DEVLET ve BAYRAK

299

H.Hüseyin Yıldırım

Kürdler tüm bileşenleriyle bugün ‘bağımsızlık ve bayrak’ konusunu yoğun olarak tartışmaktadır. Bu hayati konuda bile ortak bir anlayış sağlanmadığı görülmektedir. Milli bir konsensus henüz sağlanmış değildir. Her siyasi güç farklı referanstan konuya yaklaşmaktadır.

Mesele böyle olunca sömürgeci müdahale de işin içine girmektedir. Onun da “hassasiyetleri“ meseleye dahil edilmektedir. Bu da sorunu giderek içinden çıkılmaz bir hale getirmektedir.

Sorunun bu kadar karmaşık hale gelmesi nereden kaynaklanmaktadır?

Meseleye bakıldığında Kürdlerde bağımsızlığın öneminin kavranılmadığı anlaşılmaktadır. Böyle olunca buna uygun program yapılmamış, örgütlenmemiş ve kendini buna göre konumlandırmamış olduğu anlaşılmaktadır. Silah elde savaşıp durmuştur ama amacı nedir, hedefi nedir soruları programatik yönüyle devamlı muğlaklaştırılmıştır. Mücadelesini kendi körleşmiş bilinciyle boğdurmuştur. Güç olunca da bunun sarhoş edici etkisiyle ne talep edeceğini karıştırmaktadır. Elmalar ve armutlar bir o sepete bir bu sepete doldurulmaktadır.

Kimi güç de bu süreci en başından kurgusal manada kapatmıştır. “Lüzumsuz veya aşılmış“ deyip kurgusal fantazmasını felsefileştirmiştir.

Kürdistan’da siyasal alanda bugün bu ‘ilahi komedya’ yaşanıyor.

Bugün diğer siyasal güçleri bir yana bırakarak, Kürdlerin millet olmasından kaynaklı haklarının programlaştırılması, örgütlendirilmesi ve bu temelde pratikleştirilmesini değil de kurgusal fantazma üzerinden mücadele eden PKK’nin ‘devlet ve bayrak’ konusundaki tutumuna kısaca bakmak istiyorum. Eskiye gitmeksizin güncel olarak sorunu bir kez daha gündeme getiren Mustafa Karasu’nun dile getirdiği ‘hülyalı’ bakışımından konuya bakmak isterim, fazla uzun tutmadan.

“Devlet, demokrasi, bayrak, demokratik konfederal sistem“ gibi sorunları derli toplu açığa aslına kavuşturmak için belki de teorinin altını üstüne getirmek icap edecektir. Bu nedenle sadece Mustafa Karasu’nun yazısından birkaç alıntı alarak yanıt vermek yeterlidir kanaatimce.

Mustafa Karasu öyle bir resim sunmuş ki sanırsınız insanlar yatıp uyandıklarında kendini cennette bulacak bir fantazi repertuarı oluşturmuştur. Hangi dünyada yaşadığını bilmiyorum ama Orta Doğu ve Kürdistan’da yaşayıp da bu denli sürrealist düşünmek nasıl mümkün olabiliyor cidden merak ettim. Kürd toplumu başta olmak üzere komşu toplumların içinde bulundukları süreci dahi kavramadığı anlaşılmaktadır. Veya başka bir hesabı vardır. Toplumların kat etmesi gereken süreçleri oluşturdukları fantazmalı argümentle yok edeceklerini, ‘haydi balam’ deyince yaşadığımız coğrafyadaki toplumların içtimaya girip dünya cenneti yaratacaklarını sanmaktadır.

