Devrimci Önderlik ve Devrim Sorunsalı (1)

513

Ferit ASLAN

İnsanları hayvanlardan ayıran; insanların faaliyetinin eylemden ve düşünceden oluşmasıdır. İşte bu özelliktir dünyanın dönüştürülmesini sağlayan.

Devrimci kuram olmadan devrimci hareket de olamaz. Bunu başarmanın yolu halkı veya bireyleri manipüle etmek değil, özgürleşmesini sağlamaktır. Devrim egemenlik için değil özgürleşmek için yapılır. Bunu başarmanın yolu halkla diyalogdan geçer. Bu her gerçek devrimin radikal gerekliliğidir. Ve devrimi devrim yapan, onu askeri darbeden ayırt eden özelliktir.

Daima bir sömürü düzenine maruz kalmış halkın devrimci mücadeleye intikamcı bir boyut kazandırma isteği anlaşılabilir birşeydir. Ama devrim, güçlerini bu boyutta harcamamalıdır.

Önderler ve ezilenler aynı ölçüde devrimci eylemin özneleridirler. Ve gerçeklik her iki grubun dönüştürücü eylemin iletim ortamı işlevini görür. Halkla diyalogdan kaçınmak özgürlükten korkmaktır.

Devrimci süreçte, oluş halindeki önderlerin kişiliklerini bulmasının tek yolu vardır; ezilenler aracılığıyla ve ezilenlerle birlikte yeniden doğmak üzere “ölmek”; seçkinlerin bir sınıf olarak ezilenlere her yaklaşımı sahte iyilikseverlik kisvesindedir.

Devrimci önderlerde sahte iyilikseverliğe, maniplasyona yer yoktur. Devrimci önderler, ancak halkla birliktelik içinde gelişebilirler. Diyalog devrimci eylemin en özsel doğasıdır. Birbirinden ayrılmaz bir bütündür. Çünkü amaç insanların insanlaşmasıdır. Bu da gerçekliğin dönüştürülmesiyle gerçekleştirilir.

Egemenlerin yaptığı gibi yalnız halk hakkında düşünmek, bu düşünceye kendini katmamak, halkla birlikte düşünmeyi ihmal etmek, önderin devrimci olmaktan vazgeçmesinin en garantili yoludur.

Devrimci önderler, devrimci bilinçleri yüzünden kendilerini haklı olarak halkın ampirik bilgi düzeyinden farklı bir devrimci bilgi düzeyine sahip sayabilirler, ama kendilerini ve ettikleri şeyleri halka dayatamazlar. Halkı sloganla besleyemezler, aksine, halkın gerçeklik hakkındaki ampirik idrakinin önderlerin eleştirel idrakiyle beslenmesi ve giderek haklarındaki gerçekliğin nedenlerinin idrakine dönüşmesi için halkla diyaloğa girmek zorundadır.

Yukarıdaki savların bazı temel noktalarını analiz etmekte yarar var. Bu savların savunucuları, halkla diyaloğun gerekliliğine inanırlar; fakat bu diyaloğun, iktidarı almadan önce yürütülebilir olduğuna inanmazlar. Önderlerin iktidara gelmeden önce eleştirel bir eğitim tavrı alabilmelerinin mümkün olduğunu redettikleri zaman, devrimin, kültürel devrime uzanan bir kültürel eylem olarak eğitimsel niteliğini de redetmiş olurlar. Öte yandan da kültürel eylemi, iktidar alınınca başlatılacak yeni eğitimle karıştırırlar.
Devrimin yeniliği eski ezen toplum içinde yaratılır. İktidarın alınışı sürekli devrimci süreçte sadece belirleyici bir an oluşturur. Durağan değil dinamik bir devrim bakışında iktidarın alınışının sınır çizgisini oluşturduğu bir mutlak “önce” veya “sonra” yoktur.

Devrimin, aynı zamanda bir”kültürel devrim” de olmasını sa
ğlayan, eğitimsel, diyalogçu niteliği tüm aşamalarında bulunmalıdır. Bu eğitimsel nitelik, devrimi karşı-devrimci bir bürokraside kurumlaşıp çözülmekten koruyan en etkin araçlardan biridir. Çünkü karşı-devrim, gericileşen devrimciler tarafından gerçekleştirilir.

Sadece kişinin içinde yaşadığı dünyayı ve kendini değiştirmesini sağlayan eylem, özgür eylem olabilir….Özgürlüğün olumlu bir koşulu, gerekliliğin sınırlarının, yaratıcı insani yeteneklerin idrak edilmesidir…Özgür bir toplum mücadelesi, sürekli artan ölçüde bireysel özgürlük yaratmadıkça özgür bir toplum mücadelesi değildir.


Devam edecek
08.
08. 2017