görmezler.

Bu tarz örneklemeleri çoğaltmak mümkünse de, biz burada durarak şunu söyleyelim: Araç uğruna amacı da araçsallaştırmadık mı? Daha ne kadar karşımızdaki şiddet aygıtına benzemeyi düşünüyoruz?

Savaşın ilke ve ahlakını önemsemediğinizde estetiğini de kaybedersiniz.

Seçici olmayan, sivilleri korumayı amaçlamayan her eylem amacı çürütür…

Evet, savaşın ahlakı da estetiği de vardır.

Savaşlarda masum sivillerin hayatı savaşanların hayatından önceliklidir…

11.08.2016