Mustafa Karasu, “Devlet, demokrasi, bayrak, demokratik konfederal sistem“ kavramlarını karıştırıp kendisinin de içinde çıkamadığı bir senaryo çizmiştir. İşin başında Kürdlere devlet “gereksiz“ deyip işin içinden çıkmıştır. Tabii ki devlet istenmediğinden dolayı da ‘milli bayrağa’ gerek görülmemiştir. Bunun yerine “Demokratik Konfederal Sistem“i ikame etmiştir. Fakat bunu kiminle, nasıl ve nerede yapacağı sorununu atlamıştır özellikle. Yaşadığımız coğrafyanın toplumlarının geldiği seviyenin O’nu hiç ilgilendirmediği anlaşılmaktadır. “Ben istersem olur“ havasına ve idelojik kibrine girmiştir.

Kuşkusuz insanların hayal kurma hakkı vardır ama kişilerin hayal dünyası ile toplumların içinde bulundukları realitenin denkleşip denkleşmediği de hesaba katılmalıdır.

Hepimiz biliyoruz ki, coğrafyamızın toplumları üretim ilişkileri ve buradan ileri gelen üstyapı kurumları bağlamında son derece geri kalmış toplumlardır. Özgürleşememiştir. Toplumsal çözünürlük düzeyi oldukça geridir. Milli duygularını da yaşamamıştır, bu konuda doyuma ulaşmamıştır. Dini hurafeler toplumsal bilincini karartmıştır. Her şeyiyle Allah-peygamber, dinibütünlük-münafıklık-müşriklik-günah-ayıp-cennet-cehennem gibi birkaç kavrama sığdırılmıştır. Buna uymayan herkes “ötekidir, düşmandır ve katli helaldır“ anlayışı hakim. Bıçağı eline alan insan boğazı kesecek kadar bu mefkurenin girdabındadır halen .

Yaşam felsefesini bu ve benzeri çerçeve ile sınırlandırmıştır.

Mustafa Karasu ve üyesi olduğu güç bu malzeme ile bugünden yarına cennet kurmaya kendilerini şartlandırmıştır. Buna isim de bulmuşlar: “Demokratik Konfederal Sistem“(!) Bir de bayrak oluşturmuşlar. “PKK, demokratik konfederalizmi temsil eden bir bayrağı, halk yönetimi bayrağı olarak kabul etmiştir. Başurê Kurdistan federasyonunda da kabul edilen bir bayrak bulunmaktadır. Bazı çevrelerin Başurê Kurdistan federasyonunun kabul ettiği bayrağı Kürt bayrağı gibi gösterme, böyle bir algı yaratma çabaları bulunmaktadır. Bu, ulus devlet çağında yaratılan bir algıdır. Bir ulusun egemen sınıflarının halk üzerinde hakim olmasını ifade eden bir bayrağın tüm halkın bayrağı gibi gösterilmesi bir çarpıtmadır. Kuşkusuz bu da bir bayraktır, ama tüm halkı temsil ettiğinin söylenmesi doğru değildir.“

 PKK’nin kendi tabanının dahi bayrak konusunda O’nun gibi düşünmediğini de belirtelim.

Kürd milleti ve dünyanın kabul ettiği Kürd bayrağı Ala Rengin’dir. Kürdlerin en önemli sembollerinden biridir. Her milleti temsil eden bir bayrak var, Kürd milletini temsil eden de Ala Rengin’dir. PKK’nin veya “Demokratik Konfederal Sistem“ dedikleri faraziyenin de bayrağı olabilir, ama, “bu tüm Kürd halkının bayrağıdır“ demek maksatlı ve gülünçtür de.

Bunu Kürd hakı ile birlikte komşu toplumlara da dayatmaktalar.

Komşu toplumların bundan haberi bile yok. Rızalarının alınmasına dahi gerek kalmamış! Peki, sormazlar mı onlar adına böyle bir bayrak oluşturma hak ve yetkisini kimden alıyorsunuz? Bimezler mi ki komşu toplumlar böylesi bir oluşumda yer almanın ötesinde büyük emeklerle yetiştirdikleri çocuklarını davullu-zurnalı halaylarla “En büyük asker bizim asker“ çığırtkanlığıyla “Demokratik Konfederal Sistem“i kurmaya çalışanları öldürmek için savaş cephesine gönderdiklerini.

Mustafa Karasu ve bağlı olduğu güç bunu görmüyor mu?

Mustafa Karasu ve partisinin “Demokratik Konfederal Sistem“i birlikte kurmaya çalıştığı halkların dediği bunlardır.

Geriye kim kaldı?

Türk egemenlik sisteminın kozmik oda mensubu birkaç unsuru Kürd halkının sırtına yükleyerek meclise gönderdikleriyle mi “Demokratik Konfederal Sistem“i kuracaklar? Onlar bu teoriyi Kürdlere dayatanlardır. Kürdler devlet olmasın diye bu teoriyi zaten üreten ve uygulayanlardır, mamülü imalatçısına mı satacaksınız!

Bunlardan başka geriye kim kaldı: Kürdler!

Kürdler zaten sahadadır. Sahada olmasının nedeni ise “bir karış özgür toprak“ yaratma ihtiyaç ve sevdasıdır. Yoksa “Demokratik Konfederal Sistem“ diye menşei ‘belli olmayan’ fantazma için değildir.

Mustafa Karasu hangi fütüristik çağda yaşıyor bilmiyorum. İlgili yazısını okuduğumda dünya insanlığı komünizmi veya post-komünizmi mi yaşıyor diye düşünmeden edemedim. Dile getirdiği birçok tez gelecekte ama o gelecek bugünden yarına değil, belki yüzyılları alır, işte o zaman toplum bunları belki hayata geçirebilir. Fakat bugün değil. Bu kadar anakronik düşünmeye gerek var mıydı!

Bugünün Kürdistan sorununun çözümünün Mustafa Karasu’nun dile getirdiği yaklaşımla giderilemeyeceğini her realist insanın gördüğüne eminim.

Dile getirdiği düşüncelerin hayat bulması için bir kere dünyanın en aşağı dörtte üçünün devletsel örgütlenmeyi aşmasını gerektirir. Oysa bugün bırak bir devletin sönümlenmesini, eski devletlerin yıkıldığını ve burdan daha küçük devletlerin çoğaltıldığını görüyoruz. Ki ABD’in 21. Yüzyılın Projesi olarak sunduğu ve uygulamaya koyduğu GOP (Genişletilmiş Orta Doğu Projesi) Fas’tan Pakistan’a kadar 22 ülkenin bölüneceği, yeni sınırların, yeni devletlerin kurulacağı tezi üzerine kuruludur.

PKK’nin buna itirazı mı var?

Bunu varsayalım, ama bunu hangi güç ile engeleyecek?

El insaf yani. Kobani’de gördük. ABD olmasaydı Kobani düşmeyecek miydi? Kuşkusuz Kürdler ölümüne savaştı ama bu Kobani’nin düşmesini engelemeye yeterli miydi? Onu da geçtik. ABD’nin desteği olmasa Kürdistan’ın Güney Batısı’nda PYD/YPG kaç gün dayanabilir? Şunu biliyoruz; Kürdistan’ın Güney Batısı’nda Kürdler disiplinli, organizeli ölümüne savaşmaktadırlar. Kendi geleceklerini kurmak için can bedeli bir savaş vermektedirler. Ağır bir bedel verdiklerini de dünya alem görmektedir. Bu mücadelede zaferle çıkacaklarından da kimsenin şüphesi yoktur.

Peki sonra ne olacak?

Şu mu denilecek; “Kürdler için bir statüye gerek yok, hele şu kafa kesenler de bizim seviyemize gelsin, oturup birlikte ‘Demokratik Konfederal Sistemi’ oluşturalım’’ mı denilecek?

Böyle bir akıldışılık olur mu?

Küresel güçlerin Kürdlere bir statüko kazandırmaya çalıştığı bu süreçte Kürdlere “Demokratik Konfederal Sistem“i dayatmak Kürd milli mücadelesini boşa çıkarmak demektir. Türk egemenlik sistemi, Abdullah Öcalan’ı bunun için Kürdlere dayattı. “Abdullah Öcalan’ın yanlışlarının da militanıyım“ diyen Mustafa Karasu’nun kendisine referans aldığı “Serok Apo“ dediği bu Abdullah Öcalan’dır. “Devlet ve iktidar çözümlemelerinin zirvesi günümüzde Önder Apo tarafından yapılanlar olmuştur“ deyip bu amentüye iman etmiştir. İlahi Karasu, el insaf hani “Önder Apo“ dediğiniz Öcalan’ın uçakta gözleri açıldığında sarfettiği ilk cümle, “Devlet imkan verirse hizmete hazırım“ dediğini nasıl unuttun?

Devlet derken hangi devlete işaret etmekteydi?

Bu devletin TC devleti olduğunu inkar mı ediyorsun?

Daha sonra, “Altın tepside bağımsız Kürdistan’ı sunsalar elimin tersiyle iterim“ dediği videolar da mevcuttur. Abdullah Öcalan’ın “devlete karşıyım“ derken bağımsız Kürd devletine karşıyım dediğini aklı kafatasının içinde duran her insan bilir. Fakat Kürdistan’ı sömürgeleştiren devletlere karşıyım dediği tek bir cümlesi yoktur. Dahası hizmeti vardır. “Bunlar taktiktir heval“ demek bugünden sonra pek inandırıcı değildir. Fakat bu marazi düşünce aşılabilir. Bunu yapacak olanlar da PKK kadro ve tabanıdır. Çünkü kan ve can verenler onlardır. Emeklerinin, fedekarlıklarının karşılığını istemek onların en doğal hakkıdır.

Mustafa Karasu fantazmasını genleştirmeye devam ediyor. Fantazmayı gerçekmiş gibi gösteriyor ve bunu da “Önder Apo“suna bağlıyor: “Ancak devlet ve demokrasi birbirlerine zıt olgulardır. Ne kadar çok devlet o kadar az demokrasi, ne kadar çok demokrasi o kadar az devlet formülü ve diyalektiği vardır. Zaten bugün devletin hakim olduğu kapitalist modernist çağda bile devletin küçültülmesinden söz edilmektedir. Artık devletsiz yaşam, devletsiz toplum, devletsiz siyasal, ekonomik, toplumsal ve kültürel yaşam düşünme çağı gelmiştir.“

 Bu anakronizm neye dayandırılıyor?

Mustafa Karasu, demokrasinin de bir devlet biçimi olduğunu bilmez mi?

Bu zihniyet Kürd milletine milli devlet “kurdurmazuk“ politikası üzerine inşa edilmesi düşüncesidir.

Günümüzde demokrasinin en çok geliştiği ülkelere bakalım bir. Orada demokrasinin devletle tezat oluşturmadığı görülecektir. Kuşkusuz kısmi olarak sosyal bir yapısı var. Toplumun ev, iş, güvenlik, sağlık, cinsi vs. sorunlarını şöyle böyle çözmüştür ama toplumun tüm yeraltı ve yerüstü kaynaklarana el konulmuştur. Sermayenin tekeline sunulmuştur. Üstüne kapı gibi bir de devletin vergisi konulmuştur. Sistem katı bir polis organizasyonuna dönüştürülmüştür. Denilebilir ki bu burjuva demokrasisidir. Biz sosyalist demokrasiyi de, Sitalin’nin, Beria’nın demokrasisini de gördük. Anlaşılıyor ki şu an toplumların gelişmişlik düzeyi kurgumuza uygun dizayn etmeye el vermiyor. Ki ayrıca bu ‘hülyayı’ uygulamaya çalıştığınız Orta Doğu toplumlarıdır. Bu toplumların Avrupa toplumlarından iki yüzyılık bir gecikmişliği olduğu bilinmelidir. Bunlar bunu bilmiyenler değildir. Bunları bilip de hayat bulmayacak fantazilerinin amacı ne diye merak ediyorum. Dünyada hangi devlet veya devletler söndü de Mustafa Karasu böylesine fütüristik bir iddiada bulunabiliyor. Bizim bildiğimiz devletlerin sönmesi bir yana habire yeni devletlerin amipler gibi bölünüp çoğaldığıdır. SSCB’nin dağılmasıyla gerek Rusya’da, gerek Doğu Avrupa’da sayısız devlet doğdu. Daha doğacaklar da var. Keza Arap dünyasında birçok devlet doğdu. Dünyanın dörtbir yanında baskı altında olan millet ve milli azınlıkların ve hatta dini mezheplerin devlet olma mücadelesi var. ABD tarafından uygulamaya konulan 21. Yüzyıl Projesi olan GOP ile sayısız devletin doğacağı bekleniliyor ki bunlardan bir tanesi Kürd milli devleti olacaktır.

Bu koşullarda Mustafa Karasu ve partisi bunu nasıl ve hangi güç ile “Demokratik Konfederal Sistem“e çevirecektir?

Dahası hangi komşu toplum ile?

Türklerle mi, Farslarla mı, yoksa Araplarla mı?

Türk, Arap ve Farslar’ın Kürdlerle “Demokratik Konfederal Sistem“ kurma diye bir projeleri yoktur. Onların çabaları Kürd milletini sömürge tahakümü altında tutmaktır. Var olma nedenlerini bunun üzerine inşa etmişlerdir. Kürdlere gelince bir an önce sömürge tahakümünden kurtulma derdindedirler. Bu nedenle kuşanıp “bir karış özgür toprak“ için dağa çıktılar. Bugün de bu düşüncededirler. Bünyesinde mücadele ettikleri PKK dahil tüm Kürd siyasal örgütlerinin bunun için mücadele ettiklerini düşünüyorlar. Yarın bağımsızlık koşulları doğduğunda “istemezük“ mu denilecek?

Mümkün mü bu?

Bugün bu sürrealizmi çoğu çevreye “taktiktir heval“ demek mümkün ama bağımsızlık anı geldiğinde bu manevranın da alanı kalmayacaktır. Kürdistan halkı fidan gibi evlatlarını bu dava uğruna verdi. Maddi olanaklarını sundu. Evi başına yıkıldı. Namusu kirletildi, tüm bunlar ne adına demiyecek mi? “Hele komşu toplumlar da bizim gibi düşünsün, onları bekleyelim birlikte Demokratik Konfederal Sistemi kuralım“ mı denilecek?

Böyle bir irrasyonalizm yine mi olur dersiniz?

Kuşkusuz olmaz…

O zaman ne mi olur?

Maddi ve manevi değerlerini devrime vermiş Kürdistan halkı, “Bu hilkat garibesi fantazmayı tarihin geri dönüşüm sepetine attım, milli devletimi kuruyorum“ der ve çıkar işin içinden. O zaman halka ‘yok kaderine razı ol’ mu denilecek? Yoksa halka karşı mı savaşılacak?

Tartıştığımız konuya bakın…

Mayalar boşuna, ‘Tanrılar birini mahfetmek istediklerinde önce aklını alırlar’ dememiş meğer…

Sonuç olarak Kürdistan halkının ulaştığı milli duygu potansiyeli bu irrasyonel yaklaşımlara sığmayacak kadar büyümüştür. Bu düşünce sahiplerini ya değiştirirler, ya da aşarlar. Ki bu potansiyelin bir başka destek gücü daha var. O da ‘küresel güçler’dir. Herkes hesabını kitabını buna uygun yapmakla karşı karşıyadır. Uyum sağlayan dinamikler Kürd milletiyle birlikte iktidar olur. Gerisi aşılır.

Bir dönem Sarkozi, Obama için; ”temelsiz ümitlerin müteahhidi” demişti…

Mustafa Karasu da sanırım böyle bir müteahhit olmak istiyor…